Namaz

10.01.2024

1217

Namazı Farklı Dillerde Kılmanın Hükmü

Namaz, Arapça dışında kişinin kendi diliyle kılınabilir mi? Mesela kişi hiç sûre bilmiyorsa Türkçe, İngilizce anlamları ile kılabilir mi? Bu hususa yönelik hüküm nedir?

19.01.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İslam dininde, namazda Kur'an'ın aslı olan Arapça lafızlarla kıraat edilmesi (okunması) temel bir rükündür ve ibadetin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla keyfi bir tercihle veya anlamını bilerek kılmak maksatlı namazın Türkçe veya İngilizce gibi dillerde kılınması caiz görülmemektedir.

Ancak, İslamiyet'e yeni girmiş veya henüz namaz kılacak kadar kısa bir sureyi dahi ezberleyememiş kişiler için "zaruret" ilkesi devreye girmektedir. Bu özel ve geçici durumda kişi, namazı terk etmek yerine meallerden veya bildiği tesbihatlardan yararlanabilir veya hiçbir şey okumadan sadece namaz hareketleriyle namazını kılabilir. Fakat bu durum kişinin öğrenme süreciyle sınırlı hususi bir ruhsattır. Kişi namazı ikame edebilecek asgari düzeyde (örneğin bir kısa ayet) ezber yaptığı andan itibaren, bu ezberi ile kılması şarttır. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda İmâm-ı A‘zam'ın fetvasının bazı hususiyetleri konusunda şöyle demektedir:

İmâm-ı A‘zam'ın fetvâsı “beş cihette” hususîdir: Birincisi: Merkez-i İslâmiyetten uzak diyâr-ı âherde bulunanlara âittir. İkincisi: İhtiyâc-ı hakîkîye binâendir. Üçüncüsü: Bir rivâyette lisan-ı ehl-i cennetten sayılan Fârisî lisânıyla tercümeye mahsûstur. Dördüncüsü: Fâtiha’ya mahsûs olarak cevaz verilmiş, tâ Fâtiha’yı bilmeyen namazı terk etmesin. Beşincisi: Kuvvet-i îmândan gelen bir hamiyet-i İslâmiye ile, maânî-i mukaddesenin avâmın tefehhümüne medâr olmak için cevaz gösterilmiş.1

Yani, Birincisi: Bu izin, İslamiyet’in merkezinden ve ilim meclislerinden çok uzak olan, Arapçayı öğrenme imkanı bulunmayan bölgelerdeki kişilere yöneliktir. İkincisi: Keyfi bir seçim değil, kişinin ibadetini yerine getirebilmesi için başka bir yolunun kalmadığı gerçek bir ihtiyaç durumuna dayanmaktadır. Üçüncüsü: Her dile değil, bazı rivayetlerde cennet lisanı içinde sayılan Farsça gibi belirli dillere mahsustur. Dördüncüsü: Sadece Fatiha suresiyle sınırlıdır; temel amaç, Fatiha'yı henüz ezberleyememiş olan yeni Müslümanların namazı tamamen bırakmasını önlemektir. Beşincisi: İmanı güçlü ancak bilgisi az olan halk tabakasının, okunan kutsal manaları ana hatlarıyla anlayıp ibadete ısınmalarını sağlamak amacıyla verilmiş geçici bir ruhsattır.

Bu bağlamda Bediüzzaman Hazretleri söz konusu iznin genel bir kural olmadığını, sadece belirli şartlar altında ve öğrenene kadar geçerli olan istisnai bir durum olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 319.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız