Öncelikle sorunuzun cevabına ebced ve cifir ilimlerinin tanımları ile başlayalım. Ebced; Arap harflerine belirli sayısal değerler verip, kelime ve cümlelerin toplamından tarih veya işaret mânâları çıkarmaya yarayan hesaptır. Cifir ise ebcedi de içine alan daha geniş bir tabir olarak; harf ve rakamlar üzerinden remzî işaretler ve bazı vukuata dair tevafuklar çıkarmaya dair bir ilim diye kullanılır. Özetle; Ebced, yöntem/hesap kısmıdır; cifir, bu tür hesap ve işaretlerin ait olduğu daha geniş bir sahadır.
Ebced ve cifir kullanmak suretiyle birçok âlim, farklı hususlara bakan tarihler çıkarmışlardır. Bediüzzaman Hazretleri de ebced ve cifir hesaplarını kullanmak suretiyle tarihler elde etmiştir. Numune olması cihetinden birkaçını buraya alıyoruz:
1358 (m. 1942) Teşrîn-i Sânî, otuzuncu günü Karadağ başına çıkıyordum. “İnsanların, hususan müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasâretleri ne vakitten başladı, ne vakte kadar devam edecek?” hatıra geldi. Birden her müşkilimi halleden Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân, Sûre-i ve’l-Asr’ı karşıma çıkardı. “Bak!” dedi. Baktım. Her asra hitâb ettiği gibi, bu asrımıza da daha ziyâde bakan وَالْعَصْرِ ٭ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ âyetindeki اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ makam-ı cifrîsi bin üç yüz yirmi dört (m. 1908) edip, hürriyet inkılâbıyla başlayan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalya harbleri ve Birinci Harb-i Umumî mağlûbiyetleri ve muahedeleri; ve şeâir-i İslâmiyenin sarsılmaları; ve bu memleketin zelzeleleri ve yangınları; ve İkinci Harb-i Umumî'nin zemin yüzünde fırtınaları gibi semâvî ve arzî musibetlerle ve hasâret-i insaniye ile, اِنَّ الْاِنْسَانَ لَف۪ي خُسْرٍ âyetinin bu asra dahi bir hakîkatini, maddeten aynı tarihiyle gösterip bir lem‘a-i i‘câzını gösteriyor.1
Bediüzzaman Hazretleri, Asr Sûresi’nin işaret ettiği ileride gerçekleşecek bazı olayları tarihleriyle beraber bulmuştur. Bu olaylar; İkinci Meşrutiyet’in ilânı, saltanatın kaldırılması, Balkan ve İtalya savaşları, Birinci Dünya Savaşı, birtakım felâketler ve İkinci Dünya Savaşıdır. Yine başka bir yerde şöyle bir çıkarıım yapmaktadır:
Kevser’ kelimesi kudsî, câmi‘, küllî, nûrânî bir kelime olduğundan, ma‘nâ-yı lügavîsi olan hayr-ı kesîrden ve uhrevî Havz-ı Kevser'den ve ma‘nevî Havz-ı Kevser olan Kur’ân’dan tut, tâ hayr-ı kesîr ıtlâkına mâsadak olan Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’a i‘tâ edilen bütün hedâyâ-yı Rahmâniye ve fütûhât-ı Rabbâniyeye, tâ feth-i Mekke ve feth-i Beytü’l-Makdis ve feth-i Şâm ve feth-i İstanbula kadar ma‘nâları olduğu gibi, o ma‘nâlara da işârâtı var. Meselâ, âb-ı zemzeme-i Kur’ânın menbaı ve Havz-ı Kevser'i olan Mekke-i Mükerreme’nin sekizinci senesindeki târîh-i fethine, tekerrürsüz harflerin sekiz adediyle ve mütekerrirlerin yine sekiz adediyle ve elif’in sekiz tekerrürüyle ve nûn'un sekiz tekerrürüyle ve feth-i İstanbula işaret eden كَ الْكَوْثَرَ فَ sekiz harfiyle tevâfuk sırrıyla ve beş def‘a sekizlerin ittifâkıyla tevâfuku, şu fütûhâtçı sûre-i nûraniyede, elbette tesâdüfî olamaz. Belki tevfîk edilen kudsî bir işarettir.2
Bu paragrafta ise Kevser Suresinin işaret ettiği hadiseler nazara verilmiştir. Bu kapsamda Peygamber Efendimize (sav) verilen bütün manevi hediyeler, Mekkenin, Kudüs ve Mescidi Aksa'nın, Şam'ın ve İstanbul'un fethine kadar manevi işaretleri vardır. Bu işaretler elbette tesadüfi olamaz. Yine bir başka örnek şöyledir:
Nasıl bu sûre, beş cümlesinden dört cümlesiyle, bu asrımızın dört büyük şerli inkılâblarına ve fırtınalarına ma‘nâ-yı işârîyle bakar. Aynen öyle de, dört def‘a tekraren مِنْ شَرِّ (şedde sayılmaz) kelimesiyle âlem-i İslâmca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgû fitnesinin ve Abbâsî Devleti’nin inkırâz zamanının asrına, dört def‘a ma‘nâ-yı işârî ile ve makam-ı cifrî ile bakar ve parmak basar. Evet, şeddesiz (شَرْ) beş yüz eder. (مِنْ) doksandır. غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ (m. 1971) kelimeleri bu zamana değil, belki غَاسِقٍ bin yüz altmış bir (m. 1748) ve اِذَا وَقَبَ sekiz yüz on (m. 1407) ederek o zamanlardaki ehemmiyetli maddî ve ma‘nevî şerlere işaret eder. Eğer beraber olsa, mîlâdî bin dokuz yüz yetmiş bir (m. 1971) olur. O târihte dehşetli bir şerden haber verir. Yirmi sene sonra şimdiki tohumların mahsûlü ıslah olmazsa, elbette tokatları dehşetli olacak.3
Bu paragrafta ise Hazret-i Üstad, Felak Sûresi’nin işaret ettiği hâdiselere işaret etmiştir. Bu hâdiseler ise İslâm'ca en dehşetli olan Cengiz ve Hülâgû fitnesi, Abbâsî Devleti’nin yıkılışı, Osmanlı Devleti’nin fetret dönemi, 1748 yıllarında meydana gelen yangınlar ve salgın hastalıklar olarak nazara verilmiştir. 1971 muhtırası, yani sıkıyönetim devri de yine bu sûrenin işaretleri içindedir.
Bediüzzaman Hazretlerinin Ebced Hesabıyla Bulduğu Bazı Mühim Tarihler:
Nasr Sûresi’nden Mekke’nin, Şam’ın ve Kudüs’ün fetih tarihleri ile Hz. Peygamber (asm)’ın vefat yaşını çıkarmıştır.
Ayrıca, “Benden sonra hilâfet otuz senedir.4” Hadis-i Şerifinden Osmanlı hilâfetinin sona erme tarihini de çıkarmıştır.
Bunlar sadece bazı numunelerdir. Özellikle Sikke-i Tasdik-i Gaybi Mecmuasındaki 8. Lema, 18. Lema, 28. Lema, 1. Şua ve 8. Şua risaleleri neredeyse tamamen ebced ve cifir hesabı üzerinden telif edilmiştir. Bu risalelerin bir kısmının baştan sona şerh ve izahları sitemizde mevcut olup istifade edilebilir.
18. LEMA'NIN TAMAMININ ŞERH VE İZAHI
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybi, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 43.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 197.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 222.
Müsned, V, 220-221; Ebû Dâvûd, “Sünnet”, 9.

