RİSALE-İ NUR

07.03.2011

4919

Tarîkatten Hisse Almanın İmanı Muhafazaya Etkisi

 "Tarîkatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkilleşmiştir." cümlesini açıklar mısınız?

08.03.2011 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Risale-i Nur'da geçen ilgili metni cümle cümle kısaca izah etmeye çalışalım:

Tarîkat, yani sünnet-i seniye dâiresinde tarîkatin hasenâtı seyyiâtına kat‘iyen müreccah olduğuna delil, ehl-i tarîkat, ehl-i dalâletin hücumu zamanında îmânlarını muhâfaza etmesidir.

Sünnet-i Seniyye ölçülerine bağlı tarîkat yolunun faydalarının, zararlarından çok olduğunun delili şudur: Allah'ı ve Peygamberimizi (sav) inkâr fikrinin hâkim olmaya çalıştığı âhir zamanda, tarîkat ehlinin imanlarını koruyabilmesidir.

Âdî bir samîmî ehl-i tarîkat, sûrî, zâhirî bir mütefenninden daha ziyâde kendini muhâfaza eder.

Tarîkatte samimi olan sıradan bir kişi, dini daha çok şekil ve dış görünüş seviyesinde taşıyan; matematik, fen, coğrafya gibi pozitif ilimlerde ileri bir kimseye (mütefennin) kıyasla bu inkâr fikrî hücumlarına karşı kendini daha sağlam koruyabilir.

O zevk-i tarîkat vâsıtasıyla ve o muhabbet-i evliyâ cihetiyle îmânını kurtarır.

Çünkü tarîkatın kalpte doğurduğu manevî zevk ve evliyâya karşı oluşan sevgi bağı, onun imanını diri tutar; şüphe ve inkâr çalkantılarından imanını muhâfaza etmesine vesile olur.

Kebâirle fâsık olur. Fakat kâfir olmaz. Kolaylıkla zındıkaya sokulmaz.

Bu kişi, nefse yenilip büyük günahlara düşerek fasık olabilir; fakat imanını kaybederek küfre girmez. Hem dini temelden yıkmayı hedefleyen inkârcı cereyanlara kolayca dâhil edilemez; kalbinde bir tutunma noktası vardır.

Şedîd bir muhabbet ve metîn bir i‘tikād ile aktâb kabûl ettiği bir silsile-i meşâyihi, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütmediği için onlardan i‘timâdını kesemez. Onlardan i‘timâdı kesilmezse, zındıkaya giremez.

Tarîkat ehli, kuvvetli bir muhabbet ve sağlam bir imanla bağlandığı mürşidler silsilesini (manevî rehberler zincirini) çok güçlü propagandalar karşısında bile gözünde değersizleştirmez; o silsileye itimadını yıkamaz. Bu silsileyi ve temsil ettiği manevî yolu değersiz görmediği için onlara olan güven bağını koparmaz. Güven bağı kopmadıkça, inkâr ve dinsizlik cereyanlarının telkinlerine kapılıp onların yollarına ve fikirlerine girme ihtimali de azalır.

Tarîkatte hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik âlim zât da olsa, şimdiki zındıkların desîselerine karşı kendini tam muhâfaza etmesi müşkilleşmiştir.1

Tarîkatten kalbî bir pay almayan, yani kalbi zikir-muhabbet-intisap gibi manevî dinamiklerle kuvvet kazanmayan kimse; çok derin araştırmacı bir ilim adamı bile olsa, âhir zamanda inkâr fikrinin kurduğu ince tuzaklara karşı kendini bütünüyle koruması çok zorlaşmıştır.

Soruda Sorulan Kısmın Detaylı İzahı

Tarîkatte hissesi olmayan: Sünnet-i Seniyye dairesinde kalbi terbiye eden mânevî hayattan (zikir, nefis muhasebesi, ihlâs, takvâ, salihlerle beraberlik gibi) istifadesi bulunmayan; dinin “kalbe kuvvet veren” yönünden pay almayan kimse demektir.

Kalbi harekete gelmeyen: Dini yalnız zihinde bilgi olarak taşıyan; fakat kalbinde Allah’a karşı muhabbet, haşyet, ubudiyet şevki ve haramlardan sakındıran iç canlılık yeterince uyanmayan kişi demektir.

Bir muhakkik âlim zât da olsa: Derin ilme sahip bir ilim adamı bile olsa mânâsındadır. Burada ilim küçümsenmez; yalnız ilme ilâveten kalbin de kuvvetlenmesi gerektiği vurgulanır.

Şimdiki zındıkların desîseleri: Dinsizliği veya imanı zayıflatmayı hedefleyen cereyanların; şüphe yayma, günahı cazip gösterme, dini küçük gösterme, vesvese üretme gibi ince plan ve tuzaklarıdır.

Kendini tam muhâfaza etmesi müşkilleşmiştir: Bu hücumlar karşısında kişinin imanını ve istikametini bütünüyle koruması zorlaşmıştır demektir. “İmkânsız” denmiyor; “zorlaştı” deniyor.

Cümlenin Vermek İstediği Ana Mesaj

Bediüzzaman Hazretleri, bu zamanda hücumun sadece “fikrî tartışma” şeklinde kalmadığını; kalbi hedef alan bir hücum hâline geldiğini bildirir. Bu sebeple sadece bilgi (aklî deliller) her zaman yeterli kalkan olmayabilir. Kalbin de güçlenmesi gerekir. İbadet, dua, zikir, takvâ, ihlâs gibi esaslar kalbi diri tutar. Mânevî bağ ve muhabbet de (Sünnet-i Seniyye dairesinde evliyâya muhabbet, salihlerle beraberlik ve mânevî terbiyeye intisap) şüphe ve günah dalgalarına karşı kalpte bir tutunma noktası olur.

Neden “muhakkik Âlim Bile Olsa” Deniyor?

Çünkü şüphe ve inkâr bazen aklı meşgul etmekten ziyade, nefsi okşayarak ve günahı normalleştirerek kalbi gevşetir. Kalp ibadet ve takvâ ile kuvvet bulmazsa; kişi çok bilgili olsa da sürekli gelen vesveselere ve cazibelere karşı daha çok zorlanabilir. Cümle, ilmi reddetmez; ilme ilâveten kalbî/mânevî terbiyenin bu zamanda büyük bir muhafaza vesilesi olduğunu söyler.

Evet, bu zamanda bir insanın tek başına dinini öğrenerek yaşaması çok zordur. Çünkü Allah'ı ve Peygamberimizi (sav) inkâr fikri toplu olarak her yerden bizlere saldırmaktadır. Birleşerek ordu hâline gelen böyle bir kuvvete karşı tek başımıza mücadele ederek imanımızı ve maneviyatımızı korumamız çok zorlaşmıştır. Onun için biz Müslümanların da bir cemaat kuvvetinden manevi destek alarak inancımızı muhafaza etmeye çalışmamız, olmazsa olmaz bir hâl almıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:

Bu zaman, cemâat zamanıdır. Ferdî şahısların dehâsı, ne kadar hârika da olsalar, cemâatin şahs-ı ma‘nevîsinden gelen dehâsına karşı mağlûb düşebilir. 2

Yani bu zaman cemaat zamanıdır. Cemaat hâline gelmiş dinsizlik fikrine karşı tek başına hareket ederek kazanma ihtimalimiz çok düşük olur. Onun için bizlerin de bu dinsizlik akımına karşı cemaatleşerek, beraber ve toplu hareket etmemiz gerektir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 331

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 315.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız