RİSALE-İ NUR

09.12.2020

4387

Bediüzzaman Hazretleri'ne Göre Mutezile'nin Hatalı Görüşleri Nelerdir?

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nurda Mutezile ve İtizal fırkasından bahsetmekte midir? Bilgi verebilir misiniz?

09.12.2020 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'un bazı yerlerinde Mu‘tezile fırkasına değinmektedir. Bu, genellikle Mu‘tezile ile ehl-i hak olan Ehl-i Sünnet’i mukayese ve karşılaştırma şeklindedir. Buralarda hem Mu‘tezile'nin bazı temel görüşleri hakkında hem de bu görüşlerin yanlışlığı hakkında bilgiler elde etmek mümkündür. Bunlardan bazıları şu şekildedir.

Hüsün ve Kubuh Meselesinde Fark
Mu‘tezile ile Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat arasındaki mühim ihtilaflardan biri, bir şeyin güzel veya çirkin oluşunun neye bağlı olduğu meselesidir. Yani bir fiil veya eşya, zatında güzel yahut çirkin olduğu için mi Allah onu emretmiş veya nehyetmiştir; yoksa Allah emrettiği için mi güzel, nehyettiği için mi çirkin olmuştur? İhtilafın düğüm noktası burasıdır.
Mu‘tezile, fiil ve eşyada güzel ve çirkinliğin zati olduğunu söyler. Yani bir şey, kendi mahiyetinde güzel olduğu için emredilmiş; çirkin olduğu için de yasaklanmıştır, der. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle nakleder:

Birinci merhem: Bu gibi vesvese ehl-i i‘tizale layıktır. Çünkü onlar derler: Medar-ı teklif olan ef‘al ve eşya, kendi zatında ahiret i‘tibariyle ya hüsnü var, sonra o hüsne binaen emredilmiş. Veya kubhu var, sonra ona binaen nehyedilmiş. Demek eşyada ahiret ve hakikat nokta-i nazarında olan hüsün ve kubuh zatidir. Emir ve nehy-i İlahi ona tabi‘dir. 1

Bu anlayışın neticesinde insan, yaptığı amelde daima “Acaba amelim nefsü’l-emirdeki güzel surette yapılmış mıdır?” diye bir vesveseye düşebilir. Nitekim Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu açıkça şöyle bildirir:

Bu mezhebe göre, insanın her işlediği amelde şöyle bir vesvese gelir: Acaba amelim, nefsü’l-emirdeki güzel surette yapılmış mıdır?2

Yani kişi namazını, abdestini veya başka bir ibadetini zahiren doğru yapmış olsa bile, hakikatte o amel, olması gereken tam güzel surette oldu mu, olmadı mı diye tereddüde düşer.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ise, güzel ve çirkinliği Allah’ın emrine ve nehyine bağlar. Allah bir şeyi emreder, sonra o şey hasen, güzel olur; nehyeder, sonra çirkin olur. Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki ifadesi şöyledir:

Ama mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: ‘Cenab-ı Hakk bir şeye emreder, sonra hasen olur. Nehyeder, sonra kabih olur.’ Demek emir ile güzellik; nehiy ile çirkinlik tahakkuk eder.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’i mezheb-i hak olarak ifade etmektedir. Bu düstura göre kişi, ibadetin veya bir amelin şartlarına uygun hareket etmişse ve bilmediği gizli bir fesat sebebi varsa, o amel onun hakkında hem sahih hem hasen olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle bir misal verir:

Mesela, sen namaz kıldın veya abdest aldın. Halbuki namazını ve abdestini fesada verecek bir sebeb, nefsü’l-emirde varmış. Lakin sen ona hiç muttali‘ olmadın. Senin namazın ve abdestin hem sahihtir, hem hasendir. 3

Mu‘tezile ise böyle bir amelin hakikatte hasen olmadığını söyler; fakat cehil ve özür sebebiyle kabul edileceğini ileri sürer. Üstad Bediüzzaman bu durumu şöyle ifade eder:

Mu‘tezile der: Hakikatte kabih ve fasiddir. Lakin senden kabul edilir. Çünkü cehlin var, bilmedin. Ve özrün var. 4

Demek ki Ehl-i Sünnet, şartlarına uygun yapılan ve bilinmeyen gizli bir kusur sebebiyle bozulduğu fark edilmeyen ibadeti, kişi hakkında hem sahih hem hasen görür. Mu‘tezile ise onu hakikatte fasid ve kabih sayar; yalnız cehalet ve özür sebebiyle kabul edildiğini söyler.
Büyük Günah İşleyenin Hükmü

Mu‘tezile ile Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat arasındaki mühim ihtilaflardan biri de günah-ı kebir yani büyük günah işleyen müminin hükmü meselesidir. Yani büyük günah işleyen bir kimse imandan çıkar mı, küfre mi girer, yoksa imanı devam etmekle beraber günahkâr mı olur? Bu noktada Ehl-i Sünnet ile Mu‘tezile birbirinden ayrılır.

Mu‘tezile mezhebi ve bir kısım Hariciler, büyük günah işleyenin iman dairesinde kalamayacağını söylemişlerdir. Kimisi onu doğrudan kâfir saymış, kimisi de iman ile küfür arasında bir mertebede görmüştür. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hatalı hükmü açıkça şöyle nakleder:

Mu‘tezile mezhebi ve bir kısım Hariciye mezhebi, Günah-ı kebairi irtikab eden kafir olur veya iman ve küfür ortasında kalır, diye hükümlerinde hata ettiklerini...5

Bu anlayışın dayanağı olarak da “Bir insan, cehennemin azabına ve Allah’ın gazabına gerçekten iman etse, böyle büyük günahları nasıl işler?” diye bir itiraz ileri sürerler. Üstad Bediüzzaman Hazretleri onların bu itirazını şöyle nakleder:

Hem derler ki: Bir günah-ı kebiri işleyen bir mü’minin imanı gider. Çünkü Cenab-ı Hakk’a i‘tikād ve cehennemi tasdik etmek, öyle günahı işlemekle kābil-i tevfik olamaz. 6

Onlara göre dünyada küçük bir ceza korkusuyla kendini koruyan bir adamın, ebedi cehennem tehdidine rağmen büyük günah işlemesi, imanla bağdaşmaz görünmektedir.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ise, büyük günah işlemekle kişinin imandan çıkmayacağını kabul eder. Böyle bir kimse kâfir olmaz; imanı devam eder, fakat günahkâr olur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati açıkça şöyle ifade eder:

Hem günah-ı kebairi işlemekle küfre girmediklerini... 7

Yine ehl-i imanın şeytanın desiselerine kapılmalarının da imansızlıktan veya imanın zayıf olmasından gelmediğini şöyle bildirir:

Hem ehl-i imanın desais-i şeytaniyeye kapılmaları, imansızlıktan ve imanın zayıflığından olmadığını...8

Demek ki mü’min, nefis ve şeytanın aldatmasıyla büyük günaha düşebilir. Fakat bu düşüş, tek başına onun imanını yok etmez. Günah işlemesi, imansızlığın değil; nefis, heva, şehvet ve şeytani desiselerin galebesinin neticesi olabilir.

Şerrin Yaratılması ve Halk-ı Ef‘al Meselesindeki Fark

Mu‘tezile ile Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat arasındaki mühim ihtilaflardan biri de şerrin icadı ve fiillerin yaratılması meselesidir. Yani küfür, dalalet ve sair şerlerin yaratılması Allah’a mı aittir; yoksa kul, kendi fiilinin yaratıcısı mıdır? Bu meselede Mu‘tezile ile Ehl-i Sünnet birbirinden ayrılır.

Mu‘tezile imamları, şerrin icadını şer telakki ettikleri için, küfür ve dalaletin yaratılmasını Allah’a vermek istememişlerdir. Güya bununla Cenab-ı Hakk’ı takdis ettiklerini zannetmişlerdir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle ifade eder:

Mu‘tezile imamları, şerrin icadını şer telakki ettikleri için, küfür ve dalaletin hilkatini Allah’a vermiyorlar. Güya onunla Allah’ı takdis ediyorlar. Beşer kendi ef‘alinin halıkıdır diye dalalete gidiyorlar. 9

Demek ki Mu‘tezile, Allah’ı tenzih etmek isterken hataya düşmüş; şerrin yaratılmasını Allah’a vermemek için fiillerin yaratılmasını kula isnat etmiştir. Bu ise tevhid hakikatine uygun değildir.

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ise, yaratma ile tercih etmeyi birbirinden ayırır. Kul bir fiili ister, ona yönelir, onu kesb eder; fakat o fiili yaratan Allah’tır. Şerrin yaratılması başka, şerrin işlenmesi başkadır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati gayet açık bir düstur ile şöyle beyan eder:

Halk-ı şer, şer değildir; belki kesb-i şer, şerdir.10

Halk, yani yaratmak, Cenab-ı Hakk’ın fiilidir ve bir şeyin bütün neticelerine bakar. Bir şey zahiren şer görünse bile, onun yaratılmasında çok hayırlar, hikmetler ve başka güzel neticeler bulunabilir. Bu sebeple şerrin yaratılması, o şerrin bizzat şer ve çirkin olduğu anlamına gelmez.
Kesb ise kulun o şerre kendi iradesiyle yönelmesi, onu istemesi ve ona sahip çıkmasıdır. Çirkin olan budur. Yani günahı günah yapan, Allah’ın onu yaratması değil; kulun onu kötü tercihiyle istemesi ve işlemesidir. Mesela ateşte ısınmak, pişirmek, aydınlanmak gibi birçok hayır vardır. Bir kimse ateşi yanlış kullanıp kendini yaksa, “ateşin yaratılması şerdir” denilmez. Şer, o ateşin yanlış kullanılmasındadır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri şerrin yaratılmasının neden şer olmadığını şöyle açıklar:

Çünkü halk ve icad, umum neticelere bakar. Bir şerrin vücudu, çok hayırlı şeylere mukaddime olduğu için, o şerrin icadı, netice i‘tibariyle hayır olur, hayır hükmüne geçer.11

Yani bir şey zahiren şer gibi görünse de, onun yaratılmasında çok hikmetler, çok hayırlı neticeler bulunabilir. Bu sebeple sırf bazı şerli neticeler göründü diye o fiilin yaratılması şer sayılamaz.

Mu‘tezile, bu sırrı anlayamadığı için, “halk-ı şer, şerdir” zannetmiş ve Cenab-ı Hakk’ı takdis etmek niyetiyle şerrin icadını Allah’a vermemiştir. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle ifade eder:

İşte Mu‘tezile bu sırrı anlamadıkları için; Halk-ı şer, şerdir; ve çirkinin icadı, çirkindir diye Cenab-ı Hakk’ı takdis için şerrin icadını ona vermemişler, dalalete düşmüşler. 12

Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’e göre, kulun elinde yaratmak yoktur; sadece kesb vardır. Hakiki tesir ve icad Allah’a mahsustur. Üstad Bediüzzaman Hazretleri bunu şöyle ifade eder:

Biz Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat, Ehl-i İ‘tizal'e karşı diyoruz ki: Abd, kesb denilen masdardan neş’et eden, hasıl-ı bilmasdar olan esere Halık değildir. Abdin elinde ancak ve ancak kesb vardır. Zira Allah’dan başka müessir-i hakiki yoktur. Zaten tevhid de öyle ister. 13

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  4. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 100.

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.

  6. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 77.

  7. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.

  8. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 75.

  9. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 77.

  10. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 77.

  11. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 77.

  12. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 77.

  13. Bediüzzaman Said Nursi, İşarat-ül İ’caz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 67.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız