Soru

Kuranda Nesh

Neshin varlığına aklen cevaz olduğunu ve bunun Allah'ın bir şeyi bilmemesinden kaynaklanmadığını ve farklı hikmetleri olduğunu en basit haliyle birine nasıl anlatabiliriz? 

Tarih: 22.03.2022 01:34:42
Okunma: 251

Cevap

Nesh bizim bilgimize göre bir tebdildir. Allah Teâlâ’nın ilmine nazarla ise hükmün müddeti için bir beyandır[1]. Bu değişme Allah ilminde sabittir. Yani hükmün öncesi ve sonrası Allah’ın (c.c) ilminde vardı. Bu değişme bize göre olmaktadır. Burada hiçbir zaman Allah’a (c.c) göre caymak veya bilememek manası yoktur.[2]

Allah (c.c) insanlığı kademe kademe eğitmiş ve onları hep bir sonraki emir ve yasaklara hazırlamıştır. Allah’u (c.c) Teâlâ insanlığın eğitiminde tedricilik kanunu uygulamıştır. Bu onun sünnetidir. Nasıl ki ilk okuldaki bir çocuğa üniversitedeki dersler öğretilemez. Onun yaşına ve çağına uygun bir eğitim verilir. İnsanlığın günümüze kadar gelen eğitimi de bu yüzden farklı olması aklın ve mantığın bir iktizasıdır. Mesela bir doktor hastasına önce 20 mg lık bir ilaç veriyor. Daha sonra hastanın durumuna göre dozajı ya azaltır veya yükseltir. Eğer hasta iyileşme gösterirse doktor bunu 10 mg düşürür. Görüldüğü gibi doktor hastaya göre iki farklı hükmü farklı zamanlarda uyguladı. Doktora “sen neden daha önce 10 mg’lık dozaj vermedin” denilmez. Çünkü hasta için en uygun dozaj ne ise o verilmiştir. Veya bir bebeğe nasıl ki ilk önce süt verilir sonrasında da vücut mekanizması gelişip dişleri çıkınca da ona göre yemek yedirilir. O anneye neden bu çocuğa et vermedin denilmez. Günümüz de bazı insanlar bu sırrı anlamadıkları için haşa “Allah önceki hükmü kaldırıp neden sonra başka bir hüküm indiriyor, Allah geleceği göremedi mi?” diye cahilane sorular soruyorlar. Hâlbuki ki yüce Rabbimizin ilminde bu hükümler elan mevcuttur. Fakat hasta olan bizler Allah’ın şifa olarak ruhlarımıza gönderdiği hükümlerini bir anda kaldırmamız veya anlamamız mümkün olmayabilir. Bilindiği gibi kuran 23 yılda nazil oldu. Bu süre vahye direk muhatap olan insanlığa hükümleri tedrici olarak verildiğinin en büyük delilidir. Mesela Mekke’de ilk dönemlerde içki içmek yasaklanmamıştı. Onların şimdilik iman etmeleri isteniyordu. Fakat daha sonra müminler belli bir olgunluğa ve rüşte erişince yani zamanı geldiğinde içki yasaklanmıştır. Bu da Kur’an’ın bir sünnetullah olan tedriciliği esas tuttuğunu gösterir.

“fer‘î hükümlerden biri, bir zamanda maslahat (yararlı, faydalı) iken, diğer bir zamâna göre mazarrat (zararlı) olur. Veya bir ilâç, bir şahsa devâ iken, şahs-ı âhara (başka veya diğer bir şahsa) dâ’ (hastalık) olur. Bu sırdandır ki Kur’ân, fer‘î hükümlerden bir kısmını neshetmiştir. Yani vakitleri bitti, nöbet başka hükümlere geldi, diye hükmetmiştir.”[3]

Yüce Rabbimiz insanlara dönem dönem peygamberler ve nebiler göndermiştir. Sabıken de bahsettiğimiz gibi her dönem ve zamanın şartları farklı olduğu için Allah’a Teâlâ her asra temel esaslar bir olmakla beraber teferruatta yani yeme, içme, ibadet şekli ve bazı yasaklarda farklı hükümler getirmiştir (misal olarak cumartesi yasağı ekle). Allah’a Teâlâ kullarına zulmedici değildir. O her asırda insanlığın şifasına ve yararına olan şeyleri onlara emretmiştir. Burada insanların kaldırabileceği onların yaşam koşullarına uygun insan fıtratına aykırı olmayan hususlar ihsan etmiştir. Bazı emir ve yasaklar zor görünse de insanın ebedi hayatını kurtaran bir uygulama olduğu için o zor görünen emir aslında insana hem bu dünyada hem de ahiret hayatında fayda sağlayacaktır.

Biz biliyoruz ki Allah’u Teâlâ koyduğu kanunların veya tabiatta cari olan hükümlerin mahkûmu değildir. İstediği zaman istediği hükmü siler, kaldırır, yerine başka bir hüküm getirir dolayısıyla kainattaki hiçbir kanuna muhtaç değildir. Mesela Allah’u Teala (c.c) Hz. İsa’ (as)mı babasız yaratarak, kanunlarını istediği zaman değiştirebileceğini bize göstermiştir. Yine biz biliriz ki ateşte Allah’ın yaratması ile yakıcı özellik vardır. Fakat Allah’u Teala ondaki yakıcılık hükmünü geçersiz kılıp veya kaldırıp veya ona o özelliği vermeyerek İbrahim as mı yakmamıştır. Veya isterse asayı bir ejderhaya, dönüştürür denizi ikiye ayırır, ölmüş olanları konuşturur. Burada yüce rabbimizin tabiatta geçerli olan ve sürekli olarak müşahede edilen doğum ve ateşin yakma hükümlerini değiştirdiğini görüyoruz. Evet Allah istediği ve hikmeti iktiza ettiği zaman bu kanunlarını değiştirir.

Yüce Rabbimiz kâinatta müşahede edilen bu yaratılış hükümlerini değiştirdiği gibi şeriatleri yani dini hükümlerini de asırlara göre değiştirir.

 

 

 

[1] Tarifat ,238

[2] Elmalılı, Bakara 106

[3] Nursi, Bediüzzaman, İşaratü’l-İ’caz

 


Yorum Yap

Yorumlar