Bağış Yap

Sorular

4.681

Fal Baktırıp Söylenenlere İnanan Kimse Kafir Olur mu?

İslam inancına göre geleceği ve gizli olanı (gaybı) mutlak olarak bilme yetkisi yalnızca Allah'a aittir. Kur'an-ı Kerim ayetlerinde gaybın bilgisinin sadece Allah katında olduğu açıkça bildirilmiştir:Ve gaybın anahtarları O'nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab'da(Kur'ân'da) bulunmasın!1Falcılık, kâhinlik ve gaybdan haber verme iddiası taşıyan işlerle meşgul olmak veya bunlara başvurmak dinen kesinlikle yasaklanmış haram davranışlardır. Hz. Peygamber (sav) de kâhin veya falcılara gidip onların geleceğe dair söylediklerini tasdik etmeyi şiddetle nehyetmiş ve bu tür tutumları uyarıcı bir dille kınamıştır. Dolayısıyla fal baktırıp geleceğe dair verilen haberlere inanmak İslam inanç esaslarına ve tevhid ilkesine aykırı ağır bir günahtır.2Bu durumun kişiyi dinden çıkarıp kâfir yapıp yapmayacağı hususunda ise fıkıh ve itikat alimleri önemli ayrımlar yapmışlardır. İslam fıkhında bir fiil veya sözün "küfür" niteliği taşıması ile o fiili işleyen kimsenin müstakil olarak "kâfir" ilan edilmesi aynı şey değildir. Eğer bir kimse, Allah'tan başka bir varlığın veya falcının Allah'tan bağımsız olarak gaybı bildiğine inanır ve İlâhî kudretin üstünde bir bilgi iddiasını kabul ederse, dinin açık nasslarını inkar etmiş olacağından dinden çıkma riskiyle karşı karşıya kalır. Ancak Allah'ın birliğine ve sıfatlarına inanan bir Müslüman, cahillik, merak veya nefsi bir zaaf sebebiyle fal baktırır ve söylenenlere kesin bir inanç beslemeden meylederse, bu kimse doğrudan dinden çıkıp kâfir olmaz. Fakat büyük bir günah ve haram işlemiş olur. Ehl-i kıble olan ve kelime-i tevhidi benimseyen bir kimseyi hemen tekfir etmek doğru görülmemiştir. Bu tür yanlışlara düşen kişilerin derhal tövbe ve istiğfar etmeleri gerekmektedir.3KaynakçalarEnam, 6/59.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 89.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 63-64.

Kudret Kanunlara Taalluk Eder mi?

Sözlükte kanun, nesnelerin kendisiyle ölçüldüğü ölçü aletine denir. Terim olarak ise herkesi bağlayıcı hükümler anlamında kullanılır. Tabiat kanunları, iki varlık veya iki olay arasında görülen sabit bir nispettir. Bu kanunlar değişmez; ancak mümkün olup zaruri değildir. Bediüzzaman Hazretleri'ne göre kanun, ilim, irade ve emrin türlere olan tecellisidir; yani kanun, emirdendir.Bediüzzaman Hazretleri, kanunların itibari emirler ve vehmi düsturlar olduğunu, dolayısıyla hariçte bir vücutlarının bulunmadığını ifade eder. Ona göre kanun, bir kural olmaktan öteye geçmemeli ve tabii olarak kabul edilmemelidir. Kanunun zihni varlığından öteye geçerek harici bir vücudu olduğu sanılmamalı; itibari olduğu fark edilerek bir hakikat olduğu zannedilmemelidir. Kanunun yalnızca bir âlet olduğunu bilip müessir/tesir sahibi olmadığının şuurunda olmak gerekir.Dolayısıyla kudretin kanunlara taalluku söz konusu değildir. Kudret, kâinattaki kanunlara değil, doğrudan doğruya eşyaya ve hadiselere taalluk eder. Kanun ise kudretin bizzat yaptığı bir iş değil, o icraatın intizamlı ve muntazam surette görünmesinden çıkan itibari bir isimdir. Yani kanun, harici vücudu olan müstakil bir fail değildir; kudret-i İlahiyyenin âdetullah tarzında cereyan eden tasarrufunu tarif eder.Bu sebeple “kanun yapıyor” denilmez; hakikatte yapan kudrettir. Kanun ise yapılan işlerdeki düzenin unvanıdır.Ayrıca BakınızKANUNLARIN YALNIZ İLMÎ VÜCUTLARININ BULUNMASIÂDETULLAH KANUNLARININ İŞLEYİŞİ

1.502

Mahşer Gününde Yakınların Birbirinden Kaçmasının Hikmeti Nedir?

Konu ile ilgili birkaç hadis-i şerifte şöyle geçmektedir:Kıyamet günü insanlar çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak diriltilecekler. “Aişe peki insanların avret yerleri ne olacak, birbirlerine bakmayacaklar mı?” diye sordu. Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “O zaman herkesin kendine yetecek kadar derdi, sıkıntısı ve meşguliyeti vardır.1Sizler kıyamet günü çıplak, yalınayak ve sünnetsiz olarak mahşer yerinde toplanacaksınız. Ben: “Kadınlar ve erkekler bir arada birbirlerinin avret yerlerine bakmazlar mı?” dedim. Rasûlullah (sav): “O gün o kadar korkunç bir gündür ki kimsenin kimseye bakacak hali yoktur.2Bu hadis-i şerifler bağlamında haşir meydanında insanların birbirlerini tanımaması ve fark edememesi, o gün yaşanacak büyük korku ve dehşetle açıklanmaktadır. Sur'a üflenmesiyle başlayan bu dehşetli günde herkes kendi hesabını ve akıbetini düşünmekten başka bir şeyle ilgilenemez. Zihinler büyük bir şaşkınlık içinde kalır, insanlar ne yapacağını bilemez ve etrafındaki kişilere karşı dikkatli değildirler.Kur'ân-ı Kerîm'de bildirildiği üzere, o gün insanı tamamen meşgul eden çok ağır bir endişe vardır. Şöyle ki:Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve öyle bir günden korkun ki, (o gün) ne baba çocuğuna (onun nâmına birşey) öder, ne de çocuk babasına (onun nâmına) bir şey ödeyicidir. Şübhe yok ki Allah'ın va'di haktır; öyle ise sakın dünya hayâtı sizi aldatmasın! Ve sakın o çok aldatıcı (şeytan) sizi (bir taraftan günâha sevk ederek) Allah('ın affına güvendirmek) ile şaşırtmasın!3Herkes kendi günahının, hesabının ve karşılaşacağı sonucun kaygısını taşır. Bu sebeple insan, kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından bile uzaklaşır. Dünyada insanları birbirine bağlayan soy, nesep ve akrabalık ilişkileri o gün kişiyi kurtaracak bir fayda sağlamaz. Bu durum ayette şöyle bildirilmektedir:Sûr'a üflendiği zaman, artık o gün aralarında ne soy sop kalır, ne de birbirlerine bir şey sorarlar.4Kur'an'da insanların o gün sarhoş olmadıkları halde sarhoş gibi görünecekleri şöyle bildirilir:Onu göreceğiniz gün, her emziren kadın emzirdiği (yavrusu)nu unutur ve her hâmile kadın yükünü (karnındaki çocuğunu) düşürür; (o gün) insanları, sarhoşlar (gibi yalpalarken) görürsün; hâlbuki onlar sarhoş kimseler değildir. Fakat Allah'ın azâbı (pek) şiddetlidir.5Çünkü karşılaşacakları dehşet ve şaşkınlık son derece büyüktür. İnsanlar, etrafa dağılmış çekirgeler veya şaşkın halde uçuşan pervaneler gibi bir hal içinde olacaklardır. Böyle bir ortamda kişi, yanı başındaki insanı fark edecek veya onun halini soracak durumda değildir. 6Kısacası mahşer günündeki dehşet, insanın bütün dikkatini kendi hesabına ve akıbetine yöneltecektir. Dünyadaki yakınlık ve alışılmış ilişkiler o anda ikinci planda kalacaktır.Ayrıca BakınızMAHŞER GÜNÜ HESAP NE KADAR SÜRER?MAHŞERDE GÜNAH VE SEVABIN EŞİT OLMASIKABİRDE HESAP VAR MI, ASIL HESAP MAHŞERDE Mİ GÖRÜLECEK?MAHŞERDE HESAP VE AMELLERİN TARTILMASI NASIL OLACAK?MAHŞERDE İMAN NASIL TARTILIR?NAMAZ KABİRDE, MAHŞERDE VE SIRAT'TA BİZE NASIL FAYDA SAĞLAR?KaynakçalarNesâî, Sünen, 2056. / Buhârî, Rıkak, 45. / İbn Mâce, Zühd, 33.Nesâî, Sünen, 2057. / Buhârî, Rıkak, 45. / İbn Mâce, Zühd, 33.Lokman, 31/33.Mü'minûn, 23/101.Hac, 22/2.İbn-i Kesir, “Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri”, Çağrı Yayınları, 2008, c. 14, s. 8105.

1.065

Taberi Tarihi Okunur mu, Bu Esere Nasıl Yaklaşılmalıdır?

İslam tarih kitapları içerisinde Taberi Tarihi'nin ayrı bir yeri ve değeri vardır. Taberi, döneminde aktarılan tarihi olayları ve kendisine ulaşan rivayetleri büyük ölçüde nakletmiş, bazı konularda farklı rivayetleri de bir arada vermiştir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: Tarih kitaplarında yer alan her rivayet, mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Tarihçiler, hadis âlimleri kadar sıkı sıhhat şartları aramadan zayıf, hatta uydurma olabilecek rivayetleri de eserlerine almışlardır. Taberi de eserinin ön sözünde, naklettiği rivayetlerin doğruluğundan değil, kendisine ulaşan haberleri aktarmasından sorumlu olduğunu ifade eder. Bu bakımdan onun eserini, geçmişte yaşanan veya anlatılan olayların bütününü anlamaya yönelik önemli bir kaynak olarak değerlendirmek gerekir.Bu yaklaşımın önemli bir faydası da şudur: Zayıf bir rivayet bile bazen tarihi bir olayın izlerini taşıyabilir veya başka kaynaklarla birlikte değerlendirildiğinde önemli ipuçları verebilir. Taberi gibi tarihçiler, bir bakıma kendi dönemlerinde dolaşımda olan haberleri ve farklı görüşleri sonraki nesillere aktarmışlardır. Elbette bazı konularda kendi değerlendirmelerini yapmış veya çıkarımlarda bulunmuşlardır. Fakat Taberi'nin bir görüşü eserine alması, o görüşü doğru bulduğu ya da bizzat savunduğu anlamına gelmez. Çoğu zaman yalnızca bir rivayeti aktarmaktadır. Bu sebeple Taberi Tarihi'ni okumak tavsiye edilir. Ancak eserdeki her bilgiyi doğrudan doğruya doğru kabul etmek yerine, rivayetlerin kaynaklarını, güvenilirliğini ve diğer tarihi bilgilerle uyuşup uyuşmadığını araştırmak gerekir.Ayrıca BakınızKUR'AN'DAKİ NOKTALAMA VE HAREKELEMELERİN TARİHÇESİOSMANLICA'NIN TARİHİTARİHTE İLK HAPŞIRAN VE "ELHAMDÜLİLLAH" DİYEN KİŞİRİSALE-İ NUR'UN İSLAM DÜŞÜNCE TARİHİNDE YERİ VE ÖNEMİTİMUR ZALİM MİYDİ? TARİHİ KAYNAKLAR NE SÖYLÜYOR?ŞİA NEDİR? ŞİİLİK NASIL ORTAYA ÇIKTI? ŞİA'NIN TARİHİ, GRUPLARI, İNANÇLARI VE İMAMET ANLAYIŞI

4.872

İhtilam Olduğundan Şüphelenip Islaklık Görmeyen Kişiye Gusül Gerekir mi?

Bir gün uyudum ve uykuya daldıktan yaklaşık 1-2 saat sonra uyandım. İhtilam olduğumu fark ettim. Şeksiz şüphesiz olduğunu doğruladım ve yıkandım. Ertesi gün yine ihtilam olup olmadığım konusunda şüpheye düştüm. Çamaşırımı kontrol ettim ve net bir ıslaklık göremedim. Islaklık göremeyince yıkanmaya gerek olmadığını düşündüm. Ne olur ne olmaz diye edep yerimi yıkayıp abdest aldım. Namaz kıldım. Yaptığım doğru mudur?

4.865

Rüya Tabiri İçin Nereden Yardım Alınır, Güvenilir Kitaplar Hangileridir?

Görülen hakikatli rüyaların tabir ilmine vakıf kişilerce tabir ettirilmesi en doğru olanıdır. Tabir ettirecek ehil kimselerin bulunmaması durumunda ise güvenilir rüya tabirleri kitaplarından istifade edilebilir.Rüyalarda görülen şeylerin neleri sembolize ettiğini açıklayan ilme; ilm-i ta'bir, ilm-i ta'bir-i rü'ya, rüyaları yorumlayanlara muabbir denir. Bu konuda yazılan eserler de ta'bir-name, ta'birat-ı vukūat, ta'birat-ı rü'ya, rü'ya-name, vakıa-name, segir-name, güzariş-name gibi adlarla anılır. İbn Haldun'un Muḳaddime, Taşköprizade'nin Mevzuatü'l-ulum ve Katib Çelebi'nin Keşfü'z-zunun adlı eserlerinde tabir ilmi ve literatürü geniş yer tutar.İslam dininde rüya tabirine önem verildiği Kur'an'da ve hadislerde yer alan bilgilerden de anlaşılmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yusuf'a (as) rüya yorumunun öğretildiği,1 Hz. İbrahim (as) ile Hz. Yakub (as) ve Hz. Yusuf'un (as) gördükleri rüyaları tabir edip ona göre hareket ettikleri belirtilir.2 Hz. Yusuf'un (as) rüyasını babası Hz. Yakub'un (as) yorumlaması, Hz. Yusuf'un (as) zindandayken iki gencin ve daha sonra Mısır kralının rüyalarını tabir edişi de Kur'an'da haber verilmektedir.3 Resul-i Ekrem'e (sav) ilk vahyin salih rüya şeklinde gelmesi, hadis kitaplarında da rüya ve tabirin yer almasına vesile olmuştur.İslam geleneğinde rüya tabiriyle ilgili olarak Danyal, Ca'fer es-Sadık, İbn Sirin, Ebu İshak İbrahim el-Kirmani, Cabir el-Mağribi, Nasr b. Ya'kūb ed-Dineveri, İbn Ebü'd-Dünya, Abdülgani en-Nablusi ve Seyyid Süleyman el-Hüseyni gibi müelliflere nisbet edilen eserler önemlidir. Bilhassa Muhammed b. Sirin'in rüya tabirlerini konularına göre sıralayan Kitabü Taʿbiri'r-rüʾya'sı, Abbasi halifelerinden Mehdi-Billah döneminde yaşayan İbrahim el-Kirmani'nin Kitab-ı Düstur'u, İbn Kuteybe'nin Kitabü Taʿbiri'r-rüʾya'sı, Memlük kumandanlarından Halil b. Şahin'in el-İşarat fi ʿilmi'l-ʿibarat adlı eserinden esinlenerek Seyyid Süleyman el-Hüseyni tarafından yazılan Kenzü'l-menam ve Abdülgani en-Nablusi'nin Taʿtirü'l-enam fi taʿbiri'l-menam adlı eseri zikredilebilir.4Rüyaların tabiri için yukarıda sayılan muteber eserlerin güvenilir Türkçe tercümelerinden istifade edilebilir.Ayrıca BakınızRÜYA İLE AMEL EDİLİR Mİ?MANA VE RÜYA ALEMİKÖTÜ RÜYARÜYANIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE ÖNEMİİSTİHARE NAMAZI-DUASI VE RÜYASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLERVEFAT EDEN YAKINLARIMIZLA RÜYADA NASIL GÖRÜŞEBİLİRİZRÜYADA PEYGAMBER EFENDİMİZİ (SAV) GÖRMEKALLAH'I RÜYADA GÖRMEK MÜMKÜN MÜDÜR? AHİRETTE ALLAH'IN GÖRÜLMESİ MÜMKÜN OLACAK MI?EZANI RÜYASINDA GÖREN SAHABELERKaynakçalarYusuf, 12/6, 21.Yusuf, 12/4-6; Saffat, 37/102.Yusuf, 12/6, 36-37, 41-49, 100.İlyas Çelebi, "Rüya", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2008, c. 35, s. 309.

1.061

Gayrimüslim Bir Ülke İçin Savaşta Ölen Müslüman Şehit Olur mu?

Bir kimsenin fıkhen tam şehit sayılabilmesi için meşru bir cihad veya savunma kapsamında Allah rızası için (îlâ-yi kelimetullah) ya da din, can, mal, akıl ve ırz gibi mukaddes değerleri korumak amacıyla (fi sebîlillah-Allah için) can vermiş olması şarttır. Müslüman olmayan bir ülkenin ordusunda veya o ülkenin dünyevi çıkarları adına savaşa katılmak ise dinen "Allah yolunda savaş" kapsamında değerlendirilmez. Dolayısıyla bu tür bir savaşta ölen Müslüman, fıkıh kurallarına göre harp şehidi sayılmaz. Cenazesi diğer ölüler gibi yıkanır, kefenlenir ve cenaze namazı kılınır.1Bununla birlikte, meseleye ahiret ve niyet boyutu açısından bakıldığında iki durum öne çıkmaktadır. Eğer bir Müslüman sırf o ülkenin meşru olmayan emellerine destek vermek veya Müslümanlara karşı savaşmak amacıyla orduda yer almışsa bu durum günah ve haram kabul edilir. Ancak başka bir gayrimüslim devlete karşı vatandaşlık zorunluluğu, hapis ve ölüm korkusu gibi bir icbar (zaruret) sebebiyle veya masum sivillerin, kendi can ve malının müdafaası niyetiyle savaşa girmek durumunda kalmışsa, dünyada şehit muamelesi görmese bile ahiretteki durumu niyetine bağlıdır. Nitekim ameller niyetlere göredir ve Allah kişinin samimiyetini, niyetini ve içinde bulunduğu çaresizliği bildiği için ahirette lütfuyla muamele ederek kişiyi manevi sevaptan mahrum bırakmayabilir.2Ayrıca BakınızŞEHİT KİME DENİR? ŞEHİTLİĞİN MERTEBELERİKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 3, s. 101-103.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 3, s. 101-107.

Cennette Aile Hayatı Nasıl Olacak? Eşler, Mağduriyetler, Arzular ve Çocuklar Hakkında Neler Bildirilmiştir?

Kur'an-ı Kerim'de cennet ehlinin diledikleri nimetlere kavuşacakları ve kalplerinde hiçbir üzüntü kalmayacağı bildirilmektedir. Bu çerçevede şu hususları öğrenmek istiyoruz:Dünyada huzursuz bir evlilik yaşamış ve eşini cennette istemeyen bir kimsenin durumu nasıl olacaktır? Eşler arasındaki sevgi, kıskançlık ve kırgınlıklar nasıl anlaşılmalıdır?Birden fazla evlilik yapan bir kimse cennette hangi eşiyle birlikte olacaktır? Bu konudaki hadislerin sıhhati nedir?Dünyada eşinden zulüm gören veya hakkı ihlal edilen kimsenin mağduriyeti ahirette nasıl telafi edilecektir?Cennette arzuların karşılanması nasıl anlaşılmalıdır? İnsan, dünyadaki isteklerini cennette de aynı şekilde mi arzulayacaktır?Cennette çocuk sahibi olmak ve çoğalmak mümkün müdür? Bu konuda sahih hadisler var mıdır?Bu meselelerin Kur'an, sahih hadisler ve varsa Risale-i Nur'daki ilgili bahislere işaret edilerek açıklanmasını rica ediyoruz.

Sadakanın Hastalık ve Musibetlerden Koruduğuna Dair Hadisler Nelerdir?

Sadakanın insanı hastalık, musibet ve benzeri belalardan korumasına dair rivayetlerden bazıları şunlardır:Kuşkusuz sadaka, Rabbin gazabını söndürür ve kötü bir şekilde ölmeyi önler.1İyilik yapmak kötü akıbetlerden korur. Gizli sadaka Rabbin gazabını söndürür. Akrabalık bağlarını gözetmek ise ömrü artırır.2Hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz. 3Sadakada acele edin, çünkü bela sadakanın önüne geçemez4Bazı alimlerimiz, Buhârî'de geçen aşağıdaki hadisten hareketle de korku anlarında ve korkulan bir belanın defedilmesi amacıyla sadaka vermenin müstehap olduğu sonucunu çıkarmışlardır.5Güneş ve Ay, Allah'ın varlık ve birliğine delâlet eden alâmetlerden sâdece ikisidir. Şâyet bunlar tutulursa, duâ edin, Cenâb-ı Hakk'a yönelip O'na ilticâ edin. Allah'ın büyüklüğünü hatırlayın, namaza durup Allah'ı zikretmeye koyulun ve sadaka verin…”6Bazı hadislerde, sadakanın insanları kıyamet gününün sıkıntılarından da koruyacağı ifade edilmiştir:Yarım hurma ile bile olsa kendinizi ateşten koruyun.7Kıyamet günü insanlar arasında hüküm verilinceye kadar, herkes sadakasının gölgesinde olacaktır. 8Ayrıca BakınızPEYGAMBERİMİZİN (SAV) VE SEYYİD OLANLARIN SADAKA VE ZEKAT ALMAMASININ SEBEPLERİFİTRE VEYA FITR SADAKASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLERVEFAT EDEN KİŞİLERİN ARKASINDAN HAYIR YAPMAK / SADAKA VERMEKDİLENCİYE SADAKA VERMEDE ÖLÇÜ NEDİR?KaynakçalarTirmizî, Zekât, 28Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, 8/312, hadis no. 8014.Beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, III, 542.Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, III, 110İbn Dakîkulîd, İhkâmü'l-Ahkâm Şerhu Umdeti'l-Ahkâm, thk. Muhammed Hâmid el-Fıkî – Ahmed Muhammed Şâkir, 2. bs. (Beyrut: Dâr Âlemi'l-Kütüb, 1407/1987), 1/353.Buhârî, Küsûf, 2-4Buhârî, Zekât, 10; Müslim, Zekât, 66.Müsned, 4/147-8

Sürekli Nazar Değecek Diye Düşünmek Nazarı Çeker mi?

Nazar haktır ve dinimizde varlığı kabul edilmiştir: Ancak nazara lüzumundan fazla odaklanmak, sürekli “Bana nazar değecek” diye endişe etmek ve yaşanan her olumsuzluğu nazara bağlamak doğru değildir. Çünkü bu durum vesveseyi artırır, ruhu yorar ve tevekküle zarar verebilir; zamanla insanı vehme ve gereksiz korkulara sürükleyerek huzurunu ve maneviyatını zedeleyebilir. Bununla birlikte bir şeye fazla dikkat etmek, tek başına nazarın mutlaka isabet etmesine sebep olmaz.Müminin vazifesi ne nazarı inkar etmek ne de onu büyütüp hayatın merkezine koymaktır. Şunu unutmamak gerekir ki nazar da dahil olmak üzere hiçbir şey, Allah'ın izni ve takdiri dışında tesir edemez. Bu sebeple insan, nazardan korkarak yaşamak yerine Allah'a sığınmalı, meşru korunma yollarına başvurmalı, kalbini korkuya değil itimada sevk etmeli ve neticeyi Allah'a bırakmalıdır.Bu maksatla Ayetü'l-Kürsi ile Felak ve Nas surelerini okumak, dua, zikir ve evrad ile Allah'tan muhafaza istemek, “maşallah” demek ve hasetten sakınmak güzel birer korunma vesilesidir. Her halükarda muhafazayı Allah'tan bilmek gerekir.Ayrıca BakınızNAZAR HAK MIDIR? NAZARDAN KORUNMANIN YOLLARINAZAR, HASTALIKLARIN SEBEBİ OLABİLİR Mİ?NAZARIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE NAZAR BONCUĞU TAKMANIN HÜKMÜVESVESEDEN KURTULMANIN YOLLARIVESVESENİN ÇARESİVESVESE VE TAKINTI

Camilerde Sela Okunmasının Dindeki Yeri Nedir, Sünnette Var mıdır?

Cami ve mescitlerde bazı özel günlerde ezandan önce veya cenaze namazı öncesinde cemaati bilgilendirmek amacıyla okunan Salâ, Hz. Peygamber'e (s.a.s.) salât ve selâm içeren bir duadır. Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadislerde Hz. Peygamber'e (s.a.s.) salât ve selâm getirilmesi teşvik edilmiştir.1Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde salâ okunduğuna dair kaynaklarda herhangi bir bilgi yer almamaktadır. Bununla birlikte ölüm haberinin çeşitli yollarla duyurulması sünnettir. Bunun delili Resûlullah'ın (s.a.s.), Necaşî'nin vefatını ashabına haber verdiğini bildiren şu hadistir: Ebu Hureyre r.a. şöyle demiştir:Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Necaşî'nin öldüğü gün, ölüm haberini ashabına bildirdi. Sonra onları musallaya çıkardı, saf'a soktu ve Necaşî için dört tekbir getirdi.2Yine Sevgili Peygamberimiz (sav) kendisine bildirilmeden defnedilen bir cenaze için de 'Bana neden haber vermediniz?' diye serzenişte bulunduğu rivayet şöyledir:Ebu Hureyre bildiriyor: Her zaman Mescid'i süpüren zenci bir kadın -veya- bir erkek vardı. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bir müddet onu görmeyip durumunu sorunca: "Öldü" dediler. Bunun üzerine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem): ''Bana haber verseydiniz ya'' buyurdu. "Gece vefat etti" dediklerinde: ''Bana onun mezarını gösterin'' buyurdu. Mezarını gösterdiklerinde de mezarın yanında namazını kıldı.3Farz veya vacip olduğu inancı taşımaksızın cenazeyi duyurmak amacıyla salâ vermekte sakınca yoktur. Dolayısıyla dinî açıdan özel önemi olan gün ve geceleri hatırlatmak, meydana gelen bir vefatı ve kılınacak cenaze namazını haber vermek amacıyla salâ okunması, güzel bir âdet olarak kabul edilebilir ve bu yönüyle de dinî açıdan herhangi bir sakınca taşımadığı söylenebilir.4Ayrıca BakınızEZAN OKUNURKEN YATILIR MI?EZANIN BİTMESİNİ BEKLEMEDEN NAMAZA DURMAKHZ. PEYGAMBER (SAV) EZAN OKUMUŞ MUDUR?EZAN VE KAMET DUASI NEDİR? HADİSLERDE GEÇER Mİ?EZANI RÜYASINDA GÖREN SAHABELERCENAZENİN BAŞINDA KUR'ÂN OKUMAKGIYABİ CENAZE NAMAZI KILMAK CAİZ MİDİR?KaynakçalarAhzâb, 33/56; Tirmizî, Deavât, 66; Ebû Dâvûd, Vitr, 23Buhârî, Cenâiz, 4.Sahîh-i Buhârî, Kitâbü's-Salât, hadis no: 458Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2018, s. 171.

6.058

İsrailiyat Rivayetlerine Nasıl Bakılmalıdır? Müslümanın Diğer Dinlerin Kitaplarını Okumasının Ölçüsü Nedir?

Peygamber Efendimiz, elinde Tevrat sayfalarıyla huzuruna gelen Hz. Ömer'e, “Ben size tertemiz bir din getirmedim mi?” anlamında ifadelerle tepki gösterirken diğer taraftan Hz. Zeyd b. Sâbit'e, Yahudilerin mektuplarını ve yazışmalarını takip edebilmesi amacıyla İbranice öğrenmesini emretmiştir.Bu iki hadise birlikte değerlendirildiğinde şu soru ortaya çıkmaktadır: Bir Müslümanın Kur'an dışında kalan diğer ilahî kitapları (Tevrat, Zebur ve İncil) veya başka dinlere ait eserleri tarafsız ve ilmî bir bakış açısıyla okumasının İslâmî ölçüsü ve sınırları nelerdir? İsrâiliyat rivayetlerine ve israili bilgilere nasıl yaklaşılmalıdır?