İlgili olay Kur'ân'ı Kerim'de şöyle geçmektedir:
Yeryüzünde (küfrün belini kırıp) ağır basmadıkça, bir peygamberin esirlerinin olması (fidye alması) muvâfık değildir! (Siz) şu dünyanın geçici menfaatini istiyorsunuz; Allah ise âhireti istiyor. Çünki Allah, Azîz'dir, Hakîm'dir.
68. Eğer Allah tarafından (Ashâb-ı Bedr’in bağışlandığına dâir) önceden verilmiş bir yazı (hüküm) olmasaydı, (esirlere bedel olarak) aldığınız (fidye)den dolayı elbette size (pek) büyük bir azab dokunurdu.
69. Artık elde ettiğiniz ganîmetten helâl ve temiz olarak yiyin ve Allah’dan korkun! Şübhesiz ki Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir. 1
Esirlere uygulanacak karar konusunda Resûlullah sahâbe ile istişare etmiş; öldürme ve fidye karşılığı serbest bırakılma fikirleri sahâbe arasında müzakere edilmiş, Hz. Peygamber (s.a.v.) fidye karşılığı serbest bırakmayı uygun görmüştür. Esirlerin fidye karşılığı salıverilmesine karar verilince, maddî imkânları göz önünde bulundurularak fidye bedelleri belirlenmiştir. Buna göre, 1000 ile 4000 dirhem arasında değişen farklı fidye meblağları tespit edilmiştir. İmkânı olmayanlara Resûlullah (s.a.v.) iyilikle muamele etmiş, fidye yerine alternatif çözümler sunmuştur. Fidye ödeme gücü bulunmayıp okuma-yazma bilenler, Ensar çocuklarına okuma-yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakılmıştır. Bu takdirde de kurtulma imkânı yoksa, karşılıksız olarak salıverilmişlerdir. İslâm’ın azılı düşmanlarından olan iki kişi ise bu uygulamalardan istisna tutulmuş; Mekke devrinde Müslümanlara yaptıkları eziyetler göz önünde bulundurulduğunda haklarında ölüm cezası verilmiştir. 2 Bu konuda Hz. Ömer (r.a.)’dan şöyle bir rivayet vardır:
“Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir’e ve bana, ‘Bu esirler hakkında düşünceniz nedir?’ diye sordu. Hz. Ebu Bekir, ‘Bunlar amca ve akraba çocuklarıdır; onlardan fidye almanı uygun görüyorum. Böylece fidye, kâfirlere karşı bize güç olur; belki Allah’ın hidayetiyle ileride Müslüman da olurlar’ dedi. Ben de, ‘Doğrusu ben Hz. Ebu Bekir gibi düşünmüyorum. Bana göre kellelerini uçurmamız için bize izin vermelisin; Hz. Ali, Hz. Akil’in, ben de filan yakınımın kafasını keselim; çünkü bunlar kâfirlerin öncüleri ve ileri gelenleridir’ dedim. Resûlullah, benim değil de Hz. Ebu Bekir’in görüşünü tercih etti. Ertesi gün yanlarına geldiğimde ikisini de oturmuş ağlar hâlde buldum. ‘İkiniz niçin ağlıyorsunuz?’ diye sorduğumda Resûlullah, ‘Arkadaşlarının fidye alarak başıma getirdikleri yüzünden!’ dedi ve (yakındaki bir ağacı göstererek) ‘Cezayı kendilerine şu ağaç kadar yaklaşmış gördüm’ buyurdu.”3
Bedir’de Resûlullah (sav) esirler için meşveret etmiş; Hz. Ömer (ra) öldürülmelerini, Hz. Ebu Bekir (ra) fidye veya hizmet karşılığı salıverilmeyi önermiş, Peygamberimiz (sav) de ikinci görüşü uygulamıştır. Ardından nâzil olan “Yeryüzünde iyice hâkim oluncaya kadar hiçbir peygambere esirleri (elde tutması) yaraşmaz…” âyetleri, fidye tercihinin ahiret sorumluluğunu bildirip Hz. Ömer’in (ra) daha isabetli olan görüşünü onaylamış. Böylece fiilî uygulamada rahmet, ilâhî beyanda ise cihadın o aşamasında daha sert tedbirin asıl olduğu gösterilmiştir. Ancak âyet fidyeyi kesin haram kılmayıp sadece o aşamada önceliğin esirlerin öldürülmeleri olduğuna dikkat çekmiştir.
Enfal, 8/67-69
Dadan, Ali; Güzeş, Raziye Gül. “Bedir Esirlerinin Serbest Bırakılması ve Bedir Savaşı Sonrası İslam’a Karşı Tutumları”, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 33 (Aralık 2023), 173-203.
Müslim, Cihâd, 58

