"Kelâmın (sözün) ulviyetine (yüceliğine), kuvvetine, hüsnüne, cemâline (güzelliğine) kuvvet veren ‘mütekellim' (söyleyen), ‘muhâtap', ‘maksat', ‘makam' olmak üzere dört şeydir. Ediplerin (edebiyaçıların) zannettikleri gibi yalnız ‘makam' değildir. Demek, bir kelâmın derece-i kuvvetini anlamak istediğin zaman, failine (söyleyene), muhâtabına, gâyesine, mevzuuna bak. Bunların dereceleri nisbetinde kelâmın derecesi anlaşılır." (Mesnevi-i Nûriye)
Üstadın Mesnevi-i Nuriyede geçen bu ifadesi meseleyi çok iyi anlatıyor. Bir kelama kuvvet veren dört şey vardır. Bu dört şey ne kadar ulvi ve yüksek ise kelamın kuvveti de o oranda yüksek oluyor. Kur'anın Mütekellimi; Alemlerin Rabbi ve Halıkı ünvanıyla Allah'tır. Muhatabı; bütün mahlukat namına ve mahlukatın en meşhuru ünvanı ile ve Kab-ı Kavseyn makamına kadar çıkmış olan Resul-i Ekrem (asm)'dir. Ve bahsettiği hakikatler ise her iki alemde saadet, kainat yaratılış neticeleri ve Allah'ın Kainatı yaratma gayesi ve maksatlarını izah ettiği için çok büyük meseleleri içinde barındırır.
İşte Kuran'ın bu özelliklerinde dolayı Kuran'ın benzerini getirmek asla mümkün değildir.

