Sorular

1.769

Hafız Ali Efendi'nin (rh) Bediüzzaman Hazretlerinin Yerine Vefat Etmesi

Hazret-i Üstad tarafından kendine Nur Fabrikasının sahibi lakabı verilen Häfiz Ali Efendi, Erkân-ı Sitte namındaki en öndeki altı talebeden biridir. 1935 Eskişehir ve 1944 Denizli Hapislerinde hapis yattı. Denizli Hapsinin altıncı ayında, Bediüzzaman Hazretleri ve Hüsrev Etendi ile birlikte kendisine de zehir verildi.Üstad Bediüzzaman, çok defa olduğu gibi bu zehirden de Allah'ın izniyle kurtulur. Hüsrev Efendi de kendisine verilen zehiri inâyet-i ilâhiye ile zamanında fark eder. Derhal kendini zorlayarak içindeki zehiri istifrağ edip dışarı atar. Bu sırada kendisini öyle zorlamıştır ki çektiği sıkıntıyı, “âdeta horozlar gibi ötüyordum” diye tasvir etmiştir. Zehri çıkardıktan sonra son derece mecalsiz düşen Hüsrev Efendi, sadık arkadaşı Rüşdü Efendi'den kirlenen yerleri temizlemesini rica eder ve yerleri o temizler. Hüsrev Efendi'den sonra Hâfız Ali Efendi'yi de zehirlerler. Hüsrev Efendi ona da derhal kendisini zorlayıp zehri çıkarmasını söyler. Fakat maalesef o ne kadar çabaladı ise de çıkarmaya muvaffak olamaz.1Gerçekten de Nur Fabrikası'nın sahibi Kahraman Hâfız Ali Efendi, hâlis dualarının neticesinde Üstad'ının hastalığını da kendi üzerine almıştı. Çünkü Hazret-i Üstad'ın zehirlenme neticesinde şiddetli hasta olduğunu öğrenmiş ve onun bedeline âhirete gitmeyi çok samimi olarak istemişti. Bu halis duaları kabul olmuş, Hz. Üstad iyileşirken o daha da ağırlaşmıştı. Bir gün ateşler içerisinde hastahaneye kaldırıldı ve aynı gece vefat etti. O sırada Hazret-i Üstad, hapisteki talebelerine tekbîr getirmelerini emir buyurdular. Mazlum Nur Talebeleri, muazzez dava arkadaşları Hâfız Ali Efendi'yi hak yolunda şehîd verdiklerini anlamışlardı.Bediüzzaman Hazretleri'nin mahkemeye karşı söylediği, “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikata, başımız dahi feda olsun” davasında, Üstad'ını vefatıyla tasdik ederek, küfre karşı cihad hizmetinde ruhunu feda etmişti. Aslında gizli din düşmanlarının planı Nur'un üç kahramanını da imha etmekti. Bununla birlikte Hâfız Ali'nin vefatı onların şiddetini kırmış ve Mübarek Üstad'ın üzerine daha fazla gidememişlerdi.17 Mart 1944'te hastahanede vefat eden Hâfız Ali Efendi, Denizli kabristanına defnedildi. Eskişehir Hapsi hâdisesi Binbaşı Asım Bey'in şehadetini netice verdiği gibi, bu Denizli Hapsi de Nur'un diğer bir büyük kahramanının şehadetini netice vermiş oldu.Hâfız Ali Efendi Isparta Hapsi'nde bulundukları sırada bir rüya görmüş ve rüyasında kendisine bir avuç Denizli toprağı verilmişti. Rüyayı anlattığı arkadaşlarına “Herhalde buradan Denizli'ye gideceğiz” diye tabir etmişti. Hakikaten bu rüyadan kısa bir süre sonra Denizli'ye nakledilmişlerdi. Lâkin rüyanın tam tabiri daha sonra zuhur edecekti. Hapiste altı ay kaldıktan sonra vefat edip Denizli toprağına defnolmasıyla o mübarek zatın rüyasının tam tabiri de ortaya çıkmış oluyordu. Hafız Ali Ağabey'in vefatı ile ilgili Bediüzzaman Hazretleri şu ifadeleri kullanmıştır:Sonra gizli düşmanlar beni zehirlediler ve Nur'un şehid kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hastaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi me'yusane ağlattırdı.2Ben merhum Hâfız Ali'yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazan böyle fedakâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti.3Benim bedelime şehid olacağını hissetmiş. Kuvvet-i ihlasın kerameti olarak haber veriyor. Haber verdiği gibi şehid oldu.4Bediüzzaman Hazretleri, hapisten çıktıktan bir süre sonra yazdığı Meyve'nin On Birinci Mes'elesi'nde Hâfız Ali'nin kabrindeki saadetli ahvalini müjdeleyerek tüm Nur Talebeleri'ne kabir âlemi hakkında şöyle ümid verecektir:“Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: “Men Rabbüke”, “Senin Rabbin kimdir?” diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek: “(Men) mübtedadır. (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir mes'eleyi benden sorunuz, bu kolaydır” diyerek, hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşf-el kubur velisini güldürdü ve rahmet-i ilâhiyeyi tebessüme getirdi; azabdan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesi'ni kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleri ile cevab verdiği misillü; ben de ve Risale-i Nur Şâkirdleri de, o suallere karşı Risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi mânen cevab verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevkedecekler inşâallah.5Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?ŞAMLI HAFIZ TEVFİK (MEHMED TEVFİK GÖKSU) KİMDİR?BÜYÜK RUHLU KÜÇÜK ALİBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ÇOK TAKDİR ETTİĞİ SAFRANBOLULU MUSTAFA USMAN KİMDİR?İMAMOĞLU HAFIZ MUSTAFA (ERTÜRK) KİMDİR?DENİZLİ HAPSİ ÂDİL HAKİMESİ HESNA ŞENER HANIM KİMDİR?KaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s. 751.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.279.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 401.Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.11.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 248.

270

A'râf Suresi 179. Ayetin İzahı

"Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan birçok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır. Şu sebeple ki, onların kalpleri var, fakat bununla gerçeği anlamazlar; gözleri var onunla görmezler; kulakları var onunla işitmezler. Hâsılı bunlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar. İşte asıl gâfil olanlar da bunlardır." [1]Bu âyetlerde Rabbimizin “Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan birçok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır” ifadesi onları cehenneme atmak için yaratıldığı, onları cehenneme sokacak bir hayat verdiği, onların imana gelmelerine müsaade etmediği gibi manalara gelmez. Burada kastedilen cinler ve insanlar, ezelî kelâm ile bedbahtlıklarına hükmedilmiş olanlardır. Ancak bu bedbahtlık, onların zorunlu olarak bu duruma mahkûm edilmeleri anlamına gelmez; tamamen cebre dayalı bir sonuç değildir. Rabbimiz, onların iradelerini hiçbir zaman hak yolunda kullanmayacaklarını, bâtılda ısrar edeceklerini, hiçbir âyet ve uyarının onları bu durumdan çevirmeyeceğini ezeli ilmi ile bildiği için kasdedilen kimseler bunlardır.[2]Bunlar Allah'ın âyetleri üzerinde gereği gibi düşünmekten yüz çevirirler. Allah onların içlerinden kimlerin kâfirliği tercih edeceklerini kesin olarak bilmektedir. Bu itibarla da onlardan küfrü dileyenler bulunacaktır ve içlerinden bunun için de cinlerden ve insanlardan kimseler yaratmıştır. Bu bakımdan bunların da varacakları yerleri cehennem olacaktır.[3]Lâkin sırf zorlama ile ve kendilerinin yaptıkları ve sebep oldukları şeyler hesaba katılmadan ve dikkate alınmadan cehennemlik olmuş değillerdir. Aslında başlangıçta "ahseni takvim", yani en güzel biçimde yaratılmış, şuur fıtratını taahhüt etmiş iken sonra "esfeli safiline" düşmüş ve cebren kurtarılmalarına ilâhî meşiyetin ilgisiz kalmış olması bakımındandır. Allahü teâlâ ezeli ilmiyle biliyordu ki, bunlar ileride irade ve hürriyet sahibi oldukları zaman taahhütlerini yerine getirmeyecekler ve görevlerini yapmayacaklar, fıtratlarındaki emaneti, şühudu ve marifeti ve diğer güçlerini hak yolunda kullanmayacaklardır, "Alçaklığa saplanıp kalacaklar ve heveslerine uyacaklardır." İşte o zaman Allah, onların kalplerini ve ruhsal melekelerini mühürleyecek, hakkı duymak kabiliyetleri kapanacak, bundan böyle onlara öyle bir yaratılış ve huy verecek ki, artık sırf cehennemlik olacaklar. [4]Allah'ın ilminin ezeli oluşunun izahı için bakınız;https://risale.online/soru-cevap/nihayetsiz-ilimhttps://risale.online/soru-cevap/bizler-kaderin-mahkumu-muyuzhttps://risale.online/soru-cevap/ilim-maluma-tabidirBu gibi kimselerin kalplerinin, kulaklarının mühürlenmesi ile ilgili bakınız;https://risale.online/soru-cevap/kafirlerin-kalp-ve-kulaklarinin-muhurlenmesi[1] Araf, 7/179[2] Ebu Suud, İrşad-ul Akli's Selim, Daru'l İhya et- Türas, Beyrut 2010, c. 3, s. 290[3] Nesefi, Medarikü't Tenzil, Dar'ul Kelim-it Tayyib, Beyrut 1998, c.1, sç619[4] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Azim Yay, İstanbul ts., c.4, s.177

6.093

İkinci Mektupta Bahsedilen "Mezkur ve Malum Talebe" Kimdir?

İlgili kısım şöyle geçmektedir:O mezkûr ve ma'lûm talebesinin hediyesine karşı, cevabdan bir parçadır.1Mektubat'taki "O mezkûr ve ma'lûm talebesinin hediyesine karşı cevaptan bir parçadır" ifadesinde geçen “mezkûr ve ma'lûm talebe”nin, büyük ihtimalle Bediüzzaman Hazretlerinin ilk talebelerinden olan İbrahim Hulusi Yahyagil olduğu kabul edilmektedir. Nitekim Mektubat eserinin oluşmasına çoğunlukla Hulusi Ağabey'in soruları sebep olmuştur.Ayrıca BakınızHULUSİ BEY, BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN HANGİ SUALLERİNE CEVAP VERMİŞTİR?BİNBAŞI HULUSİ BEY'İN HZ. ÜSTAD'DAN ALDIĞI İLK DERSBEŞ RİSALE NE ZAMAN KİM TARAFINDAN TELİF EDİLMİŞTİR? İBRAHİM HULUSİ YAHYAGİL KİMDİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 8.

5

Kur'an Sayfalarına Kudüs veya Mescid-i Nebevi Resmi Yapmak Caiz mi?

Kur'ân-ı Kerîm sayfasına resim çizmek uygun değildir. Mushaf, hürmet ve tâzim ile muhafaza edilmesi gereken mukaddes bir metindir. Bu sebeple Kur'ân sahifesine Kudüs, Mescid-i Nebevî veya başka bir şekil ve resim çizmek, maksad güzel olsa da edebe uygun değildir.Ayrıca Kur'âna bu tarz resimler yapmak; tilâvet, tefekkür ve hürmeti zedeleyebilir. En doğrusu, mushafı aslî hâliyle muhafaza etmek; böyle sevgiyi ve muhabbeti ayrı bir defterde, levhada veya uygun başka bir zeminde ifade etmektir.Ayrıca BakınızRESİM VE FOTOĞRAF

17

Peygamber Efendimiz (sav) Neden Ay'a Çıkılacağını Haber Vermedi?

"Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarından geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa haydi geçin gidin! (Hâlbuki) bir kuvvet olmadıkça çıkıp gidemezsiniz!" Bu âyet, insanın başka gezegenlere gidemeyeceğini mi anlatıyor? Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav), ahirzamana dair olacak şeyleri haber veriyor. Misalen, aya çıkmak hadisesinin yanında büyük binaların yapılması hadisesi çok basit kalıyor. Eğer aya gidebilmek mümkün olsaydı, yüksek binaların yapılacağını haber veren Peygamber Efendimiz (sav), bu büyük hadiseden de haber vermez miydi?

328

El Yıkama Takıntısı Olan Ne Yapmalı?

Ben OKB teşhisi almış biriyim. Tuvaletten çıkarken, kızımın bezini değiştirdikten sonra, sürekli ellerim pismiş, tam yıkamamışım gibi geliyor. Böyle olunca ellerimin değdiği havlu, kıyafet, her şeyi değiştirip değdiğim yerleri siliyorum, tekrar ellerimi yıkıyorum ve kısır döngüye giriyorum. Elbette tuvaletten ellerimi yıkamadan çıkacak değilim ama o sıkıntı gelince 15 dakika ellerimi yıkıyorum ve ellerim artık yara oldu. Ne yapmalıyım?

3.500

Tevil İle Yalan Arasındaki Fark Nedir?

Yalan ile tevil arasındaki fark nedir? Günümüzde çok popüler bir cümle hâline gelen "tevil yaptım" cümlesini artık yalandan ayırt edemez hâle geldik. Bakıyorsun, karşındaki kişi gözünün içine baka baka yalan söylüyor ama "tevil yaptım" diyor. Konuyu izah ettikten sonra sormak istediğim sorular şunlar:1. Tevilin İslamiyet'te ve sünnette yeri var mı?2. Yalan söylemektense tevil yapmak en iyisidir, desek doğru olur mu?3. Zor anlarda veya zaruret zamanlarında tevil yapmamız ne kadar doğru? Caizliği noktasında fetvası var mı?