Sorular

1.993

Yüzünü Göğe Çevirmek

(Ey habîbim!) Yüzünün göğe çevrilip durduğunu muhakkak görüyoruz. Artık seni, hoşnûd olacağın bir kıbleye elbette döndüreceğiz; bundan sonra yüzünü Mescid-i Harâm tarafına (Kâ'be'ye) çevir! (Ey mü'minler!) O hâlde (siz de) nerede olsanız, artık (namazda)yüzünüzü onun tarafına çevirin! Bu ayette geçen yüzünü göğe çevirmek terimi hangi manada anlaşımalıdır? Peygamber efendimiz dua ederken yukarı bakıyor muydu?

2.535

Risale-i Nur'da Geçen "Tağyir ve Tebdil Dahi Mevt ve Ademi, Zeval ve Firakı İktiza Ediyor" İfadesi Ne Demektir?

İlgili kısım şu şekildedir:Ve o hadsiz fa'aliyet dahi, hadsiz bir tebdil ve tağyir ve tahvil ve tahribi dahi iktiza ediyor. Ve o hadsiz tağyir ve tebdil dahi mevt ve ademi, zeval ve firakı iktiza ediyor. 1Kâinatta sürekli bir hareket, yenilenme, değişim ve dönüşüm görünür; bu hareket ve değişim neticesinde eski suretlerin kalkması, yerlerine yenilerinin gelmesi sebebiyle mevt, zeval ve firak ortaya çıkar.Buradaki tebdil, tağyir, tahvil ve tahrib mutlak manada yok etme anlamında değildir. Aksine, bir suretten başka bir surete geçirme, bir vazifeyi bitirip diğer bir vazifeye sevk etme, bir yerden başka bir yere nakletme demektir. Baharda gelenler güzde gider; çiçek meyveye inkılap eder; gençlik ihtiyarlığa döner; hayat bu dünyadan berzaha geçer. Demek ki kâinatta gördüğümüz bu değişim ve hareket, sabit bir durgunluk değil, daimi bir faaliyet içindedir.Tağyir ve tebdil zeval ve firakı gerektirir. Çünkü bir şeyin bir halden başka bir hale geçmesi, önceki halin sona ermesini gerektirir. Bir çiçeğin meyve olması, çiçek suretinin zevalidir. Bir çocuğun büyümesi, çocukluk halinin gitmesidir. Bir binanın yıkılıp yeniden yapılması, ilk şeklin tahribidir. İnsan ölünce de dünya hayatındaki suret ve münasebetleri çözülür; bu da zahirde firak gibi görünür. Yani değişme varsa, eski şeklin devam etmemesi de vardır; buna zeval denir. Bir yerden başka bir yere geçiş varsa, önceki beraberliğin bozulması da görünür; buna da firak denir.Fakat burada çok mühim bir nokta vardır. Bu zeval ve firak, hakikatte adem-i mutlak ve manasız bir yok oluş değildir. Yani ölüm, bir idam değil, bir yok oluş değil; vazife değişikliğidir. Zeval, başıboş bir kayboluş değil; suret değişmesidir. Firak, ayrılık ise ebedi bir ayrılık değil; başka bir âlemde kavuşmaya yol açan geçici bir ayrılıktır.Bu sebeple kâinatta faaliyet varsa hareket vardır; hareket varsa değişme vardır; değişme varsa eski suretlerin kalkması ve yeni suretlerin gelmesi vardır. Bundan dolayı mevt, zeval ve firak görünür.Kısacası, tağyir ve tebdil zeval ve firakı gerektirir; çünkü her yenilenme, eski suretin kalkmasını ve bir ayrılığı netice verir. Fakat bu zeval yokluk değil, suret değişmesidir; bu firak da ebedi ayrılık değil, hikmetli, geçici bir ayrılıktır.Ayrıca BakınızMEVT, TEVEHHÜM EDİLDİĞİ GİBİ DEHŞETLİ DEĞİL / LEMAATÖLÜMÜN RAHMET VE NİMET OLUŞUÖLÜMÜN TANIMIÖLÜMÜN EZELİYETE DELİL OLMASIBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN İŞARETİYLE BİLİMİN ÖLÜMÜ GECİKTİRMESİ MÜMKÜN MÜDÜR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Tılsımlar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 68.

Anne-Babayı Üzmemek İçin Dine Hakaret Eden Kardeşlerle Görüşmek Gerekir mi?

Bir ailede kardeşlerden bazıları mürted olmuş, hatta mukaddesata hakaret etmektedir. Bu sebeple diğer kardeş, onlarla irtibatını kesmiştir. Ancak anne ve babası bu durumdan dolayı çok üzülmektedir. Anne ve babanın gönlünü gözetmek adına, mürted olan ve mukaddesata hakaret eden bu kardeşlerle yeniden görüşmek dinen uygun olur mu?Ayrıca yakın zamanda, "Dinî meseleler söz konusu olsa bile anne ve babayı üzmemek gerekir." şeklinde bir ifade duydum. Bu sözün dinimizdeki yeri ve hükmü nedir? Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

Bayılmak Abdesti Bozar mı?

Kısa veya uzun süre bayılmak, aklını yitirmek, sara (epilepsi) nöbeti geçirmek ya da yürürken irade dışı sallanacak derecede sarhoş olmak gibi, kişinin aklın algılama ve idrak gücünü ortadan kaldıran hâller abdesti bozar. Sarhoşluğun kişinin kendi isteğiyle veya zorlanma sonucu meydana gelmesi hükmü değiştirmez.1Ayrıca BakınızABDESTİ BOZAN ŞEYLERABDESTİ BOZMAYAN ŞEYLERAĞLAMAK ABDESTİ BOZAR MI?OTURARAK UYUYANIN ABDESTİ BOZULUR MU?KOLONYA ABDESTİ BOZAR MIKaynakçalarMevsılî, el-İhtiyâr li Ta'lîli'l-Muhtâr, Thk.: Şuayb Arnavut-Ahmet Muhammed Berhum - Abdüllatîf Hırzüllah, Dâru'r-Risâleti'l-Arabiyye, Beyrut 1430/2009, c.1, s.53; Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Bilmen Yayınları, İstanbul ts., s. 79.; Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 103.

1.973

Rızkın Madenleri

"Eğer sen vücûdundaki o zerreleri, Kadîr-i Ezelî'nin kanunuyla hareket eden küçük me'murları veya bir ordusu; veya kalem-i kaderin uçları; her bir zerre bir kalem ucu veya kalem-i kudretin noktaları; ve her bir zerre bir nokta olduğunu kabûl etmezsen; o vakit senin vücûdunda çalışan her bir zerreye öyle bir göz lâzım ki; senin mecmû'-u cesedin her tarafını görmekle beraber, münâsebetdâr olduğun bütün kâinâtı dahi görecek bir göz ve bütün senin mâzî ve müstakbelin ve nesil ve aslın ve anâsırının menba'larını ve rızkının ma'denlerini bilecek, tanıyacak yüz dâhî kadar bir akıl vermek lâzım gelir". burada rızkının madenleri ile kastedilen nedir?

Ergenlikten Önce İşlenen Günahlar Affedilir mi? Kul Hakkı Ne Olur?

Ergenlikten önce yapılan fiillerde dinen teklif ve günah sorumluluğu yoktur. Zira Sevgili Peygamberimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur.Kalem üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyan kimseden, akıl baliğ oluncaya kadar çocuktan, akli dengesi yerine gelinceye kadar deli ve benzeri kişilerden.1Bu sebeple İslam hukukuna göre bir kişinin dini ve hukuki anlamda mükellef olabilmesi için ehliyet şartını taşıyor olması gerekmektedir. Ehliyet için de akıl sahibi olmalı ve büluğ çağına ulaşmış olması lazımdır. Büluğ çağı en geç 15 yaştır. 15 yaşından önce büluğa erenlerin sorumluluğu, hangi yaşta büluğa erdiyse o zaman başlar. Eğer büluğ gecikmiş ise 15 yaşından sonra sorumlu olur.Her ne kadar dini ve hukuki anlamda mükellefiyet büluğ çağında başlıyor olsa da kul hakkı ayrı bir meseledir. Bir çocuğun ergenlikten önce birinin malına zarar vermesi, bir şeyi alması veya maddi bir hakka tecavüz etmesi halinde, o hak çocuğa bakmakla yükümlü olan kişi veya kişiler üzerinden iade edilmeli ve helallik istenmelidir. Eğer çocuk yetişkin olduktan sonra bu hakkı hatırladı ise doğru olan, kul hakkına girdiği kişiyi bularak helalleşmeye çalışmasıdır.Çocuk günah cihetiyle mükellef sayılmaz; fakat hak sahibinin hakkı da zayi edilmez. Bu sebeple mesele iki yönlüdür: Günah ve uhrevi mes'uliyet bakımından ergenlikten önceki çocuk mükellef değildir. Kul hakkının telafisi bakımından ise verilen zarar mümkünse ödenir, alınan şey iade edilir, hak sahibiyle helalleşilir. Eğer ortada maddi bir zarar varsa, bu zararın karşılanması gerekir. Şayet manevi bir incitme, kırma veya haksızlık söz konusuysa, fırsat varsa özür ve helallik yoluna gidilmesi gerekir. Hak sahibi bulunamıyorsa onun adına dua etmek, sadaka vermek ve istiğfar etmek de güzel bir yoldur.Netice olarak, ergenlikten önce günahkâr olunmaz; fakat kul hakkı doğmuşsa onu gidermeye çalışmak gerekir.Ayrıca BakınızERGENLİK/MÜKELLEFİYET YAŞI NEDİR? İNSAN NE ZAMANDAN İTİBAREN SORUMLU OLUR?KUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI?KUL HAKKI İÇİN HELALLEŞMEKaynakçalarTirmizi, Hudud, 1