Tövbeyi geciktirmek doğru değildir; günah karşısında vakit kaybetmeden Allah’a yönelmek gerekir. Bu noktada istiğfar ile tövbe arasındaki farkı da doğru anlamak faydalıdır. İstiğfar, kişinin işlemiş olduğu günahlar için pişmanlık duyup Cenab-ı Hakk’tan af dilemesidir. Tövbe ise sadece af dilemekle kalmayıp günaha sebep olan hali terk etmeye yönelmek, o yanlıştan dönmek ve bir daha yapmamaya azmetmektir. Bu sebeple insan, her zaman istiğfar halinde olmalı; özellikle alışkanlık haline gelmiş günahların terk edilmesi için de ciddi bir tövbe ve irade göstermelidir.
Kur’an-ı Kerim’de tövbe, çoğu yerde kişinin yanlışından dönmesi ve halini düzeltmesiyle birlikte zikredilir. Şöyle ki:
Eğer faizcilikten vazgeçmezseniz, artık Allah ve Resulü’ne karşı savaş açtığınızı, onların da size savaş açtığını bilin. Eğer tövbe ederseniz anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğramış olursunuz. 1
Ancak bundan sonra tövbe edip hallerini düzeltenler müstesnadır. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir. 2
İçinizden iki kişi fuhuş yaparsa onları cezalandırın. Eğer tövbe eder, hallerini düzeltirlerse artık onlara ceza vermekten vazgeçin. Çünkü Allah tövbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir. 3
Bu ayetlerde tövbe, sözle af dilemek; yanlış yolu bırakmak ve hali düzeltmek manasıyla nazara verilmektedir. İstiğfarla ilgili ayetlerde ise daha açık şekilde Allah’tan bağışlanma dileme vurgusu öne çıkar. Şöyle ki:
Onlar çirkin bir iş yaptıkları veya günah işleyerek kendi öz canlarına zulmettikleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayarak O’ndan günahlarının affını isterler. Zaten günahları Allah’tan başka kim affedebilir ki?4
Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, şüphesiz Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici bulur.5
Bu itibarla istiğfar, işlenmiş günahların affını istemek; tövbe ise günahtan dönmek ve onu terk etmeye yönelmektir. Elbette bu ikisi birbirinden tamamen kopuk değildir. Hakiki tövbede istiğfar bulunur; samimi istiğfar da insanı tövbeye sevk eder. Fakat alışkanlık haline gelmiş bir günah söz konusu olduğunda, sadece af dilemekle yetinmeyip o günahı terk etmeye yönelik ciddi bir yöneliş göstermek gerekir.
Bazen kişi tövbe etmek ister; fakat tekrar aynı günahı işlemekten korktuğu için tövbeye yanaşmaz. “Yine düşerim, daha büyük mesuliyete girerim.” diye endişe edebilir. Böyle bir durumda yapılması gereken şey, tövbeyi ertelemek değil; hemen tövbe ve istiğfar etmektir. Çünkü insan sonrasında ne yapacağını kesin olarak bilemez; ayrıca ecel de ansızın gelebilir. Asıl tehlike, günahı işlediği halde kalben ve vicdanen rahatsızlık duymadan, bile bile onda ısrar etmektir. Buna karşılık bir insanın pişmanlık duyması, o günahı razı olarak ve isteyerek sahiplenmediğini gösterir. Bu sebeple günaha tekrar düşme korkusu, tövbeye engel yapılmamalı; kul her defasında samimiyetle Rabbine yönelmelidir. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
Hem onlar, işledikleri günah ve hatalarda bile bile ısrar etmezler.6
Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle demektedir:
Şeytanın mühim bir desisesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir. Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın. Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, tâ ki nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; âdeta taksirattan takdis etsin. Evet şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de, yüz tevil ile tevil ettirir. Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur. 7
Sonuç olarak, tövbeyi geciktirmek doğru değildir. Kişi, işlediği günah için derhal istiğfar etmeli; eğer o günah tekrar eden ve alışkanlık haline gelmiş bir mahiyet taşıyorsa ayrıca onu terk etmeye azmederek tövbe etmelidir. En selametli yol, tövbeyi erteleyerek değil, hemen Allah’ın rahmetine sığınarak af ve ıslah talebinde bulunmaktır.
Bakara , 2/279.
Al-i İmran, 3/89.
Nisa, 4/16.
Al-i İmran, 3/135.
Nisa, 4/110.
Al-i İmran, 3/135.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.89

