RİSALE-İ NUR

20.03.2010

4756

Ahirette Beşerin Amellerinin Semere Vermesi

10. Söz'ün Yedinci Hakikatinde geçen; "Alem-i gaybda, âlem-i âhirette, âlem-i ervahta, rububiyet-i âmmede mühim semere veren beşerin amelleri, hıfz içinde gözetilmek suretiyle,.."cümlesini izah eder misiniz? Her bir âlemde beşerin amelleri nasıl meyve verebilir?

25.03.2010 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sorduğunuz ilgili kısım Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:

Görmüyor musun ki, koca baharın hep çiçekli, meyveli bütün mevcûdâtı ve bunların kendilerine göre bütün sahâif-i a‘mâli ve teşkîlatının kanunları ve sûretlerinin timsâlleri, mahdûd bir mikdar tohumcuklar içlerinde yazarak muhâfaza ediliyor. İkinci bir baharda, onlara göre bir muhâsebe içinde sahîfe-i amellerini neşredip kemâl-i intizâm ve hikmet ile koca diğer bir bahar âlemini meydana getirmekle, hafîziyetin ne derece kuvvetli ihâta ile cereyân ettiğini gösteriyor. Acaba geçici, âdî, bekāsız, ehemmiyetsiz şeylerde böyle muhâfaza edilirse, âlem-i gaybda, âlem-i âhirette, âlem-i ervâhta, rubûbiyet-i âmmede mühim semere veren beşerin amelleri hıfz içinde gözetilmek sûretiyle ehemmiyetle zabt edilmemesi kābil midir? Hayır ve aslâ!1

Âlem-i Gayb: Görmediğimiz âlemlerin hepsinin ortak adıdır. Bizim işlediğimiz amellerin, görmediğimiz âlemlerde pek çok neticeleri vardır. Öncelikle gayb âlemlerinden birkaçını ve amellerimizin gayb âleminde verdiği neticeleri şu şekilde sıralayalım:
Âhiret Âlemi: İnsanların dünyada işlediği amellerinin birebir karşılığını alacağı yerdir. İnsanların burada işlediği amellerin, âhirette cennet meyvelerine dönüşeceği ve insanların orada o cennet meyvelerini yiyeceği bildirilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri bu konu hakkında şöyle söylemektedir:

Hasenat Cennet'in meyveleri suretine, seyyiat ise Cehennem'in zakkumları şekline girdikleri, pek çok emarat ve pekçok rivayatın şehadeti ile ve hikmet-i kâinatın ve ism-i Hakîm'in iktizasıyla beraber, Kur'an-ı Hakîm'in işaratı gösteriyor. Yerdeki tesbihat ve tahmidat o Cennet'in meyveleri suretinde temessül ettiği şekil aldığı sabittir. İşte yerde olan netaic ve semeratın mahzenleri oralardadır ve mahsulâtı o tarafa gider.

Deme ki: Havaî bir "Elhamdülillah" kelimem, nasıl mücessem bir meyve-i Cennet olur? Çünki sen gündüz uyanık iken güzel bir söz söylersin; bazan rü'yada güzel bir elma şeklinde yersin. Gündüz çirkin bir sözün, gecede acı bir şey suretinde yutarsın. Bir gıybet etsen, murdar bir et suretinde sana yedirirler.

Öyle ise, şu dünya uykusunda söylediğin güzel sözlerin ve çirkin sözlerin; meyveler suretinde uyanık âlemi olan âlem-i âhirette yersin ve yemesini istib'ad etmemelisin.2

Bu paragrafa göre işlenen salih ameller, cennetin meyveleri sûretine döner. Burada söylenilen bir elhamdülillah kelimesi, âhirette cisimleşerek karşımıza çıkacaktır. Yapılan kötülükler ise cehennemin yiyeceği olur.
Cennet meyvelerinin, dünyada işlenen salih amellerin neticesi olması hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şu âyet-i kerîme geçmektedir:

İman edip salih ameller işleyenleri şöyle müjdele: Altlarından ırmaklar akan cennetler onlar içindir. Ne zaman kendilerine cennet meyvelerinden bir rızık verildiğinde, ‘Bu, daha önce (dünyada iken) bize verilen rızıktır’ derler. Hâlbuki bu rızık onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedî kalacaklardır.3

Bu ayeti tefsir eden Bediüzzaman Hazretleri ayette geçen rızk kelimesini farklı yönlerde tefsir etmiştir. Yukarıdaki ayetle alakadar olan kısım şu şekildedir:

Rızıktan maksat, amel-i sâlihtir. Yani, “Bu dâr-ı dünyada rızık olarak bize nasip kılınan, amel-i salih, yani, şimdi yediğimiz rızıklar dünyada yaptığımız amel-i salihin neticesidir.” Yani amel ile ceza arasında o kadar ittisal vardır ki, sanki dünyadaki amel, âhirette tecessüm edip sevap kesilmiştir. Onların sevinçleri, bu noktadan hasıl olmuştur.4

Bu paragrafa göre cennetteki rızklar dünyadaki salih amellerin neticesi olarak ihsan edilecektir. Dünyadaki salih ameller cisimleşerek cennette karşılarına çıkmıştır. Bu cennet nimetlerinin amellerinin karşılığı olduğunu bilmeleri onları çok sevindirmiştir.

Rububiyet-i amme, Allah’ın bütün kâinatta yaptığı icraatlere denir. Şu kâinat, başta insanlar ve onların amelleri olmak üzere, Allah’ı tanıyıp O’na şükür ve ibadet etmeleri için yaratılmıştır. İşlenen ameller, rububiyetin bu maksatlarının elde edilmesi manasına gelir. Bununla beraber insan, dünyada Allah’ın isimlerinin âyinesi olur. İşte bu noktalarda insanların salih amelleri, dünyanın yaratılışının neticesi ve meyvesi olur. Dünyadaki bu salih ameller, âhirette de karşılarına cennet nimetleri olarak çıkacaktır.
Âlem-i Ervâhta ise, ruhlar âlemine göçmüş bulunan insanların, bizim amellerimizden iman ve hayırlı işlere sebep olmak sırrıyla hissedar olmaları yanında; bağışladığımız sevaplar da onlara ulaşarak nimetlendirir. Bediüzzaman Hazretleri bu hususta şöyle söylemiştir:

Şimdi âlem-i melekût ve ervahta; ölmüş, vefat etmiş insanların ervahı pek çok kesretle vardır ve bizimle münasebettardırlar. Manevî hedayamız onlara gidiyor, onların nurani feyizleri de bizlere geliyor.5

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 37

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 261

  3. Bakara 2/25

  4. Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtül îcaz, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 204

  5. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 195


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (1)

Çok mükemmel bir izah...

11.01.2011

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız