Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

22.11.2024

644

On Birinci Reşha'nın Şerh ve İzahı / 19. Söz

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

19. Söz Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinin On Birinci Reşha'sını kısaca açıklar mısınız?

02.12.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İlgili yeri cümle cümle şöyle izah edelim:

Böyle acib ve muamma-alud şu kainatın perde-i zahirisi altında, elbette ve elbette böyle acaib bizi bekliyor.

Böyle acayip ve anlaşılması zor şeylerle dolu şu kâinatın görünen perdesinin altında elbette ve elbette böyle acayip şeyler bizi bekliyor.

Kâinatta sıradan diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur. Sıradan dediğimiz şeyler, sadece alıştığımız için bize sıradan gelmektedir. Bir çekirdeğin ağaç olması, bir su damlasından insanların ve hayvanların yaratılması, her gün güneşin doğması, yağmurun yağması, rüzgarın esmesi ve kuru odunlar gibi ağaçlardan yaş meyvelerin çıkması gibi bütün bunlar aslında çok garip ve acayiptir. Görünenin arkasında nice görünmeyen hikmetler, gayeler ve ilahi tecelliler bulunmaktadır. İşte böyle acayip bir kâinat perdesinin arkasında elbette daha acayip şeyler bizi beklemektedir.

Böyle acaibi haber verecek, böyle harika ve fevkalade mu‘ciznüma bir zat lazımdır.

Böyle acayip şeyleri haber verecek, böyle harika ve fevkalade mucizeler gösterecek bir zat lazımdır.

İşte kâinatın görünen perdesinin arkasındaki bu acayip ve sırlı hakikatleri, Allah'ın isimlerinin tecellilerini, fayda ve gayeleri bizlere haber verecek olan harika ve üstün bir zat (sav) lazımdır. Aksi takdirde varlıkların yaratılışındaki hikmetler ve gayeler anlaşılmaz. Oysa ki “Anlaşılmaz bir kitap muallimsiz olsa manasız bir kağıttan ibaret kalır.” 1

Hem kâinattaki sırları ve hikmetleri haber veren zat (sav), mucizeler göstermelidir. Hayvanları, taşları ve ağaçları Allah'ın izniyle dile getirip konuşturmalı, onların Allah'ın varlığına ve birliğine olan şehadetlerini bizzat kendilerinden duyurmalıdır.

Evet, Hz. Peygamber'in (sav) gösterdiği bine yakın mucizelerin hepsi, kâinatın sahibi olan Allah tarafından Onun (sav) peygamberliğinin doğrulandığının delillerindendir.

Hem bu zatın gidişatından görünüyor ki: O zat görmüş ve görüyor ve gördüğünü söylüyor

Peygamber Efendimizin (sav) hayatına baktığımızda, bütün sözlerini bilerek ve görerek söylediğine şahit oluyoruz. Peygamber Efendimiz (sav) bir şey söylediği zaman, “böyle imiş, öyle zannediyorum” gibi ifadeler kullanmamıştır. Her zaman kesin ve net ifadeler kullanmıştır. Cennetten, cehennemden, meleklerden, cinlerden, kıyamet hadiselerinden, ahir zamandan, kısacası gayb alemlerine dair söylediği sözlere baktığımızda bunların hepsini görerek ve bilerek söylediğini anlıyoruz. Buna dair başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere siyer-i nebeviyede çok örnekler görebiliriz.

Hem bizi ni‘metleriyle perverde eden şu semavat ve arzın İlahı bizden ne istiyor, marziyatı nedir? Pek sağlam olarak bize ders veriyor.

Hem bizi nimetleriyle besleyen şu semavat ve arzın İlahı bizden ne istiyor, razı olduğu şeyler nedir? Pek sağlam olarak bize ders veriyor.

Her insan, kendisine nimet veren birisini veya iyilik etmeyi seven bir padişahı sever ve onu memnun etmek ister. Onun memnun olacağı şeyleri bilmek ister ve der ki: “Keşke o padişahla haberleşebilsem, konuşabilsem, benden ne istediğini öğrenebilseydim. Onun hoşuna gidecek şeyleri bilseydim.”

Evet, insan kendisi gibi bir insanın bile razı olacağı şeyleri bu derece bilip uygulamak ister. Onun razı olduğu şeyleri kendisine haber verene de çok müteşekkir olur. Halbuki Resul-i Ekrem Efendimiz (sav), kâinatın Yaratıcısının razı olduğu namaz, oruç, şükür ve sabır gibi ibadetleri ve bütün İslam hakikatlerini bizlere ders veriyor. Bizzat tatbik ederek bizlere örnek oluyor.

Peygamberimizin (sav) izahları ve uygulamaları olmadan Kur’an’ı tam olarak anlayamayız. İşte Kur’an’ın hükümlerini anlama, yaşama ve anlatma noktasında işin ehli Peygamber Efendimizdir (sav). Peygamberimiz (sav), kendisine indirilen vahiyleri tebliğ etmekle mükellef olduğu gibi ayetleri şerh etmek, tebyin yani açıklamak ve izah etmekle de görevlendirilmiştir.

Kur’an, hükümleri ana hatlarıyla anlatır; pek az konu haricinde detay vermez. Nitekim Kur’an’da niçin yapılması noktasında oldukça çok izahlar varken, nasıl yapılacağı noktasındaki izahlar pek azdır. Kur’an’ın pek çok yerinde şöyle buyrulmuştur:

Namazı kılın, zekatı verin. Rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin 1

Allah (cc) namaz kılmayı ve zekat vermeyi emretmiş, fakat bu ibadetlerin nasıl yapılacağı hakkında ayrıntı vermemiştir. Cenab-ı Hak bunların nasıl yapılacağını Peygamberimize (sav), Hz. Cebrail (as) aracılığıyla öğretmiştir.2 Peygamberimiz (sav) de bunları uygulamalı bir şekilde ümmetine ders vermiştir.

Müslümanlar olarak namazların rekatlarını, namazı bozan ve bozmayan durumları, orucun şartlarını, namaz ve gusül abdestinin alınışını ve hangi durumlarda bozulacağını, zekatın bütün detaylarını, kurbanlık hayvanların özelliklerini, hasıl-ı kelam bütün ibadetlerin ayrıntılarını ve yapılış tarzlarını Sevgili Peygamberimizden (sav) öğrenmekteyiz. Konuya dair El-Müstedrek’te kaydedilen bir rivayet dikkat çekicidir:

Ashabtan İmran İbnu Husayn (r.a) Peygamberimizden (sav) hadis rivayet ederken bir adam atılarak: “Ey Ebu Nüceyd, bize Kur’an’dan anlat.” der. İmran adama şu cevabı verir: “Sen ve arkadaşların Kur’an okuyorsunuz Hatibu’l Bağdadi tarafından El-Kifaye’de kaydedilen vechinde İmran (r.a) itirazcıya daha açık bir dille şöyle der: “Sen ve arkadaşların... Bana söyler misiniz, namaz ve namazla ilgili rükünler nelerdir? Keza altun, deve, sığır ve diğer çeşit mallara terettüp eden zekat ne miktardadır? Ben Resulullah aleyhissalatu vesselamı gördüm, sen görmedin. Resulullah aleyhissalatu vesselam bize zekatı şöyle şöyle vermemizi emretti.” Bu açıklama karşısında ikna olan adam: “Bana hayat verdin, Allah da sana hayat versin.” der. Aynı hadiste sadece Kur’an’a dayandığınız takdirde öğle namazının dört rekat olduğunu, Kabe’yi tavafın yedi kere olacağını, Safa ve Merve arasında da say yapılacağını ayetlerde bulabilecek misiniz?” 3

Hem bunlar gibi daha pek çok merak-aver, lüzumlu hakāiki ders veren bu zata karşı her şeyi bırakıp ona koşmak, onu dinlemek lazım gelirken;

Hem bunlar gibi daha pek çok merak uyandıran, lüzumlu hakikatleri ders veren bu zata (sav) karşı her şeyi bırakıp ona koşmak, onu dinlemek lazımdır.

Peygamber Efendimiz (sav), insanların merakını giderecek pek çok lüzumlu hakikati ders vermiştir. Mesela insanoğlunun dünyaya nasıl gönderildiği, neden gönderildiği, ruhlar alemi, öldükten sonra nereye gidileceği, kâinatın nasıl var olduğu gibi çok merak edilen meselelerle alakalı ikna edici dersler vermiştir. Peygamber Efendimiz (sav), bilmediğimiz ve hayalimizin bile ulaşamadığı alemlerden detaylı bir şekilde haberler vermiştir. Cennet gibi bütün arzularımızın gerçekleşeceği, cehennem gibi bütün suçluların cezasını göreceği, ruhlar alemi ve berzah alemi gibi çok acayip alemlerden bahsedip biz ümmetine dersler vermiştir.

İşte Allah'ın en seçkin ve en sevgili kulu olan Sevgili Peygamberimiz (sav), bu fani dünya hayatından sonra ebedi bir saadet yurdu olan cennetin var olduğunu haber vermiştir. İman edip Allah’ın rızası dairesinde yaşayanların, ebedi saadet yurdu olan cennet ile ödüllendirileceklerini müjdelemiştir. Miraç Gecesi'nde bizzat cenneti gezerek oranın eşsiz nimetlerinden bizleri haberdar etmiştir. Cehennemi de görerek oranın azabından ve dehşetinden bizleri sakındırmıştır.

Bizler dünyaya ait meselelerde, sevdiğimiz bir insanın razı olduğu şeyi bize söyleyen birini can kulağıyla dinlediğimiz halde, Peygamber Efendimize (sav) karşı lakayt kalabilir miyiz? Aksine, bu kadar merak uyandıran haberleri getirene ve insanlığın asırlardır merak ettiği suallere doğru ve ikna edici bir şekilde cevaplar veren bir zata (sav) karşı her şeyi bırakıp O’na koşmak, O’na tabi olup yönelmek gerekmez mi?

Ekser insanlara ne olmuş ki sağır olmuşlar, kör olmuşlar, belki divane olmuşlar ki; bu hakkı görmüyorlar, bu hakikati işitmiyorlar, anlamıyorlar?

Durum böyle olması gerekirken insanların çoğuna ne olmuş ki sağır olmuşlar? Peygamber Efendimizin (sav) söylediklerine kulak tıkıyorlar. Getirdiği hakikatleri görmüyorlar mı? Körlük ediyorlar. Onu (sav) anlamayıp divanelik, yani akılsızlık, ediyorlar mı?

Evet, O’nun (sav) sözlerini dinlemeyenin sağırdan farkı var mıdır? Onun (sav) getirdiği hakikatleri görmeyenin körden farkı var mıdır? Kâinatın sahibinden haberler getiren birisini dinlememek, görmemek, delilik değil midir? İnsanın hem bu kısa dünya hayatını hem de sonsuz hayatını kurtaracak bilgileri getiren bir zatı dinlememesi, görmemesi elbette körlüktür, sağırlıktır, akılsızlıktır.

Kaynakçalar
  1. Bakara, 2/43

  2. Ebu Davud, Salat, 2

  3. Hakim, el-Müstedrek, 1: 180, h. No: 372., Hatib Bağdadi, el-Kifaye, 1: 105, h. No: 24

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız