Risale-i Nur'un El Yazısıyla Neşri ve Hüsrev Efendi'nin Kalemi
Bediüzzaman Hazretlerinin telif ettiği Risaleler, ilk dönemlerden itibaren talebeleri tarafından elden ele ulaştırılarak çoğaltılmış ve müteaddit nüshalar halinde yazılmıştır. Yazılan nüshalar daha sonra müellifine getirilmiş, Bediüzzaman Hazretleri de müstensihlerin yaptığı hataları tashih etmiştir. Bu tashihatı yaparken çoğu zaman eserin aslına müracaat etmemiştir. Hatta yirmi beş otuz sene önce telif ettiği bir eseri tashih ederken dahi aslındaki nüshaya bakmamıştır.
Risaleler, çevre köy ve kazalardan gelenler tarafından büyük bir merak ve iştiyakla alınıp götürülüyor ve el yazısıyla çoğaltılarak neşrediliyordu. Bu faaliyet zamanla çok geniş bir boyuta ulaşmıştır. Evlerinden yedi-sekiz sene, hatta kırk sene çıkmadan Risale-i Nur'u yazıp neşredenler olmuştur.
Isparta havalisinde erkek, kadın, genç ve ihtiyarlardan binlerce Nur Talebesi Risale-i Nur'u yazıp çoğaltmıştır. Nur Medresesi bulunan Sav Köyü bin kalemle, Kuleönü beş yüz kalemle senelerce Risale-i Nur Risalelerini yazıp çoğaltmıştır. Bu şekilde, eskimez yazımız olan Kur'an hattından çoğaltılarak yazılan Risalelerin sayısı 1950'li yıllara gelindiğinde altı yüz bin risale gibi çok yüksek bir rakama ulaşmıştır.
Bediüzzaman Hazretleri, Risalelerin neşri için hususi bir usul takip etmiş ve Nur Talebelerinin Risaleleri bizzat kendi elleriyle yazarak çoğaltmalarını istemiştir. Nur Talebeleri de Üstadlarının bu arzusuna ittiba ederek büyük bir yazı faaliyetine girişmişlerdir. Öyle ki insanların; "Mağazalarda kağıt kalmadı. Risale-i Nur Şakirdleri kağıdı bitirdiler” diye hayret etmelerine dahi sebep olmuşlardır.
Risalelerin Yazılmasında Maharetli Kalemler
Saff-ı evvel ağabeylerimizin önemli bir kısmı, hususan Şamlı Tevfik, Santral Sabri ve Hulusi Ağabey gibi zatlar Osmanlı mekteplerinde yetiştikleri için fevkalade bir yazı bilgisine ve güzel bir hüsn-i hatta sahiptiler. Son derece hızlı ve güzel yazabiliyorlardı.
Bu ağabeylerimizin tamamı, altına bir kılavuz sayfası koymaya ihtiyaç duymadan Risaleleri başka bir nüshaya bakarak veya dinleyerek yazabiliyorlardı. İlk nüshalar da çoğunlukla böyle maharetli kalemlerle yazılıyordu.
Kopya Suretiyle Yazmanın Mahiyeti
Kopya usulü ile yazmak hususu bizzat Hüsrev Efendiye sorulmuştur. Hüsrev Efendiyi ziyarete gelen bir şahıs; "Efendim biz kopya yazamayız, bakarak yazarız!”
demiş. Hüsrev Efendi şöyle cevap vermiştir:
Kardeşim! Kopya ile yazmak senin istifadenedir. Hem hattın güzel olur, hem zaman kaybı olmaz. Ama sen nasıl istersen öyle yaz!
Hüsrev Efendi, diğer zamanlarda onun hattından kopya suretiyle yazmanın mühim bir faydasını izah etmek için şöyle derdi:
Ben yazının başına oturduğumda bu yazılardan insanların edeceği istifadeyi ve
alacakları feyzi düşünür öyle yazarım.
Onun yazısındaki bu halis duygu ve düşüncelerine işaretle, Bediüzzaman Hazretleri de onun hattını takdir ederek şöyle demiştir:
Bu defa bize yazdığın Mu’cizât-ı Ahmediye (asm) Risalesi çok hârika düşmüş. Kim ona bakıyor, bir zevk-i hakiki hisseder. Demek oluyor ki; mânevî hâlis samimi hisler, maddî nakışlar sûretinde kendini hissettiriyor. Bu sırra ben muttali’ olduğum vakit, kardeşim Galip dahi aynı hisse iştirak etti. Evet bunun altında mânevî tebessüm var diye, senin hattını kendi hattına tercihle mukabele etti.1
Niçin Kopya Suretinde Yazıyoruz?
Risaleler, 1960'tan sonra Hüsrev Efendinin yazdığı nüshalar üzerinden kopya edilerek çoğaltılmıştır. Daha önce herkes kendi hattıyla Risaleleri yazarken, Hüsrev Efendi ile birlikte belirli bir hattın esas alınarak kopya edilmesi yaygınlaşmıştır. Bu usulün çeşitli hikmetleri ve faydaları bulunmaktadır:
Tabiiyyet
Eser Bütünlüğü
Hattın Düzelmesi
Öğrenim Kolaylığı
Hüsrev Efendinin Kaleminin Mübarekiyeti
Tabiiyyet
Bediüzzaman Hazretlerinin vefatından sonra Nur Talebeleri arasında bazı ihtilaflar ortaya çıkmış ve farklı hizmet anlayışları meydana gelmiştir. Hüsrev Efendi ise Bediüzzaman Hazretlerinin hizmet tarzını devam ettirmiş ve kendisine tabi olmak isteyenlere hattını kopya etme usulünü benimsetmiştir.
Bu bakımdan kopya etmek, Hüsrev Efendiye tabiiyyetin bir göstergesi olarak görülmüştür. Daha sonra bu usul devam etmiş ve Hüsrev Efendinin hattını kopya ederek Risale-i Nur yazmak, bu hizmet anlayışının bir alameti haline gelmiştir.
Eser Bütünlüğü
Bütün eserlerin aynı nüshadan çoğaltılması, nüshalar arasında bir bütünlük meydana getirmektedir. Yazılan nüshaların sırası, sayfa numaraları ve konuları aynı olduğundan, bütün nüshalar ana nüsha gibi kullanılabilmektedir.
Bunun mütalaa, çalışma, ezber ve münazara bakımından büyük bir kolaylığı vardır. Mesela 21. Lem'a denildiğinde herkes Lem'alar Mecmuasının 166. sayfasını açarak kolayca 21. Lem'a'ya ulaşabilmektedir. Böyle bir kolaylık, eser bütünlüğü sayesinde mümkün olmaktadır.
Hattın Düzelmesi
Risalelerin yazıldığı Osmanlıca ve İslam harfleri, günümüzde birçok kişi tarafından bilinmemektedir. Bu sebeple yeni başlayanların doğrudan Osmanlıca yazması kolay değildir.
Hüsrev Efendinin hattı üzerinden kopya ederek yazmak, zamanla bu hatta alışmayı ve güzel bir Osmanlıca yazı kazanmayı kolaylaştırmaktadır. Aynı hattı tekrar tekrar kopya eden kişinin yazısı düzelmekte ve Osmanlıca öğrenmesi kolaylaşmaktadır.
Öğrenim Kolaylığı
Nasıl milletlerin kendilerine mahsus ortak yazı sistemleri varsa, Risale-i Nur dairesinde de Hüsrev Efendinin hattının kopya edilmesiyle ortak bir yazı tarzı meydana gelmiştir.
Öğrenilecek hattın tek olması, açık, kolay ve güzel bir yazı karakterine sahip bulunması, yeni başlayanların bu hattı daha kolay öğrenmesini sağlamaktadır. Böylece Hatt-ı Hüsrev umumileşmekte ve Risale-i Nur hizmetinde ortak bir yazı tarzı meydana gelmektedir.
Hüsrev Efendinin Kaleminin Mübarekiyeti
Bediüzzaman Hazretleri Risale-i Nur'u, imana olan kıymetli hizmeti ve delillerinin kuvveti cihetiyle “Kur'an'ın elinde elmas bir kılınç” olarak tasvir etmiştir. Risaleleri anlayarak mütalaa eden herkes, imanın ispatına dair ne kadar kuvvetli ve sarsılmaz deliller bulunduğunu görmektedir.
Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'un bu elmas hakikatlerini neşreden talebelerin kalemleri için de benzer ifadeler kullanmış ve onları “Risale-i Nur'un elmas kalemli şakirdleri”, “kalemleri birer elmas kılınç gibi” tarzında ifadelerle tebrik ve tahsin etmiştir.
Bu elmas kalemli kahramanlar içerisinde Hüsrev Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin en ziyade iltifatlarına mazhar olan talebelerden biri olmuştur. Onun kalemi, çeşitli yönlerden talebeler içerisinde mümtaz bir seviyeye ulaşmıştır. Bunları dört başlık altında ifade edebiliriz:
Yazısındaki Ruh Okşayan Güzellik
Risale-i Nur'un Neşrine Hizmeti
Risaleleri Tevafuklu Olarak Yazması
Tevafuklu Kur'an'ı Yazması
Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Risale-i Nur'un ilk dönemlerden itibaren el yazısıyla çoğaltılması, sadece eserlerin neşrini sağlayan bir yazı faaliyeti değil; aynı zamanda talebelerin Risale-i Nur'la meşguliyetini artıran, hattın gelişmesine vesile olan, eser bütünlüğünü muhafaza eden ve hizmetin yayılmasına katkı sağlayan mühim bir faaliyet olmuştur.
Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.65

