Soru

Risale-i Nur Hattı

Risale-i Nuru neden Kuran hattıyla okuyoruz ve neşr ediyoruz? Yanlış hatırlamıyorsam Üstadımızın Risale-i Nur talebesi olmanın en birinci sebebinin hatt-ı  Kuranı muhafaza etmek ve neşr etmek olduğunu duymuştum Böyle bir bilgi var mı? Varsa aslı nedir? Yani latin alfabesiyle okunursa Risal-i Nur talebesi olunur mu? 

Tarih: 29.04.2021 17:20:35

Cevap

Risale-i Nura talebe olmanın birçok şartları vardır. Bunların başında ihlas gelmektedir. Yazı yazmak önemli bir şarttır. Ama tek başına yeterli değildir. Sadakat, sebat, takva, sünnet-i seniyeye tabi olmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmak, namazı ta'dil-i erkana göre kılmak, Kuran öğretmek gibi daha bir çok talebelik şartları vardır. Fakat Hatt-ı Kuranı muhafaza etmek Risale-i nurun ve talebesinin çok önemli bir esasıdır. Yazı yazmak hem Hatt-ı Kuranı muhafaza etmek, hem de şirket-i maneviyeye dahil olmak için çok önemli bir şarttır. Yazı yazmanın beş türlü ibadet olması da ayrıca önemlidir. 

Meşhur "Şeker Mektubu’nda’’ bu husus şu şekilde ifade edilir: “Risale-i Nur’a intisab eden (bağlanan) zatın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran Risale-i Nur Talebesi ünvânını alır...” (Kastamonu Lahikası, 25)

Risale-i Nur’ları hatt-ı Kur’ân’la yazanların talebe olabileceğini ifade etmektedir. Ayrıca bu cümlede bir zaman sınırlaması da yoktur. Yani şimdi, bu zamanda gibi o zamanı ifade eden ve bu yazı faaliyetini belli bir zaman aralığına sıkıştıran bir mana da yoktur. 

Cümlenin devamında Bediüzzaman Hazretleri, ancak yazmak ve yazdırmak suretiyle R. Nur talebeliği ünvânını alan Nur talebelerinin hem kendisinin hem umum Nur talebelerinin hayır dualarına ve manevi kazançlarına hissedar olabileceklerini ifade eder. Yukardaki cümleden de anlaşılacağı üzere Bediüzzaman hazretleri talebe olmanın çok önmeli bir şartı olarak huruf-u Kur'ânı yazmak ve yazdırmak olarak koymuştur.

Latinceden okunduğunda talebele olunup olunmayacağı da üstadın koymuş olduğu bu şartlar çerçevesinde değerlendirmemiz gerekmektedir. Yani sadece okumak yeterli değildir. Risale-i Nur talebesi hem okur, hem yazar, hem dinler, hem, mütalaa eder, hem ezber eder. Ayrıca yukarıda ifade edilen diğer talebelik şartlarını da yerine getirir. Sonuçya kimin talebe olduğunu Allah bilir. Bize düşen talebe olmaya çalışmaktır.

Bu hakikatle beraber; Risale-i Nur’dan istifade etmek ayrıdır, O’na talebe olmak ayrıdır. Latincesinden özellikle Osmanlıcayı bilmeyenler okuyup istifade edebilirler, bunda bir beis yoktur. 

Risale-i Nur’un muhtelif yerlerinde Hz. Üstad, bilhassa Yazı Mektubu, Şeker Mektubu, 18. Lema, 28. Lema ve Lahika mektuplarında, Risale-i Nur’un mühim bir vazifesinin Kur’ân hattını ve sünnet-i seniyeyi bid’ate karşı muhafaza, müdafaa ve neşir hizmeti olduğunu açıkça tekrar tekrar beyan etmektedir.

Yine Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur yazısını yazmanın yüz şehit sevabı kazandıracağını iki hadis-i şerife dayanarak izah ve ispat etmektedir. Yazı yazmanın; talebelik şerefini kazandırmanın yanında beş cihetle makbul bir ibadet olduğunu ve yine yazı yazmanın dünyevî pek çok faydalarının da olduğunu farklı risalelerde beyan etmektedir.

18. Lema’da Hz. Ali Efendimizin, bu asırda teessüfle haber verdiği iki büyük fitneden yani harf inkılabı ve kötü âlimlerin fitnesinden bahsedip bu iki büyük saldırı karşısında Kur’ân hattını ve sünnet-i seniyeyi muhafaza edenlerin Risale-i Nur talebeleri oldukları açıkça ifade edilmesi de dikkate şayandır. Hz. Ali Efendimizin bid’at olan latin harflerine karşılık Kur’ân harflerini muhafaza ve neşreden Risale-i Nur talebelerine hususi iltifatları da hatt-ı Kur’ân’ı muhafaza hizmetinin ehemmiyetini ayrıca göstermektedir.

Bir başka önemli husus ise; Kur’ân harflerine şiddetle cephe alındığı bir devirde Bediüzzaman Hazretleri kendisinden önce gelip geçmiş nice ulemâdan çok daha hassas bir tarzda Kur’an harflerini müdafaa etmiş ve Kur’ân harflerinin Kur’â’ın elbisesi değil, cildi olduğunu; bu cildi soymanın ise O’nu ölüme mahkûm etmek olacağını ortaya koymuştur. 

“Risale-i Nur, zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bid’ate karşı da huruf ve hatt-ı Kur’ânı muhafaza etmek bir vazifesi iken…’’ (Kastamonu Lahikası, 94) diyerek Risale-i Nur’un iman hizmetinden sonra ikinci mühim vazifesinin Kur’ân hattını muhafaza etmek olduğunu açıkça ifade etmektedir.

“Risâle-i Nûr’un bir vazîfesi hurûf-u Kur’âniyeyi muhâfaza olduğundan, yeni hurûfa zarûret derecesinde inşâallâh müsâade olur.’’ (Kastamonu Lahikası, 268) ifadesi ile de latin harflerine ‘zaruret derecesinde’ doyuncaya kadar değil ölmeyecek kadar müsaade edilebileceğini beyan etmektedir. Yani üniversite gençliği ve akademik camia başta olmak üzere Osmanlı Türkçesini bilmeyen yeni neslin Risale-i Nurlardan haberdar olmaları için Kur’ân hattını öğreninceye kadar belli eserlerde geçici olarak latince baskıya müsaade edildiğini görmekteyiz.

Risale-i Nur külliyatında bu minval üzere oldukça fazla izahlar mevcuttur. Özellikle 18. Lema, Yazı ve Şeker mektupları dikkatlice mütalaa edildiğinde anlaşılacaktır ki; Risale-i Nur’un mühim bir vazifesi, âlem-i İslâmın ekseriyet-i mutlakasının yazısı ve hattı olan huruf-u Arabiyeyi muhafaza etmek olduğundan hem Bediüzzaman Hazretlerinin hem de talebelerinin mücadelesi bu esas üzerine olmuştur. Belki de Risale-i Nur’un yüzlerce yerinde hatt-ı Kur’ân’ın muhafazasına, yazı yazanların taltifine, yazının mühim manevi bir cihat oluşuna, latincenin bid’at oluşuna ve bunlara benzer Kur’ân hattının ehemmiyetine dair teşvikkârene ifadeleri çoklukla görmek mümkündür.

Yukarıda zikredilen risalelere özellikle bakılmasını tavsiye ediyoruz.

 

Ayrıca bakınız;

https://risale.online/soru-cevap/risale-i-nur-talebeligi-11243

https://risale.online/soru-cevap/bediuzzaman-ve-kuran-harfleri

https://risale.online/soru-cevap/bediuzzaman-ve-yeni-harfler

https://risale.online/soru-cevap/hatt-i-kuran


Yorum Yap

Yorumlar