Risale-i Nura talebe olmanın birçok şartları vardır. Bunların başında ihlas gelmektedir. İhlas ise yapılan ibadet ve hizmeti sadece Allah rızası için yapmak, içine başka maksatlar karıştırmamaktır. Yazı yazmak önemli bir şarttır. Ama tek başına yeterli değildir. Sadakat, sebat, takva, sünnete tabi olmak, farzları işlemek, büyük günahları terk etmek, namazın arkasındaki tesbihatı yapmak, namazı tadil-i erkana göre kılmak, Kur'an öğretmek gibi daha bir çok talebelik şartları vardır. Fakat Kur'an yazısını muhafaza etmek, Risale-i Nur'un ve talebelerinin çok önemli bir esasıdır. Yazı yazmak hem hatt-ı Kur'an'ı muhafaza etmek, hem de şirket-i maneviye ye dahil olmak için çok önemli bir şarttır. Yazı yazmanın beş türlü ibadet olması da ayrıca önemlidir. Bediüzzaman Hazretleri talebe olmanın şartı olarak şöyle söylemektedir:
Risale-i Nur’a intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi onu yazmak veya yazdırmaktır ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan veya yazdıran Risale-i Nur Talebesi ünvanını alır.1
Bediüzzaman Hazretleri bu kısımda çok net bir şekilde Risale-i Nur’u Kur’an hattıyla yazanların ve yazdıranların talebe olabileceğini ifade etmektedir. Üstelik bu ifadede herhangi bir zaman sınırlaması bulunmamaktadır. Yani bu yazı ibadetini, şimdi veya bu zamanda gibi ibarelerle belirli bir döneme hapseden bir anlam kastedilmemiştir. Bediüzzaman Hazretleri, cümlenin devamında ise, ancak yazmak ve yazdırmak suretiyle Risale-i Nur Talebesi ünvanını alanların, hem kendisinin hem de bütün Nur Talebelerinin hayır duaları ile manevi kazançlarına hissedar olabileceklerini belirtir.
Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere Bediüzzaman Hazretleri, talebe olmanın en önemli şartlarından birini, hatt-ı Kur’an ile risaleleri yazmak ve yazdırmak olarak belirlemiştir. Bu hakikatlerle beraber, Risale-i Nur'u sadece Latin harfleriyle okuyarak talebe olunup olunmayacağı meselesini, Bediüzzaman Hazretlerinin koyduğu temel ölçüler çerçevesinde ele almalıyız. Bu yolda sadece okumak tek başına yeterli değildir. Gerçek bir Risale-i Nur talebesi, hem okur, hem yazar, hem dinler, hem de okuduklarını derinlemesine mütalaa edip ezberler. Ayrıca talebe adayı, yukarıda sayılan diğer manevi şartları da hayatına taşımakla sorumludur.
Sonuçta kimin kalben tam bir talebe olduğunu ancak Allah bilir. Bizlerin asıl vazifesi ise bu ünvana layık olabilmek için samimiyetle çabalamaktır. Bediüzzaman hazretleri, Risale-i Nur talebelerinin neden hatt-ı Kur'an'ı muhafaza etmeleri gerektiğini başka bir eserinde şöyle bahsetmektedir:
Hazret-i İmam-ı Ali(ra), huruf-u ecnebiyeyi İslamlar içinde cebren kabul ettirmek hadisesi ile ulemaüs suun bidalara yardımlarından teessüfle bahsedip, o iki hadise ortasında irşadkarane bazılarından bahsediyor ki, o Sekine olan İsm-i Azam ile ecnebi hurufuna karşı mukabele ediyor. Ve hem ulemaüs sua karşı muhalefet ediyor. İşte bu zamanda o adamlar, Risale-i Nur şakirdleri ve naşirleri oldukları şübhesizdir. Çünki onlardır ki, hattı Kur’anı muhafaza ediyorlar. Ve bidakar bir kısım ulemalara karşı mukavemet ediyorlar.2
Hz. Ali (ra) Efendimiz, bu asırda yaşanacak iki büyük fitneyi üzüntüyle haber vermiştir. Bu fitnelerden biri harf inkılabı, diğeri ise kötü alimlerin dine vereceği zararlardır. Bu iki büyük saldırı karşısında Kur’an hattını ve sünnet-i seniyyeyi koruyanların Risale-i Nur talebeleri olduğu açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca Hz. Ali Efendimiz, 1400 yıl öncesinden, bidat olan Latin harflerine karşılık, Kur’an harflerini muhafaza edip yayan Nur talebelerine özel iltifatlarda bulunması, bu hizmetin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir.
İslam harflerinin kaldırılması, Anadolu’daki Müslümanların geçmişleriyle ve İslamiyet ile olan bağlarını koparan çok büyük bir hadisedir. Bu süreçte yaşlı, genç, çoluk, çocuk demeden herkese zorunlu olarak Latin harfleri öğretilmiştir. Âdeta İslam'a karşı topyekün bir saldırı başlatılmış ve İslami olan her şey yok edilmek istenmiştir. Hz. Ali (ra) ise bu durumları önceden haber vererek Müslümanları açıkça ikaz etmiştir. Hatta bu inkılabın nasıl yapılacağını ve nasıl uygulanacağını bile tarihiyle birlikte ayrıntılarıyla bildirmiştir. Eğer İslam harflerinin kaldırılması bu kadar hayati bir önem taşımasaydı, Hz. Ali (ra) gibi büyük bir zat bu mesele üzerinde bu kadar durmaz ve bizleri uyarma ihtiyacı hissetmezdi.
Bir başka önemli nokta ise Kur’an harflerine şiddetle bir şekilde karşı çıkıldığı ve yasaklandığı bir dönemde Bediüzzaman Hazretlerinin sergilediği duruştur. Kendisi, daha önce gelip geçmiş pek çok alimden çok daha hassas bir tavırla Kur’an harflerini savunmuştur. Bediüzzaman Hazretleri, bu harflerin Kur’an'ın sadece bir elbisesi değil, bizzat cildi olduğunu belirtmiştir. Bu cildi soymanın ise Kur'an'ı bozmak anlamına geleceğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur talebesinin en önemli vazifesinin hatt-ı Kur'an'ı muhafaza etmek olduğunu şöyle söylemektedir:
Risale-i Nur, zındıkaya karşı hakaik-i imaniyeyi muhafazaya çalışması gibi, bidate karşı da huruf ve hattı Kur’anı muhafaza etmek bir vazifesi iken… 3
Risale-i Nur, ve o Risale-i Nur kendi şakirdleri ile laakal yüzer kalemle yüzer parça Risale-i Nur’un eczalarıyla ve intişar eden yirmi bin nüshasıyla laakal yüz bin adamı huruf-u Kur’aniye lehine ve sünnet-i seniyeye ittiba ve imanlarının takviyesine, ve Hazret-i Ali (ra) hiddet ettiği iki cereyana karşı tamamıyla mukavemet ettiklerinden, elbette Hazret-i Ali (ra) يَٓا اَيُّهَا الْاِخْوَانُ tabir ettiği ihvanları içinde hususi bir surette onlara bakıyor.4
Hatt-ı Kur’an'ı muhafaza edip korumak, sadece bir yazı faaliyeti değildir. Bu hizmet, aynı zamanda bidatlara karşı sarsılmaz bir duruş sergilemek ve onlara karşı sünnet-i seniyeyi muhafaza ve müdafaa etmektir. Risale-i Nur talebesi, kalemiyle hem Kur’anın harflerini muhafaza eder, hem de manevi değerlere yapılan saldırılar karşısında bir kale gibi durur. Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur’un iman hizmetinden sonra ikinci mühim vazifesinin Kur’an hattını muhafaza etmek olduğunu açıkça ifade etmektedir. Hz. Üstad bir eserinde yeni harflerle ilgili şunu söylemektedir:
Risale-i Nur'un bir vazifesi huruf-u Kur’aniyeyi muhafaza olduğundan, yeni hurufa zaruret derecesinde inşaallah müsaade olur.5
Bediüzzaman Hazretleri, Latin harflerine ancak zaruret derecesinde ve ölmeyecek kadar müsaade edilebileceğini beyan etmektedir. İslam hukukunda zaruretler, haramı helal kılmaz ancak geçici bir süre için ruhsat verir. Bu ifade, Latin harflerinin tamamen benimsenmesi değil, bir mecburiyet karşısında sınırlı bir kullanım alanı olduğunu vurgular. Özellikle üniversite gençliği ve akademik camia başta olmak üzere, Osmanlı Türkçesini bilmeyen yeni nesillerin Risale-i Nur'lardan haberdar olabilmeleri ve Risale-i Nur ile köprü kurabilmeleri için bu yola gidilmiştir. Dolayısıyla yeni nesil Kur’an yazısını öğrenene kadar, belirli eserlerin geçici olarak Latin harfleriyle basılmasına izin verildiğini görmekteyiz. Ancak bu geçici ruhsatı, bir asıl gibi görüp Kur’an hattını tamamen terk etmek, zaruret sınırını aşmaktır.
Dolayısıyla zarureti bahane ederek hatt-ı Kur’an'dan vazgeçmek, asıl büyük hatadır. Risale-i Nur’un en mühim vazifelerinden biri, İslam âleminin ortak yazısı olan Kur’an harflerini muhafaza etmektir. Bu yüzden hem Bediüzzaman Hazretlerinin, hem de talebelerinin mücadelesi her zaman bu esas üzerine olmuştur. Risale-i Nur'un yüzlerce yerinde Kur’an hattının korunmasına dair teşvik edici ifadelerle karşılaşmak mümkündür. Yazı yazanların takdir edilmesi, bu hizmetin manevi bir cihat olarak görülmesi ve Latin harflerinin bidat olarak nitelendirilmesi bu ehemmiyeti açıkça ortaya koymaktadır.
Hattı Kur’anı muhafaza etmeyenler ise, özürleri kabahatlerinden de büyük olacak şekilde, Risale-i Nur'u Latin harfleriyle okuya okuya bu harflere âdeta bir kutsiyet atfetmişlerdir. Yıllardır eserleri Latin harfleriyle okudukları ve bastıkları için artık mecburen bu harfleri savunmak zorunda kalmışlardır. Bu durum, inandığı gibi yaşamayanların, bir süre sonra yaşadıkları gibi inanmaya başlamalarına acı bir örnektir. Bu kişilerin göz ardı ettikleri en önemli nokta, Latin harflerini savunarak Hz. Ali (ra) Efendimizi karşılarına almış olmalarıdır. Bu tavırla bir bakıma Hz. Ali’yi (ra), Bediüzzaman Hazretlerini ve Risale-i Nur’un temel vazifesini hiçe saymaktadırlar. Hz. Ali’nin övgüsüne mazhar olmak varken, onun hiddet ettiği insanların safında bulunmak akıl kârı olmasa gerektir.
Ayrıca Bakınıza eklenecek sekmeler:
-Risale i nura talebe olmanın şartları
-Yazı yazmanın manevi cihad oluşu
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 25.
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybı, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 137.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 94.
Bediüzzaman Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybı, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 139.
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 268.

