Camid yani cansız varlıklara karşı ihmal, “kul hakkı” olarak değil; daha ziyade emanete riayetsizlik, israf, nimete karşı hürmetsizlik ve vazifeyi terk olarak değerlendirilir. “Kul hakkı” tabiri, esasen hak sahibi şuurlu mahluklar ve bilhassa insanlar için kullanılır. Fakat insan, hayvana, ağaca, mala ve eşyaya karşı da keyfi davranamaz; bunlarda günahın mahiyeti, çoğu zaman o varlığın “hakkını yemek”ten ziyade, Allah’ın verdiği nimeti kötü kullanmak ve varsa bir sahibin hakkını zedelemektir.
Bu sebeple bebeğin bakımını ihmal etmek, mesul olunan bir insanın hakkını gözetmemek, açıkça ağır bir mes’uliyettir; burada kul hakkı da doğabilir. Evcil hayvanı ihmal etmek de ciddi bir vebaldir. Bahçedeki ağaç, emanet mal veya kamu malı gibi şeylerde ihmal varsa, durum yine mes’uliyet doğurur. Ancak evdeki parkeyi yeterince temiz tutmamak, yalnız kendi malınız içinde kalan bir ihmal ise, buna “parkenin kul hakkı” denilmez. Fakat nimeti hor kullanma, intizamsızlık ve israfa kapı açma cihetiyle kusur olabilir.
Hayat mertebelerine göre mes’uliyetin ağırlığı değişir. Şuur, his, can taşıma ve emanet altında bulunma arttıkça mes’uliyet de artar. İnsana karşı ihmal ile hayvana karşı ihmal bir değildir; hayvana karşı ihmal ile camid eşyaya karşı özensizlik de bir değildir. En ağır mes’uliyet, insana ve bilhassa doğrudan zimmet altındaki kimselere karşıdır.
Eşya ve nimetlere karşı ölçü, onları yerli yerinde kullanmak, israf etmemek, faydayı zayi etmemek ve emanete sadakat göstermektir. Hayvanlar hakkında ise merhamet ve iyi muamele dinen sabittir; onlara eziyet veya ihmal, ayrıca vebaldir.
Netice olarak: Camid varlıkta “kul hakkı” denilmez; fakat her ihmal de mubah sayılmaz. İhmalin hükmü, o şeyin canlı olup olmamasına, bir başkasının hakkının bulunup bulunmamasına, israf ve zarar doğurup doğurmamasına göre değişir.

