İlgili kısım Risale-i Nur’da şöyle geçmektedir:
Azîz kardeşim, senin [ikinci suâlin] hulâsası: Muhyiddîn-i Arabî demiş: "Rûhun mahlûkıyeti, inkişâfından ibârettir." 1
Muhyiddin-i Arabî Hazretleri, vahdetülvücud fikrine sahip olduğu için yaratılmışların varlığını inkâr edip “Allah’tan başka hiçbir varlığın hakiki vücudu yoktur; fiziksel olarak gördüğümüz her şey hayaldir.” der.
Aynı bakış açısıyla ruhu değerlendirirken de “Ruh da yaratılmış değildir. Onun varlığı bir tecelliden (yansımadan) ibarettir. Yaratılmış bir cisim değildir.” demek istiyor. Oysa ruh da yaratılmıştır ve kendisine has bir vücudu vardır. Bu konu ile ilgili Bediüzzaman Hazretleri şöyle der:
Evet, rûh, mâhiyeti i‘tibâriyle bir kānûn-u emrîdir. Fakat vücûd-u hâricî giydirilmiş bir nâmûs-u zîhayattır ve vücûd-u hâricî sâhibi bir kanundur. Hazret-i Muhyiddîn, yalnız mâhiyeti noktasında düşünmüştür. Vahdetü’l-vücûd meşrebince, eşyânın vücûdunu hayâl görüyor. O zât, hârika keşfiyâtıyla ve müşâhedâtıyla; ve mühim bir meşreb sâhibi ve müstakil bir meslek ihtiyâr ettiğinden, bilmecbûriye, zayıf te’vîlâtıyla, tekellüflü bir sûrette, bazı âyâtı meşrebine ve meşhûdâtına tatbîk ediyor, âyâtın sarâhatini incitiyor. 2
Diğer kısım ise Risale-i Nur’da şöyle geçmektedir:
İnsanın âyîne-i fikrindeki ma‘lûmâtın dahi iki vechi var: Bir vecihle ilimdir ve bir vecihle ma‘lûmdur. Eğer zihni, o ma‘lûma zarf yapsak, o vakit o ma‘lûm, mevcûd-u zihnî bir ma‘lûm olur; vücûdu ayrı bir şeydir.3
İnsanın zihnindeki bilgilerin iki şekilde varlığı söz konusudur. Biri, beyne nakşolmuş bir yazıdır. Bu yazı artık zihnin bir parçası sayılır. Bunun maddî bir varlığı vardır.
Diğeri, bu yazının manasıdır. Bu mana zihnin bir parçası değildir. Ondan ayrı bir varlığı vardır. Zihin bu ayrı varlığın zarfı sayılır; yani o manayı zarf gibi içine alır. Bu mananın maddî değil, ilmî bir varlığı vardır. Böyle varlıklara mevcud-u zihnî ya da mevcud-u ilmî denilir.
Bu ifadeyi somut bir örnekle açıklayacak olursak, masanın üzerindeki bir elmayı düşünelim. Elmanın kendisi dış dünyada bulunan, yer kaplayan ve yenilebilen maddi bir varlıktır. Ancak elmaya baktıktan sonra zihnimizde onun rengi, tadı ve “elma” kavramı ile ilgili bir bilgi oluşur. İşte bu bilgi, elmanın zihindeki varlığıdır.
Zihin bu bilgiyi içine alan bir kap (zarf) gibidir. Fakat zihindeki elma ile dışarıdaki gerçek elma aynı şey değildir. Gerçek elma maddî olarak vardır; zihindeki elma ise yer kaplamayan, fakat anlam olarak var olan zihnî bir varlıktır.
Bu yüzden metindeki “vücudu ayrı bir şeydir” ifadesi, dış dünyadaki varlık ile zihindeki varlığın farklı olduğunu anlatır.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 33.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 33.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 33.

