Arapça’da “ölünün gömüldüğü yer” anlamında kabr (çoğulu kubûr), “kabirlerin bulunduğu yer” karşılığında makber veya makbere (çoğulu mekābir) kelimeleri kullanılır. Türkçe’de kabirle eş anlamlı olan mezar ise kelimenin kök anlamıyla da irtibatlı olarak özellikle ziyaret edilen önemli kişilerin kabirlerini (ziyaretgâh) ifade etmektedir.1
Kabir ziyareti, İslâm’da ölümü ve ahireti hatırlamak, ibret almak ve vefat edenler için dua etmek amacıyla meşru kılınmıştır. Hz. Peygamber (sav) bu konudaki bazı hadislerini aktaracak olursak;
Sizi kabirleri ziyaret etmekten menetmiştim; şimdi artık onları ziyaret ediniz.2
Kabirleri ziyaret ediniz; çünkü bu size ölümü hatırlatır.3
Hz. Peygamber (sav) kabristana girerken şöyle dua ederdi: Selâm size ey mümin ve Müslümanların diyarında bulunan kabir ehli! İnşallah biz de size katılacağız. Allah’tan bizim ve sizin için âfiyet dilerim.4
Bu rivayetlere baktığımızda Hz. Peygamber (sav) kendisi de kabirleri ziyaret etmiştir. Özellikle Medine’deki Bakî mezarlığına giderek orada bulunan müminler için dua ettiği rivayet edilmiştir. Hz. Aişe’den (ra) nakledildiğine göre Peygamber Efendimiz (sav) geceleri Bakî mezarlığına gider, kabir ehline selam verir ve onlar için dua ederdi.5
Kabir ziyaretinde temel ölçü tevhidi korumaktır. Kabirde yatan kişiye ibadet edilmez, ondan yardım ve medet istenmez. Ancak vesile olması talep edilebilir. Şifa, rızık, bağışlanma, sıkıntının giderilmesi gibi hususlar yalnız Allah’tan istenir. Bu bağlamda kabir ziyaretinin amacı Allah’a dua etmektir.
Ayrıca kabir başında Fatiha, Yasin veya kişinin bildiği başka sureler okunabilir. Okuduğumuz Kur'an'ın sevabının vefat edenlere bağışlayabiliriz. Ardından vefat eden kişi için dualar yapılabilir.
Kabir ziyaretinde kabrin üzerine oturmak, kabirlere basmak, mezar taşlarını veya sandukaları öpmek ve yüzüne sürmek doğru değildir. Hz. Peygamber (sav) kabirlere saygılı davranılmasını istemiştir.6 Ziyaret sırasında feryat etmek, ağıt yakmak ve Allah’ın takdirine karşı isyan anlamına gelecek davranışlarda bulunmak da uygun değildir. Elbette insanın sevdiği birini kaybettiğinde üzülmesi ve ağlaması tabiidir. Nitekim Peygamber Efendimiz de (sav) yakınlarının vefatında ağlamıştır. Ancak ağlama ve üzüntünün isyan, feryat ve Allah’ın takdirine karşı hoşnutsuzluk haine dönüşmemesi gerekir.
Türbelere bez bağlamak, mum yakmak, türbe veya kabirden dilekte bulunmak, kabirde yatan kimse adına kurban kesmek veya adak adamak da doğru değildir. Elbette salih insanların hatırasına saygı göstermek gerektir fakat bu durum sünnetin bize öğrettiği ölçüde olmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
İslâm’da kabirler üzerinde kurban kesmek yoktur.7
Bunlarla birlikte kabir ziyaretinin belirli bir günü veya saati yoktur. İnsan dilediği zaman kabristanı ziyaret edebilir. Ziyaret sırasında abdestli olmak güzel bir edeptir. Ancak kabir ziyareti için abdestin şart değildir. Kabristana edep çerçevesinde saygılı bir şekilde girilir, kabirlerin üzerine basmamaya dikkat edilir, selam verilir, Kur’an okunur ve ardından Allah’a dua edilir.
Ayrıca kabristanlarda yeşilliklerin korunması sünettir. Sevgili Peygamberimiz (sav), iki kabrin yanından geçerken orada yatan kişilerin azap gördüğünü bildirmiş ve yaş bir hurma dalını ikiye bölerek kabirlerin üzerine dikmiştir. Bunun sebebi sorulduğunda ise dallar yaş kaldığı müddetçe azabın hafiflemesinin umulduğunu ifade etmiştir.8 Alimler bu rivayetten hareketle kabristandaki canlı bitkilerin korunmasını ve gereksiz yere kesilmemesini güzel görmüşlerdir.9
Sonuç olarak sünnete uygun kabir ziyaretinin özü: Selam vermek, ölümü hatırlamak, Kur’an okumak, vefat edenler için Allah’tan rahmet ve mağfiret dilemektir. Kabir ziyareti tevhid şuuruna, ahireti düşünmeye ve Allah’a daha çok yönelmeye vesile olmalıdır. Bu bağlamda en güzel kabir ziyareti, insanın hem vefat eden kardeşini unutmamasına hem de kendi ölümünü hatırlamasına vesile olan ziyarettir. İnsan kabristandan ayrılırken "Bir gün ben de burada olacağım" düşüncesiyle hayatını gözden geçirmeli, günahlarından tövbe etmeli, Allah’a yönelmeli ve geride bıraktığı insanlar için hayırlı bir kul olmaya gayret etmelidir.
Kürşad Demirci, "Kabir", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001, c. 24, s. 33.
Müslim, Cenâiz, 106.
Müslim, Cenâiz, 108.
Müslim, Cenâiz, 104.
Müslim, Cenâiz, 102.
Müslim, Cenâiz, 96-98.
Ebû Dâvûd, Cenâiz, 74.
Buhârî, Vudû, 55; Cenâiz, 89.
Mehmet Şener, "Kabir", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2001, c. 24, s. 35-37.

