“Kabirdeki evliyanın tasarrufunun devam ettiğini inkâr eden Ehl-i sünnetten çıkar” demek doğru değildir. ehl-i sünnetin temel akaid kitaplarında böyle bir inanç, iman esası olarak sayılmamıştır. Bu mesele akaidin zaruri esaslarından değildir ki inkârı sünnet çizgisinden çıkartsın. Yani bir Müslüman, evliyanın ölümünden sonra tasarrufunun devam ettiğine inanabilir bunda bir sıkıntı yoktur. Fakat buna inanmayan kimse sırf bu sebeple ehl-i sünnet dışına çıkarılması yanlış bir yaklaşımdır. Bu konuyu biraz daha detaylı inceleyecek olursak;
Tasarruf Nedir?
Sözlükte "ileri geri hareket etme, bir durumdan başka bir duruma geçme; kazanmak için çaba harcama" anlamlarındaki tasarruf, fıkıhta daha çok hukuki işlemleri belirten bir terimdir.1 İslami ve tasavvufi terminolojide tasarruf sahipleri iki kısımdır. Birinci kısım zahirî tasarruf sahibidir. Bunlar padişahlar, devlet yöneticileri ve idarecilerdir. Toplum üzerinde görünen ve maddi bir yönetim yetkisine sahiptirler. İkinci kısım ise bâtınî tasarruf sahipleri olarak nitelenen velilerdir. Tasavvufî anlayışa göre bu veliler, Allah'ın izni ve emri dairesinde manevi âlemde görev yaparlar. Bu anlayışa göre, âlemin kutbu olarak adlandırılan manevî bir makamın Levh-i Mahfuz'dan kendisine bildirilen İlâhî emirleri bazı büyük velilere ulaştırdığı, onların da yine Allah'ın emriyle kâinattaki bazı manevi vazifeleri yerine getirdikleri ifade edilmektedir. Ancak bu tasarruf bağımsız bir güç ve hâkimiyet anlamına gelmemektedir. Bütün tasarruf ve tesir Allah'ın yaratması, iradesi ve emriyle gerçekleşir.2
Ölümden Sonra Tasarruf Ne Demektir?
Tasavvufi anlayışta ölümden sonra tasarruf, Allah’ın bazı salih kullarına ve velilerine, kendi izin ve kudretiyle birtakım manevi tesirler ve kerametler ihsan etmesi demektir. Buradaki tasarruf, velinin Allah’tan bağımsız olarak kâinatta hükmetmesi veya dilediğini yapması anlamına gelmez. Çünkü mutlak ve hakiki tasarruf yalnız Allah’a aittir. Velilere nispet edilen tasarruf ise mecazi ve mukayyed (sınırlı) bir tasarruftur. Yani ancak Allah’ın izni, yaratması ve yardımı ile gerçekleşebilir. Nitekim Kur’an’da ölümün yaratılması Allah’a nispet edilirken, canları almakla görevli meleklere de bu fiil nispet edilmiştir.
Allah, ölümleri anında ruhları bedenlerden çekip alır.3
De ki: “Sizin için tâyin edilen ölüm meleği sizi öldürecek.4
Nihâyet birinize ölüm gelip çattığında elçilerimiz onun canını alırlar; vazifelerini yerine getirirken de en küçük bir kusur ve ihmalde bulunmazlar.5
Aynı şekilde Hz. İsa’nın (as) Allah’ın izniyle ölüleri diriltmesi, çamurdan kuş yapması. Hz. Süleyman’ın (as) emrine rüzgârın verilmesi ve Âsaf b. Berhiyâ’nın Belkıs’ın tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getirmesi gibi hadiseler, Allah’ın bazı kullarını olağanüstü işlere vesile kıldığını göstermektedir. Bu sebeple âlimler, velilerin vefatlarından sonra da Allah’ın izniyle birtakım kerametlerinin devam edebileceğini kabul etmişlerdir.
Ehl-i Sünnet’in Kabul Ettiği Nokta Nedir?
Ehl-i sünnetin ittifakla kabul ettiği husus, kâinatta gerçek tesir ve yaratmanın yalnız Allah’a ait olduğudur. Hiçbir peygamber, veli veya melek kendi başına bağımsız bir güç sahibi değildir. Ancak Allah dilerse bazı kullarını harikulade işlere vesile kılabilir. Peygamberlerde görülen mucizeler ve velilerde görülen kerametler bunun örnekleridir. Bu sebeple ehl-i sünnet âlimleri, velilerin keramet göstermesini ve Allah’ın bazı kullarına özel lütuflarda bulunmasını mümkün görmüşlerdir. Er-Razi tefsirinde şöyle demektedir:
Kul ibadetlere düzenli bir şekilde devam ettiği zaman öyle bir makama ulaşır ki Allah (celle celalühü) o kulu için, ‘ben onun işiten kulağı, gören gözü olurum. 6
Allah’ın celalinin nuru onun işiten kulağı olduğu zaman o velî yakın ve uzak her şeyi işitir. Bu nur onun gören gözü olduğu zaman o velî yakın ve uzak her şeyi görür. Bu nur onun eli olduğu zaman o veli zor, kolay, uzak ve yakın olan her şeye güç yetirir. Tefsirinin başka bir yerinde de şöyle demektedir:
Şüphesiz bu hallere nail olan ruhlar çok şereflidir. Bu yüzden ayette onlara yemin edilmiştir. Sonra bu yüce ve şerefli ruhların bu âlemde birtakım eserler ortaya çıkarmaya kudretlerinin olması uzak değildir. Nitekim insan hocasını rüyasında görüp ona bir müşkilini sorar da hocası da ona cevap verir.7
Ancak bütün bunlar Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşir; veli sadece bir vesile ve sebeptir. Bu nedenle velilere verilen tasarruf, asla Allah’ın mutlak hâkimiyetine ortaklık anlamına gelmez.
Tasarrufu Kabul Etmeyen Ehl-i Sünetten Çıkar Mı?
Velilerin keramet göstermesi veya Allah'ın bazı salih kullarına hususi tasarruflar vermesi ehl-i sünnet tarafından genel olarak kabul edilmekle birlikte, bu konu dinin temel inanç esasları arasında değildir. Çünkü peygamberlere verilen mucizeler ümmeti bağlayan ve peygamberlik delili olan olağanüstü hallerdir. Velilere verilen keramet ve tasarruflar ise hususi ikramlar olup bütün Müslümanların ayrıntılarıyla inanmak zorunda olduğu meseleler değildir. Bu sebeple bir kimsenin, Allah'ın dilerse velilerine bazı kerametler verebileceğini kabul etmesi yeterlidir. Bunun ötesinde, belirli bir velinin mutlaka şu şekilde tasarruf sahibi olduğuna inanmayı dini bir zorunluluk haline getirmek doğru değildir. Hele ki "kabirden bizi yönetiyor, Allah'ın emirlerini bize bildiriyor" gibi anlayışlar ve görüşler sapkın fikirleridir.
Bu bağlamda, "falanca velinin ölümünden sonra tasarrufu devam eder, bunu inkar eden ehl-i sünnetten çıkar, imanı zarar görür veya sapıtmıştır" gibi ifadeler de kesinlikle doğru değildir. Çünkü bu meseleler akaidin zaruri ve kesin esaslarından değil, âlimler arasında farklı değerlendirmelere konu olmuş teferruata dair fer'î meselelerdendir. Bir Müslüman, tevhid inancını korumak ve bütün tesirin Allah'a ait olduğuna inanmak şartıyla bu tür rivayet ve yorumları kabul edebilir veya bunların bir kısmını kabul etmeyebilir. Bu durum tek başına kişinin ehl-i sünnet dairesinden çıkmasını gerektirmez. Esas olan, mutlak tasarrufun yalnız Allah'a ait olduğuna ve peygamberler ile velilerde görülen bütün harikulade hallerin ancak Allah'ın izni ve yaratmasıyla meydana geldiğine inanmaktır.
Sonuç Olarak
Ehl-i sünnetin kabul ettiği temel esas, mutlak ve hakiki tasarrufun yalnız Allah’a ait olduğudur. Allah dilerse peygamberlerini mucizelerle, velilerini de kerametlerle destekleyebilir ve bazı kullarını birtakım olağanüstü işlere vesile kılabilir. Bu sebeple velilerin Allah’ın izniyle bazı manevi tasarruflara ve kerametlere sahip olabileceğini kabul etmek ehl-i sünnet içerisinde kabul görmüş bir görüştür. Ancak bu tasarruflar hiçbir zaman Allah’tan bağımsız bir güç ve hâkimiyet anlamına gelmez. Bütün tesir ve yaratma Allah’a aittir. Bununla beraber velilerin tasarrufu, kerametleri veya vefatlarından sonra bazı manevî tasarruflarının devam etmesi meselesi, dinin temel iman esaslarından ve akaidin zaruri hükümlerinden değildir. Peygamber mucizeleri ümmeti bağlayan kesin deliller iken, velilere nispet edilen keramet ve tasarruflar hususi İlâhî ikramlar olup bunların ayrıntılarına inanmak her Müslüman için zorunlu değildir. Bu nedenle bir kimsenin, Allah’ın dilerse velilerine keramet ve tasarruf verebileceğini kabul etmesi yeterlidir. Belirli bir velinin mutlaka şu veya bu şekilde tasarruf sahibi olduğuna inanmayı dini bir mecburiyet hâline getirmek doğru değildir. Ehl-i sünette bu görüşte değildir. Aynı şekilde, “Falanca velinin kabirde tasarrufu devam eder; bunu inkâr eden ehl-i sünnetten çıkar, imanı zarar görür veya sapıtır” şeklindeki iddiaların da bir dayanağı yoktur. Zira bu konu, âlimler arasında farklı değerlendirmelere konu olmuş fer'î bir meseledir. Bir Müslüman, tevhid inancını koruyup bütün tesirin Allah’a ait olduğuna inandığı sürece, bu tür rivayet ve yorumları kabul etmesi veya etmemesi sebebiyle Ehl-i sünnet dairesinden çıkmış sayılmaz. Esas olan, bütün harikulade hallerin, kerametlerin ve tasarrufların ancak Allah’ın izni, iradesi ve yaratmasıyla gerçekleştiğine inanmaktır.8
İbrahim Kafi Dönmez, "Tasarruf", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2011, c. 40, s. 118.
Zümer, 39/42.
Secde, 32/11.
En'am, 6/61.
Buhari, es-Sahih, (6502).
Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 21, s. 92.
https://telif.ismailaga.org.tr/istigase-ile-alakali-meseleler-evliyanin-tasarrufu

