2
Kur'ân'da Allah'ın Kendini Övmesi Nasıl Anlaşılmalıdır?
Kendisine ibadet edilmesini, kurban kesilmesini isteyen ve kitabında kendisini sık sık öven bir Allah var. Bu soruyu nasıl anlamalıyız? Haşa Allah egoist diyenlere nasıl cevap verebiliriz?

2
Kendisine ibadet edilmesini, kurban kesilmesini isteyen ve kitabında kendisini sık sık öven bir Allah var. Bu soruyu nasıl anlamalıyız? Haşa Allah egoist diyenlere nasıl cevap verebiliriz?
1
Kaderde sebeplerin etkisi nedir? Sebepler gerçekten etkili midir, yoksa sadece bir perde midir?
3
Şu an dünya toplumu, tek bir millet gibi birbirine iç içe yaşıyor ve bu durum gitgide artıyor. Bu durum, ameli mezheplerin birleşmesini doğurabilir mi? Bediüzzaman Hazretleri bu konuya değinmiş midir?
5
Bahsettiğiniz kavramlar Kur'an'da şöyle geçmektedir:Muhakkak ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, geceyi kendisini sür'atle taleb (ve ta'kib) eden gündüze örten Allah'dır.1Melekler ve Rûh (Cebrâîl), mikdârı (sizce) elli bin sene olan bir günde O'na (arşına)çıkarlar.2Sonra duman hâlinde bulunan göğü kasdetti de ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. (İkisi de:) “İtâat edenler olarak geldik!” dediler.3Fahrettin Razi bu konuyu açıklarken Kur'an'daki zaman ifadelerinin Allah için değil, yaratılmış varlıklar için geçerli olduğunu söyler. Ona göre "altı günde yaratma" ifadesi Allah'ın gücünün aşamalı bir düzen kurduğunu anlatmak içindir; yoksa Allah'ın bir işi yapmak için zamana ihtiyacı yoktur demiştir.4 Nitekim Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Yani Allah zamanın içinde yaşayan bir varlık değildir, zamanı da yaratan O'dur. Bu yüzden Allah için "önce", "sonra", "gün", "gece" gibi zaman kavramları insanların anladığı anlamda geçerli değildir. Ancak Kur'an insanlara hitap eden bir kitap olduğu için, insanların anlayabileceği dil ve kavramlarla konuşur. Bu sebeple Kur'an'da bazen "gün", "önce", "sonra" gibi zaman ifadeleri geçebilmektedir. Dolayısıyla Kur'an'daki bu ifadeler mecazi ve öğretici bir anlatım olarak anlaşılmalıdır.Ayrıca BakınızALLAH GÖKTEDİR (HAŞA) İDDİALARINA CEVAPALLAHIN ZATIALLAHIN SIFATLARI VE ZAMANALLAH'IN EZELİ VE EBEDİ OLMASIKaynakçalarA'râf, 7/54.Meâric, 70/4.Fussilet, 41/11.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c. 10, s. 397-399.
1
Bir kadın Ramazan'ın son haftasında âdet olursa ve itikâfa niyet edip ilmî şeyler okursa olur mu? Yoksa itikâf sadece oruçlu olup abdestli yapılan bir ibadet midir?
2
Bazıları, "Hz. Muhammed (sav) çok iyi ve zeki bir insandı. O toplumu düzeltmek için Kur'an'ı kendisi yazmıştır." Böyle düşünenlere nasıl cevap verilebilir; gerçekten iyi ve zeki bir insan böyle yapmış olabilir mi?
5
İslam ahlakı ve İslam hukuku penceresinden bakıldığında, bir fiilin "günah" olması ile "kul hakkı" olması arasında ince fakat net bir ayırım vardır. Şöyle ki, kul hakkı; bir başkasının canına, malına, onuruna veya kişilik haklarına yönelik bir tecavüzü ifade eder. Dolayısıyla, işlenen bir günah doğrudan veya dolaylı olarak bir başkasını olumsuz etkilemiyorsa, o fiil "Allah ile kul arasındaki haklar" (Hukukullah) kategorisine girer ama kul hakkı kapsamına girmez.Bu meseleyi daha iyi kavrayabilmek için şu noktaları göz önünde bulundurmak gerekir:1. Hakların Tasnifiİslam hukukunda sorumluluklar genel olarak iki ana başlığa ayrılır:Allah'ın Hakları (Hukukullah): Kişinin ibadetlerindeki eksiklikleri (namaz, oruç vb.) veya sadece kendi nefsine zarar veren haramları (örneğin gizlice tek başına işlenen ve kimseyi etkilemeyen bir haram) kapsar. Bunların affı doğrudan Allah'ın rahmetine ve kişinin samimi tövbesine bağlıdır.Kulların Hakları (Hukuk-u İbad): Bir başkasının maddi veya manevi alanına müdahale edildiğinde ortaya çıkar. Bu hakların affı için önce hak sahibinin rızası şart koşulmuştur.2. "Olumsuz Etkileme" KriteriBir günahın kul hakkı sayılabilmesi için mutlaka bir "muhatabının" olması ve o muhatabın meşru bir hakkının ihlal edilmesi gerekir. Eğer işlediğiniz bir hata; birinin malına zarar vermiyor, gıybetini yaparak onurunu zedelemiyor, hakkı olan bir şeyi ondan mahrum bırakmıyor veya ona fiziksel/ruhi bir acı vermiyorsa, bu bir kul hakkı ihlali değildir. Ancak bu, o fiilin "günah" olmadığı anlamına gelmez; sadece kategorisinin farklı olduğunu gösterir.3. Gizli ve Sosyal Günah AyrımıBazı günahlar vardır ki dışarıdan bakıldığında kimseye zararı yokmuş gibi görünür ancak toplum düzenini bozduğu için dolaylı yoldan kul hakkına dönüşebilir. Örneğin, kamuya ait bir alanda kural ihlali yapmak, kimse o an zarar görmese bile toplumsal hakkı (kamu hakkını) ihlal etmektir. Fakat tamamen bireysel sahada kalan, kimsenin duymadığı, görmediği ve etkilenmediği bir hata sadece "Allah'a karşı işlenmiş bir suç" olarak kalır.Sonuç ve YaklaşımÖzetle, bir başkasını olumsuz etkilemeyen günahlar kul hakkı kapsamına girmez. Ancak İslam âlimleri, her türlü günahın aslında insanın kendi ruhuna ve yaratılış gayesine (fıtratına) karşı bir haksızlık olduğunu ifade ederler. Yani kişi kul hakkına girmese bile, kendi "nefsine zulmetmiş" olur. Bu durumda yapılması gereken samimi bir tövbe ve istiğfardır. Kul hakkı yoksa helalleşme mecburiyeti de yoktur; kul ile Rabbi arasındaki o bağın tövbe ile yeniden onarılması yeterlidir.1Ayrıca BakınızKUL HAKKI İHLALİNDE YAPILMASI GEREKENLERÜZERİNDE KUL HAKKI OLAN KİŞİ NE YAPMALIDIR?Kaynakçalarhttps://kurul.diyanet.gov.tr/soru/kul-hakkinin-onemi-nedir-ve-ihlali-durumunda-nasil-odenir/0193c42d-9bcc-7638-464f-b3fb0161518f
6
Bildiğimiz kadarıyla peygamberlerin bedenlerinin çürümeyeceğine dair hadisler var; ancak bu konuda vesveseye kapılıyorum. Mesela haşa, Peygamberimizin kabri açılsa ve orada çürümüş bir beden bulunsa diye düşünüyorum. Bu konuya nasıl yaklaşmalıyız?
7
İlgili ayet Kur'an'da şöyle geçmektedir:Artık o zaman gök yarılıp da erimiş yağ gibi (kıpkırmızı) bir gül hâline gelir!1Bu ayet hakkında tefsir âlimleri şöyle demiştir: Elmalılıya göre, Sonra da gök bir yarıldı mı yani kıyamet kopmaya başlayıp gök dürülmek üzere çatladığı çatlayıp da bir gül olduğu, kıpkırmızı bir gül gibi kızarmış bir halde yağ gibi eridiği zaman.. şartiyyedir, cevabı mahzuftur. Yani kıyamet zamanı şimdi tafsilatını anlayamayacağınız, beyana sığmaz ne dehşetler, ne inkılablar olacaktır.2İmam Matüridi'ye göre, Gökyüzü yağ gibi kızarır ve erir. Dünya semasının demirden olduğu rivayet edilmiştir, kıyamet koptuğunda cehennem ateşinin hararetiyle yeşilden kırmızıya döner, tıpkı ateşte ısıtılan demirin kızarması gibi.3Fahrettin Razi'ye göre, Meşhur olan manaya göre bu, "Sema o zaman hemen, kıpkırmızı olur.." anlamındadır. Buna göre, eritilmiş olan yağ, bir defada dökülür ve bir defada erir. Demir ve kurşun ise, iyice erimezler. Böylece, yağın, eridikten sonraki hareketi, dışındaki şeylerin hareketinden daha süratli olur. Buna göre Cenab-ı Hak sanki, "O zaman göğün hareketi, ince kısımları eriyip de kendisinden yararlanılan, geriye ise tortuları kalan bir kurşun gibi değil de, bir hamlede akıveren yağ gibi, tek bir meydana geliş (verde) olur." buyurmuştur. Demir ve bakır da böyledir. kelimesi, semânın büyüklüğü ve unsurlarının farklılığından dolayı, meydana gelecek olan erimelerin çokluğu sebebiyle çoğul getirilmiştir. Zira gök cisimleri, dışındakilere muhalefet halindedir.4Vehbe Zuhayli'ye göre ise: Gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül..." teşbih-i beliğdir. Burada benzerlik yönü ve edatı zikredilmemiştir. "Kırmızılıkta gül gibi" demektir.Artık gök yarılıp kızarmış yağ gibi bir gül olduğu zaman." Yani kıyamet günü gelip gök yarıldığı, kırmızı bir gül gibi olup dağıldığı ve yağ gibi eridiği, bir başka manaya göre kırmızı deri (sahtiyan) gibi renklendiği zaman. Burada anlatılmak istenen şudur: Gökyüzü zeytin yağı gibi erir ve renkten renge girer: Bazan kırmızı, bazan sarı, bazan mavi, bazan yeşil olur. İşte bu, emrin şiddetinden ve kıyametin dehşetindendir.5Birçok klasik müfessir bu ayeti kıyametin kopması sırasında gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimlerin anlatımı olarak açıklamışlardır. Göğün yarılması, kızarması ve eriyen yağ gibi bir hâle gelmesi, kıyametin dehşetli olaylarını anlatan güçlü bir benzetmedir. Kıyamet anında gök düzeninin bozulacağı, renginin değişeceği ve insan aklının tasavvur etmekte zorlanacağı büyük dönüşümler yaşanacağı ifade edilmiştir.Bununla birlikte modern çağda bilimsel gelişmeler sayesinde bazı araştırmacılar bu ayete farklı bir açıdan da bakmaktadır. Günümüzde teleskoplar ve uzay araştırmaları sayesinde insan gökyüzünü adetâ yararak uzayın derinliklerini gözlemleyebilmektedir. Bu durum da ayette geçen "göğün yarılması" ifadesinin daha geniş anlamlara işaret edebileceği de muhtemeldir. Bu noktada özellikle uzayda görülen bazı görsel oluşumlar ayette "gül" tabiriyle uyumlu olması Kur'an'ın ezeli ve ebedi bir kitap olduğu gözler önüne sermektedir. Nitekim Cenab-ı Hak Kur'an'da şöyle buyurmaktadır:Ne yerde, ne de gökte zerre kadar bir şey Rabbinden gizli kalır; ne bundan daha küçük, ne de daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir kitabda (Levh-i Mahfûz'da) bulunmasın!6Rosette Nebuba (Güle Benzeyen Bulutsu)Konunun daha iyi anlaşılması için uzayda gerçekleşen iki önemli astronomik olaya değinmek gerekir: Nebula ve süpernova. Nebula (bulutsu), uzayda geniş alanlara yayılmış gaz ve toz bulutlarına verilen isimdir. Bu yapılar genellikle hidrojen, helyum ve çeşitli iyonize gazlardan oluşur ve milyonlarca kilometrelik alanlara yayılabilir. Nebulaların sıcaklıkları çok yüksek değerlere ulaşabilir ve bazıları yeni yıldızların oluştuğu bölgeler hâline gelir.Süpernova ise büyük yıldızların ömrünün sonunda meydana gelen çok şiddetli patlamalara verilen isimdir. Bir yıldızın yakıtı tükendiğinde gerçekleşen bu patlama sırasında ortaya çıkan enerji son derece büyüktür hatta bazen Güneş'in milyarlarca yılda yayacağı enerjiden daha fazlası kısa sürede açığa çıkabilir. Bu patlamalar sonucunda uzayda büyük gaz bulutları oluşur ve bu bulutlar çoğu zaman renkli ve çiçeğe benzer şekiller meydana getirirler.7Bu tür oluşumlardan biri de "gül bulutsusu” olarak bilinen "Rosette Nebula"dır. Bu bulutsu 1690 yılında İngiliz astronom John Flamsteed tarafından gözlemlenmiş ve görünüşü bir güle benzediği için Latince "gül şeklindeki bulutsu" anlamına gelen bu isim verilmiştir. Uzay teleskoplarıyla çekilen görüntülerde gerçekten de kırmızı tonlarda, gül şeklini andıran büyük gaz bulutları görülmektedir.89Kur'an'daki "gök yarılıp erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül hâline gelir" ifadesi bu tür kozmik görüntülere de dikkat çekiyor olabilir. Çünkü süpernova patlamaları sonucu oluşan nebulalar (bulutsu), ayetteki tasvire benzer bir görüntü ortaya çıkarabilmektedir.Sonuç olarakRahmân Sûresinin 37. ayeti klasik müfessirlere göre kıyamet günü gökyüzünde meydana gelecek büyük değişimleri anlatan bir benzetmedir. Modern dönemde ise uzay araştırmaları sayesinde görülen nebula ve süpernova gibi olayların görüntülerinin ayetteki tasvire benzemesi dikkat çekmiş ve bu durum Kur'an'ın derin anlamlarından biri olması muhtemeldir.Güle Benzeyen Bulutsu Görselleri:Ayrıca BakınızKURAN-I KERİM'İN BİLİMSEL MUCİZELERİ NELERDİR.KUR'AN İLE BİLİM ARASINDA GÖRÜNEN ÇELİŞKİLER NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?HER BİR AYETİN BİRÇOK MANASIKaynakçalarRahmân, 55 / 37.Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Ku'ran Dili, Huzur Yayınevi, 2005, c. 7, s. 379-380.Ebu Mansur el-Maturidi, "Te'vilatül Kur'an", Râhman 55/37.Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", Huzur Yayınevi, 2002, c.21, s. 118-119.Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü'l-Münir, Risale Yayınları, c. 14, s. 187-189.Yunus, 10 / 61.https://tua.gov.tr/tr/blog/evren/bulutsu-nebula-nedirhttps://bilimgenc.tubitak.gov.tr/cassiopeia-supernova-kalintisihttps://enpopulersorular.com/library/lecture/read/86473-rosetta-nebula-nedir
5
Bu konudaki görüşler şöyledir:Düğünlerde, evlenen erkek ve kadının birbirlerine ve bunların anne, baba, nine, kardeş, amca, dayı, hala, teyze gibi mahrem akrabalarının gelin veya damada vermiş oldukları hediyeler hibe hükmünde olup tek taraflı olarak bunlardan dönmeleri caiz değildir. Ancak bunların dışındakiler, tahrîmen mekruh olmakla birlikte verdikleri hediyeyi geri isteyebilirler.1 Hediyeler eşlerden hangisine verilmiş ise ona ait olur. Kimin adına getirildiği bilinmemesi hâlinde, mümkünse getirenlerden sorulur ve onların sözüne göre hareket edilir. Bunun mümkün olmaması hâlinde bulunulan yerin örf ve âdeti esas alınır.2 Damadın veya ana babasının geline taktıkları takılar örfen mehirden sayılıyorsa mehirdir. Eşlerin boşanmaları halinde mehir hükümleri geçerli olur.3Kaynakçalarel-Fetâva'l-Hindiyye, 4/385-387el-Fetâva'l-Hindiyye, 4/382-383Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 535.
4
Mecelle'de geçen "şek ile yakîn zail olmaz" ne demektir? Bediüzzaman Hazretlerinin "imkân-ı aklî ve imkân-ı zihnî" olarak bahsettiği esaslar, bu sözle irtibatlı mıdır?
10
Hadis ilminde, rivayet edilen bir metnin gerçekten hadis olup olmadığını araştırmak için taranabilecek sahih ve muteber hadis kaynakları nelerdir? Tek tek isimlerini yazar mısınız?
4
Bediüzzaman Hazretlerinin ezber ettiği 90 cilt kitabın listesi var mı? Hangi kitapları ezberlemiştir?
2.965
En kutsal ve faziletli gece Kadir Gecesi'dir. Kadir gecesi, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin aydan daha hayırlıdır. Kur'ân-ı Kerim'de de bu gecenin faziletini belirten müstakil bir sure vardır.Bu surede yüce Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:Doğrusu biz Kur'ân'ı Kadir gecesinde indirmişizdir. Kadir Gecesi'nin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve Cebrail, o gecede Rablerinin izniyle her türlü iş için inerler. O gece, tanyerinin ağarmasına kadar bir esenliktir."1Bu geceye Kadir Gecesi denilmesi, şeref ve kıymetinden dolayıdır. Bu gecenin ehemmiyetlerinden bazıları şöyledir:Kur'ân-ı Kerim bu gecede inmeye başlamıştır.Bu gecede yapılan ibadetler, içerisinde Kadir Gecesi bulunmayan bin ayda yapılan ibadetlerden daha faziletlidir.Gelecek bir seneye kadar cereyan edecek olan her türlü hadiseler, Allah Teâlâ'nın ezelî kaza ve takdiri ile ilgili meleklere bu gece bildirilir.2Bu gecede yeryüzüne Cebrail ve çok sayıda melek iner.Bu gece, tanyerinin ağarmasına kadar esenliktir, her türlü kötülükten uzaktır. Yeryüzüne inen melekler, uğradıkları her mü'mine selam verirler.Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber, genellikle Ramazan'ın yirmi yedinci gecesinde olduğu üzerine genel bir kabul görmüş olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününün tek gecelerinde3 veya son yedi gecesinde aranması ile ilgili farklı rivayetler de vardır.4Dolayısıyla Ramazan'ın son gecelerini Kadir gecesiymiş gibi değerlendirmek gerekir. Nitekim Ramazan'ın son on gecesi içinde, özellikle tekli gecelerde olduğunu şöyle ifade etmektedir:Siz Kadir gecesini Ramazan'ın son on günü içerisindeki tek rakamlı gecelerde arayınız.5Abdullah b. Ömer'den gelen bir rivayette ise Sevgili Peygamberimiz (sav), 27. geceye işaret etmiş ve bu geceyi ibadet ve zikirle uyanık olarak geçirmemizi tavsiye etmiştir.Kadir gecesini aramak isteyen, 27. gecede arasın.6Bununla beraber Bediüzzaman Hazretleri, Kadir Gecesi'nin Ramazan'ın 27. gecesi olmasının çok kuvvetli bir ihtimal olduğunu; velev ki olmasa dahi bütün müminlerin o geceyi ihya etmelerinden dolayı hakikî Kadir Gecesi hükmüne geçebileceğini şöyle ifade etmektedir:Yarın gece Leyle-i Kadir olmak ihtimali çok kuvvetli olmasından, bir kısım müçtehidler o geceye Leyle-i Kadr'i tahsis etmişler. Hakikî olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor, inşâallah hakikî hükmünde kabule mazhar olur.”7Kadir Gecesinde Yapılabilecek İbadetlerMü'minler bu geceyi gaflet içerisinde geçirmemeli, ibadet ve taatle değerlendirmelidir. Ebû Hüreyre (r.a)'ın rivâyet etmiş olduğu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.s) şöyle buyurmuştur:Kim Kadir gecesini, faziletine inanarak ve alacağı sevabı Allah'tan bekleyerek ibadet ve taatle geçirirse, geçmiş günahları bağışlanır.8Bediüzzaman Hazretleri kadir gecesi ile alakalı şunları söylemektedir:"Her bir hasenenin (iyiliğin-salih amelin) Leyle-i Kadir'de (Kadir Gecesinde) otuz bin olduğu gibi, Leyle-i Berâet'de (Berâat gecesinde) her bir amel-i sâlihin (salih amelin) ve her bir harf-i Kur'ânın sevabı yirmi bine çıkar. Sâir (diğer) vakitlerde on ise, şuhûr-u selâsede (üç aylarda) yüze ve bine çıkar. Ve bu kudsî leyâlî-i meşhûrede (mukaddes meşhur gecelerde) on binlere veya yirmi bine veya otuz bine çıkar. Bu geceler elli senelik bir ibâdet hükmüne geçebilir. Onun için elden geldiği kadar Kur'ân'la ve istiğfâr ve salavâtla meşgul olmak pek büyük bir kârdır."9“Rivayat-ı sahiha ile "Leyle-i Kadr'i nısf-ı âhirde (son yarısında), hususan aşr-ı âhirde (son on günde) arayınız." ferman etmesiyle, bu gelecek geceler, seksen küsur sene bir ibadet ömrünü kazandıran Leyle-i Kadr'in gelecek gecelerde ihtimali pek kavî (kuvvetli) olmasından istifadeye çalışmak, böyle sevaplı yerlerde bir saadettir.10Bu gece yapılan her bir ibadetin sevabı, başka vakitlere nispeten bin aylık ibadetlerle çarpılmaktadır. Bu yüzden özellikle bu gecenin içerisinde bulunan akşam, yatsı ve sabah namazları da cemaatle kılınmalıdır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), cemaat ile kılınan namazın tek başına kılınan namazdan 27 derece daha faziletli olduğunu ifade ederek namazları cemaatle kılmaya bizleri teşvik etmiştir.Ayrıca bu gecede üzerinde namaz borcu olanların hiç değilse beş vakit kaza namazı kılmaları çok faziletlidir.Bu gecelerde Kur'an okumak da çok sevaplıdır. Bu hususta Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:“Kur'ân-ı Hakîm'in her bir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden (Allah'ın fazlından) o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yediyüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazan binbeşyüz (Sure-i İhlas'ın harfleri gibi), bazan onbin (Leyle-i Berat'ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuz bin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti (çokluğu) misillü, Leyle-i Kadir'de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil (karşılık gelme) işaretiyle, bir harfinin o gecede otuzbin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur'an-ı Hakîm, tezauf-u sevabıyla (sevapların katlanması) beraber elbette müvazeneye gelmez ve gelemiyor.”11Bununla beraber Bediüzzaman Hazretleri, Kur'ân ilimleriyle meşgul olmayı, marifet ve tefekküre çalışmayı da şöyle tavsiye etmektedir:“Leyle-i Kadr'in sırrıyla seksen sene bir ömrü kazandıracak bir vakitte, en iyi, en efdal şeylerle meşgul olmak lâzım geliyor. İnşâallâh Kur'ân'a âit mesâille iştigal, bir nevi' ma'nevî mütefekkirâne Kur'ân okumak hükmündedir. Hem ibâdet, hem ilim, hem ma'rifet, hem tefekkür, hem kırâat-i Kur'ân ma'nâları risâlelerin istinsâh ve mütâlaalarında vardır i'tikādındayız. Zaten bu ciheti siz takdîr etmişsiniz.”12Bunlar dışında bolca nafile namazı kılmak, Cevşen okumak, çokça tövbe ederek günahlardan bağışlanma dilemek, ilim meclislerindeki sohbetlere katılmak, sadaka vermek, salavat getirmek, "Lâ ilâhe illallah", "Estağfirullah", "Sübhânallah", "Elhamdülillah" gibi tesbihlerle Rabbimize niyaz etmek bizlere büyük ecirler kazandıracaktır. Bu gece fazileti çok olan Tesbih Namazı kılınmasını da tavsiye ediyoruz.Süfyan-ı Sevrî bu gece dua, tövbe ve Kur'an ile meşgul olmak hakkında şöyle demiştir:"Kadir gecesi dua ve istiğfar etmek, namazdan sevimlidir. Kur'ân okuyup sonra dua etmek daha güzeldir." demiştir.13Hz. Aişe validemiz demiştir ki:Resûlüllah'a (s.a.s): "Ey Allah'ın Resûlü! Kadir gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?" diye sordum. Resûlüllah (s.a.s):“اللَّهُمَّ إِنَّكَ عَفُوٌّ تُحِبُّ الْعَفْوَ فَاعْفُ عَنِِّي ”"Allahümme inneke afüvvün tühıbbü'l-afve fa'fu annî/Allah'ım sen çok affedicisin, affı seversin, beni affet." diye dua et, buyurdu.14Bediüzzaman Hazretleri bu gecede yapılacak duaların makbuliyyet ihtimalinin çok güçlü olduğunu şu ifadelerle anlatmaktadır:“Hem şuhur-u selâsede (üç aylarda), hususan leyali-i meşhurede (meşhur mübarek gecelerde;) ; hem ramazanda, hususan Leyle-i Kádir'de (Kadir Gecesinde) dua etmek, kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden (Allah'ın rahmetinden) kaviyyen (kuvvetle) me'muldür. (umulur)”15Ayrıca BakınızKADİR GECESİNİN GİZLİ OLMASININ HİKMETLERİKADİR GECESİNİN FAZİLETİ / RİSALE-İ NUR'DA KADİR GECESİREGAİB GECESİ NASIL İDRAK EDİLMELİDİR? REGAİB GECESİ'NİN FAZİLETİBERAT GECESİNİN EHEMMİYETİ VE BU GECEDE YAPILABİLECEK İBADETLERMİRAC GECESİNİN EHEMMİYETİ VE BU GECEDE YAPILACAK İBADETLERKaynakçalarKadir sûresi, 97/ 1-5.Tecrîdi Sarih Tercemesi, c. VI, s. 312.Müslim, Sıyâm, 207.Müslim, Sıyâm, 205-206.Buhârî, Leyletü'l-Kadir, 3; Müslim, Sıyam, 216.Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VIII, 426.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 541.Buhârî, Kadir, 1Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 538.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 541.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s.137.Bedîüzzaman Saîd Nursî, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta, s. 340.Tecrid-i Sarih Tercemesi, c.6, s. 313.Tirmizî, Deavât, 84.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Altınbaşak Neşriyat, Isparta 2016, s. 123.
4.931
Esrâr-ı din ve “esrâr-ı şerîat” ne demektir; Yazı Mektubu'nda “esrâr-ı şerîata mübârek ve hâlis kalemlerle hizmet” ifadesi nasıl anlaşılmalıdır ve bu iki tabir arasında bir fark var mıdır?
4.101
Verdiğimiz vergiler zekat yerine geçer mi?
4.475
Hissikablelvuku nedir? Duydularımızın evham mı, temenni mi yoksa hissikablelvuku mu olduğunu nasıl ayırt edebiliriz?
4.807
Sorunuzda geçen kelimelerin kapsamları birbirinden farklıdır; ancak birbirine yakın mânâlarda da kullanılmaktadır.Erkân-ı âlem: Âlemin rükünleri ve ana esasları demektir. Güneş, hava, su ve toprak gibi dört büyük unsur kastedilir. Bu unsurlar, âlemdeki İlâhî sistemin işleyişinde büyük vazifeler görürler.Anâsır: Unsurlar demektir. Dört büyük unsur olan güneş, hava, su ve toprak kastedildiği gibi; karbon, azot, oksijen, hidrojen ve diğer elementler de bu mânâ içinde düşünülebilir. Buna dair Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesi şöyledir:Unsurlar, mâdenler ise; pek çok muntazam vazifeleri bulunan ve izn-i Rabbânî ile her muhtacın imdadına koşan ve emr-i İlâhî ile her bir yere giren meded veren ve hayatın levâzımâtını yetiştiren ve zîhayatı emziren ve masnuât-ı İlâhiyenin nescine, nakşına menşe' ve müvellid ve beşik olan hava, su, ziyâ, toprak unsurlarına işarettir.1Anâsır-ı erbaa: Güneş, hava, su ve topraktır.Tabâyi': Tabiatlar demektir. Teşekkül, yani oluşum kanunları ile tabiatın vücûd-u haricîye mazhar olan görünen ve hissedilen kısmını ifade eder. Bu kelime aynı zamanda unsurların ve varlıkların yaratılıştan gelen kendilerine mahsus özelliklerini de beyan eder. Meselâ ateş yakıcıdır; su ise ferahlatıcıdır. Bu unsurlar, bu özelliklerle yaratılmışlardır.Özetle: Erkân-ı âlem, daha çok kâinatın işleyişindeki ana esasları bildirir. Anâsır, bu esasları teşkil eden unsurları ifade eder. Tabâyi' ise o unsurların ve varlıkların tabiat, karakter ve fonksiyonlarını anlatır.Ayrıca BakınızHAVA UNSURUNUN FARKLI VAZİFELERİNUR UNSURU - İLİM VE HİKMETİ ARŞITABİAT RİSALESİ'NDEKİ "SEBEPLERİN YARATMASI", "KENDİ KENDİNE OLUŞ" VE " TABİAT YARATIYOR" İDDİALARININ BİRBİRİNDEN FARKLARIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 214.
2.537
“İnsanın yediği şeyler iki kısımdır: biri gıda, diğeri tefekküh ve meyvedir. Birinci kısım tekrar ettikçe memnuniyet ve kuvvet verir, şükre vesile olur. İkinci kısımda ise tekrar usanç verir, yenilendiğinde lezzet vardır.” (İşarat-ul İcaz Bakara suresi sayfa 26)Bu metindeki “tekerrüründe usanç, teceddüdünde lezzet vardır” kısmını izah eder misiniz?
4.575
Bedîüzzaman Hazretleri İşarat'ül İ'câz adlı eserini, Birinci Dünya Savaşı devam ederken, cephede, hem de avcı hattında ve düşmanın top gülleleri arasında fırsat buldukça yanındaki bir talebesine yazdırmıştır. Benzeri görülmeyen böyle bir işe oldukça zor şartlar altında niçin teşebbüs etmiştir?
4.452
İtikaf bozan şeyler hakkında bilgi verir misiniz?