Sorunuzun birinci kısmının izahı şu şekildedir: İlk olarak sahabelerin Peygamber Efendimizin (sav) eşleriyle perde arkasından konuşmaları Kur'ân-ı Kerîm'de şu âyet-i kerîmeyle emredilmiştir:
Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber'in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber'i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber'in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah'ın Resûlü'nü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah)tır.1
Âyet-i kerîmede, Resûlullah’ın hanımlarıyla konuşmada özel bir edep ve mesafe emredilmiştir. “Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır.” ifadesi, ümmetin anneleriyle konuşurken bile ciddiyet, hürmet ve nezahetin korunması gerektiğini göstermektedir. Bu hüküm yalnız o devre ait değildir; her asra bakan bir edep dersi de taşır. Buna göre, karşı cinsle iş, tahsil veya zaruret sebebiyle kurulan irtibatta ölçü, ciddiyet ve hayâ olmalıdır. Yazışmalarda laubaliliğe girilmemeli, gereksiz samimiyetten kaçınılmalı, mahremiyet sosyal medya ve benzeri alanlarda teşhir edilmemelidir. Çalışma hayatında da münasebetler zaruret ve nezaket dairesinde tutulmalıdır. Kısacası bugünün “perdesi”, dijital ve sosyal hayatta korunan ahlâkî mesafe, hayâ ve vakardır.
Sorunun ikinci kısmına gelince: Resûlullah’ın hanımlarıyla evlenmek, aynı âyetle açıkça yasaklanmıştır. Hüküm gayet nettir. Ayetteki ilgili kısmı tekrar aşağıya alıyoruz:
Sizin Allah’ın Resulü'nü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarıyla evlenmeniz asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük bir günahtır2
Dolayısıyla bu durum, her şeyden önce Müslümanlar için ilâhî bir emir ve kesin bir hürmet (saygı) sınırıdır. İkinci olarak ise Kur'ân-ı Kerîm, Peygamber Efendimizin (sav) hanımlarına çok özel bir statü vermiştir. Bu husus da Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:
Peygamber, müminlere kendi canlarından daha yakındır. Onun hanımları da müminlerin anneleridir.3
Bu âyete binaen, bir Müslümanın öz annesiyle evlenmesi nasıl dinen haram ve imkânsız ise, Resûlullah’ın hanımlarıyla evlenmek de aynı şekilde haram kılınmıştır. Zira onlar sadece Hz. Peygamber’in (sav) eşleri değil, kıyamete kadar gelecek bütün müminlerin anneleri hükmündedir.
Ayrıca himaye ihtiyacının devam ettiği de söylenemez. Hz. Peygamber’in (sav) vefatından sonra Ezvâc-ı Tâhirât’ın maişetleri tamamen sahipsiz bırakılmamıştır. Hayber ve Fedek taraflarında bulunan gelirlerden kendilerine ayrılan hisseler vardı; bu tahsis, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer devirlerinde de devam ettirilmiştir. Bu sebeple validelerimizin geçimlerini temin edecek bir imkân mevcuttu.
Bunun yanında, meselenin bir de hürmet ve vakar ciheti vardır. Peygamberlik makamı, herhangi bir idarecilik veya dünyevî liderlik makamı gibi değildir. Resûlullah’ın (sav) vefatından sonra hanımlarının başkalarıyla evlenmesi, onun hâne-i saadetine ait mahremiyetle ve nübüvvet makamının heybetiyle bağdaşmazdı. Bu sebeple böyle bir evlilik ilâhî hikmetle yasaklanmış, Ezvâc-ı Tâhirât da ümmet nazarında daima hürmet ve tâzim makamında bırakılmıştır.
Ahzab, 33/53
Ahzab,33/ 53
Ahzab, 33/6

