Cami ile cemevinin yan yana yapılması meselesi, sırf bina yakınlığı açısından değerlendirilmez; asıl mesele mânevî manası ve temsil ettiği çizgidir.
Cami, İslâm’ın şeâirindendir ve ümmetin müşterek ibadet mahallidir. Cemevi ise İslâm tarihinde caminin yerine geçen bir ibadet mekânı olarak yer almamıştır. Bu sebeple ikisini aynı seviyede, aynı dinî meşruiyet içinde gösteren projeler kesinlikle doğru değildir.
Yan yana bulunmasının fizikî olarak tek başına bir hükmü yoktur. Fakat bu yakınlık, “cami de bir ibadet merkezi, cemevi de ona denk ayrı bir dinî merkez” şeklinde bir mânâ telkin ediyorsa, bu karışıklığa kapı açar. İslâm’da asıl ibadet merkezi mesciddir, camidir.
Ehl-i Sünnet çizgisinde ölçü şudur: Mü’minler arasında fitne çıkaracak, dinin muhkem esaslarını bulandıracak, şeâiri (İslam alametlerini) zayıflatacak teşebbüslerden kaçınmak gerekir. Birlik, hakikat üzerinde olur; hak ile bâtılı veya sahih dinî ölçü ile sonradan ortaya çıkan anlayışları aynılaştırmakla olmaz.
Mescidler şüphesiz Allah’ındır.1
Netice olarak; Cami, İslâm’ın mescididir; ibadet yeri olarak hükmü Kur’ân, Sünnet ve ümmetin icmâı ile sabittir. Cemevi ise İslâm’daki mescid hükmünde bir ibadet mekânı değildir. Bu sebeple, ikisini aynı dinî statüde göstermeye çalışan projeler kesinlikle doğru değildir.
Sırf yan yana olmasında değil; cami ile cemevini dinen eşdeğer göstermeye çalışan anlayışta sakınca vardır. Cami, İslâm’ın aslî ve meşrû ibadet mahallidir; bu hakikat hiç bir şekilde gölgelenmemelidir.
Cin, 72/18.

