Bu dünyada gördüğümüz ya da görmediğimiz ne kadar iş, eylem, fiil varsa hepsi de hem bir hikmetle hem de âdetullah dediğimiz İlâhî kanunlar dairesinde meydana gelir. Bununla beraber her bir hadisenin o şekilde cereyan etmesinde de Allah’ın, bizim bilip bilemeyeceğimiz hususi bir arzusu ve hikmeti vardır. Fakat çoğunlukla bu hikmet görünmez. Perdelidir. Aslında her olayın hikmetinin bilinmesi lazım da değildir. Bilinmesi daha öncelikli olan şey, sebepler dairesinde gerçekleşen her olay ve her işin içerisinde "Hakîm" isminin bir tecellisi olduğudur. Açık gizli pek çok hikmetlerle faaliyet gösterenin yalnız İlâhî kudret olduğunu, hiçbir teferruatın dahi tesadüfen meydana gelmediğini bilmektir.
Mesela verdiğiniz yaprak örneğinde, her bir yaprağın çok hikmetli kanunlar çerçevesinde ve Allah’ın kudreti, iradesi, bilgisi ve görmesiyle düştüğünü bilmemiz yeterlidir. Fakat o anda önümüze düşen bir yaprağın ne için o anda düştüğünü ve ona özel hikmetinin ne olduğunu düşünmek yanlış olur. Çünkü bilemeyeceğimiz ve üzerimize vazife de olmayan gaybî bir şeye boşuna kafa yormuş oluruz. Ayrıca bu tarz düşünceler bazı evhamlara ve şeytanın vesveselerine kapı açabilir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuyla alakalı olarak bir yerde şöyle der:
Hem meselâ, 〚 قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِی الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ〛 İşte şu âyet, Cenâb-ı Hakk’ın nev‘-i beşerin hayat-ı ictimâiyesindeki tasarrufâtını şöyle gösteriyor ki; izzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk’ın meşîetine ve irâdesine bağlıdır. Demek, kesret tabakâtının en dağınık tasarrufâtına kadar, meşîet ve takdîr-i İlâhî iledir. Tesâdüf karışamaz.1
Yukarıdaki âyet-i kerimede;
(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Ey mülkün (gerçek) sâhibi olan Allah! Dilediğine mülkü verirsin.”2
buyurulmakta ve metinde kesret tabakâtı denilen, dünyada çokça meydana gelen ve karışık gibi gözüken en dağınık işlerin bile mülkün gerçek sahibi olan Allah'ın izin ve iradesiyle gerçekleştiği belirtilmektedir. Bu manayı destekler mahiyette başka bir yerde şöyle geçmektedir:
Hiçbir şey dâire-i ilim ve kudretinden hâriç olmadığı gibi, dâire-i irâde ve meşîetinden dahi hâriç değildir ki, böyle cüz’î ve dağınık şeylerde dahi bir tenâsüb gözetiliyor ve tanzîm ediliyor.3
Özetle, bizim için en faydalı bilgi, yukarıda Hz. Üstad'ın da ifade ettiği gibi, her şeyin Rabbimizin ilmi ve kudretiyle, irade ve dilemesi ile bir düzen ve uyum içerisinde meydana getirildiğidir. Neticesi neye hizmet eder, sonucu nedir; bu kısım bazen fark edilir, bazen fark edilmeyebilir. Dikkat ehli olanlar daha ziyade farkında olacaklardır.
Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 126.
Âl-i İmrân, 26
Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.81

