RİSALE-İ NUR

16.03.2010

5200

“Bir Türlü Muhâsebe İçinde Neticelerini Eleyen Bir Hafîziyet” İfadesinin İzahı

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

  1. sözün 7. hakikatinde geçen, "bir türlü muhasebe içinde neticelerini eleyen bir hafiziyet" cümlesindeki neticelerini elemek ne manaya geliyor? Devamında da "beşerin rububiyet-i ammeye temas eden amelleri, fiilleri" demekle ne kastediliyor?

19.03.2010 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Sorunuzda geçen cümleler metinde şu şekilde zikredilmektedir:

Hiç mümkün müdür ki, gökte, yerde, karada, denizde, yaş kuru, küçük büyük, âdî âlî her şeyi, kemâl-i intizâm ve mîzân içinde muhâfaza edip, bir türlü muhâsebe içinde netîcelerini eleyen bir hafîziyet, insan gibi büyük bir fıtratta, hilâfet-i kübrâ gibi bir rütbede, emânet-i kübrâ gibi büyük vazîfesi olan beşerin rubûbiyet-i âmmeye temas eden amelleri ve fiilleri muhâfaza edilmesin? Muhâsebe eleğinden geçirilmesin? Adâlet terâzisinde tartılmasın? Şâyeste cezâ ve mükâfât çekmesin? Hayır, aslâ!1

Buradaki elemeden maksat; değerlendirmeye almak, birbirinden ayırmak, ayırt edilen farklı türlerdeki şeyleri münasip mevkilerine koymak ve oralarda değerlendirmek demektir. Eleyip de bir kısmını değerlendirmenin dışında tutmak değildir. Şerh ve izahı ise şöyledir:

Mesela, ticari bir işletmede yapılan işlemler günlük olarak defterlere kaydedilir. Bu kayıt, yıl sonunda veya gerektiği anda yapılacak bir muhasebe, hesaplama esnasında kullanılmak için yapılır. Bunun gibi, Allahu Teâlâ, koruyan, muhafaza eden, kaydeden manalarına gelen Hafîz isminin bir tecellisi olarak, dünyada cereyan eden her şeyi değişik şekillerde kaydeder. Hiçbir şey gerçek manada kaybolmaz.

Mesela, insanın başından geçen olayları insanın hafızasına kaydettiği gibi, yazıcı meleklere de ahiretteki muhasebesi, hesaba çekilmesi için kaydettirir. Bu kayıtların bir nüshasını da hafızası yoluyla insanın eline vermiş olur.

Bir ağaç gelişip büyür ve meyve verirken geçirdiği safhaları, meyvesinin içindeki çekirdekte, DNA şifreleri hâlinde kaydeder. O çekirdek toprağa düştüğünde, içindeki kayıtların değerlendirilmesi ile, yani muhasebesi ile yeni bir ağaç yaratılır.

Mesela, dünya Güneş etrafında çizdiği ve çok çok hassas bir dengeye oturtulan dairesini sürekli muhafaza eder. Bunun ilk neticesi olarak yeryüzünde hayat devam etmiş olur.

Mahşer günü elde edilecek bir neticesi ise, Dünya'nın etrafında döndüğü bu geniş daire içinde mahşer meydanı kurularak Dünya'nın halifeleri olan insanların ve yine yeryüzü ahalisinden olan cinlerin Dünya'da işledikleri amellerin muhasebesi yapılır, mahkemesi icra olunur.

... küre-i arz serseriyâne, bâd-ı hevâ azîm bir dâireyi çizmiyor, belki mühim bir şey etrafında dönüyor ve meydân-ı ekberin dâire-i muhîtasını çiziyor, gösteriyor. Ve bir meşher-i azîmin etrafında gezip mahsûlât-ı ma‘neviyesini ona devrediyor ki, ileride, o meşherde, enzâr-ı nâs önünde gösterilecektir.2

Mesela, kış boyunca Hafîz isminin bir tecellisi olarak toprak altında saklanan milyonlarca bitki türünün kentilyonlarca tohumları, baharın gelmesi ile değerlendirmeye alınır, sünbüllenip çiçek açarlar. Adeta muhasebeleri yapılır.

Hatta bugünkü fennin deyişine bakılırsa, insanların konuştuğu bütün sözler dahi hava zerreleri içine kaydedilir ve asla kaybolmaz. Muhakkak, bu sesler ahirette yapılacak bir muhasebe için kaydedilir.

Hem yaşadığımız bütün hayat maceralarımızın görüntüleri dahi misal âlemi denilen ve bu âlemle iç içe olduğu bildirilen filim dairesinde kaydedilir. Bediüzzaman Hazretleri, bu görüntülerin ebedî manzaralar şeklinde ehl-i cennete seyrettirileceğini şöyle ifade eder:

... cennette [عَلٰی سُرُرٍ مُتَقَابِلٖینَ] ile ta‘bîr edilen karşı karşıya kurulmuş cennet iskemlelerinde oturup; hoş, şirin, güzel, tatlı bir sûrette dünya mâcerâlarını ve kadîm olan hâtırâtlarını birbirine nakledip eğlendirmeleri sûretinde firâksız, sâfî bir muhabbet ve sohbet sûretinde ahbâblarıyla görüştüreceği Kur’ân’ın nassıyla sâbittir.3

İnsanın rububiyet-i âmme'ye temas eden amelleri tabiri ise:

Rububiyet-i âmme; Allahu Teâlâ'nın bütün kâinatı çekip çevirmesi ve idare etmesi demektir.

İnsan görünüşte kâinatta küçücük bir yer kaplıyor gibi görünse de, bu kâinat bilhassa insanın amelleri için yaratılmıştır ve onun amelleri için ayakta durdurulmaktadır. Dua, şükür, tefekkür, ibadet gibi önemli vazifelerle şu dünyaya gönderilen insan, bu işleri küllî bir tarzda yani tüm kâinatın Rabbi unvanına sahip bir yaratıcıya, taşıdığı "Yeryüzü Halifesi" unvanı ile yapmak mecburiyetindedir.

Allahu Teâlâ bir hadîs-i kudsîde şöyle buyurmuştur:

Bilinmeyen gizli bir hazine idim, bilinmek istedim, bilineyim diye halkı (kâinat) yarattım.4

Yani kâinat Allah'ın bilinip tanınması ve ona ibadet edilmesi için yaratılmıştır. İnsan ise bu vazifenin asıl sorumlusudur ve mahlukatın en şereflisi olarak yaratılmıştır. Öyleyse insanların amelleri, yani ibadetleri, şükürleri veya küfür ve isyanları, Allah katında çok mühimdir. Bu kâinatın yaratılmasında ve devamında asıl gaye onlardır. Kâinatın umumunda tecelli eden rububiyet faaliyetleri doğrudan insanların amellerine bakmaktadır. Bu faaliyetler neticesinde Allah'ı tanıyıp iman ve ibadet etmeleri beklenmektedir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 36.

  2. Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 27.

  3. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 317.

  4. İsmâil b. Muhammed el-Aclûnî, Keşfü’l-ḫafâʾ ve müzîlü’l-ilbâs ʿamme’ştehere mine’l-eḥâdîs̱ ʿalâ elsineti’n-nâs (nşr. Ahmed el-Kalâş), Mektebetü’t-türâsi’l-İslâmî, Halep, ts., c. 2, s. 132.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız