Bağış Yap

Sorular

Umuma Açık Olmayan Camilerde/Okullarda/Kışlalarda Cuma Namazı Kılınır Mı?

Hanefî mezhebine göre cuma namazının sıhhat şartlarından biri de izn-i amm, yani cuma namazı kılınan yerde herkesin oraya girişinin serbest olmasıdır.1 Binaenaleyh Hanefî mezhebinde köylerde, ceza evinde, askerî kışlalarda ve girişi serbest olmayan dairelerde cuma namazını kılmak câiz değildir. Fakat Şafii mezhebinde ise köyde, ceza evinde, kışlada veya herkes için girişi serbest olmayan yerde yerli kırk kişi olduğu takdirde cuma namazı kılınır.2Günümüzde güvenlik vb. gerekçelerle dışarıdan girişin izne tabi olduğu yerleşkelerde kılınan Cuma namazlarının sahih olup olmaması yukarıdaki şartlar bağlamında gündeme gelmektedir. Söz konusu yerlerde bulunan cami ve mescitlerin kapısının, yerleşke içerisinde bulunanların tamamına açık olması izn-i âm şartını sağlar. Zira dışardan girişin izne tabi olması camiye girişe veya namaza engel olmak için değil, güvenliği sağlamak içindir. Nitekim fıkıh kaynaklarında cuma namazının kılındığı başka camilerin bulunması durumunda güvenlik gibi gerekçelerle dışarıdan girişe açık olmayan yerleşkelerde Cuma namazı kılınmasının caiz olduğu ifade edilmiştir.3 Bu itibarla; kamu kurum ve kuruluşları, kışla, cezaevi, okul, site, fabrika vb. yerleşkeler içerisindeki mescitlerde ilgili müftülüklerden izin alınması kaydıyla cuma namazı kılınabilir.4Ayrıca BakınızİSLÂM'A GÖRE YÖNETİLMEYEN ÜLKELERDE CUMA NAMAZI KILMANIN HÜKMÜ NEDİR?KADINLARIN CUMA NAMAZI KILMASICAMİ OLMAYAN YERDE DIŞARIDA CUMA NAMAZI KILINABİLİR Mİ?CUMA VAKTİ VE CUMA GÜNÜNÜN BAŞLANGIÇ /BİTİŞ ZAMANICUMA VAKTİNDE ALIŞVERİŞ HARAM MIDIR?CUMA GÜNÜNÜN FAZİLETİ HAKKINDA HADİSLERKaynakçalarSerahsî, el-Mebsût, 2/25; Zeylaî, Tebyînü'l-hakâik, 1/221; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/151Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.1, s. 182.Tahtâvî, Hâşiye, 511; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 2/152.Din İşleri Yüksek Kurulu, “Girişlerin İzne Tabi Olduğu Kışla, Okul, Site, Fabrika vb. Yerleşkelerde Cuma Namazı Kılınabilir mi?”, 18.12.2025, Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu

Bediüzzaman Hazretlerinin Babil Misali Üzerinden Osmanlı'nın Dağılmasında Menfi Milliyetin Rolü

"Hem bizde ibtidâ-yı hürriyette, Bâbil Kal'ası'nın harâbiyeti zamanında tebelbül-ü akvâm ta'bîr edilen teşa'ub-u akvâm ve o teşa'ub sebebiyle dağılmaları gibi, menfî milliyet fikriyle, başta Rûm ve Ermenî olarak pek çok (kulüpler) nâmında sebeb-i tefrika-i kulûb, muhtelif milletçiler cem'iyetleri teşekkül etti. Ve onlardan şimdiye kadar ecnebîlerin boğazına gidenlerin ve perişan olanların hâlleri, menfî milliyetin zararını gösterdi."Bu kısmı açıklar mısınız? Teşa'ub-u akvâm ne demek? Dillerin ortaya çıkışıyla alakalı ifade edilen bu hadise sahih mi? Bu hadiseyle, Osmanlı'nın dağılmasının irtibatı nedir?

Hz. Ömer'in Ebu Hüreyre'ye “Allah'ın Düşmanı” Demesi Nasıl Anlaşılmalı?

Bahsi geçen olay, Hakim en-Nisaburi'nin el-Müstedrek isimli eserinde şu şekilde geçmektedir.O, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle dediğini nakletti: Ömer bana, "Ey Allah'ın düşmanı ve İslam'ın düşmanı! Sen Allah'ın malına hainlik ettin." dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki:- Ben ne Allah'ın düşmanıyım ne de İslam'ın düşmanıyım ama ben onlara düşmanlık edenlerin düşmanıyım. Allah'ın malına da hainlik etmedim ama (elimdeki) bu paralar, develerimin ve bana düşen ve bir arada bulunan paylarımın parasıdır, dedim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Aynı sözleri bana tekrar söyledi, ben de bu sözlerimi ona tekrar söyledim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Bana on iki bin (dirhem) tazminat ödetti. Ben de sabah namazında kalkıp (kunut duamda): "Allah'ım! Müminlerin emirine mağfiret buyur." dedim.Bundan sonra yine beni bir işe (zekat tahsilatı işine) görevlendirmek istedi. Ben de kabul etmedim. Bana: "Neden? Halbuki Yusuf işin kendisine verilmesini istemişti ve senden hayırlı idi." dedi. Ben de şöyle dedim:- Şüphe yok ki Yusuf, nebi oğlu nebi oğlu nebi oğlu nebi idi. Ben ise Humeyme'nin oğluyum ve ben üç şeyden ve iki şeyden korkuyorum, dedim. Ömer: "Ne diye beş şeyden korkuyorum demiyorsun?" dedi. Ben, "Hayır (beş demem)." dedim. O, "Peki bunlar nedir?" deyince, şöyle dedim:- Bilgisizce söylemekten korkuyorum,- bilgisizce fetva vermekten korkuyorum.- sırtıma vurulmasından,- şerefime sövülmesinden ve dövülerek malımın alınmasından korkuyorum, dedim.1Bu rivayet, Hz. Ömer'in (r.a) Ebu Hüreyre'ye (r.a) karşı şahsi bir düşmanlık veya tahkir içerisinde olduğunu göstermez. Nitekim Hz. Ömer, Ebu Hüreyre'yi gerçekten —haşa— “Allah'ın düşmanı” veya “İslam'ın düşmanı” olarak görmüş olsaydı, rivayetin devamında görüldüğü üzere onu yeniden bir vazifeye tayin etmek istemezdi. Bilakis hadise, Müminlerin Emiri'nin Beytülmal hususundaki son derece titiz ve hassas tutumunun bir neticesi olarak anlaşılmalıdır. Hadiseye dikkatlice bakıldığında, bu iki büyük sahabinin fazilet ve takvası daha iyi anlaşılabilir.Ebu Hüreyre'nin (r.a) Takvası: Kendisine yeniden görev teklif edildiğinde bunu kabul etmekten kaçınması, makam ve mevki arzusundan uzak olduğunu göstermektedir. Kendisini yönetici konumuna getirecek bir vazifeyi dahi sırf dünya menfaati için talep etmemiştir. Bununla beraber, Hz. Ömer'in (r.a) kendisini sorgulamasına ve mali bir tazminat ödemesine rağmen, sabah namazındaki duasında “Allah'ım, Müminlerin Emiri'ni mağfiret eyle” diye dua etmesi, Ebu Hüreyre'nin şahsi kin ve düşmanlık taşımadığını da net bir şekilde göstermektedir.Hz. Ömer'in (r.a) Beytülmâl Hassasiyeti: Hz. Ömer (r.a), kamu malı konusunda son derece titiz davranmış, vazife verdiği kimseleri mali yönden denetlemiş ve hak bildiği hususta hiçbir kimseye iltimas göstermemiştir. Buradaki sertlik, şahsi bir düşmanlığın değil, kamu hakkını koruma sorumluluğunun bir tezahürüdür. Öte yandan Hz. Ömer (r.a) Efendimizin şahsi düşmanlık taşımadığının en açık göstergesi, olaydan sonra Ebu Hüreyre'ye yeniden görev teklif etmesidir. Bu durum, Hz. Ömer'in (r.a) onu İslam düşmanı veya güvenilmez bir kimse olarak görmediğini; aksine onun liyakatine ve güvenilirliğine değer verdiğini ortaya koymaktadır.Dolayısıyla bu rivayet, iki sahabi arasında şahsi bir husumet veya tahkir bulunduğuna değil; Beytülmalın korunması, idarecinin sorumluluğu, görevlinin hesaba çekilmesi ve buna rağmen tarafların birbirlerine karşı kalbi kin taşımamaları gibi önemli ahlaki ve idari esaslara işaret etmektedir.Ayrıca BakınızHZ. ÖMER'İN EBU HUREYRE'YE HADİS RİVAYETİNİ YASAKLADIĞI YÖNÜNDEKİ İDDİALARIN ASLI VE İZAHIKaynakçalarHAKİM, el-Müstedrek, Tefsir-2, 3380

Peygamber Efendimiz (sav) Münafık Olan Abdullah bin Übey'in Cenaze Namazını Niçin Kıldırmıştır?

Abdullah bin Übey, münafıkların başı olarak Peygamber Efendimiz ﷺ ve Müslümanlara karşı çeşitli münafıkça ve haince faaliyetlerde bulunduğu hâlde, Peygamber Efendimiz ﷺ neden onun cenaze namazını kıldırmıştır? Tevbe Sûresi 84. âyette “Onlardan ölen hiçbirinin namazını asla kılma ve kabri başında durma” buyurulmasına rağmen bu olay nasıl anlaşılmalıdır?