Sorular

4.526

Risale-i Nur Divitle mi Yazılmalı, Başka Kalemle de Yazılabilir mi?

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'ları yazmanın önemi ile ilgili şu hadis-i şerifi delil getirmektedir:Mahşerde ulemanın hakikat için sarf ettikleri mürekkep, şehitlerin kanıyla tartılır. O değerde olur.1Hadis-i şerifte, ibadet sayılması için mürekkep ibaresi geçiyor. Risale-i Nur, divit yerine dolma kalemle veya başka bir kalemle yazılabilir. Çünkü burada esas olan, kullanılan kalemin türü değil, yazma hizmetinin kendisidir. Bediüzzaman Hazretleri'nin döneminde talebeler genellikle divit ve mürekkeple yazıyorlardı. Asıl maksat, Kur'an hattıyla yazmak, çoğaltmak ve iman hizmetine katkıda bulunmaktır. Fakat yazının daha güzel olması için divit tercih edilmektedir.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR YAZISININ SÜNNET OLMASI İLE İLGİLİ DELİLLERKaynakçalarKenzül Ummal, c. 10, s. 141.

8.786

Risale-i Nur'u Yazmak Manevî Cihada Nasıl Vesile Olur?

Bediüzzaman Hazretleri, Kur'ân hattını muhafaza etmenin bir ifadesi olan Risale-i Nur'u yazmanın farklı cihetlerle makbul bir ibadet olduğunu söyler. Yazının ibadet oluşunun hikmetlerinden birisini Bediüzzaman Hazretleri bize şöyle anlatmaktadır:En mühim bir mücahede olan ehl-i dalalete karşı manen mücahede etmektir.1Manevî mücahede, dine ve imana zarar veren manevî tahribat ve yıkımlara karşı yine manevî hizmetlerle mücadele etmek demektir. Bunun için Risale-i Nur'u okumak ve yazmak önemlidir. Çünkü bu eserlerde anlatılan iman hakikatleri insanın imanını kuvvetlendirir. İmanı kuvvetlenen insan ise karşılaştığı musibetlere ve şüphelere karşı sağlam durur. Bu şekilde toplumda tahkikî imana sahip insanların yetişmesine de katkı sağlanmış olur. Böyle bir hizmetle İslamiyet'e güçlü bir şekilde hizmet etmiş oluruz. İman hakikatlerini yazmak ve yaymak, ehl-i dalaletin iddialarını ve küfürlerini boşa çıkaran en büyük manevî mücahedelerden biridir. Risale-i Nur, iman hakikatlerini kuvvetli şekilde açıklayan bir tefsirdir. Bu yüzden Risale-i Nur'u yazmak ve onunla meşgul olmak sadece bir yazma ve okuma faaliyeti değildir, aynı zamanda insanı Allah'ı hatırlamaya yönelten bir ibadet gibidir. İnsan bu eserlerle meşgul olurken kendisini âdeta ilahî huzurda hisseder. Bu yönüyle Risale-i Nur'u yazmak ve okumak bir zikir hükmüne de geçer. Böyle bir zikir ise Allah'ın kuluna yakın olması, onu affetmesi, ona yardım etmesi ve işlerinde muvaffak kılması gibi manevî neticelere vesile olur. Bediüzzaman Hazretleri yazının nuranî olan ehemmiyetini bize şöyle anlatmaktadır:Elbette o Kadir-i Hakîm, bu kusursuz kudretiyle, bu noksansız hikmetiyle nur gibi, esir gibi ruha yakın ve münasip olan sair seyyalât-ı latife maddeleri ihmal edip hayatsız bırakmaz. Camid bırakmaz. Şuursuz bırakmaz. Belki madde-i nurdan, hatta zulmetten, hatta esir maddesinden, hatta manalardan, hatta havadan, hatta kelimelerden zihayat, zişuuru kesretle halk eder ki, hayvanatın pek çok muhtelif ecnasları gibi, pek çok muhtelif ruhanî mahlukları, o seyyalât-ı latife maddelerinden halk eder.2Bediüzzaman Hazretleri, hayata yakın, ruha münasip maddelerden birçok ruhanilerin yaratıldığını beyan etmektedir. Havadan, güzel kokudan, güzel sözlerden vs. İşte Kur'ân'ın hakikatlerini şerh ve beyan eden Risale-i Nur yazısı dahi, hayata münasip ve ruha yakın olmasından dolayı denilebilir ki, ondan dahi ruhaniler yaratılır. Melekler yaratılır. Yazanı ve yazdıranı korur. Peygamber Efendimizin (sav) yaptığı dua ile meleklerin yardıma gelmesini şu hadis-i şerif ifade etmektedir:Peygamber Efendimiz (sav) Bedir'de müşriklere baktı, onlar bin kişi civarındaydılar. Ashabı ise üç yüz on üç kişi idi. Hemen kıbleye yönelip ellerini kaldırdı ve Rabbine sesli olarak şöyle yalvarmaya başladı: Ey Allah'ım! Bana olan vaadini yerine getir! Bana zafer ihsan eyle! Ey Allah'ım! Eğer ehl-i İslam'ın bu topluluğunu helak edersen, artık yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacak! Sonrasında ise Peygamber Efendimiz (sav) Bedir günü, “İşte Cebrail. Atının başından tutmuş, üzerinde de savaş teçhizatıyla (yardımınıza gelmiş durumda).” buyurdular.3Hem Bedir Harbi'nde Peygamberimizin (sav) yapmış olduğu dua münasebetiyle binlerce melek fiilî olarak savaşa katılmışlardır. Bir kısım müşrikler dahi gördüklerini itiraf etmişlerdir. Bazı şeyler eserleriyle bilinebilir, görülebilir ve yaptığı icraatlarla anlaşılır; sonuçlarına bakılır. Nitekim melekler sadece Bedir'de değil, Uhud'da, Hendek'te ve diğer pek çok gazvede de sahabelere manevî destek vermek ve onları güçlendirmek için hazır bulunmuşlardır. Bugün yapılan manevî hizmetlerde görülen güzel neticeler ise inkâr edenlerin iddialarının güçlü delillerle susturulması, kalemle ve yazıyla yapılan hizmetin manevî mücadelede ne kadar önemli olduğunu gösterir.Aslında bu zamanın asıl meselesi manevî cihattır. Yani insanların imanına zarar veren fikirlere karşı bir set çekmek, onların kalplerini ve düşüncelerini korumaktır. Bu hizmet aynı zamanda toplumun huzuruna ve iç güvenliğine de büyük katkı sağlar. Çünkü insanların kalbi ve düşüncesi düzelirse toplumda da düzen ve istikrar artar.Manevî mücadelenin en önemli şartlarından biri de Allah'ın vazifesine karışmamaktır. Bizim görevimiz sadece hizmet etmek, doğruyu anlatmak ve elimizden gelen gayreti göstermektir. Ortaya çıkacak sonuç ise Allah'a aittir. Yani biz neticeyi düşünmekten ziyade kendi görevimizi yapmakla sorumluyuz.Manevî mücadelede bazen küçük gibi görünen işler aslında çok büyük değer taşıyabilir. Mesela bir askerin çok önemli bir anda tuttuğu kısa bir nöbet, bazen bir yıl ibadet etmek kadar değerli sayılabilir. Aynı şekilde manevî hizmette yapılan küçük bir gayret veya Kur'ân hattını muhafaza etmek çok kıymetli olabilir. Samimiyetle yapılan bir günlük hizmet, bazen bin gün yapılmış gibi büyük bir değer kazanabilir. Önemli olan kime karşı mücadele ettiğimizi bilmektir. Bizim mücadelemiz ise haktan sapanlara ve dinsizliği aşılayanlaradır. Gayret bizden, tevfik Allah'tandır.Ayrıca BakınızYAZI YAZMANIN MANEVİ CİHAD OLUŞUKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 175.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 185.Buhari, Megazi, 11.

2.330

Yazı Yazmamak Hangi Manevî Kayıplara Sebep Olur?

Risale-i Nur külliyatında, doğrudan yazı yazmamanın zararları şeklinde müstakil bir başlık ya da liste bulunmasa da, zıddından yola çıkarak yazı yazmamanın çok ciddi manevi kayıplarından bahsedilebilir. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın kazandırdığı beş nevi ibadeti anlatmasıyla aslında yazmamanın nelerden mahrum bıraktığını da ilan eder. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın beş türlü ibadet olduğunu şu şekilde ifade ederek kalemle hizmetin ehemmiyetini ortaya koyar:Beş türlü ibadettir:1- En mühim bir mücahede olan ehl-i dalâlete karşı manen mücahede etmektir.2- Üstadına neşr-i hakîkat cihetinde yardım suretiyle hizmet etmektir.3- Müslümanlara iman cihetinde hizmet etmektir.4- Kalemle ilmi tahsil etmektir.5- Bazen bir saati bir sene ibâdet hükmüne geçen, tefekkürü olan bir ibadeti yapmaktır.1Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın beş türlü dünyaya ait faydası olduğunu ise bize şöyle söylemektedir:Beş türlü dünyevi faidesi var:1- Rızıkta bereket.2- Kalbde rahat ve sürur.3- Maişette suhulet.4- İşlerinde muvaffakıyet.5- Talebelik faziletini almakla, bütün Risale-i Nur talebelerinin has dualarına hissedar olmaktır2Bununla birlikte, aşağıda geçen çok önemli faydaları ve kazançları kaçırmak gibi zararları vardır.Bu zararlardan bazıları şunlardır: Talebelik şartlarından çok önemli birisini yerine getirmediği için talebeliği kaçırma tehlikesi, manevi şehitlik makamını kaçırmaktır. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmanın kazandırdığı muazzam manevi kârları ve bu hizmetin meyvelerini şöyle ifade buyurmaktadır:Kalemle Nurlara hizmet ve sadakatle talebesi olmanın iki mühim neticesi vardır. Birincisi, Âyât-ı Kur'âniye işaretiyle imanla kabre girmektir. İkincisi, bütün şakirtlerin nur dairesindeki şirket-i maneviye sırrıyla, umum onların hasenatlarına hissedar olmaktır.3Elimize kalem alıp bu nurlu hakikatleri yazmak veya yaymak, aslında kalbimizi sönmez bir nurla aydınlatmaktır. Bu kalemin ucu, bize iki büyük kapı açar.Birincisi, yazdığımız her harf ruhumuza öyle bir iman nakşeder ki ölüm anında o nur bizim kandilimiz olur ve kabre imanla gireriz inşaallah.İkincisi, o kalemi oynattığımız an dev bir manevi aileye dâhil oluyoruz. Biz sadece kendi sayfamızda küçük bir ışık yakarız ama o bağlılık sayesinde dünyadaki milyonlarca kardeşimizin tüm duaları ve sevapları bizim de defterimize bir nehir gibi akar. Yani kalemimiz, bizi hem son nefesimizde yalnız bırakmaz hem de bizleri bitmez tükenmez bir sevap havuzuna ortak eder.Bediüzzaman Hazretleri, başka bir eserinde Risale-i Nur'u yazmanın, okumanın ve onunla meşgul olmanın insana faydasından şu şekilde bahsetmektedir:Risale-i Nur ile kıraaten ve kitabeten iştigal, sıkıntıyı çok hafifleştirir, ferah verir.4Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur talebesinin en önemli vazifesi hakkında şöyle buyurmaktadır:Risale-i Nur'a intisab eden zatın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır. Ve intişarına yardım etmektir. Onu yazan ve yazdıran Risale-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o ünvan altında her yirmi dört saatte benim lisanımla, belki yüz defa, bazen daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevi kazançlarımda hissedar olmakla beraber benim gibi dua eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına hissedar olur. Hem, dört vecihle dört nevi ibadet-i makbule hükmünde bulunan kitabetinde, hem imanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının imanlarını tehlikeden kurtarmasına çalışmak, hem hadisin hükmüyle bir saat tefekkür, bazen bir sene kadar bir ibadet hükmüne geçen tefekkür-i imaniyi elde etmek ve ettirmek, hem hüsnühattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan Üstadına yardım etmekle hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir. Ben kasemle temin ederim ki, bir küçük risaleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye hükmüne geçer, belki her bir sahifesi bir okka şeker kadar beni memnun eder.5Görüldüğü gibi Bediüzzaman Hazretleri, talebelerinden risaleleri yazmalarını, Risale-i Nur'a intisap edip bağlanmanın en ehemmiyetli şartı olarak şart koşuyor. Eğer yazmaları mümkün olamıyorsa kendi bedeline başkalarına yazdırmalarını istiyor. Ancak bu şekilde Nur talebesi ünvanını alacaklarını beyan ediyor.Bu şekilde bir yandan risaleler yayılırken bir yandan da Kur'ân harflerinin toplumca terk edilmesinin önüne geçiliyordu. Herkesin artık eski harfler terk edildi, kimse kullanmıyor, bilmiyor dediği bir dönemde memleketin dört bir yanında Nur talebeleri, manevi bir cihat ruhuyla Kur'ân yazısıyla meşgul oluyor, öğreniyor, öğretiyordu. Bu şekilde memleketimizde Kur'ân yazısı ile olan bağımız incelse de kopmamış, gittikçe kuvvetlenerek günümüze kadar ulaşmıştır. Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazan talebelerine şöyle dualar etmektedir:Yazan zatların defter-i a'maline Cenâb-ı Hak her bir harfine mukabil on hasene ihsan eylesin.6Bediüzzaman Hazretleri, yazı yazmayan talebelerin talebelik vasfından çıkarıldığını şu şekilde ifade etmektedir:Vazifedarane kalemi her gün istimal etmeyenler, Risale-i Nur talebeleri ünvanı icmalisinde her yirmi dört saatte yüz defa hissedar olmak yeter diye, hususi isimlerle has şakirdler dairesi içinde bir kısmın isimleri muvakkaten tayyedildi.7Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'u bizzat el yazısıyla çoğaltan ve bu hizmette aktif rol alanları, has talebeler dairesinde özel bir makama yerleştirir. Onlara hususi dualar ederdi. Onun nazarında Kur'ân hattını öğrenmek ve nurları bu hatla yazmak, sadece bir teknik gereklilik değil, aynı zamanda şahs-ı maneviye dâhil olmanın ve hakiki talebeliğin en mühim şartlarından biridir. Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'A TALEBE OLMANIN ŞARTLARI NELERDİR?YAZI YAZMANIN MANEVİ CİHAD OLUŞUKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2019, c. 2, s. 356.Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 385.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 25.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 102.Bediüzzaman Said Nursi, Kastamonu Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 52.

7.160

Evliyâ, Asfiyâ ve Sıddîkîn Arasındaki Fark Nedir?

AsfiyâAsfiyâ kelime olarak "saf, temiz kimseler" anlamına gelir. Dini anlamda ise kalpleri her türlü kötü düşünceden arınmış, ihlaslı ve samimi kullar için kullanılır.1Kısaca asfiyâ, manen temizlenmiş ve Allah'a yakınlıkta ileri gitmiş kimselerdir. Mesela, kalbini kibir, riya gibi kötü huylardan temizleyip sadece Allah rızasını gözeten bir kimse asfiyâdan sayılır.SıddîkînSıddîkîn kelime olarak "çok doğru, doğruluğu tam olan, dürüst ve güvenilir olmak" demektir. Dini anlamda ise imanında ve sözünde en küçük bir şüphe bulunmayan, doğruluğu hayatının her alanına yansıtan kimselerdir.Kısaca sıddîkîn, iman ve doğrulukta en üst seviyeye ulaşmış kimselerdir. Hz. Ebubekir (ra) gibi. Mesela doğruyu her şartta savunan ve imanından asla taviz vermeyen bir kişi sıddîkîn mertebesine örnektir.2Evliya (Velî)Evliya kelime olarak "dostlar, yakın olanlar" anlamına gelir. Dini anlamda ise Allah'a yakınlığıyla bilinen, salih ve takva sahibi bazı kullar için kullanılır.Kısaca evliya, Allah'ın dostu sayılan iyi ve samimi bazı müminlerdir. Mesela, ibadetlerine dikkat eden, güzel ahlaklı ve Allah'ın rızasını gözeten bir mümin evliya kapsamına örnektir.Aralarındaki FarkEvliya genel olarak Allah'a yakın olan salih müminlerin bazılarını ifade eden kapsamı daha geniş bir kavramdır. Asfiyâ, bu grubun içinde kalbi daha çok arınmış, ihlas ve manevi temizlikte ileri gitmiş kimseler için kullanılır. Sıddîkîn ise iman ve doğruluk bakımından en üst seviyeyi temsil etmektedir. Doğruluğu ve teslimiyeti en ileri derecede olan kimselerdir. Yani evliya genel bir çerçeve iken, asfiyâ daha özel bir temizlik ve ihlas derecesini, sıddîkîn ise en yüksek doğruluk ve iman mertebesini ifade eder.3Kaynakçalarhttps://www.lugatim.com/s/asfiyaMustafa Çağrıcı, "Sıddîk" TDV İslâm Ansiklopedisi, 2009, c. 37, s. 91-92.Süleyman Uludağ, "Velî", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2013, c. 43, s. 25-26.

4

Kasabın Belirlediği Küçük-Orta-Büyük Hisselerle Kurban Kesilebilir mi?

Kurban için bir kasap ile görüştük. Kasap, küçük, orta, büyük şeklinde hisseler oluşturduklarını ve onlara fiyatlar belirlediklerini söyledi. Bizlere hayvanın küpe numarası vs. gibi bilgilerin verileceğini, istersek gidip hayvanı görebileceğimizi ilettiler.Ancak bayram günü yoğunluk sebebiyle vekâletleri kesim başında alamadıklarını, önceden alacaklarını; istersek tüm kesimleri bekleme salonundaki TV'den izleyebileceğimizi ama kesim alanına giremeyeceğimizi söylediler. Sonrasında da tüm eti işlenmiş olarak vereceklerini aktardılar.Kolaylıksa evet, kolaylık ama bu işin dinî boyutu nedir, bu şekilde kurban olur mu?

3

Nurun İlk Kapısı'nda Geçen “Mecburî Sefer”, Ölüm ve İnkâr Meselesi Nasıl Anlaşılmalı?

"Ey gafil ve sarhoş! Eğer bu mecburî seferden beni halâs edecek bir çare bulmuşsan, söyle. Fakat bulduğun çare kàtiüttariklik olmasın. Çünkü inkâr ve dalâlet, ancak kabrin ağzında zulümat-ı adem-âbâdda sükûtu kabul etmek demek olduğundan, şu kàtiüttariklik çok defa uzun seferden daha müthiş ve daha korkunçtur."Bu kısmı detaylı açıklar mısınız?

3.346

Başkasının Yerine Tilavet Secdesi Yapılabilir mi?

Hayır. Başkası adına Tilavet secdesi yapılamaz. Secde âyetini okuyan veya dinleyen kişi bizzat kendisi Tilavet secdesini yapması gerekir. Çünkü tilavet secdesinin şartları namazın şartları gibidir.Tilavet secdesi yapmak (secde ayetini) okuyan ve dinleyenler için vaciptir...Tilavet secdesinin şartları namazın şartları gibidir.1Tilavet secdesi, secde ayetini okuyan bir mükellef için vacip olduğu gibi, bunu dinleyen bir mükellef için de vacibdir. İster dinlemeyi kastetmiş olsun ister olmasın, bu secdeyi yapar ve bu secdeyi yapmakla sevaba erer. Yapmayan da vacibi terk ettiğinden günaha girer.Ayrıca BakınızTİLAVET SECDESİ HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLERTİLAVET SECDESİNİN VAKTİAYNI SECDE ÂYETİNİN BİR ÇOK KEZ OKUNMASI DURUMUNDA KAÇ KEZ SECDE EDİLMELİDİR? / TİLAVET SECDESİTELEFONDA, RADYODAN VEYA TELEVİZYONDAN DİNLENİLEN SECDE ÂYETİNDE TİLAVET SECDESİKaynakçalarMevsılî, el-İhtiyâr, Ravza Yayınları, c. 1, s. 61.