12.837
Telefonla Nikah
Şahitler huzurunda telefonla dinî nikâh kıyılır mı?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
12.837
Şahitler huzurunda telefonla dinî nikâh kıyılır mı?
"Kur'ân, şu kitâb-ı kebîr-i kâinâtın bir tercüme-i ezeliyesi; ve âyât-ı tekvîniyeyi okuyan mütenevvi' dillerinin tercümân-ı ebedîsi;" cümlesini açıklar mısnız? Tercüme-i Ezelî ve Tercüman-ı Ebedî olamk ne demektir
Nazar Değmesine Karşı Okunacak Âyet ve DualarHasan-ı Basrî Hazretleri şu âyetin nazar değmesine karşı okunabileceğini söylemiştir:1وَاِنْ يَكَادُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَيُزْلِقُونَكَ بِاَبْصَارِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا الذِّكْرَ وَيَقُولُونَ اِنَّهُ لَمَجْنُونٌوَمَا هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَDoğrusu inkâr edenler Kur'ân'ı dinlediklerinde, nerede ise seni gözleriyle devireceklerdi ve (hasedlerinden): “Şübhesiz ki o, gerçekten bir mecnundur!” diyorlar. Hâlbuki o (Kur'ân), âlemler için bir nasîhatten başka bir şey değildir.2Yine bu ayetle beraber Felak ve Nas Sureleri olan muavvizeteyn surelerinin de nazara karşı okunması tavsiye edilmiştir. Nitekim bir rivayette Ebû Saîd el-Hudrî (ra) şöyle demiştir:Rasûlullah -sav- cinlerden ve göz değmesinden Allah'a sığınırdı. Nihayet Muavvizeteyn (felak ve nas sureleri) nâzil oldu. Ondan sonra Muavvizeteyn ile Allah'a sığınmaya başladı ve diğer duaları bıraktı3Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) "Atanız İbrâhim de bu duayı oğulları İsmâil ile İshak için yapardı" diyerek torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i nazar ve benzeri olumsuzluklardan korumak için onlara şu duayı okurdu:أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللَّهِ التَّامَّةِ، مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ وَهَامَّةٍ، وَمِنْ كُلِّ عَيْنٍ لاَمَّةٍHer türlü şeytan ve zehirli hayvanlardan ve bütün kem gözlerden Allah'ın eksiksiz kelimelerine sığınırım. 4Hz. Âişe (r.anhâ) Cebrail as'ın Peygamberimize (sav) şöyle dua ettiğini aktarmaktadır:“Resûlullah (sav) rahatsızlandığı zaman Cibrîl (as) onu şöyle diyerek Allah'a sığındırırdı:بِسْمِ اللهِ يُبْرِيكَ مِنْ كُلِّ دَاءٍ يَشْفِيكَ مِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ وَمِنْ شَرِّ كُلِّ ذِي عَيْنٍ“Allah'ın ismiyle. O seni iyileştirir. Her türlü hastalığa karşı, haset zaman hasetçinin şerrine karşı ve her nazar sahibinin şerrine karşı sana şifa versin.”5Ebû Saîd el-Hudrî (ra)'ın rivâyeti ise şöyledir:Cebrâil (as) Peygamber (sav)'e geldi ve: Yâ Muhammed! Bir şikâyetin mi var?” dedi. Efendimiz (sav) de “Evet” buyurdu. Cebrâil (as) şöyle dua etti:بِسْمِ اللهِ اَرْقِيكَ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ يُؤْذِيكَ وَمِنْ شَرِّ كُلِّ نَفْسٍ اَوْ عَيْنٍ حَاسِدٍ اللهُ يَشْفِيكَ بِسْمِ اللهِ اَرْقِيكَ“Allah'ın adıyla seni rahatsız eden her şeyden, her türlü nefsin veya kem gözün şerrinden seni Allah'a sığındırırım. Allah sana şifa versin. Allah'ın adıyla seni Allah'a sığındırırım.”6Abdullah b. Âmir b. Rebîa, Sehl b. Huneyf'e nazar etmişti. Bunun üzerine Sehl rahatsızlanıp; şiddetli bir sarsıntı onu tuttu. Durum Resûlullah'a (sav) bildirilince Efendimiz (sav) yanına giderek şu duayı okumuş:بِسْمِ اللهِ، اَللّٰهُمَّ أَذْهِبْ حَرَّهَا وَبَرْدَهَا وَوَصَبَهَا“Allah'ın adıyla. Allah'ım! Nazarın verdiği harareti, soğukluğu ve rahatsızlığı gider.”7Ayrıca BakınızNAZAR HAK MIDIR? NAZARDAN KORUNMANIN YOLLARINAZARIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE NAZAR BONCUĞU TAKMANIN HÜKMÜNAZAR, HASTALIKLARIN SEBEBİ OLABİLİR Mİ?KaynakçalarFahreddin Râzî, Tefsîru'l-Kebîr, c. 10, s. 618.Kalem, 68/51-52.Tirmizî, Sünen, Tıb, 17, hadis no: 2058.Buhârî, Enbiyâ, 10.Müslim, “Selâm”, 16 (39).Müslim, “Selâm”, 16 (40).Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, Kitâbü't-Tıb, “el-Ayn” (Nazar) bölümü, hadis no: 10805, c. 9, s. 380.
Abdestte akan suya uzuvları tutmakla yıkamış sayılır mıyız? Yoksa elle illa ovmak mı gerekir? Denize girmekle bile gusül alınmış oluyor diye biliyorum. O yüzden normal abdest alırken de mesela çeşmeden akan suya ayağımızı, parmaklarımızı iyice açmak suretiyle tutmuş olsak yıkanmış sayılmaz mı? Yine de elle ovmak gerekli mi?
Cuma namazına geç gelen kişi, yetişemediği rekatı tekrar mı kılması gerek?
109
NAMAZIN FARZLARIHanefi mezhebine göre namazın farzları şunlardır:1. İftitah Tekbiri: Namaza, Allahu Ekber diyerek başlamaktır. Bu tekbire “Tahrime” denir. İftitah tekbiri, Hanefilere göre rükün değil, namazın şartlarındandır. Ancak namazın rükünlerinden olan “Kıyam”a bitişik olduğu için rükünler arasında sayılmıştır. İftitah tekbirinin sahih olabilmesi için bazı şartlara riayet edilmesi gerekir. Bu şartlar:Tekbir ile niyet arasına yemek, içmek ve söz söylemek gibi namaza aykırı bir şey girmemek,Tekbiri ayakta almak (Ancak ayakta duramayacak durumda olan kimse, oturduğu yerde tekbir alır),Önce namaza niyet etmek, sonra tekbir almak,Tekbiri kendi duyabileceği bir sesle söylemek,“Allahu Ekber” derken “Allah” kelimesinin başındaki “A”yı, “Ekber” kelimesinin “b”sini uzatmamak,Cemaatle kılarken, imam tekbir aldıktan sonra tekbir almak (İmamdan önce tekbir alınırsa namaz caiz olmaz).2. Kıyam: Namazda ayakta durmak demektir. Farz ve vacip olan namazlarda kıyam, yani ayakta durmak farzdır. Ayakta durmaya gücü yetmeyene kıyam farz olmaz. Nafile namazlarda kıyam farz değildir.3. Kıraat: Namazda Kur'an okumaktır. Namazda kısa bir ayet de olsa Kur'an okumak farzdır.Üç ve dört rekatlı farz namazların ikişer rekatında, iki rekatlı farz namazlar ile vitir ve nafile namazların her rekatında Kur'an okumak farzdır ve kıyamda iken okunur.4. Rükû: Namazda, eller dizlere erişecek kadar eğilmek demektir. Kıraatten sonra eller, dizlere varacak kadar, baş ve sırt düz bir vaziyette eğilir.5. Sücud: Secdeye varmak demektir. Rükudan sonra ayaklar, dizler ve ellerle beraber alnını yere koymaya secde denir. Her rekatta iki kere secde etmek farzdır.Secdede alın yere konulup burun konulmaz ise secde caiz olur. Ancak özürsüz olarak burnun yere konmaması mekruhtur. Burun yere konulduğu halde, bir özürden dolayı alın yere konmasa secde caizdir. Özürsüz olarak alın yere konmazsa böyle bir secde caiz değildir.Secde edilen yer, ayakların bulunduğu yerden yarım ziradan (on iki parmak) yüksek olursa bu yükseklikte olan yere secde etmek caiz olmaz.İki ayağın parmakları yere konmadıkça secde caiz değildir. Secde edilecek yerin sert olması gerekir.Bu sebeple, atılmış yün, pamuk ve kar gibi şeylerin üzerine secde edildiği takdirde alın, yerin katılığını hissedip yerleşirse secde caiz olur. Yüz, bunların içinde kaybolup yerin katılığını hissetmez ve yerleşip karar bulmazsa böyle bir şey üzerine secde caiz olmaz. Çuval içinde olmayan buğday ve arpa gibi şeyler üzerine de secde edilmez. Eğer bunlar çuval içinde olursa bunların üzerine secde edilir.6. Ka'de-i Ahire: Namazın sonunda Ettehiyyatü'yü okuyacak kadar (teşehhüd miktarı) oturmak demektir. Bu oturuş da namazın farzlarındandır.NAMAZIN VACİPLERİVacipler, farzları; sünnetler, vacipleri; edepler de sünnetleri ikmal içindir. Böylece namaz, zayi olmaktan korunmuş olur.Vacibin hükmü: Vacibi yerine getiren sevap kazanır, kasten terk eden azabı hak etmiş olur. Unutarak veya yanılarak terk edenin namazı eksik olduğu için sehiv secdesi yapması gerekir. Vacibi kasten terk edenin namazı yeniden kılması gerekir. Yeniden kılmadığı takdirde namaz eksik olarak kılınmış olur. Namazın başlıca vacipleri şunlardır:Namaza “Allahu Ekber” sözü ile başlamak,Namazda Fatiha suresini okumak,Fatiha suresini farz namazların ilk iki rekatında, vitir ve nafile namazların her rekatında okumak.Farz namazların ilk iki rekatında, vitir ve nafile namazların her rekatında sure veya ayet okumak (Zamm-ı Sure),Fatiha'yı sureden önce okumak,Secdede alın ile beraber burnu da yere koymak,İki secdeyi birbiri ardınca yapmak,Üç ve dört rekatlı namazların ikinci rekatında Ettehiyyatü okuyacak kadar oturmak. Buna “Ka'de-i Ula = Birinci Oturuş” denir.Birinci ve son oturuşlarda “Ettehiyyatü”yü okumak.Birinci oturuşta “Ettehiyyatü”yü okuduktan sonra gecikmeden üçüncü rekata kalkmak.Vitir namazında Kunut tekbirini almak ve Kunut duasını okumak.Bayram namazlarına mahsus olan fazla tekbirleri almak.Cemaatle kılındığı zaman, sabah, akşam, yatsı, cuma ve bayram namazlarının birinci ve ikinci rekatlarında, teravih namazı ile ramazan ayında teravihten sonra kılınan vitir namazının her rekatında imamın Fatiha ve sureyi açıktan okuması.Öğle ve ikindi namazlarında bunları içinden okumak.İmama uyan kişinin bu namazlarda Fatiha ve sure okumayarak susması.Ta'dil-i erkan: Yani ayakta iken dosdoğru, rükuda dümdüz olmak (kadınlar biraz meyilli dururlar), rükudan kalkınca iyice doğrulmak ve iki secde arasında tam oturmak.Namazın sonunda selam vermek.Namazda yanılırsa sehiv secdesi yapmak.Namazda secde ayeti okursa secde etmek.NAMAZIN SÜNNETLERİSünnetin hükmü: Namazda sünneti terk etmek, namazı bozmaz, sehiv secdesi yapmayı da gerektirmez, ancak mekruh olur. Namazın başlıca sünnetleri şunlardır:1. Beş vakit namaz ile cuma namazı için ezan ve ikamet, erkekler için sünnettir (kadınlara mekruhtur).2. Namazın iftitah tekbirinde, vitir namazının Kunut tekbirinde ve bayram namazlarının zevaid tekbirlerinde elleri kulakların hizasına kaldırmak. (Kadınlar, parmak uçları omuz hizasına gelecek şekilde ellerini kaldırırlar.)3. Eller kaldırıldığı sırada parmakları ne bitişik ne de fazla açık tutmamak, yani kendi halinde normal açıklıkta bulundurmak; ellerin ve parmakların içi kıbleye karşı gelmek.4. İmama uyan kimsenin iftitah tekbiri, imamı geçmemek üzere, imamın iftitah tekbirine yakın olmak.5. Kıyamda elleri bağlamak. (Erkekler, sağ elin avucu sol elin üzerinde ve sağ elin baş ve küçük parmakları sol elin bileğini kavramış olarak ellerini göbek altında bağlarlar.) (Kadınlar: Sağ el, sol elin üzerinde olacak şekilde ellerini göğüs üstüne koyarlar. Erkekler gibi sağ elin parmakları ile sol elin bileğini kavramazlar.)6. Kıyamda iki ayağın arasını dört parmak kadar açık bulundurmak.7. Sübhaneke okumak.8. “Eûzübillâhi mineşşeytanirracîm” demek.9. Her rekâtta Fâtiha'dan önce “Bismillahirrahmanirrahim” demek.10. Fatiha'nın sonunda imamın ve ona uyanların “Amin” demesi.11. “Sübhaneke, Euzü Besmele ve Amin”i içinden okumak.12. Sabah ve öğle namazlarında Fatiha'dan sonra uzunca, ikindi ve yatsı namazlarında kısa, akşam namazında daha kısa sure okumak. Bu, misafir olmayanlar içindir. Yolcu olan veya vakti dar olan kimse, dilediği ayet ve sureyi okur.13. Rükua varırken “Allahu Ekber” demek.14. Rükuda dizlerini, ellerin parmakları açık olarak tutmak. (Kadınlar parmaklarını açmaz ve dizlerini tutmazlar, sadece ellerini dizleri üzerine koyarlar.)15. Rükuda dizlerini ve dirseklerini dik tutup bükmemek. (Kadınlar rükuda dizlerini bükük bulundururlar.)16. Rükuda arkasını dümdüz yapmak. (Kadınlar arkalarını biraz meyilli bulundururlar.)17. Başını, sırtı ile bir seviyede bulundurup yukarıya kaldırmamak ve aşağıya eğmemek.18. Rükuda üç kere “Sübhane Rabbiye'l-azim” demek.19. Rükudan kalkarken “Semiallahu limen hamideh” demek.20. Rükudan doğrulunca “Rabbena leke'l-hamd” demek.21. Secdeye varırken yere önce dizlerini, sonra ellerini, daha sonra alın ve burnunu koymak.22. Secdeden kalkarken önce başını, sonra ellerini, daha sonra dizleri üzerine ellerini koyarak dizlerini yerden kaldırmak.23. Secdelere varırken “Allahu Ekber” demek.24. Secdelerden kalkarken “Allahu Ekber” demek.25. Secdelerde yüzünü iki eli arasına almak, eller yüzden geri ve uzakta olmayıp yüze yakın ve yüzün hizasında bulunmak, ellerin parmakları birbirine bitişik olduğu halde kıbleye karşı el ayası ile yere yapışık olmak.26. Secdelerde üçer kere “Sübhane Rabbiye'l-ala” demek.27. Erkeklerin secdede karnını uyluklarından, dirseklerini yanlarından ve kollarını yerden uzak tutması. (Kadınlar, secdede kollarını yanlarına, karnını uyluklarına yapıştırıp yere doğru alçalırlar.)28. İki secde arasında oturmak.29. İki secde arasında, birinci oturuşta (Ka'de-i ula) ve son oturuşta (Ka'de-i ahire) elleri uylukları üzerine koymak.30. Otururken sol ayağını yere yayıp üstüne oturmak ve sağ ayağını dikerek parmaklarını kıbleye karşı getirmek. (Kadınlar, ayaklarını sağ tarafa yatık olarak çıkarıp sol kalçaları üzerine otururlar.)31. Ettehiyyatü'nün kelime-i şehadetinde sağ elinin şehadet parmağı ile işaret etmek.İşaret: Kelime-i şehadette “La ilahe” derken sağ elin şehadet parmağını kaldırmak, “illellah” derken de indirmek suretiyle olur.32. Ettehiyyatü'yü içinden okumak.33. Üç ve dört rekatlı farzların üçüncü ve dördüncü rekatlarında Fatiha okumak. (İlk iki rekatta Fatiha okumak ise vaciptir.)34. Son oturuşta “Ettehiyyatü”den sonra “Allahümme salli, Allahümme barik” ve bunlardan sonra da dua okumak.35. Selam verirken başını evvela sağa, sonra sola çevirmek.36. Selamda “Esselamü aleyküm ve Rahmetullah” demek.37. İmam, her iki tarafa selam verirken kendisine uyan cemaati ve hafaza meleklerini selamlamayı niyet etmek.38. Cemaatle namaz kılınması halinde namaz sonunda selam verilirken bu selamı cemaat ve imama vermeye niyet etmek.39. Tek başına kılan, selamında melekleri niyet etmek.40. İmamın sol tarafa selam verirken sesini biraz alçaltmak.41. İmama uyan kişinin selamı, imamın selamına yakın olmak.42. İmama sonradan uyan kimse, yetişemediği rekatları kılmak için imamın ikinci selamını beklemek.1Ayrıca BakınızBEŞ VAKİT NAMAZ İLE KAZANILAN SONSUZ HAYAT/ 4. SÖZKERAHET VAKİTLERİ NELERDİR? BU VAKİTLERDE NAMAZ KILMANIN VE UYUMANIN HÜKMÜ NEDİR?NAMAZI BİLEREK TERK ETMEKHANGİ KIRAAT HATALARI NAMAZI BOZARNAMAZ TESBİHATININ EHEMMİYETİ VE FAZİLETİNAMAZIN BEŞ VAKİT OLDUĞUNA DAİR KUR'AN VE HADİSLERDEN DELİLLERKaynakçalarLütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslam İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 145-151.
Günümüzde bazı kimselerin, özellikle bazı imamların devlet tarafından görevlendirilmiş olması, devlet kurumlarında çalışması veya toplumdaki bazı dinî ve siyasî uygulamaları benimsemesi gibi sebeplerle onların arkasında namaz kılmadıklarını ve mümkün olduğunca cemaatten ayrılarak namazlarını münferit kıldıklarını duyuyoruz.İmamın bazı günahlarının bulunması, fâsık olması, devlet memuru olması veya dinî açıdan yanlış görülen bazı uygulamalara sahip bulunması, onun arkasında namaz kılmamayı gerektirir mi? İmamın şahsî kusurları ile imametinin sıhhati arasında nasıl bir ilişki vardır?
880
Resmiyette boşanan evli kişilerin dini nikahı da düşer mi?
5.942
Resmi boşama şer'an geçerli midir?
Kalp, latife midir? Kalbin vücud-u haricisi var mıdır?
Risale-i Nur'da tecerrüt nerede ve nasıl geçiyor?
Peygamber Efendimiz (asm) “ahir zaman peygamberi” olarak ifade ediliyor. Ancak Bediüzzaman Üstadımız, ahir zamanın başlangıcını 93 Harbi ile ilişkilendiriyor. Bu durumda, Peygamber Efendimiz (asm) neden “ahir zaman peygamberi” olarak nitelendirilmektedir? Ahir zaman, Peygamber Efendimiz'in (asm) döneminden itibaren başlamıyor mu?
Küs duranların ve sıla-i rahim yapmayanların amellerinin kabul olmayacağı ile ilgili hadisler okumuştum. Bu hadisleri nasıl anlamalıyız?
Diş tedavisi sırasında doktor, dezenfeksiyon amacıyla içerisinde bir miktar alkol bulunan pamuk kullandı. Tedavi esnasında dezenfeksiyon veya temizlik amacıyla alkollü ürünlerin kullanılması dinen günah mıdır? Böyle bir uygulamanın hükmü nedir?
Kur'ân'ın beş, yedi, dokuz vb çeşitli bölümlere ayrılması esasen uygulama olarak Sevgili Peygamberimiz (sav) dönemine kadar uzanmaktadır. Fakat rivâyete göre Basra ve Kûfe âlimlerini toplayarak, onlara Kur'ân'ın harflerini, kelimelerini ve ayetlerini saydıran ve Kur'ân'ı otuz cüze ve hiziplere ayırtan Haccac ibn Yûsuf olmuştur.1Kur'ân genelinde en bilindik bölümleme cüzdür. Cüz parça, kısım, pay demektir. Bazı âlimlerin dediğine göre Hz. Osman mushafı nokta ve harekeden beri olduğu gibi cüzlere bölümlenmekten de beriydi. Ancak zamanla insanların mushaflarda çeşitli, cüzler yapmak hoşlarına gitti, kimisi Kur'ân'ı otuz bölüme ayırdı. Ve ilk etapta akla başka bir şey çağrıştırmasın diye bu her bir kısma “cüz” adını verdi. Öyle ki birisi “ben bir cüz okudum” deyince akla ilk gelen şey o kişinin Kur'ân'ın otuzda birini okuduğu oluyordu. Her cüz dört bölümde cereyan ediyordu.Bir kısım insanlar ise cüzü iki hizbe ayırdı. Cüzü dört hizbe ayıranlar ise her bir parçaya “dörtte bir” yada "hizb" adını verdiler. Yani hizb Kur'ân cüzünün kendi içinde dörde bölümlenmesiyle meydana gelen parçaları ifade eder.2Bazı hadislerden Kur'ân'ın cüzlere ayrılması anlayışının Cenab-ı Hakk'a dayandığı da söylenmektedir. Söz gelimi Ebû Derda'nın naklettiği hadise göre Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:“Sizden biri gece Kur'ân'ın üçte birini okumaktan aciz mi?” Dediler ki: “Biz bunu yapmaktan aciz ve zayıfız.” Hz. Peygamber buyurdu ki: “Allah Kur'ân'ı üç cüze ayırdı da kul huvellahu ahad'i (İhlâs Sûresi'ni) Kur'ân'ın üçte birisi kıldı”3O halde cüzlere ayırma fikri, Kur'ân'ın bıkkınlığa düşmeden tilâvetini sürekli kılmak için yapılan bir uygulamadır ve bu konuda Cenab-ı Hak müminlere yol göstermiştir.Mushaflarda okuyucuya kolaylık olsun diye cüz ve hizbler sembollerle de gösterilmiştir. Erken dönem mushaflarında da görülen hizip gülleri esas olarak 15. yüzyıldan sonraki mushaflarda görülmeye başlamıştır.4Ayrıca BakınızKUR'ÂN'IN DEĞİŞTİRİLEMEDİĞİNİN İSPATIKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİÂYET, HADİS VE ÂLİMLERİN SÖZLERİNDE KUR'AN OKUMANIN FAZİLETLERİKUR'AN SAYFALARININ 15 SATIR OLMASIKaynakçalarGazâlî, Ebû Hamid Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulumiddîn, Dâru Şuab, y.y. ts., c.1, s. 502.Zerkânî, Muhammed Abdülazîm, Menâhilu'l-İrfân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Dâru'lKitâbi'l-Arabî, Beyrût, 1995, c.1,s. 334.Darimî, Sünen, Fedâilu'l-Kur'ân, 24(3474). Ebû Ubeyd, Kitâbu Fedaili'l-Kur'ân, s.269.Zerkânî, Muhammed Abdülazîm, Menâhilu'l-İrfân fî Ulûmi'l-Kur'ân, Dâru'lKitâbi'l-Arabî, Beyrût, 1995., s.141
Sabah namazının çıkmasına 1 veya 2 dk kaldığında sadece farzını kılsak, daha sonra da kerahat vakti çıktığında kaza olarak sünnetini kılsak olur mu?
Su faturamı bazen son ödeme tarihinden sonra ödüyorum ve bu nedenle faturaya gecikme bedeli yansıtılıyor. Bu şekilde alınan gecikme bedeli faize girer mi?
Bediüzzaman Hazretleri, bir müddet Emirdağ'da kaldıktan sonra, son aylarını Isparta'da geçirmeye başladı. Ramazan ayı geldiğinde yanında kalan hizmetkârlarıyla birlikte teravih namazını cemaatle kılıyordu. Hazret-i Üstad'ın son günlerini yakından gören ileri gelen Nur Talebeleri'nden olan Büyük Ruhlu Küçük Ali merhum, o zaman vuku bulan ve Nur Hizmeti'nin geleceğini yakından alâkadar eden mühim bir hâdiseyi ve Hazret-i Üstad'ın pek mühim bir vasiyetini şöyle anlatıyor:Üstad'ımız Bediüzzaman Hazretleri vefatından önce Urfa'ya giderken bize (Isparta'ya) geldi. Talebeyi topladı. Hüsrev kardeşe hitaben buyurdular ki:-Hüsrev ben gidiyorum. Benden sonra bu vazifeyi siz deruhte edeceksiniz.Hüsrev kardeş de buyurdular ki:-Üstad'ım efendim, ben hem ihtiyarım hem hastalıklıyım. Bu vazifeyi genç kardeşlerimize tevdi buyurun.Üstad Hazretleri Hüsrev kardeşe cevaben:-Hüsrev benden sonra 15-16 yaşındaki delikanlı gibi sıhhat bulacaksın. Hem benim daha 8 senelik ömrüm var. Onu da sana veriyorum' deyip bu şekilde vazifeyi Hüsrev Kardeşe tevdi buyurduktan sonra Üstad Hazretleri gitti. Bir kaç gün sonra radyodan Bediüzzaman Hazretleri'nin Urfa'da vefat haberini aldık.1Ramazan'ın yarısı geçince Hazret-i Üstad tekrar hastalandı ve Emirdağ'a giderek Emirdağ talebelerinden olan Doktor Tâhir Barçın tarafından muayene edildi. Dr. Tâhir Barçın o günü şöyle anlatmaktadır:Nur Talebeleri Üstad'ın şiddetli hasta olduğunu haber vermişlerdi. Hemen gittim, muayene ettim. Üstad'ın ateşi 38 dereceydi. Yaşlı insanlarda derece çok yükselmiyor. Çünkü vücut direnci olmuyor. Ateş yükselmesi demek, vücudun mikroba karşı silah kullanması demektir. Üstad'ın hastalığı çok ciddî idi. Ağır bir zatürreye yakalanmıştı. Ben bir iğne yapmak istedim. Zübeyr, 'yapalım abi', diye iğne yapmamı istedi. Altı yüzlük veya sekiz yüzlük bir penisilin iğnesi yaptım.Ertesi sabah Üstad biraz açılmış ve rahatlamıştı. Yine harareti vardı, bu yüzden kar yedi. Hazırlık yaptılar. Isparta'ya gidecekti. Daha önceki seferlerde Isparta'ya, Ankara veya İstanbul'a giderken, vedalaşıp, helâlleşmezdi. Bu sefer Üstad'ın ayrılması acıklı olmuştu. Biz o zaman için Üstad'ın vefat edeceğini hiç hatırımızdan bile geçirmiyorduk, içimizden katiyyen böyle birşey geçmiyordu. Fakat son ayrılışımız çok hazin olmuştu. Helâlleşti, Allah'a ısmarladık diye vedâ etti.Daha sonraki günlerde Isparta'ya, oradan da Urfa'ya gidip vefat ettiğini öğrendiğimiz zaman, çok çok üzülüp, sarsılmıştık. Son ayrılıştaki vedâlaşmasını ancak o zaman idrak ettim. Meğer Üstad artık ebedî âleme doğru yolculuğa çıkıyormuş, bu sebepten bizlerle, Emirdağ'daki Nur talebeleriyle teker teker vedâlaşmıştı.”2Bu son ziyaretinde Emirdağ'da iki gün kalan Bediüzzaman Hazretleri 19 Mart'ta Isparta'ya döndü.Emirdağ'dan Isparta'ya dönüşünde gayet hasta bir halde, ikindi vaktinde, kaldığı eve son kez çıkan Bediüzzaman Hazretleri, gece yarısı ateşler içerisinde uyurken bir ara gözlerini açıp talebelerine, “Arabayı hazırlayın Urfa'ya gideceğiz!” der. Sabah olduğunda hizmetini gören üç talebesiyle birlikte 20 Mart 1960 günü saat dokuzda Isparta'dan ayrılır. Bir rivayete göre, rüyasında kendisini Urfa'ya çağıran İbrahim Aleyhisselam'ın dâvetine icabet etmek için yağmurlu bir havada, son menzili olan Urfa'ya doğru hareket ederler.Nitekim Urfa İpek Palas Oteli'nin sahibi Mahmut Erbaş, oteline gelen Üstad'ı odasında ziyareti esnasında, “Niçin bu hasta halinizle buralara kadar geldiniz?” diye sorması üzerine Üstad'ın: “Oğlum ben İbrahim (as)'ı rüyamda gördüm. Beni Urfa'ya çağırdı. Belki buraya ölmeye geldim” dediğini bildirmektedir.21 Mart Pazartesi günü öğleye doğru Urfa'ya, ulaşarak İpek Palas Oteline yerleştiler. Bediüzzaman'ın Urfa'ya geldiğini işiten binlerce Urfalı, büyük bir heyecanla otele akın etti. Üstad çok hasta olmasına rağmen hiç kimseyi geri çevirmedi. Önceleri, hastalandığı zaman ziyaretçi kabul etmediği halde, Urfa'da kim gelmişse hemen içeri aldırdı ve görüştü. Odasının önünde kuyruk oluşturup sıra ile Üstad'ı ziyaret eden yüzlerce Urfalı, Üstad'ın elini öpüp, duasını aldılar.22 Mart 1960 Salı günü akşamı ortalığı hazin bir sessizlik kapladı. Artık Aziz Üstad'ın hakka vasıl olma zamanı iyice yaklaşmıştı. 23 Mart 1960 Çarşamba günü gecenin ilerleyen saatlerinde, büyük iman müceddidi Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, ateşler içinde yattığı yatağında yavaş yavaş kendinden geçmiş, bu fânî dünyayı bırakıp ebed âlemlerine göç etmiştir. Vefat ettiği vakit Ramazan'ın 25. gecesiydi. Bir ömür boyu Kur'ân'ın yeryüzünde cemaatsiz kalmaması için bütün herşeyini feda eden bu büyük Kur'ân hâdimi, “27” numaralı otel odasından, kimbilir, belki de bir Kadîr Gecesi'nde, bu dünyadaki mânevî ticaret ve memuriyetini bitirip Rabb-i Rahîm'ine ve Mevlâ-yı Kerîm'ine kavuştu.1911'de yazdığı Münazarat Risalesi'nde “Ölüm bizim Nevruz Günümüzdür” diyen büyük Üstad, elli sene sonra bir Nevruz Günü'nün gecesinde vefat ederek “Bediüzzaman” olduğunu bir kez daha gösterdi.“Âlimin ölümü, âlemin ölümü gibidir” sözü meşhur bir hakikattir. İslâm Dünyası onun vefatıyla bu hakikatli sözü bir kez daha hatırlıyor, “bir âlemini” daha ebediyete uğurluyordu.3Vasiyeti için bakınız: BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN VASİYETNAMESİAyrıca BakınızÜSTADIN VEFATINDAN SONRABEDİUZZAMAN HAZRETLERİNİN VEFATI ESNASINDA KİMLER VARDIBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TELİF ETTİĞİ ARAPÇA VE TÜRKÇE TÜM ESERLERBEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KİMDİR? RİSALE-İ NUR NEDİR?BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ'NİN HALEFİ KİM?KaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1143.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1144.Heyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 3, s. 1145-1147.
Kur'ân-ı Kerim, tefsir, hadis ve fıkıh kitapları gibi şer'î kitapların herhangi bir kerahat olmaksızın satılması, birçok alim tarafından caiz görülmüştür.İmam Nevevi bu konuda şöyle demektedir:Ashabımız, mushafın satılmasının, satın alınmasının, kiraya verilmesinin ve ücret karşılığında çoğaltılmasının caiz olduğu konusunda ittifak etmişlerdir...Hadis, fıkıh, dil, edebiyat ve faydalanılması mubah olan şiir kitaplarının; ayrıca tıp, hesap ve içinde mubah bir fayda bulunan diğer kitapların satılması caizdir.1İbn Hazm, Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî ve Ebû Süleyman'ın da bu görüşte olduğunu ifade ederek şöyle demektedir:Mushafların satılması caizdir. Aynı şekilde Arapça veya başka dillerdeki bütün ilim kitaplarının satılması da caizdir. Çünkü satılan şey yalnızca parşömen, kâğıt, mürekkep ve ciltliyse deri ve üzerindeki süslemelerdir.2Halil Gönenç Hocaefendi ise şöyle demektedir:Kur'ân-ı Kerîm ile dinî kitapları bastırıp onlarla alışveriş yapmak câizdir. Kutsal kitabımızı ve dinî eserlerimizi dünyaya ve ticarete alet edilmesin diye onların basılmasını ve ticaretini yasaklamak, okunmalarına ve yayılmalarına sed çekmek anlamına gelir. Bu da İslam'a ve Kur'ân'a düşmanlık yapan kimsenin işine yarar. Kur'ân-ı Kerîm'in satışı meselesi İbn'i Abbas'a soruldu. İbn'i Abbas (ra) şöyle cevap verdi: Bunda beis yoktur. Çünkü hattatlar el emeğini alıyorlar.3Behûtî, Keşşâfü'l-Kınâ' adlı eserinde ise şöyle demektedir:İlim kitaplarının satılması caizdir.4Bununla birlikte, mushafın ve benzeri dinî kitapların gayrimüslimlere satılması caiz değildir.6 Bu noktada fukaha, Allah Rasulü'nün (sav) şu ifadesi ile istidlal (delil olarak getirmek) etmektedir: Düşman beldesine sefere giderken mushafı yanınıza almayın. Zira ben onun düşman eline düşmesinden çekiniyorum.7Hanefîler ise mushafın gayrimüslimin mülkiyetine geçmesini doğrudan bir tahkir olarak değerlendirmemişlerdir. Bu sebeple akdin sahih olduğunu, ancak doğuracağı sonuç itibarıyla caiz olmadığını ifade etmişlerdir.Ayrıca BakınızCENAZENİN BAŞINDA KUR'ÂN OKUMAKKUR'ÂN'IN DEĞİŞTİRİLEMEDİĞİNİN İSPATIKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİÂDET DÖNEMİNDE HAFIZLIK VE KUR'ÂN EĞİTİMİYATARAK KUR'AN OKUMAK VE DİNLEMEK CAİZ MİDİR?ÂYET, HADİS VE ÂLİMLERİN SÖZLERİNDE KUR'AN OKUMANIN FAZİLETLERİKaynakçalarNevevî, el-Mecmûʿ Şerhu'l-Mühezzeb, el-Matbaatü'l-Münîriyye, Kahire 1344-1347, c. 9, s. 252-253.Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Saîd İbn Hazm el-Endelüsî, el-Muhallâ bi'l-Âsâr,, Dârü'l-Fikr, Beyrut; c. 7, s. 544.Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.1, s. 85.Mansûr b. Yûnus el-Behûtî, Keşşâfü'l-Kınâʿ an Metni'l-İknâʿ, c. 7.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c.5, s. 258; Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, Yasin Yay., İstanbul 2012, c.3, s. 114.Ebu Zekeriyya Muhyiddîn b. Şeref en-Nevevî, el-Mecmû' Şerhu'l-Mühezzeb (Kahire: İdâratu'-Tibâati'l-Münîriyye, 1928), 9/355.Müslim, İmare, 93 (Hadis No: 1869).
Ticaretimizde vadeli satış yapıyoruz. Örneğin, peşin fiyatı 100 TL olan bir malı üç ay vadeli 110 TL'ye sattık. Ancak vade dolduğunda müşteri borcunu ödemedi ve iki ay daha süre istedi.Bu durumda, iki aylık gecikme nedeniyle alacağımız miktarı artırarak fark almak faiz olur mu? Müşteri ödeme taahhüdünü yerine getirmediği ve bizi zarara uğrattığı için, bu zararı telafi amacıyla borç miktarını yeniden hesaplamak caiz midir?
Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsiri sakıncalı mı acaba? Biliyorsunuz, hiçbir din adamına müsaade yokken ona tefsir yazdırıldı.