Sorular

4.909

Abdestliyken Haram Bir Şey Yemek Abdesti Bozar mı?

Abdestliyken haram olan bir şeyi yemek, tek başına abdesti bozmaz. Abdestin bozulmasına sebep olan hususlar arasında haram bir yiyecek veya içecek tüketmek bulunmamaktadır. Ancak yenilen veya içilen şey sebebiyle sarhoşluk meydana gelirse, kişinin şuurunu kaybetmesi sebebiyle abdesti bozulur.1 Bununla birlikte, “Abdestimi bozmuyor.” düşüncesiyle Allah'ın kesin olarak haram kıldığı bir şeyi hafife almak doğru değildir. Zira abdest ve namaz nasıl Allah'ın birer emri ise, haramlardan uzak durmak da Allah'ın emridir. Özellikle günahların yaygınlaştığı ahir zamanda, haramlardan sakınmaya azami dikkat etmek ve günahlardan uzak durmak, müminin en önemli vazifelerindendir.Ayrıca BakınızABDESTİ BOZAN ŞEYLERİÇKİ NEDEN HARAMDIR?HARAMA BAKMANIN HÜKMÜHARAM VE ŞÜPHELİLERHARAMA BAKMA ALIŞKANLIĞINDAN KURTULUŞ YOLLARIZARURET DURUMLARINDA HARAMLARIN MÜBAH OLMASIKaynakçalarHeyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 173.

Bediüzzaman Hazretleri Neden “Kırk Vefattan Yalnız Birkaç Tanesi İmanını Kurtarıyor” Diyor?

Şu dünyada hiç kimsenin kaçamadığı en büyük hakikat ölüm hakikatidir. Hayatımızın en büyük gayesi ise bu fani dünyadan iman ile göç edebilmektir. Ancak bu zaman ve zeminde iman ile ahirete göçmeye çok maniler vardır. İçinde bulunduğumuz çağda maddeci ve dinsiz bakış açısı (maddiyyûnluk) bir salgın hastalık gibi insanların imanına saldırmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri bu tehlikenin dehşetini şu şekilde ortaya koyar;Eğer îmân vesîkasını sağlam elde etmezse, kaybedecek! Ve bu asırda maddiyyûnluk tâûnuyla çokları, o da'vâsını kaybediyor. Hatta bir ehl-i keşif ve tahkîk, bir yerde kırk vefeyâttan yalnız birkaç tanesi kazandığını, sekerâtta müşâhede etmiş. Ötekiler kaybetmişler.1Metinde geçen “vefat eden kırk kişiden yalnızca bir kaç kişinin imanla kabre gitmesi” ifadesi özel bir hale işaret etmektedir. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri burada özellikle “bir yerde” demektedir. Bu ifade, sözü belli bir yerle ve belli bir hadiseyle sınırlandırmaktadır. Yani burada kastedilen şey, o dönemde belirli bir ilde, ilçede veya kasabada görülen bir haldir.Bu sebeple, bu sözü “ahirzamanda vefat eden her kırk kişiden yalnızca biri imanla kabre gider” şeklinde genellemek doğru olmaz. İfade, umumi değil özeldir. Üstad Hazretleri hadisenin dehşetini ortaya koymak için bir numune bir misal vermektedir. Belirli bir yerdeki dehşetli bir hali dikkatlere sunarak meselenin ehemmiyeti vurgulanmaktadır.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA ASRIN EN BÜYÜK HASTALIĞI NEDEN İMANSIZLIK OLARAK GÖSTERİLİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Asâ-yı Mûsâ, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 14.

Seferde Sünnet Namazlar Kısaltılır mı veya Terk Edilebilir mi?

Seferde Sünnet Namazlar Kıslatılabilir mi?Şâfiî ve Hanbelîler'e göre seferdeyken farz namazları kısaltarak kılmak ruhsat olup tam kılmaktan daha faziletlidir.  Mâlikî fakihlerinin çoğunluğuna ve Hanefîler'e göre ise azîmettir; ancak Mâlikîler'in çoğunluğu kısaltarak kılmayı sünnet-i müekkede sayarken1 Hanefîler yolcunun tercih hakkı bulunmayıp kısaltmasının vâcip olduğu kanaatindedir.2 Sünnet namazlara gelince sünnetlerin hiç biri kasredilmez. Çünkü kasr ancak farz namazlar hakkında câri bir hükümdür.3 Mehmet Zihni Efendi bu konuda şöyle demektedir:Misafir (yolcu) olan kimse, erkek olsun, kadın olsun ve mûtî, yahut âsî bulunsun, dörtlü farzları kasr eder. Üçlü farz (akşam namazı), ikili farz (sabah namaz), için kasr (kısaltma) olmadığı gibi vitir için ve sünnetler için dahi kasr (kısaltma) yoktur.4Seferde Sünnet Namaz Terkedilebilir mi?Fukahanın bir kısmına göre, seferde meşakkat olduğundan dört rek'atli farzlar iki rek'at olarak kılınır, sünnet namazlar da terkedilir. Ama bu konuda muhtar olan şudur: Yolculukta korku ve fazla sıkıntı varsa sünnetler terkedilir, bu durumlar olmadığında kılınması daha iyi olur.5 Bu hususta Mehmet Zihni Efendi şöyle demektedir:Misafir (yolcu) konmakta, karar ve emniyet hallerinde, olursa sünnetleri kılar. Karar ve emniyyet (yerleşme ve güvenlik) halinde değilse kılmaz. Muhtar (tercih edilen görüş) olan budur.Onları, alâ kavle (bir görüşe göre) tekarrüben (Allah'a yakınlaşmak niyetiyle) kılmak ve alâ kavle (başka bir görüşe göre) terahhusan (ruhsattan faydalanarak) terketmek efdâldir (daha faziletlidir). Alâ kavle (bir görüşe göre), fecir ve mağripten mâadâsı (dışındakiler) öyledir.6Ayrıca BakınızSEFERİLİK NEDİR? SEFERİ OLMANIN ŞARTLARI?SEFERİLİKTE NAMAZI KISALTMAK ŞART MIDIR?SEFERİLİKTE 18 SAAT YOLCULUK ŞARTIYOLCULUKTA NAMAZI BİRLEŞTİRME (CEM-İ TAKDİM / CEM-İ TEHİR)NAMAZLARI CEM ETMENİN (BİRLEŞTİRMENİN) HÜKÜMLERİKaynakçalarBâcî, I, 260; İbnü'l-Arabî, I, 490; Haraşî, II, 56-57Atar, Fahrettin. “Sefer.” TDV İslâm Ansiklopedisi. 36: 294-298. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2009.Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y.,c.1, s. 461.Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam İlmihali, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul yy, s. 218Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y.,c.1, s. 461.Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam İlmihali, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul yy, s. 219

Sünnet ile Farz Namazı Arasında Konuşmak, Yemek ve İçmek Caiz midir?

Vakit namazlarının farzı ile sünneti arasında, herhangi bir ihtiyaç bulunmaksızın konuşmak, yemek veya içmek gibi namazla bağdaşmayan davranışlarda bulunmak, Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre tenzihen mekruhtur. Zira bu tür davranışlar namazın sevabını azaltır.1Buna karşılık, sünnet ile farz arasında tesbih, zikir veya Kur'ân-ı Kerîm tilavetiyle meşgul olmakta herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Aynı şekilde sünnet namazın evde kılınması durumunda, evden mescide gidinceye kadar geçen süre de fasıla (ara verme) kabul edilmediğinden, bu süre içinde yapılan işler sünnet ile farz arasındaki bağlantıyı bozmaz.2Kaynakçalarİbn Nüceym, Bahru'r-râik Şerh-u Kenzi'd-dekâik (İbn Âbidin, Minhatü'l-Hâlik şerhi ile beraber), Daru'l-Kütübü'l-İslamî, ts., c. 2, s. 53; Tahtâvî, Hâşiye, s. 313Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 249.

Ölmek Üzere Olan Kimseye Telkin Vermenin Hükmü ve Telkin Verilemeden Vefat Edenlerin Durumu

Sekarât hâline giren kimseye telkin vermek farz mıdır? Özellikle hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde bulunan, yalnız olan veya bilinci kapalı hâlde vefat eden hastalar için telkin verilememiş olmaktadır. Hastanın yakınlarının son anlarında yanında bulunamaması ve bu sebeple telkin verememesi, hasta veya yakınları açısından bir sorumluluk doğurur mu? Böyle bir durumda ne yapılmalıdır?