Salebe Kıssası Sahih midir? İslam Alimlerinin Bu Kıssa Hakkındaki Görüşleri Nelerdir?
Sa'lebe kıssasının sıhhati hususunda âlimlerimiz farklı değerlendirmelerde bulunmuşlardır. Bu görüşleri daha sistematik bir şekilde ele alabilmek için söz konusu yaklaşımlar, kıssayı kabul edenler, zayıf kabul edenler ve kıssanın muhatabının farklı bir Sa'lebe olduğunu belirtenler olmak üzere üç başlık altında inceleyeceğiz:1) Kıssayı Sahih Kabul Edenler veya Rivayeti Tenkit EtmeyenlerSa'lebe kıssası, tefsir kaynaklarında Tevbe sûresinin 75-77. ayetlerinin nüzul sebebi bağlamında meşhur olmuş ve nakledilegelmiştir. Fahreddin er-Râzî, Zemahşerî, Begavî, Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, İbn Kesîr ve Beyzâvî gibi müfessirler, rivayeti herhangi bir zayıflık iddiası veya tenkitte bulunmaksızın ayetlerin nüzul sebebi olarak değerlendirmişlerdir. Hatta bazı müfessirler, “Rivayetlerin en sahihi budur.”1 ve “Sebeb-i nüzul konusunda sahih olan budur.”2 gibi ifadeler kullanmışlardır. Ebüssuûd Efendi de söz konusu rivayeti kabul ederek onun için “En meşhuru” ifadesini kullanmıştır.32) Kıssayı Zayıf Kabul EdenlerTefsir kitaplarında genel itibarıyla durum böyle olmakla birlikte hadis âlimleri, söz konusu kıssayı daha çok zayıf olarak değerlendirmişlerdir. Nitekim Sa'lebe b. Hâtıb, Bedir gazilerindendir. Bedir ehlinin faziletine dair nakledilen rivayetler, bu kıssanın onun hakkında anlatılmış olmasının mümkün olmadığı kanaatini güçlendirmiştir. Bununla birlikte hadis âlimleri, rivayetin senedi bakımından da problemli olduğunu ve zayıf kabul edilmesi gerektiğini ifade etmişlerdir. Görüşleri aşağıda zikredilecektir.3) Kıssanın Muhatabının Farklı Bir Sa'lebe Olduğunu BelirtenlerBununla birlikte İbn Hacer, Hafâcî, Âlûsî ve İbn Kesîr gibi âlimler, rivayette bahsedilen kişinin Bedir gazisi Sa'lebe b. Hâtıb olmadığını, kıssanın muhatabının ise Sa'lebe b. Ebî Hâtıb olduğunu ifade etmişlerdir. Zira o dönemde Sa'lebe isimli on iki 4 kişinin bulunduğu da bahsedilmektedir. Bu âlimler, söz konusu kıssanın sahih olduğu kanaatini de dile getirmişlerdir. Sâbûnî ise kıssada anlatılan kişinin meşhur sahâbî Sa'lebe b. Hâtıb olmadığını, Sa'lebe adında başka bir münafık olabileceğini belirtmiştir.5Bu görüşlerden bazılarına, kıssayı aktardıktan sonra aşağıda doğrudan alıntılarla yer verilecektir. Sa'lebe kıssası, küçük farklılıklarla birlikte şöyledir:Sa'lebe b. Hâtıb Hz. Peygamber'e (s.a.v.) geldi ve 'Yâ Resûlallah bana mal vermesi için Allah'a dua et!' dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Yazık ey Sa'lebe, şükrünü eda ettiğin az mal, şükrüne güç yetiremediğin çok maldan hayırlıdır.” buyurdu. Sa'lebe tekrar aynı şeyi istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) “Yazık ey Sa'lebe, benim gibi olmak istemez misin? Zira şu dağların altın ve gümüş olarak benimle beraber yürümesini dileseydim mutlaka gerçekleşirdi.” buyurdu. Sa'lebe tekrar ısrarla 'Yâ Resûlallah bana mal vermesi için Allah'a dua et! Yemin ederim ki Allah bana mal verirse her hak sahibinin hakkını mutlaka vereceğim' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle dua etti: “Allahım Sa'lebe'ye mal ver!” Derken Sa'lebe birkaç koyun edindi. Koyunları tırtılların (kurtçuk) üremesi gibi sürü haline geldi. Medine'ye sığmaz olunca taşraya göç etti. Daha önce vakit namazlarını Resûlullah'ın arkasında kılarken sadece öğle ve ikindiye iştirak etti. Koyunları biraz daha çoğalınca ancak cuma namazına katılır oldu. Koyunları daha da artınca uzak bir vadiye intikal etti. Cuma ve cemaati tamamen terketti.Bir defasında Resûlullah (s.a.v.) ashâbına “Sa'lebe'ye ne oldu (hiç görünmüyor)?” diye sordu. Vaziyetinden bahsedilince üzülerek –üç kere- “Yazık oldu Sa'lebe'ye!” buyurdu. Bu arada Hz. Peygamber'e zekâtı emreden şu âyet nâzil oldu: “Onların mallarından sadaka al ki bununla onları temizleyesin, arındırasın. Onlar için dua da et; çünkü senin duan onlar için sükûnettir. Allah her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.”6 Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) Cüheyne ve Benî Selime kabilesinden seçtiği iki kişiyi zekât memuru olarak görevlendirdi. Kendilerine hayvanların nisap miktarını belirten bir nâme verdi. Sa'lebe ile Benî Süleym'den falanca şahsın zekâtlarını tahsil etmelerini emretti. Onlar da Sa'lebe'ye varıp zekâtını vermesini istediler. Ancak Sa'lebe bunun cizye/haraç olduğunu öne sürdü. Önce diğer insanlardan tahsil etmelerini, dönüşte kendisine uğramalarını söyledi. Onlar da Süleymli şahsa gittiler. O ise zekât memurlarının geldiğini haber alınca onları güzellikle karşıladı ve develerinin en seçkinlerini hazırladı. Zekât memurları ona en iyilerini vermesinin gerekmediğini, zira kendilerinin böyle bir niyetlerinin olmadığını hatırlattılar. O da bilakis bu seçtiklerini alıp götürmelerini, zira bunları Allah'tan hayır umarak gönül hoşnutluğuyla verdiğini ifade etti. Zekât memurları develeri alıp yola koyuldular. Dönüşte Sa'lebe'ye uğradılar. Sa'lebe zekât kayıtlarına baktı ve 'Bu cizyeden başka bir şey değildir. Gidin, beni rahat bırakın!' diye onları başından savdı. Zekât memurları Medine'ye döndüklerinde Resûlullah (s.a.v.) kendilerini görür görmez – henüz onlar bir şey söylemeden- “Yazık oldu Sa'lebe'ye!” buyurdu. Süleymli şahıs için hayır/bereket duasında bulundu. Bir müddet sonra Sa'lebe hakkında şu âyetler nâzil oldu: “Onlardan kimi de Allah'a şöyle kesin söz vermişlerdi: Eğer Allah bize lutfundan verirse biz de mutlaka sadaka (zekât) vereceğiz ve elbette sâlihlerden olacağız. Fakat Allah lutfundan onlara (servet) verince cimrilik edip onun hakkını vermediler. Allah'a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeyi âdet edinmeleri sebebiyle Allah da bu işlerinin neticesini kalplerinde kıyamet gününe kadar sürecek bir münafıklık kıldı.”7 Bu âyetleri işiten Sa'lebe'nin bir yakını gidip ona dedi ki: 'Yazıklar olsun sana ey Sa'lebe! Sen helâk oldun, Allah senin hakkında bu âyetleri indirdi!' Sa'lebe ağlayarak Medine'ye geldi ve 'Yâ Resûlallah! zekâtımı kabul et!' diye yalvardı. Ama Hz. Peygamber onun zekâtını kabul etmedi. Daha sonra Halife Hz. Ebû Bekir'e, bilâhare Hz. Ömer'e geldiği halde onlar da kabul etmediler. Nihayet zekâtı kabul edilmemiş olarak Hz. Osman devrinde öldü”.8Bu rivâyet hakkında Beyhaki şöyle demiştir:Bu hadis tefsir ehli arasında (müfessirler mâbeyninde) meşhurdur. Ancak zayıf isnadla mevsûl olarak rivayet edilmektedir.9İbn Abdülber şöyle demiştir:Sa'lebe b. Hâtıb hakkında zekât vermekten imtina etmesi sebebiyle Tevbe sûresi 75. âyetinin indiği nakledilmektedir. Allah bilir bu âyetteki nifak ifadesi Bedir'e iştirak eden sahâbe hakkında vârid olan haberlere zıt düşmektedir. Kanaatimce Sa'lebe hakkında inmiş olması doğru değildir.10Bedreddin Ayni şöyle demiştir:Ben derim ki bu hadis zayıftır. Kendisiyle amel edilmez.11Kurtubî ise şöyle demektedir:Âyetin Sa'lebe b. Hâtıb hakkında indiğine dair nakledilen rivayet meşhurdur... Fakat âyette vasıfları haber verilen kimselerin münâfık olarak öldükleri kesindir. Binaenaleyh bunun Sa'lebe yahut İbn Ebû Belte'a gibi Bedir ashâbıyla bir ilgisi olmasa gerektir... Zira Sa'lebe b. Hâtıb, Bedir ashâbından ve ensardandır. Allah ve Resûlü'nün imanlarına hüsnü şehâdette bulunduğu kimselerdendir.12İbn Hacer ise şöyle der:Bu rivayetin sahih olduğunu zannetmiyorum. Eğer sahih ise kıssa sahibinin Bedir'e iştirak eden Sa'lebe olduğu şaibelidir. Nitekim İbnü'l-Kelbî'nin Bedir'e iştirak eden Sa'lebe hakkında Uhud'da şehid edildiğini söylemesi de bunların farklı şahıslar olduğu görüşünü teyit eder. İbn Merdûye ise Tefsîr'inde İbn Abbas'tan Tevbe sûresi 75. âyetin Sa'lebe b. Ebû Hâtıb namındaki şahıs hakkında indiğini rivayet eder. Bedir'e iştirak eden şahıs ittifakla Sa'lebe b. Hâtıb'dır. Resûlullah (s.a.v.), Bedir'e iştirak eden kimselerin cehenneme girmeyeceklerini, zira onların mağfiret ehli olduklarını beyan buyurmuştur.13Âlûsî de İbn Hacer gibi Sa'lebe'nin, bilinen Ashâb-ı Bedir'den Sa'lebe olmadığını belirtir. Ona göre bu kişi, Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesinden Sa'lebe b. Ebî Hâtıb olup Bedir Savaşı'na katılmamıştır. Âlûsî, Sa'lebe b. Ebî Hâtıb hakkında naklettiği söz konusu kıssanın ise meşhur ve sahih olduğu hükmünü vermiştir:Ayet, Sa'lebe b. Hâtıb hakkında nazil olmuştur. Ona İbn Ebî Hâtıb da denilir. Kendisi Benî Ümeyye b. Zeyd kabilesindendir. Ancak bu kişi, Bedir gazisi olan Sa'lebe değildir. Zira Bedir gazisi Sa'lebe, Uhud Savaşı'nda şehit edilmiştir.14Muhammed Ali es-Sabunî ise, kıssada anlatılan Sa'lebe'nin, meşhur sahabi olan Sa'lebe b. Hatıb'ın olamayacağını, belki de Sa'lebe adında bir başka münafığın olabileceğini kaydetmektedir.15Ayrıca BakınızZAYIF HADİSLER KONUSUNDA NE YAPMALIYIZZAYIF HADİSLE AMEL ETMEKSADECE KURAN DİYEREK HADİSLERİ İNKARHADİSLERDE AKTARILAN HALK KISSALARIHADİSLERİN GÜNÜMÜZE KADAR SAĞLAM OLARAK ULAŞMASIHADİS RAVİLERİ VE HADİSLERİN GÜNÜMÜZE SIHHATLİ GELİŞİKaynakçalarEbû Bekir İbnü'l-Arabî, Ahkâmü'l-Kur'ân, Beyrut, 1987, c. 2, s. 980-981.Abdullah b. Ömer el-Beyzâvî, Envârü't-Tenzîl ve Esrârü't-Te'vîl, Beyrut, ts., c. 3, s. 163.Ebüssuûd, Tefsir, c. 4, s. 85.İbn Abdülber, el-İstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashâb, Beyrut, 1328 h., c. 1, s. 192-202.Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü't-Tefâsîr, Beyrut, 1980, c. 1, s. 551.Tevbe 9/103Tevbe 9/75–77İbn Cerîr et-Taberî, Câmi'u'l-Beyân, c. 10, s. 189-190; Süleyman b. Ahmed et-Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr, Beyrut, 1405, c. 8, s. 219; Ali b. Ahmed el-Vâhidî, Esbâbü'n-Nüzûl, Beyrut, 1408/1988, s. 213-215; Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân (nşr. M. Saîd Besyûnî), Beyrut, 1410, c. 4, s. 79-80; a.mlf., Delâilü'n-Nübüvve (nşr. Abdülmu'tî Kal'acî), Beyrut, 1405, c. 5, s. 289-292.Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, c. 5, s. 292.İbn Abdülber, ed-Dürer fî İhtisâri'l-Meğâzî ve's-Siyer (nşr. Mustafa el-Bugâ), Beyrut, 1404, c. 1, s. 119.Bedreddin el-Aynî, Umdetü'l-Kârî Şerhu Sahîhi'l-Buhârî, Mısır, 1972, c. 7, s. 184.Muhammed b. Ahmed el-Kurtubî, el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Kahire, 1372, c. 8, s. 212.İbn Hacer, el-İsâbe fî Temyîzi's-Sahâbe, Beyrut, 1328, c. 1, s. 198.Mahmûd el-Âlûsî, Rûhu'l-Meânî, Beyrut, 1985, c. 10, s. 143.Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü't-Tefâsîr, Beyrut, 1980, c. 1, s. 551.

