58.374
Üç Talakla Boşanma ve Boşanma Sözcükleri
Aynı anda üç defa boşama olursa boşama gerçekleşir mi? Kinayeli sözcüklerle boşama olur mu?
Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
58.374
Aynı anda üç defa boşama olursa boşama gerçekleşir mi? Kinayeli sözcüklerle boşama olur mu?
5.105
Üstad 1. Mektup 3. Sualde "cehennem nerededir" sorusunu cevaplarken haşir meydanını, dünyanın yörüngesi, yani gezdiği daire olarak ifade ediyor. Nasıl oluyor, alem-i ahiret, alem-i şehadette bir yerlerde tarif ediliyor? Alem-i ahirete ait bazı manaları güneş sistemi içinde maddi bir yerlerde düşünmek doğru mudur?
13
11. Mektubun 3. mebhasında, "Yoksa, rahmet haktan ziyade ona merhamet edeceğiz diye haktan fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şedid bir zulümdür." Devamında ise bu durumun cahiliyede kızlarını diri diri gömmek gibi olduğunu diyor. Bediüzzaman Hazretleri neden bu kadar şiddetli bakıyor? Hiç pay verilmese biraz mantıklı ama tam pay alınca neden bu kadar zulüm oluyor?
10
Bazı insanlar peygamberler gibi herkesin imanını dert edinir. Bazıları ise sadece kendi imanını kurtarmaya çalışır. Bazılarının ise ne kendi ne de başkasının imanı umurunda değildir. Üçüncü grubun yanlış olduğu açıktır. Peki ideal olan, birinci grup gibi yaşamak mıdır, yoksa ikinci grubun tutumu da dinen doğru kabul edilir mi?
881
Bediüzzaman Hazretlerinin ailesi ve memleketi hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
39.179
Bediüzzaman Hazretleri'nin sakal bırakmamasının sebebi nedir?
786
Barla Lahikası 24. Lahikada Zekai abi üstad için şöyle diyor: "Uhreviler diyarında olduğunuz zamanlarda dahi sizin ruhunuzu muazzap edecek hareketlerde bulunmayacaklarına emin olunuz." Bu cümleyi izah eder misiniz?
18.980
Üstad Bediüzzaman'ı ve Risale-i Nur'u hiç duymamış kişilere anlatacak olsak kısaca nasıl anlatırız?
2.109
Üstadımız zamanında yaşayan âlimlerin, Üstadımızın Müceddid olduğundan haberleri var mıydı? Yoksa âlimler arasında birbirlerinden haberdar olmama gibi hususlar olabiliyor mu?
3.744
24. sözde geçen "Demek, bütün kâinâtı arkada bırakmak şartıyla mahlûkiyetin kapısından Hâlık isminin müntehâsına yetişirsin. Dâire-i sıfâta yanaşırsın." ifadesi izah eder misiniz.
582
İşarat-ül İcaz eserini tercüme eden Abdulmecid Ağabeyhakkında detaylı bilgi verebilirmisiniz? Ve bu eserin tercüme edilmesine dair hangi malumatlara sahibiz? Ne zaman tercüme edilmiş?
18.640
Devletin sosyal konut projesi kapsamında TOKİ'nin 250-500 bin konutlarından (2025-Yüzyılın Konut Projesi) almak caiz midir?
303
Kastamonu Lahikası'nda (s. 45) geçen bu kısmı nasıl anlamalıyız? Burada, hiss-i kable'l-vukū' ile haber verilen zatlardan birisinin Nazif Çelebi olduğunu görüyoruz. Ancak metinde birçok zat tabiri kullanılmış. Hiss-i kable'l-vukū' ile haber verilen diğer zatlar/talebeler kimlerdir?
408
Kastamonu Lahikası'nda (s. 34) geçen bu kısımda Hafız Tevfik ve kardeşinin fazla ihtiyat edip çekinmesi nasıl olmuştur? Neden çekinmişlerdir? Ayrıca Hafız Tevfik Göksu'nun kardeşi kimdir? Bununla ilgili bilgi var mıdır?
3.775
Dağların içerisinde gerçekleşen inkılablar nelerdir?
3.627
Yirmi İkinci Söz Onuncu Lem'a'da "Şu mevcudat-ı seyyale vücudlarıyla ve hayatlarıyla vacib-ül vücudun vücub-u vücuduna ve ehadiyetine şehadet ettikleri gibi, zevalleriyle ve ölümleriyle de o Vacib-ül Vücudun ezeliyetine ve sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ederler." diyor. Ölümün ezeliyete nasıl şehadet ettiğini açıklar mısınız?
2.075
Bediüzzaman hazretlerinin Demokrasiye karşı tutumu nasıldır?
5.029
Yüce insanların ruhları ile sıradan insanların ruhları başlangıçta eşit miydi? Eğer ruhlar yaratılıştan farklıysa bu, imtihan sırrına tezat değil mi?
2.103
İlgili kısım şu şekildedir:Sâniyen, kâfirin iki ma'nâsı vardır: Birisi ve en mütebâdiri, dinsiz ve münkir-i Sâni' demektir. Şu ma'nâ ile ehl-i kitâba ıtlâk etmeye hakkımız yoktur. İkincisi, Peygamberimizi ve İslâmiyet'i münkir demektir. Şu ma'nâ ile onlara ıtlâk etmek hakkımızdır. Onlar dahi râzıdırlar. Lâkin örfen evvelki ma'nânın tebâdüründen bir kelime-i tahkîr ve eziyet olmuştur. Hem de dâire-i i'tikādı dâire-i muâmelâta karıştırmaya mecbûriyet yoktur. 1Bir kişi hakkında itikatça doğru olan bir hüküm ile o kimseye karşı ilişkide, muâmelede kullanılacak üslup aynı şey değildir. Yani bir şahıs veya topluluk hakkında inanç bakımından bir hüküm bulunabilir; fakat gündelik muâmelede, hitapta, hukukta ve sosyal ilişkide her doğru hükmü aynı kelimeyle, aynı tarzda söylemek doğru değildir.Dâire-i i'tikad, hak ile bâtıl, îman ile küfür, tasdik ile inkâr hükümlerinin dairesidir. Bir kimse Peygamber Efendimiz'i (sav) ve İslâmiyet'i kabul etmiyorsa, bu cihetle ona “kâfir” denmesi itikadî bir hükümdür.Dâire-i muâmelât ise, insanlarla konuşma, birlikte yaşama, hukuk, nezâket, fayda, incitmeme ve uygun üslûp dairesidir. Burada her hakikat, her zaman aynı kelimeyle söylenmez. Çünkü doğru olan bir hükmü tahkir edici bir üslûpla söylemek ayrı bir meseledir.Mesela, bir insanın görmemesi onun kör olduğu anlamına gelir. Fakat yüzüne karşı “hey kör” diye hitap edilmesi, sırf kör olduğunu bildirmek değil, incitici bir hitap olur.Demek ki birine itikad bakımından hangi hükmün verileceği başka; o kişiyle konuşurken, muâmelatta bulunurken hangi kelimenin kullanılacağı başkadır. Bunları birbirine karıştırmamak gerekir.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 396.
6.020
"Yaratılanı severim Yaradan'dan ötürü" sözü, Anadolu'nun büyük mutasavvıf şairlerinden Yunus Emre'ye nispet edilen meşhur bir ifadedir. Her ne kadar bu sözün geçtiği şiire dair kesin bir kaynak gösterilemese de, asırlardır Yunus Emre'nin Allah sevgisini ve yaratılmışlara karşı merhamet anlayışını özetleyen bir söz olarak kabul edilmiştir.1Bu sözden anlamamız gereken kısaca şudur: Bir varlığı sadece kendi menfaatimiz veya hoşumuza gittiği için değil, onu Allah yarattığı için sever ve ona saygı duyarız. Çünkü Allah'ın yarattığı her şey, O'nun kudretinin ve sanatının bir eseridir. Dinimizde yere düşen bir nimetin kaldırılıp öpülerek yüksek bir yere konulması da bu anlayışın bir yansımasıdır. Ekmek veya başka bir nimet sadece maddi değeri olduğu için değil, Allah'ın ihsanı olduğu ve ortaya çıkmasında İlâhî takdirle birlikte birçok emek bulunduğu için hürmete layıktır. Aynı şekilde insanlara, hayvanlara, bitkilere ve bütün yaratılanlara karşı da saygılı davranmak gerekir. Elbette sevmek her davranışı tasvip etmek anlamına gelmez ancak yaratılan her şeye Allah'ın eseri nazarıyla bakmak, onları hor görmemek ve varlıklarına hürmet etmek “yaratılanı Yaradan'dan ötürü sevmek” anlayışının özünü oluşturur. Bu bakış açısı, insanı hem Allah'a daha fazla muhabbet etmeye hem de bütün kâinata karşı daha merhametli ve saygılı davranmaya sevk etmektedir.Ayrıca BakınızALLAH İÇİN SEVMEK İLE SEBEPLER HESABINA SEVMEK ARASINDAKİ FARK NEDİR?HER ŞEYİ ALLAH NAMINA SEVMEK NE DEMEKTİR? BU NASIL GERÇEKLEŞİR?NİÇİN ALLAH'I SEVMEMİZ GEREKİR?Kaynakçalarhttps://iktibasdergisi.com/2018/10/11/yaradilani-severim-yaradandan-oturu-sozu-hak-midir/
3.936
Bu meselede önce tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân kavramlarını bilmek faydalıdır.Tayy-ı zaman, zamanın daralması, dürülmesi veya kısa hissedilmesidir. Ashâb-ı Kehf'in yaşadığı hâdise buna misal olarak gösterilir. Çünkü onlar üç yüz dokuz mağarada sene kaldıkları hâlde, bu uzun zaman onlara kısa bir uyku gibi gelmiş ve bir gün kadar kaldıklarını zannetmişlerdir. Bu durum Kur'an'da şöyle ifade edilmektedir:İşte böyle uyuttuğumuz gibi onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar; içlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Diğerleri) “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler; ve eklediler, “Kaldığınız müddeti rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangisinin yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca çok dikkatli davransın da sakın varlığınızı kimseye sezdirmesin.1Yine Kehf suresi 25. ayet de şöyle buyurulmaktadır:Onlar mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz sene daha ilave ettiler2Bu iki âyet birlikte düşünüldüğünde, çok uzun bir zamanın çok kısa hissedilmesine bir misal görülür. Ashâb-ı Kehf uyandıklarında mağarada uzun süre kaldıkları hâlde bunu bir gün veya günün bir parçası kadar zannetmişlerdir. Hâlbuki Kur'ân'da onların mağarada üç yüz, hattâ buna ilâveten dokuz yıl daha kaldıkları bildirilmektedir. Bu hâdise, tayy-ı zamana bir örnek olarak zikredilir.Tayy-ı mekân ise, uzun bir mesafenin kısa bir zamanda aşılmasıdır. Burada zamanın hissedilişinden çok, mekânın kısa sürede geçilmesi öne çıkar.Hz. Üstad, denizlerde meydana gelen med ve cezir gibi, evliya arasında da bast-ı zaman ve tayy-ı mekân meselesinin meşhur olduğunu ifade eder. Kitab-ı Yevakit'in rivayetine göre, İmam-ı Şaranî bir günde iki buçuk defa Fütuhat-ı Mekkiye gibi büyük bir eseri mütalaa etmiştir. Bu gibi hâdiseler garip görülerek hemen inkâr edilmemelidir.Yine bu hakikati anlamayı kolaylaştıran misaller vardır. Meselâ insan rüyada bir saat içinde bir senelik hâlleri görebilir, birçok iş yapabilir. Hattâ o vakit içinde uzun okumalar yapmış gibi bir hâl yaşayabilir. Demek ki insanın zaman algısı her zaman aynı ölçüde işlememektedir.Bediüzzaman Hazretleri, ruhun dairesine yaklaşan hâllerde zamanın genişlediğini bildirir. Çünkü ruh zaman ile kayıtlı değildir. Ruhu cismine galip olan evliyanın işleri ve fiilleri de ruh süratiyle cereyan eder. Bast-ı zamanın evliyalar arasında çok defa vuku bulduğunu da ifade eder. Bazı evliyanın bir dakikada bir günlük işi gördüğü, bazılarının bir saatte bir senelik vazifesini yaptığı, bazılarının da bir dakikada bir hatme-i Kur'âniye okuduğu rivayet edilmiştir. Bu tür nakiller, hak ve doğruluk ehli kimselerden geldiği için bütünüyle inkâr edilmez.Kısaca ifade etmek gerekirse:Tayy-ı zamanda esas olan, zamanın kısa hissedilmesi, daralması veya genişlemesidir.Tayy-ı mekânda esas olan, uzun mesafenin kısa sürede aşılmasıdır.Yani iki kavram arasındaki temel fark, birinde zamanın, diğerinde ise mesafenin öne çıkmasıdır.Bununla beraber Cenâb-ı Hak insanın yaratılışına da böyle hâlleri anlamaya elverişli bazı işaretler yerleştirmiştir. Bu konuda Hz. Üstad şöyle söylemiştir:Zemin ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muameleler vardır. Zemine lâzım olan ziya, hararet ve bereket ve rahmet gibi şeyler semadan geliyor, yani gönderiliyor. Vahye istinad eden bütün edyan-ı semaviyenin icmaı ile ve şuhuda istinad eden bütün ehl-i keşfin tevatürüyle, melaike ve ervah semadan zemine geliyorlar. Bundan, hisse karib bir hads-i kat'î ile bilinir ki: Sekene-i arz için, semaya çıkmak için bir yol vardır. Evet nasıl herkesin akıl ve hayal ve nazarı her vakit semaya gider. Öyle de: Ağırlıklarını bırakan ervah-ı enbiya ve evliya veya cesedlerini çıkaran ervah-ı emvat, izn-i İlahî ile oraya giderler.3Bu paragrafa göre yer ile gök birbirinden kopuk değildir. Aralarında Allah'ın kurduğu sürekli bir bağ ve işleyiş vardır. Işık, ısı, yağmur, bereket ve rahmet gibi yeryüzünün muhtaç olduğu birçok nimet semadan gelmektedir. Ayrıca vahye dayanan semavî dinlerin ortak haberiyle ve ehl-i keşfin nakilleriyle, meleklerin ve ruhların sema ile arz arasında gidip geldikleri bildirilmektedir. Bundan da, yeryüzünde yaşayanlar için semaya çıkmaya bir yol bulunduğu anlaşılmaktadır.Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, zamanda yolculuk denilen meselenin bir yönüyle mümkün olduğu anlaşılır. Ancak bu, herkes için sıradan ve kolay bir iş değildir. Bugün bu konuda bilim dünyasında bazı teoriler bulunsa da, fiilî olarak ortaya konmuş bir durum mevcut değildir.İslâmî kaynaklarda bildirilen şekliyle bu hâller, daha çok Allah'ın bir ikramı olarak değerlendirilir. Allah'ın emir ve yasaklarına riayet ederek hayatını O'nun rızasına uygun yaşamaya çalışan kimselere böyle olağanüstü hâller ihsan edilebilir. İslâm tarihinde bunun misalleri zikredilmiştir.Fakat zamanda ileriye veya geriye gidip o zamanlarda tasarrufta bulunmak, geçmişi veya geleceği değiştirmek ayrı bir meseledir. Buna dair güvenilir bir bilgi bilinmemektedir. Ayrıca Allah'ın buna izin vereceğine dair de elimizde açık bir bilgi yoktur.Sonuç olarak, zamanın farklı hissedilmesi veya Allah'ın izniyle olağanüstü bazı hâllerin yaşanması mümkündür.Ayrıca BakınızTAYY-İ MEKAN VE TAYY-İ ZAMAN NEDİR?BAST-I ZAMAN İLE TAYY-I MEKÂN ARASINDAKİ FARK NEDİR?KaynakçalarKehf, 18/19Kehf, 18/25Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.47