Sorular

3.739

Allah İnsanları Neden Zekâca Farklı Yaratmıştır?

Allâh'ın insanları zekâ bakımından farklı yaratmasının birçok hikmeti vardır. Bu farklılık, öncelikle dünya hayatının bir imtihan meydanı olmasındandır. Her insana aynı kuvvet, aynı zekâ, aynı kabiliyet verilseydi sabır, şükür, tevazu, yardımlaşma, merhamet ve mes'uliyet gibi pek çok mânâ tam görünmezdi. Kimi daha keskin anlayışla, kimi daha sade bir idrakle imtihan olur; fakat herkes kendi istidadı nisbetinde hesaba çekilir.İkinci olarak, bu farklılık hayatın sosyal nizamı içindir. İnsanlar aynı seviyede olsaydı sanatların, mesleklerin, hizmetlerin ve vazifelerin taksimi bozulurdu. Hâlbuki sosyal hayatta birinin ilimde, birinin sanatta, birinin idarede, birinin bedenen çalışmada öne çıkması insanların birbirine muhtaç olduğunu gösterir. Bu da hem yardımlaşmayı hem de aczini ve fakrını anlayıp kulluğa yönelmeyi ders verir.Üçüncü olarak, zekâdaki farklılık mutlak bir üstünlük ölçüsü değildir. İslâm'da insanın kıymeti yalnız aklî kuvvetiyle değil; îmanı, takvâsı, ihlâsı ve istikametiyle ölçülür. Çok zeki bir insan, zekâsını gurur, inkâr veya hile yolunda kullanırsa bu nimet onun aleyhine dönebilir. Buna karşılık sade bir insan, samimiyet, teslimiyet ve güzel ahlâkla Allâh katında çok yüksek dereceler kazanabilir.Allah katında en üstün olanınız, takvâca en ileri olanınızdır. 1Dördüncü olarak, bu farklılık şükür ve tevazu dersidir. Zekâsı kuvvetli olan kimse, bunu kendinden bilmemelidir. Çünkü akıl da, anlayış da, hafıza da, kavrayış da verilmiş birer nimettir. Nimet, iftihar için değil; şükür, hizmet ve hakka teslimiyet içindir. İnsan kendi meziyetini sahiplenip gurura düşerse nimetin hikmetine zıt hareket etmiş olur.Diğer taraftan, zekâsı daha sınırlı olan bir kimse de ümitsizliğe düşmemelidir. Allâh Teâlâ, kullarını güçlerinin yettiği kadar mükellef kılar. Dindeki mes'uliyet, insanların yaratılıştan gelen kabiliyet farklarını dikkate alır. Herkes kendi hâline, niyetine, gayretine ve kendisine verilen imkâna göre değerlendirilir.Allah hiç kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.2Netice olarak, zekâdaki farklılık bir adaletsizlik değil; hikmetli bir taksimdir. Bu taksimle hem imtihan sırrı gerçekleşir, hem içtimaî hayat düzen bulur, hem de insan nimetin hakikî sahibini tanımaya sevk edilir. Esas olan, sahip olunan zekânın miktarı değil; onun nerede ve nasıl kullanıldığıdır.Ayrıca BakınızDÜNYADAKİ İMTİHANİMTİHANDA ADALET NASIL OLUR?ALLAH NETİCEYİ (CENNET-CEHENNEM) BİLDİĞİNE GÖRE BİZİ NİÇİN İMTİHAN EDİYOR?İMTİHANKaynakçalarHucurat, 49/13.Bakara, 2/286.

755

Teyemmüm Nedir, Nasıl Yapılır? Teyemmüm Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Teyemmüm Nedir?Teyemmüm, su bulunmadığında ya da var olan suyu kullanma imkânı olmadığında abdestsizlik veya cünüplük gibi hükmî kirliliği gidermek amacıyla temiz toprak ya da toprak cinsinden bir şeye sürülen ellerle yüz ve iki kolun mesh edilmesi şeklinde yapılan hükmî temizlik demektir. Kur'ân-ı Kerîm'de teyemmüm şöyle geçmektedir:Ey îmân edenler! Namaza kalktığınız zaman artık yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı ise meshedin; topuklara kadar da ayaklarınızı (yıkayın)! Bununla berâber cünüp iseniz hemen (tamâmen) yıkanıp temizlenin! Fakat hasta olur veya bir yolculukta (bulunur) iseniz veya içinizden biri def'-i hâcetten gelir (abdesti bozulur)se ya da kadınlara dokunursanız, artık (abdest veya gusül almanızı gerektiren bu hâllerde) su bulamazsanız o vakit temiz bir toprağa teyemmüm edin de yüzlerinizi ve (dirseklere kadar) ellerinizi ondan meshedin!1Teyemmüm Nasıl Yapılır?Teyemmüm edecek kimse, ne için teyemmüm edeceğine (abdeste veya gusle) niyet eder.Parmakları açık olarak ellerini temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeye vurur, ileri ve geri hareket ettirerek kaldırır, hafifçe birbirine vurarak ellerini silkeler.Ellerinin içiyle yüzünün tamamını bir kere mesh eder.Sonra ikinci defa ellerini aynı şekilde toprağa vurur ve sol elinin içiyle dirseğiyle birlikte sağ kolunu mesh eder.Daha sonra da sağ elinin içiyle sol kolunu aynı şekilde mesh eder.Teyemmümün FarzlarıTeyemmümün farzları ikidir:1. Niyet etmek.2. Ellerini temiz bir toprağa veya toprak cinsinden bir şeye vurup,birinci vuruşta yüzü, ikinci vuruşta da kolları mesh etmek.Teyemmümün Sünnetleri1. Teyemmüme başlarken besmele okumak.2. Tertibe riayet etmek. Yani evvela yüzünü, sonra kollarını meshetmek.3. Bunları ara vermeden birbiri ardınca yapmak.4. Elleri yere koyunca evvela ileri sürmek.5. Ondan sonra elleri geriye çekmek.6. Parmaklarını açık bulundurmak.7. Ellerini yerden kaldırınca birbirine vurarak silkelemek.2Teyemmümün Sahih Olmasının Şartları1) Niyet etmek: Elini teyemmüm edeceği şeye vururken veya elini yere vurup yüzünü mesh edeceği sırada, hadesten taharete veya namaz kılmaya yahut da taharetsiz yapılması sahih olmayan, bizzat maksut olan bir ibadeti yapmaya niyet etmektir. Bunlardan birine niyet edilmeden yapılan bir teyemmümle namaz kılınmadığı gibi Kur'an okumak, Kur'an-ı Kerim'i tutmak, camiye girmek, kabirleri ziyaret etmek için yapılan teyemmümle de namaz kılınmaz. Çünkü bunların bir kısmında taharet şart olmayıp bir kısmı da bizzat maksut bir ibadet değildir.2) Teyemmüm etmeyi mübah kılacak bir özür bulunmak: Abdest almaya veya gusül yapmaya yetecek kadar suyun, kişinin bulunduğu yerden en az bir mil (dört bin adım) uzakta olması veya yanında bulunan suyu kullandığı takdirde hastalanmaktan, hastalığın artmasından veya uzamasından korkması teyemmüm yapmayı mübah kılan özürlerdendir. Ancak suyun vücuda zararlı olacağı, kişinin kendi tecrübesine veya uzman bir Müslüman doktorun vereceği bilgiye bağlıdır.3) Teyemmümün yeryüzü cinsinden, pislik dokunmamış temiz bir şeyle yapılması: Toprak, taş, kum, tuğla ve kiremit gibi şeylerle teyemmüm yapılır. Odun, bakır, demir gibi şeylerle teyemmüm yapılmaz. Ancak bunların üzerinde temiz toz bulunursa bu toz ile teyemmüm yapılabilir.4) Teyemmümde yüzü ve kolları kaplayacak şekilde mesh etmek.5) Meshi elin tamamı veya çoğu ile yapmak: İki parmağı ile mesh etmek caiz değildir.6) Elin içi ile teyemmüm edilecek şeye iki kere vurmak.7) Abdest almaya veya gusül yapmaya engel hâller bitmiş ve kesilmiş olmak: Mesela, burnu kanarken kanama kesilmeden abdest almak sahih olmadığı gibi teyemmüm yapmak da caiz olmaz. Âdet gören bir kadının âdet kanı kesilmedikçe gusül yapması sahih olmadığı gibi teyemmüm etmesi de sahih değildir.8) Mesh edilecek organlarda meshe mani olan hamur ve benzeri şeyleri önceden gidermiş olmak.3Teyemmümü Bozan DurumlarAbdesti bozan şeyler teyemmümü de bozar.Abdest veya gusle yetecek suyun bulunması hâlinde, suyun kullanılması mümkün ise teyemmüm bozulur. Teyemmümle namaz kılan bir kimse, kullanabileceği suyu namazda iken görse namazı bozulur. Suyu, namazı kıldıktan sonra görürse namazı iade etmez.Teyemmüm yapmayı mübah kılan özürlerin ortadan kalkması ile de teyemmüm bozulur. Mesela, hastalanma korkusu ile suyu kullanamadığı için teyemmüm eden kimsenin özrü kalmayınca teyemmüm bozulur.Hangi Durumlarda Abdest Yerine Teyemmüm Yapılır?Teyemmüm şu hâllerde yapılır:Abdest veya gusle yetecek miktarda su bulunamaması,Su bulunduğu hâlde, suya ulaşma imkânının olmaması,Su bulunduğu hâlde, havanın çok soğuk oluşu, banyo yapacak yerin bulunmayışı gibi engellerle suyu kullanma imkânının bulunmaması,Sağlık açısından suyun kullanılmasının sakıncalı olması,Yıkandığı veya abdest azalarını yıkadığı takdirde hastalanması, hastalığının artması veya iyileşme süresinin uzaması,Vücudun veya abdest organlarının yarısından fazlasının yara, yanık vb. sebeplerle yıkanamaması. Uzuvlarının yarısından azında yara olan bir kimse ise sağlam olan organlarını yıkar, yaralı olanları mesh eder.4Su Bulunduğu Hâlde Vakit Çıkma Korkusuyla Teyemmüm Caiz Midir?Abdest alma imkânı varken, cuma namazı ile vakit namazları gibi vaktinde kılınamadığı zaman kaza edilen namazların, vaktin çıkacağı endişesi ile teyemmüm ederek kılınması caiz değildir. Zira abdest alındığı takdirde bu namazlara yetişilemediğinde, cuma namazı yerine öğle namazı, vakit namazı yerine ise kazası kılınır.5 Ancak abdest alması hâlinde kılınmakta olan cenaze ve bayram namazlarını kaçırmaktan endişe eden kişi teyemmüm ederek bu namazlara iştirak edebilir.Mâlikî mezhebinde tercih edilen görüşe göre, abdest alma imkânı varken, abdest veya gusül alındığı takdirde farz namazlardan birinin vakti geçecek ise bu namaz teyemmüm edilerek kılınabilir.6Su ve Toprak Bulamayan Kişi Nasıl Namaz Kılar?Bir yerde hapsedilen ve abdest alacak su veya teyemmüm yapacak temiz toprak cinsinden bir şey bulamayan kişi, Hanefîlerde tercih edilen görüşe ve Şâfiî mezhebinde sahih kabul edilen görüşe göre vakte hürmeten namaz kılanların hareketlerini yapar, çıktığında da namazlarını kaza eder.7 Hanbelîlere göre ise bu hâldeyken namaz kılınabileceğinden daha sonra kaza edilmesi gibi bir durum söz konusu olmaz.8Hasta Kimselerin TeyemmümüHayatını yatalak olarak geçiren kişi, eğer yataktan kalkıp abdest alamıyorsa veya abdest aldıracak birini bulamıyorsa yanında bulunduracağı tuğla, kiremit veya taş gibi bir madde üzerine teyemmüm eder. Hastalığından dolayı kendi başına teyemmüm edemeyen ve bu konuda kendisine yardım edecek birini de bulamayan kişi, kendisini abdestli gibi sayarak isterse namazını îma ile kılar; isterse de kazaya bırakır; iyileşmesi hâlinde kaza eder, iyileşmeme durumunda ise kendisinden yükümlülük düşer.9Cenaze Namazı Teyemmüm İle Kılınabilir mi?Cenaze namazı, şartları bakımından diğer namazlar gibidir. Bu namazda, taharet, kıbleye yönelmek, setr-i avret ve niyet gibi şartlara riâyet edilir. Cenaze namazının abdestsiz olarak kılınması caiz değildir. Ancak kişi abdest ile meşgul olduğu takdirde cenaze namazını kaçıracak ise teyemmüm ederek cenaze namazını kılabilir. 10Ayrıca BakınızABDESTİ BOZAN ŞEYLERABDESTİ BOZMAYAN ŞEYLERNECASET-İ GALİZA VE NECASETİ HAFİFE NEDİR? NAMAZA ENGEL OLAN/OLMAYAN NECASETLER NELERDİR?ABDEST VE NAMAZ İÇİN ÖZÜRKaynakçalarNisâ, 4/43; el-Mâide, 5/6Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 118Lütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s. 118Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 123.Merğînânî, el-Hidâye fî Şerhi Bidâyeti'l-mübtedî (Leknevî Şerhi ile birlikte), İdâretü'l-Kur'an ve'l-'Ulûmi'l-İslamiyye, Karaçi/Pakistan 1417, c.1, s. 29.Nefrâvî, el-Fevâkihü'd- Devânî, c.1, s. 153, 154.Kâsânî, Bedâiu's- sanâi' fî Tertîbi'ş-şerâi', Dâru'l-Kütübi'l-'İlmiyye, Beyrut 1986, c. 1, s. 50; İbn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, 1/80; Nevevî, Ebû Zekeriyâ Yahyâ b. Şeref, Kitâbu'l-Mecmû' Şerhu'l- Mühezzeb li'ş-Şîrâzî,, yy., ts., c.2, s. 323.İbn Kudâme el-Makdisî, el-Muğnî, Daru Âlemi'l-Kütüb, Riyad, ts., c. 1, s. 184.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 142.Mevsılî, el-İhtiyâr li Ta'lîli'l-Muhtâr, Thk.: Şuayb Arnavut-Ahmet Muhammed Berhum - Abdüllatîf Hırzüllah, Dâru'r-Risâleti'l-Arabiyye, Beyrut 1430/2009, c.1, s.86.

43

Kur'ân Değiştirildi mi? Tahrif İddialarına Açık Cevap

Bazı gruplar, hâşâ Kur'ân-ı Kerîm'in değiştirildiğini; Peygamber Efendimiz'in (sav) döneminden elimizde mushaf bulunmadığını, en erken mushafın Hz. Osman (r.a.) devrine ait olduğunu ve o zamana kadar metnin değiştirilmiş olabileceğini iddia ediyorlar. Hatta bunu Rum Sûresi'ndeki haberin doğruluğunu sarsmak için de kullanmaya çalışıyorlar. Böyle bir iddiaya karşı nasıl cevap verilmelidir? Ayrıca Kur'ân neden Resûlullah Efendimiz (sav) zamanında kitap hâline getirilmedi? Bu hususta tafsilâtlı bilgi var mıdır?

1.780

Hafız Ali Efendi'nin (rh) Bediüzzaman Hazretleri'nin Yerine Vefat Etmesi

Hazret-i Üstad tarafından kendine "Nur Fabrikasının Sahibi" lakabı verilen Häfiz Ali Efendi, Erkân-ı Sitte namındaki en öndeki altı talebeden biridir. 1935 Eskişehir ve 1944 Denizli Hapislerinde hapis yattı. Denizli Hapsinin altıncı ayında, Bediüzzaman Hazretleri ve Hüsrev Etendi ile birlikte kendisine de zehir verildi.Üstad Bediüzzaman, çok defa olduğu gibi bu zehirden de Allah'ın izniyle kurtulur. Hüsrev Efendi de kendisine verilen zehiri inâyet-i ilâhiye ile zamanında fark eder. Derhal kendini zorlayarak içindeki zehiri istifrağ edip dışarı atar. Bu sırada kendisini öyle zorlamıştır ki çektiği sıkıntıyı, “âdeta horozlar gibi ötüyordum” diye tasvir etmiştir. Zehri çıkardıktan sonra son derece mecalsiz düşen Hüsrev Efendi, sadık arkadaşı Rüşdü Efendi'den kirlenen yerleri temizlemesini rica eder ve yerleri o temizler. Hüsrev Efendi'den sonra Hâfız Ali Efendi'yi de zehirlerler. Hüsrev Efendi ona da derhal kendisini zorlayıp zehri çıkarmasını söyler. Fakat maalesef o ne kadar çabaladı ise de çıkarmaya muvaffak olamaz.1Gerçekten de Nur Fabrikası'nın sahibi Kahraman Hâfız Ali Efendi, hâlis dualarının neticesinde Üstad'ının hastalığını da kendi üzerine almıştı. Çünkü Hazret-i Üstad'ın zehirlenme neticesinde şiddetli hasta olduğunu öğrenmiş ve onun bedeline âhirete gitmeyi çok samimi olarak istemişti. Bu halis duaları kabul olmuş, Hz. Üstad iyileşirken o daha da ağırlaşmıştı. Bir gün ateşler içerisinde hastahaneye kaldırıldı ve aynı gece vefat etti. O sırada Hazret-i Üstad, hapisteki talebelerine tekbîr getirmelerini emir buyurdular. Mazlum Nur Talebeleri, muazzez dava arkadaşları Hâfız Ali Efendi'yi hak yolunda şehîd verdiklerini anlamışlardı.Bediüzzaman Hazretleri'nin mahkemeye karşı söylediği, “Milyonlar kahraman başlar feda oldukları bir kudsî hakikata, başımız dahi feda olsun” davasında, Üstad'ını vefatıyla tasdik ederek, küfre karşı cihad hizmetinde ruhunu feda etmişti. Aslında gizli din düşmanlarının planı Nur'un üç kahramanını da imha etmekti. Bununla birlikte Hâfız Ali'nin vefatı onların şiddetini kırmış ve Mübarek Üstad'ın üzerine daha fazla gidememişlerdi.17 Mart 1944'te hastahanede vefat eden Hâfız Ali Efendi, Denizli kabristanına defnedildi. Eskişehir Hapsi hâdisesi Binbaşı Asım Bey'in şehadetini netice verdiği gibi, bu Denizli Hapsi de Nur'un diğer bir büyük kahramanının şehadetini netice vermiş oldu.Hâfız Ali Efendi Isparta Hapsi'nde bulundukları sırada bir rüya görmüş ve rüyasında kendisine bir avuç Denizli toprağı verilmişti. Rüyayı anlattığı arkadaşlarına “Herhalde buradan Denizli'ye gideceğiz” diye tabir etmişti. Hakikaten bu rüyadan kısa bir süre sonra Denizli'ye nakledilmişlerdi. Lâkin rüyanın tam tabiri daha sonra zuhur edecekti. Hapiste altı ay kaldıktan sonra vefat edip Denizli toprağına defnolmasıyla o mübarek zatın rüyasının tam tabiri de ortaya çıkmış oluyordu. Hafız Ali Ağabey'in vefatı ile ilgili Bediüzzaman Hazretleri şu ifadeleri kullanmıştır:Sonra gizli düşmanlar beni zehirlediler ve Nur'un şehid kahramanı merhum Hafız Ali benim bedelime hastaneye gitti ve benim yerimde berzah âlemine seyahat eyledi, bizi me'yusane ağlattırdı.2Ben merhum Hâfız Ali'yi unutamıyorum. Onun acısı beni çok sarsıyor. Eski zamanlarda bazan böyle fedakâr zâtlar, kendi dostu yerine ölüyorlardı. Zannederim, o merhum benim yerimde gitti.3Benim bedelime şehid olacağını hissetmiş. Kuvvet-i ihlasın kerameti olarak haber veriyor. Haber verdiği gibi şehid oldu.4Bediüzzaman Hazretleri, hapisten çıktıktan bir süre sonra yazdığı Meyve'nin On Birinci Mes'elesi'nde Hâfız Ali'nin kabrindeki saadetli ahvalini müjdeleyerek tüm Nur Talebeleri'ne kabir âlemi hakkında şöyle ümid verecektir:“Sarf ve Nahiv ilmini okuyan bir medrese talebesinin vefat edip, kabirde Münker ve Nekir'in: “Men Rabbüke”, “Senin Rabbin kimdir?” diye suallerine karşı, kendini medresede zannedip Nahiv ilmi ile cevab vererek: “(Men) mübtedadır. (Rabbüke) onun haberidir; müşkil bir mes'eleyi benden sorunuz, bu kolaydır” diyerek, hem o melaikeleri, hem hazır ruhları, hem o vakıayı müşahede eden orada bulunan bir keşf-el kubur velisini güldürdü ve rahmet-i ilâhiyeyi tebessüme getirdi; azabdan kurtulduğu gibi, Risale-i Nur'un bir şehid kahramanı olan merhum Hâfız Ali, hapiste Meyve Risalesi'ni kemal-i aşkla yazarken ve okurken vefat edip kabirde melaike-i suale mahkemedeki gibi Meyve hakikatleri ile cevab verdiği misillü; ben de ve Risale-i Nur Şâkirdleri de, o suallere karşı Risale-i Nur'un parlak ve kuvvetli hüccetleriyle istikbalde hakikaten ve şimdi mânen cevab verip onları tasdike ve tahsine ve tebrike sevkedecekler inşâallah.5Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TALEBELERİNDEN MUHACİR HAFIZ AHMET KİMDİR?ŞAMLI HAFIZ TEVFİK (MEHMED TEVFİK GÖKSU) KİMDİR?BÜYÜK RUHLU KÜÇÜK ALİBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ÇOK TAKDİR ETTİĞİ SAFRANBOLULU MUSTAFA USMAN KİMDİR?İMAMOĞLU HAFIZ MUSTAFA (ERTÜRK) KİMDİR?DENİZLİ HAPSİ ÂDİL HAKİMESİ HESNA ŞENER HANIM KİMDİR?KaynakçalarHeyet, Bediüzzaman Said Nursî ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 2, s. 751.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.279.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 401.Bediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.11.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 248.

271

A'râf Suresi 179. Ayetin İzahı

"Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan birçok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır. Şu sebeple ki, onların kalpleri var, fakat bununla gerçeği anlamazlar; gözleri var onunla görmezler; kulakları var onunla işitmezler. Hâsılı bunlar hayvanlar gibidir, hatta onlardan daha şaşkındırlar. İşte asıl gâfil olanlar da bunlardır." [1]Bu âyetlerde Rabbimizin “Yemin olsun ki biz cinlerden ve insanlardan birçok kimseyi cehenneme uyumlu yaratmışızdır” ifadesi onları cehenneme atmak için yaratıldığı, onları cehenneme sokacak bir hayat verdiği, onların imana gelmelerine müsaade etmediği gibi manalara gelmez. Burada kastedilen cinler ve insanlar, ezelî kelâm ile bedbahtlıklarına hükmedilmiş olanlardır. Ancak bu bedbahtlık, onların zorunlu olarak bu duruma mahkûm edilmeleri anlamına gelmez; tamamen cebre dayalı bir sonuç değildir. Rabbimiz, onların iradelerini hiçbir zaman hak yolunda kullanmayacaklarını, bâtılda ısrar edeceklerini, hiçbir âyet ve uyarının onları bu durumdan çevirmeyeceğini ezeli ilmi ile bildiği için kasdedilen kimseler bunlardır.[2]Bunlar Allah'ın âyetleri üzerinde gereği gibi düşünmekten yüz çevirirler. Allah onların içlerinden kimlerin kâfirliği tercih edeceklerini kesin olarak bilmektedir. Bu itibarla da onlardan küfrü dileyenler bulunacaktır ve içlerinden bunun için de cinlerden ve insanlardan kimseler yaratmıştır. Bu bakımdan bunların da varacakları yerleri cehennem olacaktır.[3]Lâkin sırf zorlama ile ve kendilerinin yaptıkları ve sebep oldukları şeyler hesaba katılmadan ve dikkate alınmadan cehennemlik olmuş değillerdir. Aslında başlangıçta "ahseni takvim", yani en güzel biçimde yaratılmış, şuur fıtratını taahhüt etmiş iken sonra "esfeli safiline" düşmüş ve cebren kurtarılmalarına ilâhî meşiyetin ilgisiz kalmış olması bakımındandır. Allahü teâlâ ezeli ilmiyle biliyordu ki, bunlar ileride irade ve hürriyet sahibi oldukları zaman taahhütlerini yerine getirmeyecekler ve görevlerini yapmayacaklar, fıtratlarındaki emaneti, şühudu ve marifeti ve diğer güçlerini hak yolunda kullanmayacaklardır, "Alçaklığa saplanıp kalacaklar ve heveslerine uyacaklardır." İşte o zaman Allah, onların kalplerini ve ruhsal melekelerini mühürleyecek, hakkı duymak kabiliyetleri kapanacak, bundan böyle onlara öyle bir yaratılış ve huy verecek ki, artık sırf cehennemlik olacaklar. [4]Allah'ın ilminin ezeli oluşunun izahı için bakınız;https://risale.online/soru-cevap/nihayetsiz-ilimhttps://risale.online/soru-cevap/bizler-kaderin-mahkumu-muyuzhttps://risale.online/soru-cevap/ilim-maluma-tabidirBu gibi kimselerin kalplerinin, kulaklarının mühürlenmesi ile ilgili bakınız;https://risale.online/soru-cevap/kafirlerin-kalp-ve-kulaklarinin-muhurlenmesi[1] Araf, 7/179[2] Ebu Suud, İrşad-ul Akli's Selim, Daru'l İhya et- Türas, Beyrut 2010, c. 3, s. 290[3] Nesefi, Medarikü't Tenzil, Dar'ul Kelim-it Tayyib, Beyrut 1998, c.1, sç619[4] Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, Azim Yay, İstanbul ts., c.4, s.177

6.093

İkinci Mektupta Bahsedilen "Mezkur ve Malum Talebe" Kimdir?

İlgili kısım şöyle geçmektedir:O mezkûr ve ma'lûm talebesinin hediyesine karşı, cevabdan bir parçadır.1Mektubat'taki "O mezkûr ve ma'lûm talebesinin hediyesine karşı cevaptan bir parçadır" ifadesinde geçen “mezkûr ve ma'lûm talebe”nin, büyük ihtimalle Bediüzzaman Hazretlerinin ilk talebelerinden olan İbrahim Hulusi Yahyagil olduğu kabul edilmektedir. Nitekim Mektubat eserinin oluşmasına çoğunlukla Hulusi Ağabey'in soruları sebep olmuştur.Ayrıca BakınızHULUSİ BEY, BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN HANGİ SUALLERİNE CEVAP VERMİŞTİR?BİNBAŞI HULUSİ BEY'İN HZ. ÜSTAD'DAN ALDIĞI İLK DERSBEŞ RİSALE NE ZAMAN KİM TARAFINDAN TELİF EDİLMİŞTİR? İBRAHİM HULUSİ YAHYAGİL KİMDİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 8.

7

Kur'an Sayfalarına Kudüs veya Mescid-i Nebevi Resmi Yapmak Caiz mi?

Kur'ân-ı Kerîm sayfasına resim çizmek uygun değildir. Mushaf, hürmet ve tâzim ile muhafaza edilmesi gereken mukaddes bir metindir. Bu sebeple Kur'ân sahifesine Kudüs, Mescid-i Nebevî veya başka bir şekil ve resim çizmek, maksad güzel olsa da edebe uygun değildir.Ayrıca Kur'âna bu tarz resimler yapmak; tilâvet, tefekkür ve hürmeti zedeleyebilir. En doğrusu, mushafı aslî hâliyle muhafaza etmek; böyle sevgiyi ve muhabbeti ayrı bir defterde, levhada veya uygun başka bir zeminde ifade etmektir.Ayrıca BakınızRESİM VE FOTOĞRAF

23

Peygamber Efendimiz (sav) Neden Ay'a Çıkılacağını Haber Vermedi?

"Ey cin ve insan topluluğu! Göklerin ve yerin sınırlarından geçip gitmeye gücünüz yetiyorsa haydi geçin gidin! (Hâlbuki) bir kuvvet olmadıkça çıkıp gidemezsiniz!" Bu âyet, insanın başka gezegenlere gidemeyeceğini mi anlatıyor? Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav), ahirzamana dair olacak şeyleri haber veriyor. Misalen, aya çıkmak hadisesinin yanında büyük binaların yapılması hadisesi çok basit kalıyor. Eğer aya gidebilmek mümkün olsaydı, yüksek binaların yapılacağını haber veren Peygamber Efendimiz (sav), bu büyük hadiseden de haber vermez miydi?

329

El Yıkama Takıntısı Olan Ne Yapmalı?

Ben OKB teşhisi almış biriyim. Tuvaletten çıkarken, kızımın bezini değiştirdikten sonra, sürekli ellerim pismiş, tam yıkamamışım gibi geliyor. Böyle olunca ellerimin değdiği havlu, kıyafet, her şeyi değiştirip değdiğim yerleri siliyorum, tekrar ellerimi yıkıyorum ve kısır döngüye giriyorum. Elbette tuvaletten ellerimi yıkamadan çıkacak değilim ama o sıkıntı gelince 15 dakika ellerimi yıkıyorum ve ellerim artık yara oldu. Ne yapmalıyım?