831
Tesettürle Alakalı Ayet ve Hadisler
Tesettür ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir?

831
Tesettür ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir?
Seferde Sünnet Namazlar Kıslatılabilir mi?Şâfiî ve Hanbelîler'e göre seferdeyken farz namazları kısaltarak kılmak ruhsat olup tam kılmaktan daha faziletlidir. Mâlikî fakihlerinin çoğunluğuna ve Hanefîler'e göre ise azîmettir; ancak Mâlikîler'in çoğunluğu kısaltarak kılmayı sünnet-i müekkede sayarken1 Hanefîler yolcunun tercih hakkı bulunmayıp kısaltmasının vâcip olduğu kanaatindedir.2 Sünnet namazlara gelince sünnetlerin hiç biri kasredilmez. Çünkü kasr ancak farz namazlar hakkında câri bir hükümdür.3 Mehmet Zihni Efendi bu konuda şöyle demektedir:Misafir (yolcu) olan kimse, erkek olsun, kadın olsun ve mûtî, yahut âsî bulunsun, dörtlü farzları kasr eder. Üçlü farz (akşam namazı), ikili farz (sabah namaz), için kasr (kısaltma) olmadığı gibi vitir için ve sünnetler için dahi kasr (kısaltma) yoktur.4Seferde Sünnet Namaz Terkedilebilir mi?Fukahanın bir kısmına göre, seferde meşakkat olduğundan dört rek'atli farzlar iki rek'at olarak kılınır, sünnet namazlar da terkedilir. Ama bu konuda muhtar olan şudur: Yolculukta korku ve fazla sıkıntı varsa sünnetler terkedilir, bu durumlar olmadığında kılınması daha iyi olur.5 Bu hususta Mehmet Zihni Efendi şöyle demektedir:Misafir (yolcu) konmakta, karar ve emniyet hallerinde, olursa sünnetleri kılar. Karar ve emniyyet (yerleşme ve güvenlik) halinde değilse kılmaz. Muhtar (tercih edilen görüş) olan budur.Onları, alâ kavle (bir görüşe göre) tekarrüben (Allah'a yakınlaşmak niyetiyle) kılmak ve alâ kavle (başka bir görüşe göre) terahhusan (ruhsattan faydalanarak) terketmek efdâldir (daha faziletlidir). Alâ kavle (bir görüşe göre), fecir ve mağripten mâadâsı (dışındakiler) öyledir.6Ayrıca BakınızSEFERİLİK NEDİR? SEFERİ OLMANIN ŞARTLARI?SEFERİLİKTE NAMAZI KISALTMAK ŞART MIDIR?SEFERİLİKTE 18 SAAT YOLCULUK ŞARTIYOLCULUKTA NAMAZI BİRLEŞTİRME (CEM-İ TAKDİM / CEM-İ TEHİR)NAMAZLARI CEM ETMENİN (BİRLEŞTİRMENİN) HÜKÜMLERİKaynakçalarBâcî, I, 260; İbnü'l-Arabî, I, 490; Haraşî, II, 56-57Atar, Fahrettin. “Sefer.” TDV İslâm Ansiklopedisi. 36: 294-298. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2009.Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y.,c.1, s. 461.Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam İlmihali, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul yy, s. 218Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y.,c.1, s. 461.Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam İlmihali, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul yy, s. 219
4.679
Tövbenin geciktirilmesi günahtır diye bir şey duymuştum. Tövbenin geciktirilmesi günah mıdır?
Bebeğimizin bakımını yapmamak, sorumlu olduğumuz bir insanı ya da evcil hayvanı ihmal etmek, ahırı temiz tutmamak veya ağacı sulamamak gibi durumlarda bir hak ihlali ya da caiz olmama söz konusu olabilir. Peki, evi yeterince temiz tutmamak da bir eşyanın hakkına girmek sayılır mı? Hayat mertebelerine göre sorumluluklarımızı yerine getirmemenin hükmü değişir mi; insana dair ihmal kul hakkı sayılırken, cansız varlıklar için de bu ifade kullanılabilir mi?
4.932
2. Lemada geçen "dine gelen musibet" nedir?
3.159
Azami irtibat nasıl olmalı?
Osmanlıcayı öğrenmenin en kestirme yolu nedir? Bolca okuyun ve yazın diyorlar ama belli bir yol haritası var mı acaba? Allah razı olsun.
Hattatların eserleri veya hizmetleri karşılığında yüksek ücret talep etmesi dini açıdan caiz midir?
Hz. Hızır ve Hz. İlyas'ın (aleyhimesselam) dünyada hayatta ve vazifeli olduklarına dair bilgiler var. Risale-i Nur'da da geçiyor. Hz. İlyas'ın dünyadaki vazifesi ve kendisiyle görüşüldüğüne dair rivayet ve şahitler var mıdır?
296
Mesai ve zamanımızı en verimli şekilde nasıl tanzim edebiliriz? Hem alın teriyle kazanmak hem okumak hem de hizmet etmeye çalışmak vs.
294
Ben gazlı meyve suları, gazoz ve limonata üretimi yapan bir fabrikada çalışıyorum. Üretim kısmında bizzat çoğu maddeyi kendimiz katıyoruz, onun için bazı maddelerin ne olduğunu tahmin edebiliyorum. Bazılarını yetkinliğim olmadığı için bilemiyorum. Mesela özel formül var, adına esans deniyor. Sadece sayılı kişilerin bildiği bir karışım bu. Burada içecek yaparken o esansı biz döküyoruz.Bu durum caiz midir? Alkol üretimi yapmıyor ama dediğim gibi bazı dökülen karışımların ne olduğunu, alkollü karışım olup olmadıklarını bilmiyorum.
Bir hanıma annesinin veya babasının dayısı ve amcası mahrem midir? Ne şekilde hareket etmesi uygundur? Geniş ferace ve örtüsüyle yanlarına çıkıp hoş geldin diyerek hâlini hatırını sorabilir mi, yoksa hiç yanlarına çıkmaması mı gerekir?
Hadis-i şerifte, insanlara Allah'tan başka ilah olmadığına ve Hz. Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehadet edip namazı kılıncaya ve zekatı verinceye kadar savaşmakla emrolunduğu belirtilir. Buna göre, bu hadisten Müslüman olmayan herkese İslam'ın tebliğ edilip kabul etmeyen herkesin açık hedef olduğu sonucu mu çıkar?
"Talak Suresi 4. ayette geçen 'hayız görmemiş olanlar' ifadesi kimleri kapsar? Bir kadının biyolojik olarak adet görmemesi veya henüz ergenliğe girmemiş olması durumunda dini nikah, zifaf ve cima hükümleri fıkhen nasıl değişir? Çocuk yaşta zifafın fıkhi hükmü nedir?"
5.310
13. lemanın 4. işaretinde; adem şerr-i mahz, ve vucud hayr-ı mahz olduğu ifade ediliyor.Bunun ne demek olduğunu izah eder misiniz? Bir de risalenin konusu olan şeytanla nasıl bağlantı kurabiliriz?
5.487
29. Söz'de, "Madem alem-i beka alem-i fenadan yaratılacak" diyor. Baki alemin bu fani dünyadan nasıl yaratılacağını açıklayabilir misiniz?
4.934
Risale-i nurda tesettür ile ilgili konular hangi eserlerde ve nerelerde geçiyor?
972
Yüz yüze bir ortamda sesli Kuran-ı kerim okunurken, kişinin hatim duasına yetiştirmesi gereken, Kuran-ı kerimden başka bir bölümü veya cüzü varsa, içinden sessiz bir şekilde okumasının hükmü nedir? Yetiştirmesi gerekmese dahi, sesli Kuran-ı kerim okunan bir ortamda, içinden sessiz bir sekilde, Kuran-ı kerimden başka bir bölümü okuyabilir mı?
5.449
Kur'an-ı Kerim, Allah'ın insanlığa gönderdiği son İlâhî kitaptır. Bu sebeple onu okumak kadar dinlemek de büyük bir ibadettir. Kur'an okunurken saygı göstermek, dikkatle dinlemek ve onun mesajını anlamaya çalışmak, müminin Rabbine karşı edebinin bir göstergesidir. Nitekim Rabbimiz Kur'an'ı dinlemenin ehemmiyetini şu ayet ile haber vermektedir:Hem Kur'ân okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız!1Hz. Peygamber (sav) ise Kur'an'ı dikkatle dinlemenin faziletini şu hadisle bize göstermiştir:Abdullah b. Mes'ûd (ra) şöyle anlatır: “Resûlullah (asm) bana: 'Bana Kur'ân oku.' buyurdu. Ben, 'Kur'ân sana indirildiği hâlde onu sana ben mi okuyayım?' dedim. Bunun üzerine, 'Ben onu başkasından dinlemeyi de severim.' buyurdu. Ben Nisâ sûresini okumaya başladım. 'Her ümmetten bir şahit, seni de bunlara şahit getirdiğimiz zaman halleri nasıl olacak?' (Nisâ, 4/41) âyetine gelince, 'Yeter, burada bırak.' buyurdu. Resûlullah'a baktığımda gözlerinden yaşlar akıyordu.2Bu hadis, Kur'an'ı sadece okumak değil, huşû içinde dinlemenin de sünnet olduğunu göstermektedir.Ayrıca Kur'an tilaveti, sadece lafızların okunmasından ibaret değildir. Kur'an okunurken dinleyen kimsenin mümkün olduğu kadar sessiz kalması, kalbini İlâhî kelama yöneltmesi ve okunan ayetler üzerinde tefekkür etmesi tavsiye edilmiştir. Kur'an'ı dinlemek, onun emir ve yasaklarını anlamaya çalışmak, öğütlerinden ibret almak ve hayatına uygulama gayreti göstermek gerçek dinleme adabının temelini oluşturur. Kur'an'ın gelişi güzel bir konuşma gibi değil, Allah'ın kullarına hitabı olduğu bilinciyle dinlenmesi gerektiği özellikle vurgulanmıştır.3 Bediüzzaman Hazretleri ise bu konuda şöyle demektedir:Kur'ân'ı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek; ve ondaki hitâbât-ı İlâhiyeyi güyâ geldiği ân-ı nüzûlünde dinlemek; ve o hitâbı Resûl-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan işitiyor gibi dinlemek; belki Hazret-i Cebrâîl'den as, belki Mütekellim-i Ezelî'den dinliyor gibi bir kudsî hâlete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur'ân'ın hikmet-i nüzûlünü bir derece göstermektir.4Yani mümin, Kur'an'ı sanki ilk defa nazil oluyormuş gibi bir tazelik ve heyecan içinde okumaya veya dinlemeye çalışmalıdır. Ayetleri, önce Cebrâil'in (as) Hz. Peygambere (sav) getirdiğini, ardından Peygamber Efendimizin (sav) ümmetine tebliğ ettiğini düşünerek dinlemek en güzelidir. Hatta daha da ötesinde, bütün bu vasıtaların arkasındaki hakikati fark edip Allah'ın ezeli kelâmına muhatap olduğu bilincini taşımak gerekir. Böyle bir bakış açısı, Kur'an'ı sıradan bir metin veya güzel bir tilavet olmaktan çıkarır, onu doğrudan doğruya insanın kalbine ve ruhuna hitap eden İlâhî bir mesaj haline getirir. Bediüzzaman Hazretlerinin devamındaki “kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek” ifadesi ise, Kur'an okuyan kimsenin Allah'ın kelamını insanlara ulaştıran bir elçi ve tercüman olduğunu hatırlatmaktadır. Bu şuurla yapılan tilavet hem okuyanın ihlasını artırır hem de dinleyenlerin daha derinden hissetmelerine vesile olur.Sonuç olarak, Kur'an okunurken konuşmaktan kaçınmak, oturuşunu düzeltmek, dikkatle dinlemek, mümkünse manasını düşünmek ve kalbi ilâhî hitaba açmak, Kur'an dinleme adabının en önemli esaslarındandır. Böyle bir edep ve huşû ile dinlenen Kur'an, insanın imanını kuvvetlendirir, kalbine huzur verir ve hayatına doğru istikamet kazandırır.Ayrıca BakınızKURAN-I KERİM DİNLEMEKKURAN DİNLEMEKKUR'AN OKURKEN İLAHİ/FON MÜZİK DİNLEMEK CAİZ MİDİR?YATARAK KUR'AN OKUMAK VE DİNLEMEK CAİZ MİDİR?KaynakçalarA'râf 7/204.Buhârî, Feżâʾilü'l-Ḳurʾân, 33.Abdurrahman Çetin, "Tilavet", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2012, c. 41, s. 155-156.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 285.
465
Kimler mahrem kimler namahremdir? Akrabaları tek tek yazar mısınız?
5.465
Sözlükte “bir şeye yönelmek” anlamındaki samd (sumûd) kökünden türeyen samed “ihtiyaçların giderilmesi için kendisine başvurulan kimse” demektir. Samed ayrıca içi boş olmayan kütle halindeki şeyler için kullanılır. Allah'a nisbet edildiğinde “ihtiyaçlarını gidermesi için herkesin başvurduğu, yaratılmışlara özgü acz ve ihtiyaçtan münezzeh ebedi ve bâki yüce varlık” manasına gelmektedir.Âlimler samedin iki temel mânasına vurgu yapar. Bunlardan biri “ihtiyaçların giderilmesi için herkesin başvurduğu ulu ve yüce varlık” şeklinde olup Ma'mer b. Müsennâ ve Zeccâc'dan itibaren müfessir ve lugatçılarca bu mana öne çıkarılmıştır. Mâtürîdî, yaratılmışların Allah'a olan ihtiyaçlarını varlık âlemine gelme, varlığını esenlik içinde sürdürebilme, öldükten sonra ikinci ve ebedî hayata dönüş yapma noktasında özetlemiştir.İkinci mana, “canlıların iç organlarını ihtiva eden karın ve göğüs gibi bir iç boşluğu bulunmayan” biçiminde tespit edilmiştir. Bununla anlatılmak istenen şey, Allah'ın yoğunlaştırılmış ve sıkıştırılmış cevherlerden oluşan kütlesel bir varlık niteliği taşıdığı değil genelde puta tapanların, mabudlarını karnı ve iç organları bulunan nesneler şeklinde tahayyül etmeleri, Allah'ın ise böyle bir niteliğe sahip olmadığıdır. Nitekim İhlas suresinin devamında Allah'ın evlâdı ve ebeveyni olmadığı belirtilmektedir. Esasen bazı âlimlere göre samedin manası surenin üçüncü ve dördüncü ayetlerinde zikredilen hususlardan ibarettir. Samedin bu iki anlamı Allah'ın yetkin sıfatlara sahip bulunduğu ve yaratılmışlardaki acizlik ve eksiklik içeren niteliklerden münezzeh olduğu noktasında birleşir. Fahreddin er-Râzî bu iki anlamdan otuzu aşkın başka mana çıkarmaktadır.Bu ismin tecellisi, kâinatta her canlının rızkını, hayatını ve ihtiyaçlarını Allah'ın karşılamasında açıkça görülür. İnsanlar sıkıntıya düştüklerinde, çaresiz kaldıklarında veya bir nimet istediklerinde aslında farkında olarak ya da olmayarak Allah'a yönelirler. Çünkü gerçek anlamda ihtiyaçları gideren ve her türlü yardımın kaynağı yalnızca O'dur. Bir bebeğin annesinin sütüyle beslenmesi, toprağın bitkilere ürün vermesi veya yağmurun kurak toprağı canlandırması da Samed isminin tecellilerine örnek olarak gösterilebilir.Kulun bu isimden alacağı nasip ise, insanların dini ve dünyevi meselelerinde güven duyduğu, danıştığı ve yardım istediği bir kimse haline gelmesidir. Allah, kullarının bazı ihtiyaçlarını salih insanların eliyle karşılar. Mesela bir öğretmenin öğrencilerine ilim öğretmesi, bir doktorun hastalara şifa vesilesi olması veya bir âlimin insanların dini sorularını cevaplandırması, Samed isminden alınan nasibin bir yansımasıdır. Ancak burada unutulmaması gereken nokta şudur ki, insanlar sadece birer vesiledir. Gerçek yardım eden ve bütün ihtiyaçları karşılayan yalnızca Allah'tır.1Ayrıca BakınızSAMED AYNASI OLAN KALBSAMEDİYET AYNASIESMAYI HÜSNANIN SAYISIKaynakçalarBekir Topaloğlu, "Samed", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2009, c. 36, s. 68-69.