Latife, insandaki his ve duygulara verilen başka bir isimdir. Çoğulu letaiftir. Vücud-u harici ise, bir şeyin zatının hariçte/varlık aleminde tahakkuk etmesine denir. Kelam ilminde vücud-u harici, mahiyetin varlık aleminde kendisine mahsus bir kimlikle mümtaz olmasıdır.1 Yani bir şeyin, kudretin yaratmasıyla zihin dışında, dış âlemde gerçekten var olmasıdır.İnsan, ruh bakımından çok geniş bir mahiyette yaratılmıştır. İnsanın ruhuna takılmış birçok latife ve duygu vardır. İnsan bunların bir kısmını bilip isimlendirebilirken bir kısmını bilemez. Bu duyguların takıldığı ruha kudret, vücud-u harici giydirmiştir; yani ruhun müstakil bir vücudu vardır. Bediüzzaman Hazretleri, ruhun nurani bir vücuda sahip bir mahluk olduğunu şöyle vurgular:Ruh zihayat, zişuur, nurani vücud-u harici giydirilmiş, cami', hakikatdar, külliyet kesb etmeye müsteid bir kānun-u emridir.2Evet, ruh hayat sahibi, şuur (bilinç) sahibi ve nurani bir vücuda sahip bir varlıktır. Ruhun bu özellikleri ile var olması, kudretin yaratması ile bir vücuda sahip olması demektir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli husus, varlığı gördüğümüz aleme has zannetmememizdir. Evet, kudretin tecellisi ile varlığın birçok formu ve mertebesi vardır. Gözümüzle gördüğümüz varlıkların bir vücudu olduğu gibi, dünya hayatında gözümüzle görmediğimiz nurani ve manevi birçok varlık vardır. Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Vücud, alem-i cismanide münhasır değil.3Bu sözde de ifade edildiği gibi varlık sadece gördüğümüz cisimlerden ibaret değildir. Gözümüzle gördüğümüz cisimler gibi farklı farklı formlarda, cisimlerden daha nurani ve daha latif varlıklar vardır. İşte ruh ve ruha takılan duygularımız bu tür varlıklardandır. Varlıklarını biliriz. Yansımalarını görürüz. Ama nasıl bir mahiyete ve vücuda sahip olduklarını bu dünyada göremeyiz ve bilemeyiz.İnsanın ruhuna birçok duygu takılmıştır. Bunların sayısı ile alakalı kesin bir bilgi verilemezken, en meşhurları letaif-i aşere (on duygu) adıyla alimler arasında meşhur olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri bu konudaki düşüncesini şöyle dile getirir:Ben kendimce görüyorum ki: İnsanın mahiyet-i camiasında ve isti'dad-ı hayatisinde çok letaif var.4Bundan da anlaşılacağı üzere, Bediüzzaman Hazretlerine göre ruha takılmış birçok latife vardır. Bediüzzaman Hazretleri bunların bir kısmını şöyle sıralar: Kalp, akıl, sır, hafa, kuvve-i şeheviye, kuvve-i akliye, kuvve-i gadabiye, ene, vicdan, asab, heva, his, saika, şaika. Elbette bunlar, bilip isimlendirebildiğimiz latifelerimizdir. Bunların yanında, varlığını bilip de isimlendiremediğimiz pek çok latifemiz daha vardır.Bediüzzaman Hazretleri, latifelerimizin mahluk, yani yaratılmış olduğunu ve her birinin kendine has bir vücuda sahip bulunduğunu Risale-i Nur'un farklı yerlerinde farklı şekillerde vurgular.Örneğin Otuzuncu Söz'de (Ene Risalesi), enenin yaratılmış olduğunu ve kendine has bir vücuda sahip bulunduğunu şöyle ifade eder:Eğer onun (ene'nin) hakiki mahiyeti ve sırr-ı hilkati bilinse, kendisi açıldığı gibi, kainat dahi açılır.5Bediüzzaman Hazretleri, “sırr-ı hilkati bilinse”, yani “yaratılışındaki sır bilinse” ifadesiyle, enenin yaratılmış olduğunu ve vücud-u harici sahibi olduğunu ifade etmektedir. Bediüzzaman Hazretleri yine der ki:Cenab-ı Hakk celil uluhiyetiyle, cemil rahmetiyle, kebir rububiyetiyle, kerim re'fetiyle, azim kudretiyle, latif hikmetiyle şu küçük insanın vücudunu bu kadar havas ve hissiyat ile, bu derece cevarih ve cihazat ile ve muhtelif a'za ve alat ile ve mütenevvi' letaif ve ma'neviyat ile techiz ve tezyin etmiştir.6Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere Allah, sonsuz kudretiyle insanı çok çeşitli latifeler ve manevi duygularla süslemiştir. Bu latifeler, kudretin vücud-u harici giydirdiği ruhun cihazları olduklarından, zihni ve itibari değil, hakiki bir varlığa sahiptirler. Yine başka bir risalede Bediüzzaman Hazretleri bu hakikati şöyle ifade eder:Makine-i insaniyenin merkezi ve zenbereği olan kalbi, tarikat vasıta olup işletmesiyle ve o işletmekle sair letaif-i insaniyeyi harekete getirip, netice-i fıtratlarına sevk ederek hakiki insan olmaktır.7Burada da Bediüzzaman Hazretleri, kalple birlikte diğer latifelerin de harekete geçip fıtratlarının neticesine sevk olunmasından söz ederek latifelerin yaratılmış olduğunu ifade etmektedir. Çünkü fıtrat kelimesi, yaratılış ve yaratma anlamına gelir. Dolayısıyla bu ifade de latifelerimizin hakiki bir varlığa sahip olduğunu gösterir. Risale-i Nur'un pek çok yerinde bu tespiti destekleyen ifadeler bulunmaktadır.Ayrıca Bakınız"HAYAT BİR HAKİKAT-İ HARİCİYEDİR, VEHMİ BİR EMİR HAKİKATİ HARİCİYEYİ YÜKLENEMEZ" NE DEMEKTİR?RUH, VÜCUD-U HARİCİ GİYDİRİLMİŞ BİR KANUNDUR / LEMAAT"VÜCUD-U İLMİ, VÜCUD-U HARİCİ, EMR-İTİBARİ, KANUN-U EMRİ VE VACİBÜ'L VÜCUD" KAVRAMLARININ ANLAMLARIKaynakçalarMuhlis Körpe, Risale-i Nur Istılahları, Süeda Yayınları, Isparta 2023, s. 201.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 196.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 324.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 115.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 220.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 315.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 343.