Bağış Yap

Sorular

Eşler Arasındaki Cinsel Hakların Sınırları Nelerdir? Kadının Mazeretsiz Reddetmesinin ve Sağlık Sebebiyle İlişkiye Girememenin Dini Hükmü Nedir?

Kadın ve erkeğin karşılıklı cinsel hakları olduğunu biliyoruz. Bununla birlikte, kadının eşinin bu yöndeki isteğini geri çevirmesi durumunda meleklerin ona lanet edeceğini bildiren hadisler de vardır. Bu hükmün bir sınırı yok mudur? Örneğin, bir kadının doğum sancısı çekerken veya doğum sırasında bile eşinin bu isteğini yerine getirmesi gerektiği yönünde bir ifadeyle karşılaşmıştım. Böyle bir hükmün dinî dayanağı var mıdır? Kadın eşini istemediği veya sağlık ve benzeri sebeplerle bu isteği yerine getiremediği durumlarda günaha girer mi?

Kur'an'da Peygamberlerin Kendi Dillerindeki Sözleri ve Duaları Nasıl Arapça Olarak Nakledilmiştir?

Kur'an'ı Türkçeye tercüme ederken dillerin kelime haznesi ve yapısı farklı olduğundan birebir çeviri yapmak mümkün olmayabiliyor. Peki, Kur'an peygamberlerin sözlerini ve dualarını nasıl aktarmaktadır? Hz. Yusuf (as) İbranice ve Kıptice konuştuğuna göre, Yusuf Suresi'nin 53. ayetindeki “Ben nefsimi temize çıkarmam...” ifadesi İbraniceden Arapçaya nasıl aktarılmıştır? Allah (cc) bu sözleri Arapça olarak mı vahyetmiştir, yoksa asıl ifadeler tercüme edilerek mi nakledilmiştir?

Aklımızdan Geçen Düşünceler ve Bilinçli Hayallerden Dolayı Sorumlu Olur muyuz?

Risaleonline sitesinde, Hak Dini Kur'an Dili adlı eserin 7. cilt, 498-499. sayfalarında, söz ve fiillerin yazılmasıyla ilgili şu ifade geçmektedir: “Biz, ortaya çıkan her fiil ve sözün yazıldığı, gizli kalanlardan yazılmayanlar bulunduğu, bununla birlikte hafızaya geçenlerin yazılmış demek olduğu görüşündeyiz.”Bu ifadeyle ilgili iki sualim var:“Hafızaya geçenlerin yazılmış olması” ifadesinden maksat tam olarak nedir?Anlık olarak akla gelen düşüncelerden farklı olarak, kişinin bilinçli bir şekilde hayal kurmaya devam etmesi ve bu hayalleri zihninde canlandırması da bu kapsama girer mi? İzah eder misiniz?

Risale-i Nur'da Mükemmeliyetçilik ve Erteleme Alışkanlığının (Tesvif) Manevi ve Pratik Çözümleri Nelerdir?

Mükemmelliyetçilik, her işi en kusursuz şekliyle yapma arzusu olarak faydalı görünebilir; fakat insanı hayırdan alıkoyar, başlatmaz veya devamını kırarsa zararlı bir hal alır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilaftır. Bazen hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen. 1Bu ölçü gösteriyor ki, her meselede “ehak” yani en hakkı aramak veya “ahsen” yani en güzelin peşinde koşarken mevcut hakkı ve haseni (güzelliği) terk etmek doğru değildir. Yani bir kişi “en mükemmel ibadet düzenini kuramadım”, “en iyi şekilde hizmet edemeyeceğim”, “eksiksiz yapamayacağım” diyerek bugünkü hayrı erteliyorsa, bu doğru bir hassasiyet değil; vazifeyi geciktiren bir aldanıştır. Bu da ancak şeytanın bize bir vesvesesidir.Erteleme alışkanlığı da burada ortaya çıkar. Nefis ve şeytan, insanı çoğu zaman açık bir inkarla değil, “daha hazır değilim”, “daha uygun zamanda yaparım”, “tam olsun, sonra başlarım” gibi düşüncelerle oyalar. Halbuki bu noktada bizim üzerimize düşen şey, neticeyi ve kemal derecesini tayin etmek değil; üzerimize düşen vazifeyi o anda yapmaktır. Bu konuda da Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Tarik-i hakta çalışanlar ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmeleri lazım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekatlarını ona bina ederek hataya düşerler... insan kendi vazifesini yapmalı, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamalıdır. 2Bu cümle, hem mükemmelliyetçiliğin hem de ertelemenin ilacıdır. Çünkü mükemmelliyetçilikte insan bazen kendi vazifesini bırakıp neticenin kusursuz olmasını ister. Ertelemede de yine aynı şekilde, henüz gelmemiş bir zamanı, hazır olmayan şartları veya ideal neticeyi bekler. Oysa kulun vazifesi başlamak, gayret etmek, sebat etmektir; tesir yaratmak, neticeyi tamamlamak ve kemale erdirmek ise Cenab-ı Hakk'ın takdirine bakar.Manevi ve Pratik ÇözümlerHak olan işi, daha mükemmelini bekleyerek terk etmemek gerekir. Her zaman “ahsen” yani en güzel mümkün olmayabilir; fakat “hasen” olan da çok kıymetlidir.Vazifeyi neticeye bağlamamak gerekir. “Tam olmayacaksa hiç olmasın” düşüncesi, kulluğun ruhuna uygun değildir.Bugünün vazifesini yarına bırakmamak gerekir. Çünkü insan bugüne memurdur; yarın ise insanın elinde değildir.Kusur ederim korkusuyla hayrı engellememek lazım. İhlasla yapılan eksik bir amel, gururla bekletilen kusursuz amelden daha hayırlıdır.Manevi çözüm, insanın aczini bilip kendini vazifenin sahibi değil, vazifedar bir kul olarak görmesidir. Böylece “ben kusursuz yapmalıyım” baskısını kırabiliriz. “Ben yapayım, kabul ve tevfik Allah'tandır” diyebilmeliyiz.Pratik çözüm ise işi büyütmeden hemen başlamaktır. Az da olsa devamlı bir amel, zihinde büyütülüp ertelenen büyük planlardan daha verimlidir. Bir ders okunacaksa bir miktar okunur; bir ibadet yapılacaksa o günün imkanı kadar yapılır; bir hizmet varsa eldeki şartlarla başlanır. Çünkü terakki, beklemekle değil, fiilen yürümekle olur.Netice olarak, Risale-i Nur'da bu meselelerin çaresi ehak peşinde hakkı terk etmemek ve neticeyi düşünerek vazifeyi geciktirmemek şeklinde görünür. Kul, elindeki hayrı yapar; daha mükemmeli nasip olursa ona da şükreder. Fakat mükemmeli beklerken mevcut vazifeyi terk etmez.Ayrıca BakınızHAKKI BULDUKTAN SONRA EHAK İÇİN İHTİLÂFI ÇIKARMA / LEMAATTEVEKKÜLDE ÖLÇÜ NEDİR? ALLAH'IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAKKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.343Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.137

6.586

Dünya ve Ahiret Meyvelerini İstemek

29. mektup, 9. kısım, 6. telvih, 3. nokta da üstadımızın tarikatle ilgili bazı teşhisleri var.....Diyor ki: "Bu dünya darül hizmettir..Darül mukafat değil...Madem hakikat budur uhreviyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir...Cunki cennetin meyveleri gibi, kopardıkça yerine gelmek sırrıyla baki hükmünde olan amel-i uhrevi meyvesini, bu dünyada fani bir surette yemek,kar-ı akıl değildir...Baki bir lambayı, bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lamba ile o mübadele etmek gibidir............." Burada anlamadığm olay şudur: Uhrevi neticeleri veren şeyleri insan neden istemesin? Baki olan lamba,uhrevi ezvakları burada istemekle neden sönüyor?Yani bu olay niye 2 şıkka indirgeniyor: A)Ya bu dünyada geçici alırsın mükafatını B)Ahirett lamban ebedi yanar.....Biz, hem bu dünya için isteyelim o zevkleri, ücretleri v.s hemde ahiret icin.....Yani Allah niye hem bu dünyada hem ahirette vermiyor bu zevkeleri? Yani işin garip tarafı bu zevkerde nefsi değil.

Kadınların Kol ve Bacak Kıllarını Alması Caiz midir? Vücut Kıllarının Temizlenmesinin Dini Hükmü Nedir?

İslam fıkhına göre kadının kol ve bacaklarındaki kılları temizlemesinde (ağda, epilasyon, tıraş vb. yöntemlerle almasında) dinen hiçbir sakınca yoktur ve caizdir. Vücudun bu bölgelerindeki kılların alınması genel olarak mübah kılınmıştır. Koltuk altı ve kasık (etek) kıllarını temizlemek kadın ve erkek için fıtrat gereği sünnettir. Kol, bacak, göğüs ve sırt gibi bölgelerdeki tüylerin alınması caizdir. Ayrıca kadının yüzünde sonradan çıkan sakal ve bıyık benzeri sert kılların temizlenmesi de caiz ve hatta müstehaptır.1Ayrıca estetik veya kişisel bakım amacıyla lazer epilasyon ya da ağda yaptırırken, kadının kadınlara karşı olan avret mahallini (göbek ile diz kapağı arasını) bir başkasına açması ve baktırması dinen kesinlikle helal değildir.2Ayrıca BakınızVÜCUT KILLARIVÜCUTTA BULUNAN KILLARIN HİKMETLERİ/FAYDALARIKASIK VE KOLTUK ALTI KILLARINI TEMİZLERKEN TIRAŞ MAKİNESİ KULLANMAK CAİZ MİDİR?KADINLARIN KAŞ YAPTIRMASI (KAŞ KONTÜRÜ)KADININ YÜZÜNDEKİ TÜYLERİ VE KAŞLARINI ALMASININ HÜKMÜKAŞLARIN RENGİNİ AÇTIRMAK (TEŞKİR) CAİZ MİDİR?KaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 228-229.Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 337.

Mesnevi-i Nuriye Nasıl Bir Eserdir? Hangi Konuları Ele Alır, Hangi Risalelerden Oluşur ve Ne Zaman Telif Edilmiştir?

ESERİN KİMLİĞİRisâlenin İsmi: el-Mesnevî en-Nûrî el-Arabî Türkç: Mesnevî-i Nuri'yeTelif Tarihi ve Yeri: 1921-1923 yılları arasında büyük kısmı İstanbul'da, bir kısmı ise Ankara ve Van'da telif edilmiştir.Dili: Arapçadır.Konusu: Allah'ın varlığı ve birliği başta olmak üzere imanın esaslarını ve İslam'ın hakikatlerini akıl ve kalbi birleştirerek ispat eder.Müellife Göre Değeri: Bediüzzaman Hazretletine göre sonradan telif ettiği Risale-i Nurların çekirdeği, fidanlığı hükmündedir.Risalenin Metodu: Gaye ve Nizam delili, Kıyas-ı Temsili, Burhan-ı İnni, Burhan-i Limmî vs.Bediüzzaman Hazretleri, Mevlâna Hazretleri'nin meşhur kitabı Menevî-i Şerif'in mübarek isminden alarak "Risale-i Nur'un Mesnevî'si" anlamında "Mesnevî-i Nuriye" adını vermiştir. Mesnevî, beyitler halinde yazılan eserlere denir.Bu eser de kısa paragraflar halinde yazıldığından Mesnevî-i Şerif'in beyitlerine benzetilerek ve onun gibi hakikat ve ilim deryası olduğuna telmihen bu isim verilmiş olsa gerektir.Bediüzzaman Hazretlerinin onayından geçen, Risale-i Nur talebelerinin şu sözü bu risalenin kıymet ve ehemmiyetini ortaya koymaktadır:Kur'anın Arabî bir tefsiri ve Risale-i Nur'un Arabî Mesnevî-i Şerifi olan ve Zülfikar büyüklüğünde ve altunla yazılmağa lâyık bir mecmua dahi inşâallah teksir edilecek.1Evet Kur'ânın bir tefsiri olan ve çok derin ve büyük hakikatleri ihtiva eden ve telif edildiğinde alimlerin de beğenisini alan bu risale hakikaten altınla yazılmaya layıktır.Mesnev-i Nûriye eserinde şu risaleler bulunmaktadır:MukaddimeLemalar RisalesiReşhalar RisalesiLâsiyyemâlarKatre RisalesiKatrenin ZeyliHabab RisalesiZeylü'l-HababHabbe RisalesiZeylü'l HabbeZeylü'l-ZeylZehre RisâlesiZerre RisâlesiŞemme RisâlesiOnuncu RisâleOn Dördüncü ReşhaŞu'le RisâlesiŞu'le' nin ZeyliNokta RisâlesiOn Dördüncü Lem'a'nın İkinci MakamıFihristDuaMUKADDİMEMukaddime Beş Nokta'dır. Bu kısımlarda;Bediüzzaman Hazretleri, Mesnevi-i Nuriye eserinin mahiyetini izah eder.Kur'an'ın dersiyle İmam Gazali (ra), İmam Rabbani (ra) ve Mevlana Celaleddin-i Rumi (ra) gibi kalp, ruh ve akıl gözleri açık bir şekilde hakikate yol bulduğunu ifade eder.Eski Said'den Yeni Said'e geçiş döneminde Arapça olarak Lem'alar, Habab, Katre, Habbe, Zehre, Zerre ve Şemme gibi risaleler telif eder.Mesnevi-i Nuriye'nin Risale-i Nur'un bir çekirdeği olduğunu ve bu eserde hakikatlere gayet kısa işaretler yapıldığından dolayı ancak dikkatli alimler tarafından anlaşılabileceğini belirtir.Bu eserdeki her bir i'lemin adeta ayrı bir risalenin şifresi olduğunu ifade eder.LEM'A'LARTevhidin yani Allah'ın varlığının ve birliğinin on dört delilini barındıran bu risale Risale-i Nur'daki yirmi ikinci sözün temelidir.REŞHALAR RİSALESİRisale-i Ahmediyeyi yani Peygamber Efendimizin (sav) peygamberliğini çok güçlü delillerle ispat eden bu risale on dokuzuncu sözün temelidir.LÂSİYYEMÂLARKelime anlamı olarak 'özellikle' demektir. Haşri konu alan bu risale bir yönden onuncu söz haşir risalesinin temeli ve yirmi sekizinci sözün Arapça ikinci makamının Türkçesidir.KATREBediÜzzaman Hazretleri'nin nefis ve şeytanıyla yaptığı mücadelelerden Kur'ân'dan aldığı ders ile zaferle ayrıldığını anlatan bu risalede her bir kelime kazandığı zafere işaret eder.Bu risale bir Bâb, bir Hâtime, dört Hakikat, beş Nükte, beş Nokta ve İ'tizardan oluşmaktadır.KATRENİN ZEYLİBediüzzaman Hazretleri, On Sekiz Remiz'de on sekiz farklı konuyu ele alır.HABAB RİSÂLESİBediüzzaman Hazretleri bu risâlede 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak kırk farklı hakikate, sonradan on yedinci söze de alınmış olan bir farisî münacata ve Türkiye Büyük Milet Meclisinde irat ettiği namaza dair hutbeye yer vermektedir.ZEYLÜ'L-HABABHabab Risâlesi'nin Zeyli olan bu kısımda ise Bediüzzaman Hazretleri yine 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak on sekiz farklı hakikati izah etmektedir.HABBE RİSÂLESİBu parçada ise her defasında 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye söze başlayarak otuz bir farklı hakikati izah etmektedir. Sonunda ise Bediüzzaman Hazretleri'nin Arapça hüzünlü bir duası bulunmaktadır.ZEYLÜ'L-HABBEHabbe Risâlesi'nin Zeyli olan bu kısımda ise 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak on dokuz farklı hakikati izah etmektedir.ZEYLÜ'Z-ZEYLZeylin Zeyli olan bu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak altı farklı hakikati izah ederZEHRE RİSÂLESİBediüzzaman Hazretleri'nin Arapça yazdığı risalelerden biridir. Hz. Üstad daha sonra kendisi Türkçeye çevirmiş ve On Yedinci Lem'a ismini vermiştir. Bu risale On Yedi Nota'dır. Her bir notada farklı hakikat izah edilmiştir.,ZERRE RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak otuz dört farklı hakikati ele almıştır.ŞEMME RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak yirmi iki farklı hakikati izah etmiştir. Sonunda ise Hz. Üstad'ın, Abdükâdir-i Geylanî Hazretlerinin (ra) diliyle yaptığı dua vardır.ONUNCU SÖZBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak kırk dokuz farklı hakikati izah etmiştir. Bu risale Onuncu Söz Haşir Risalesi İle karıştırılmamalıdır.ON DÖRDNCÜ REŞHAPeygamber Efendimiz (sav)'in nübüvvet delillerinin ve Kur'ân'ın tarifinin, tekrarlarındaki hikmetin, üsluptaki bazı özelliklerini açıklayan Altı Katre ve Allah'ın isimlerinde kullanılan üstünlük zarfı 'EN'in tevhide eksiklik getirmediğin açıklayan bir tane 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayan bölümden oluşmaktadır.ŞU'LE RİSÂLESİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak on altı farklı hakikati izah etmektedir.ŞU'LENİN ZEYLİBu risalede ise Bediüzzaman Hazretleri 'إعلم أيها العزيز' yani 'Bil Ey Aziz' diye başlayarak beş farklı hakikati izah etmektedir.NOKTA RİSÂLESİÜç kısımdır.Birinci Kısım: Tevhidin dört geniş delilini gösterir.,İkinci Kısım: Haşir, Melaike ve Beka-i Ruha ait hakikatlerini izah eden kısımdır. Ancak bu hakikatleri yirmi dokuzuncu söz parlak bir şekilde izah ettiğinden Mesnevî-i Nuriyye risalesine alınmamıştır.Üçüncü Kısım: Nurun İlk Kapısı adında müstakil olarak yazılmıştır.ON DÖRDÜNCÜ LEM'ANIN İKİNCİ MAKAMIBesmelenin altı mühim sırrı izah edilir.FİHRİSTRisale-i Nur talebeleri tarafından Mesnevî-i Nuriye'ye yazılan ilk fihrist'tir.DUASonunda ise Bediüzzaman Hazretleri'nin âdeti olduğu üzere Ahmed Hüsrev Efendi'ye ve yardımcılarına dua ile bitirir.Ayrıca BakınızMESNEVİ-İ NURİYE İSMİEMİR ÂLEMİ / KALP ÇEKİRDEĞİ / MESNEVİ-İ NURİYEİŞARATÜL İCAZ MESNEVİ İ NURİYE TERCÜMELERİ"BİR MEYVE BİR ŞECERENİN BİR MİSÂL-İ MUSAGGARIDIR" CÜMLESİNİN İZAHI / MESNEVİ-İ NURİYEKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4 s. 442

"Her Şey İçin İki Suret ve Şekil Vardır. Biri Maddiyedir... Diğeri Ma'kuledir..." Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:...Arkadaş! Her şey için iki sûret ve şekil vardır. Biri maddiyedir ki, âdetâ bir gömlek gibi her şeyin vücûduna göre kaderin takdîriyle biçilmiş şu görünen suretlerdir. Diğeri ma'kūledir ki, bir şeyin yaşadığı bir ömürde mürûr-u zamanla değiştirdiği muhtelif maddî sûretlerin ictimâından tasavvur edilen bir sûret-i vehmiyedir.1Bu kısım,, Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini ispat eden yerlerden birisidir. Bediüzzaman Hazretleri ilgili yerde bir atom üzerinden örnek vermektedir. Havadaki veya topraktaki bir atom, herhangi bir bitkinin, çiçeğin, meyvenin içine girebilir. Hangi ortama girerse girsin, oraya dahil olduğu andan itibaren o ortamın içinde çalışmaya başlar. Ardından o bitkiyi veya meyveyi bir hayvan veya bir insan yese, o hayvanın veya insanın bir herhangi biri organında çalışmaya başlar.Bitkiler, çiçekler, meyveler, hayvan ve insanların organları… Bunların herbirisi adeta birbirinden çok farklı fabrikalardır. Aynı atom bu fabrikaların hepsine girebiliyor. Hangisine girse, sanki senelerdir o fabrikanın işçisiymiş gibi çalışıyor.Buna şöyle bir örnek verebiliriz. Bir insan hangi fabrikaya girse, birden bire büyük bir usta gibi çalışmaya başladığını farzedelim. Otomotiv, tekstil, gıda, kimya, demir-çelik, cam, elektronik, çimento, ayakkabı, vs. Hangi fabrikaya girse, o anda hiç acemilik göstermeden ustalığını konuşturuyor. Bu durumu gördüğümüzde, bu kişinin normal bir insan olmadığını, olağan üstü güçlere sahip olduğunu düşünürüz.Atomların hâli, bu örnekten çok daha gariptir. Çünkü farklı fabrikalara girip çalışan insan akıl sahibidir. Fakat atomlar, akıl ve şuur sahibi olmamalarına rağmen, girdikleri her fabrikada en doğru bir şekilde vazifelerini yerine getirmektedirler. Bu durum, o atomların kendi kendilerine değil, sonsuz bir kudret tarafından idare edildiklerini ispatlamaktadır. Sadece atomlar dahi, bize Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini göstermek için yeterlidir.Başka bir örnek ise, meyvelerin çekirdekleridir. Bir çekirdek toprağa düşünce ağaca dönüşür. Çünkü o ağacın nasıl şekilleneceğine dair olan kanunlar, mucizevi bir şekilde ağaçın meyvelerinin çekirdeklerine kaydedilir. Daha sonra da o çekirdeğe kayıtlı olan o kodlar, mucizevi bir şekilde toprak tarafından okunarak yeni bir ağaca dönüşür. Bu işleri ağaca, çekirdeğe, toprağa vermek mümkün değildir. Yine, bütün kâinatı içine alan sonsuz bir ilim ve kudrete ihtiyaç vardır.İşte tam da burada Bediüzzaman Hazretlerinin “ma'kūle” kavramıyla ifade ettiği hakikat ortaya çıkmaktadır. Çünkü bir varlığın şu anki hâli ve görüntüsü Cenab-ı Hakk'ın varlığını ve birliğini ispat eder. Fakat zaman içerisinde o varlığın başına gelen olaylar, bunu çok daha güçlü bir şekilde ispatlar. Atomların varlıklar içine girip çalışması, ağaçların programlarının çekirdeklere kaydedilmesi, hayvanların programlarının yumurtalara kaydedilmesi, bitkilerin programlarının tohumlarına kaydedilmesi, tekrar o programlardan ağaçların, hayvanların, bitkilerin ortaya çıkması o kadar büyük icraatlardır ki, ancak sonsuz ilim ve kudret sahibi olan bir Zât bunları yapabilir.Dolayısıyla bir varlığın şu anki hâline göre, hayatı boyunca geçirdiği bütün hâller, Cenab-ı Hakk'ı daha aşikar gösterir. Bediüzzaman Hazretleri bu önemli noktayı göz önüne koyarak bizlere çok farklı bir bakış açısı kazandırmıştır.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.29-30.

Kadınların Kabir Ziyareti Yapması Caiz midir? Hanefi ve Şafii Mezheplerine Göre Hükmü Nedir?

Kadınların kabir ziyaretinde bulunmaları hakkında Hanefi ve Şafii mezheplerine göre üç sorum var:Kadınların hayızlı veya temiz oldukları dönemlerde kabir ziyareti yapmaları caiz midir?Kadınların bu dönemlerde sık sık kabir ziyareti yapmalarında bir sakınca var mıdır? Bu durum takva ve fazilet açısından uygun mudur?Halk arasında, kadınların hayızlı veya temiz oldukları dönemlerde kabir ziyareti yaparken avret mahallerine yedi kat örtü koymaları gerektiği söylenmektedir. Bu iddianın Hanefi ve Şafii mezheplerinde bir dayanağı var mıdır? İzah eder misiniz?

"Ekser Mevcudatın Tesbihat ve İbadetlerine Müdahale Ederek Zabitlik ve Müşahidlik Derecesine Çıksın..." Ne Demektir?

Bediüzzaman Hazretleri'nin Haşir Risalesi'nde geçen “Acaba hiç kabil midir ki, … ekser mevcudatın tesbihat ve ibadetlerine müdahale edip zabitlik ve müşahedelik derecesine çıksın da, … Mahşere gidip mahkeme-i kübrayı görmesin? Hayır ve asla!” ifadelerindeki “tesbihat ve ibadetlerine müdahale etmek” tabirini nasıl anlamalıyız?Mevcudatın Cenab-ı Hakk'ı tesbih etmesinin yanı sıra, ineğin süt vermesi ve arının bal yapması gibi fıtri vazifelerinin de bir nevi ibadet olduğunu biliyoruz. Bu çerçevede insanın namaz ve tefekkür yoluyla diğer varlıkların ibadetlerini manen Cenab-ı Hakk'a takdim etmesinin yanı sıra; arıcılık yapması, hayvanları sevk ve idare etmesi ve tabiattan istifade etmesi gibi fiili faaliyetleri de bu ifadeler kapsamında değerlendirilebilir mi? Konuyu bu yönleriyle izah edebilir misiniz?

Birini İncitmek, Kalbini Kırmak ve Hayal Kırıklığına Uğratmak Kul Hakkına Girer mi?

Evet, insanları incitmek, kalplerini kırmak, umutlarıyla oynamak ve onları üzmek de kul hakkı kapsamına girer. Kul hakları; insanların canları, bedenleri, manevi şahsiyetleri ve saygınlıklarıyla ilgili kişilik haklarının yanı sıra mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklarını da kapsar1Kul hakkı denildiğinde genellikle bir kimsenin malını veya parasını haksız yere almak, borcunu ödememek, diyet hakkını ihlal etmek ya da bir başkasının maddî zarara uğramasına sebep olmak gibi durumlar akla gelir. Hâlbuki kul hakları maddî ve mânevî olmak üzere ikiye ayrılır. Mânevî kul hakları, çoğu zaman göz ardı edilen, yeterince önemsenmeyen ve ihlal edildiğinde helalleşilmesi gerek görülmeyen haklardandır. Hak kavramı, öncelikle korunması ve gözetilmesi gereken değerleri ifade eder. Bu çerçevede insanın bedenine ve malına yönelik haksız müdahaleler maddî hakların, kalbine ve ruhuna verilen zararlar ise mânevî hakların ihlali olarak değerlendirilmektedir.2Dolayısıyla bir kimsenin duygularıyla bilerek oynamak, onu kırmak, incitmek veya zor durumda bırakmak da başkasının hakkını ihlal etme kapsamına girer. Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), insanlara karşı güzel ahlaklı olmayı, onların haklarını gözetmeyi ve incitici davranışlardan kaçınmayı öğütleyen pek çok hadis buyurmuştur. Bunlardan birkaçını zikretmekle yetineceğiz. Bu hadislerden bazıları şöyledir:(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir de Allah'ın yasakladıklarını terkedendir.3Kim, cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulmayı isterse, ölümünü, Allah'a ve âhirete inanmış olarak karşılasın. Bir de başkalarına karşı, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davransın.4Mü'min; insanları kötüleyen, lânetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir.5Muâz b. Cebel şöyle anlatır: “Bir gün, "Ey Allah"ın Resûlü, beni cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana söyle." dedim. Buyurdu ki, "Büyük bir şey sordun ama o, Allah Teâlâ"nın kolaylaştırdığı kimse için kolaydır. Allah"a ibadet eder, O"na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve Kâbe"yi haccedersin." Sonra da dedi ki, "Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, bir kalkandır. Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da günahları söndürür. Geceleyin bir kimsenin namaz kılması da böyledir." Daha sonra, "Onların vücutları (gece namaz kılmak için) yataklarından uzaklaşır, korku ve ümitle Rablerine dua ederler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar. Onların yaptıkları amellere mükâfat olarak kendileri için göz aydınlığı olacak nimetlerden neler gizlenmiş olduğunu şimdi kimse bilmez." 67 mealindeki âyetleri okudu. Ondan sonra, "Dinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah"ın Resûlü." dedim. "Dinin başı teslimiyet, direği namazdır, zirvesi de cihaddır." buyurdu. Ondan sonra da "Bu dediklerimin hepsini kemale erdiren ve tamamlayan şeyin ne olduğunu sana söyleyeyim mi?" diye sordu. "Evet, ey Allah"ın Resûlü." dedim. Mübarek dilini eliyle tutup, "İşte şunu tut." buyurdu. "Ey Allah"ın Resûlü, biz söylediğimiz sözler sebebiyle de mi sorgulanacağız?" dedim. Resûl-i Ekrem, "Annen hasretine yansın ey Muâz! İnsanları yüzükoyun burunları üzerinde sürünerek cehenneme götüren, dilleriyle kazandıkları değil midir? " buyurdu.”6Görüldüğü gibi hadislerde, insanların onurunu, şerefini ve saygınlığını zedelemenin normal bir davranış olarak görülemeyeceği; mânevî hakların da can ve mal hakları gibi korunması gereken önemli haklar olduğu açıkça ortaya konulmuştur.Ayrıca BakınızKUL HAKKINDA SADECE HELALLİK İSTEMEK YETERLİ MİDİR? KUL HAKKI NASIL TELAFİ EDİLİR?KUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI? KUL HAKKI İLE ALLAH'IN HAKKI ARASINDAKİ FARK NEDİR?KUL HAKKI İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER NELERDİR?KUL HAKKI VE TEVBEKUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI? KUL HAKKI İLE ALLAH'IN HAKKI ARASINDAKİ FARK NEDİR?KaynakçalarMustafa Çağrıcı, “Kul Hakkı”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 2Ocak 2020).Sancaklı, Saffet. “Hadisler Bağlamında Kul Hakkı Açısından Trafik Olgusunun Analizi / Değerlendirilmesi.” İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 6/2 (Güz 2015), 11-12.Buhârî, Îmân 4, 5, Tirmizî, Kıyâmet 52, Îmân 12; Nesâî, Îmân 8, 9, 11Müslim, İmâre 46. İbni Mâce, Fiten 9Tirmizî, Birr,48Tirmizî, “İmân”, 8.

“Sevap Cihetinde Yaşıyorum, Yalnız Günah Cihetinde Ölüyorum” Ne Demektir? Şirket-i Maneviye Dahil Olmanın Şartları Nelerdir?

21. Lem'a'nın 2. Düsturu'nun haşiyesinde geçen “O rûhlar vâsıtasıyla sevâb cihetinde yaşıyorum, yalnız günâh cihetinde ölüyorum.” ifadesiyle ilgili üç sorum var:Bu sözün kaynağı nedir? Konu ile ilgil ayet ve hadisler nelerdir?Bu manevi ihsan bütün Ehl-i sünnet toplulukları için geçerli midir? Herhangi bir Ehl-i sünnet topluluğuna mensup kişi bu ifadeyi kullanabilir mi?Bu ihsandan faydalanmak için mutlaka bir topluluğa mensup olmak gerekir mi? Kendini ümmete ait hisseden, Müslümanlarla beraber olup onlara hizmet eden, ancak belirli bir topluluğa katılmak istemeyen bir kişi de ümmetin sevabından hissedar olabilir mi?