Sorular

7.572

Kâinat ve Dünyanın Yaşı Risale-i Nur'da Nasıl Ele Alınmaktadır?

Risale-i Nur'da dünya ve kâinatın yaşı hakkında olmasa da ömrü hakkında şu şekilde bir izah vardır:Madem eyyâmın lisân-ı şer'îde böyle ıtlâkātı var. İlm-i tabakātü'l-arz ve coğrafya ve târîh-i beşeriyet ulemâsınca, nev'-i beşerin yedi bin sene değil, belki yüz binler sene geçirdiğini teslîm de etsek, “Âdem'den kıyâmete kadar ömr-ü beşer yedi bin senedir” olan rivâyet-i meşhûrenin sıhhatine ve beyân ettiğimiz altı bin altı yüz altmış altı sene nûr-u Kur'ân hüküm-fermâ olduğuna münâfî olamaz ve cerh edemez. Çünki eyyâm-ı şer'iyenin, dört saatten elli bin seneye kadar hükmü ve şumûlü var.1Bu parçada geçen “eyyâm (günler)”, şer'î lisanda (İslam'da) yalnızca yirmi dört saatlik gün mânâsına gelmez. Kur'ân-ı Kerîm'de bir günün bazen bin yıl, bazen elli bin yıl olarak zikredilmesi, zamanın farklı ölçülerle ifade edilebildiğini gösterir. Bu sebeple, “Âdem'den kıyâmete kadar ömr-ü beşer yedi bin senedir” rivayeti de sadece bizim bildiğimiz dünya yılına göre anlaşılmaz. Buradaki “yedi bin sene” ifadesi, daha geniş bir zaman ölçüsüne işaret eder. Çünkü zaman her yerde aynı şekilde işlemez; farklı âlemlerin ve büyük varlıkların kendilerine mahsus zaman ölçüleri vardır. Bediüzzaman Hazretleri de bu rivayeti açıklarken yalnızca dünya yılı hesabına bağlı kalmamış, “eyyâm-ı Rabbâniye” çerçevesinde daha geniş bir zaman anlayışına dikkat çekmiştir.Burada asıl maksat, kesin bir tarih hesabı vermek değildir. Esas nazara verilen husus, Kur'ân-ı Kerîm'in insanlık hayatı üzerindeki hükümferma mevkisidir. Bu bakımdan, rivayette geçen zaman ifadelerini dar ve tek ölçülü bir takvim anlayışıyla değil, Kur'ân'ın işaret ettiği geniş zaman tasavvuru içinde değerlendirmek gerekir. Kur'ân-ı Kerîm'de bir günün bin yıl ve elli bin yıl olarak ifade edildiği âyetler de bunu göstermektedir. Bu hususa dair iki ayeti aşağıya alıyoruz:İnârcıların alayla istedikleri azabın mutlaka geleceğini, Allah'ın vaadinden dönmeyeceğini ve O'nun katındaki bir günün, insanların hesabıyla bin yıla denk olduğunu vurgular2Yukarıdaki ayet-i kerimede bir gün bin yıl olarak ifade edilmiştir.Melekler ve rûh O'na, miktarı elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkar.3Bu ayet-i kerimede ise bir gün elli bin yıl olarak ifade edilmiştir. Gün kavramı Peygamberimizin (sav) hadis-i şeriflerinde de farklı şekilde ifade edilmiştir.Numune olması yönünden bir hadis-i şerifi buraya alıyoruz:Rivâyette var ki: “Ümmetim istikametle gitse, ona bir gün var.” Yani 4ف۪ي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُٓ اَلْفَ سَنَةٍ âyetinin sırrıyla, bin sene hâkimâne ve mükemmel yaşayacak. “Eğer istikametle gitmezse, ona yarım gün var.” Yani ancak beş yüz sene kadar hâkimiyetini ve gâlibiyetini muhâfaza eder. اَللّٰهُ اَعْلَمُ bu rivâyet kıyâmetten haber vermek değil, belki İslâmiyet'in gâlibâne hâkimiyetinden ve hilâfetin saltanatından bahseder ki, ayn-ı hakîkat ve bir mu'cize-i gaybiye olarak aynen öyle çıkmış. Çünki hilâfet-i Abbâsiyenin âhirlerinde onun ehl-i siyâseti, istikameti kaybettiği için beş yüz sene kadar yaşamış. Fakat ümmetin hey'et-i mecmûası ise, istikameti kaybetmediğinden, hilâfet-i Osmâniye imdâda gelip bin üç yüz sene kadar hâkimiyeti devam ettirmiş. Sonra Osmanlı siyâsiyyûnları dahi istikameti muhâfaza edemediklerinden, onlar da ancak hilâfetle beş yüz sene yaşayabilmiş. Bu hadîsin mu'cizâne ihbârını, hilâfet-i Osmâniye kendi vefatıyla tasdîk etmiş.5Ümmetin istikamet üzere, yani Kur'an ve sünnet ölçülerinde hareket ettiği takdirde ona bir gün verilmiştir. Buradaki “bir gün” ifadesi, dünyevî ölçüyle değil, İslami ölçüyle bin yıl olarak anlaşılmalıdır. “Yarım gün” tabiri ise beş yüz yılı ifade eder. Tarihî süreç incelendiğinde Abbâsî Devleti'nin yaklaşık beş yüz yıl hüküm sürdüğü görülmektedir. Ümmetin çoğunluğu istikameti kaybetmediği için bu hâkimiyet Osmanlı Devleti ile devam etmiş, Osmanlı hilâfeti yaklaşık beş yüz sene boyunca İslâm'ın hâkimiyetini sürdürmüştür. Ancak son dönemlerde Osmanlı idarecileri istikameti muhafaza edemediklerinden, hilâfet beş yüz yıl kadar devam etmiş ve nihayetinde yıkılış sürecine girmiştir. Böylece Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) mucizâne beyanı tarihî gerçeklikle tasdik edilmiştir. Hadis-i şerifte geçen bir gün ifadesi bin yıl olarak gerçekleşmiştir.Bir diğer husus da dünyanın yaşının yedi bin yıl olduğuna dair ifadelerin gerçeği yansıtmamasıdır. İslam'da evrenin ve kâinatın yaşı ile ilgili net ifade yoktur. 7000 yıl ifadesi sahih hadis-i şeriflerde geçmemektedir. Dünyanın yaşının kaç olduğu mevzusu bu yönüyle İslam'la çelişmemektedir.6Aynı zamanda bazı ayet ve hadisler müteşabihtir. Yani anlamı açık olmayan, birden fazla ihtimal taşıyan ve tefsire ihtiyaç duyan ifadelerdir. Meseleye böyle baktığımızda zaman dilimleri de değişir. Mesela Allah katında bir gün dünya günlerinden binlerce güne denk olabilir. Güneş'e göre gün ayrıdır, Antares'e göre gün ayrıdır. Dünya yılı ayrıdır, ahiret yılı ayrıdır. Yukarıdaki paragrafta anlattığımız kâinatın altı günde yaratılması da buna kıyas edilebilir.Sonuç olarak, Kur'ân-ı Kerîm'de Allah katındaki bir günün bazen bin yıl, bazen de elli bin yıl olarak ifade edilmesi, zamanın farklı ölçülerle değerlendirilebildiğini göstermektedir. Bu itibarla, rivayette geçen “yedi bin sene” ifadesi ilâhî zaman ölçeğine göre anlaşılabilir. Böyle değerlendirildiğinde, insanlığın yaşının ilmî verilerle yüz binlerce yıl olarak tespit edilmesiyle bu rivayet arasında bir çelişki kalmaz. Kısacası, dinî metinlerde geçen “gün” ve “sene” ifadelerini sadece kullandığımız dünya takvimine göre değil, daha geniş bir zaman tasavvuru içinde ele almak gerekir.Ayrıca BakınızKAİNATTA TEFERRUAT VE TESADÜFKAİNATTA ÖLÇÜSEYYAR DÜNYALAR SEYYAL KAİNATLARALLAH ZAMANDAN MÜNEZZEH OLDUĞUNA GÖRE KUR'AN'DAKİ " GÜN, GECE, ÖNCE VE SONRA" GİBİ ZAMAN İFADELERİ NASIL ANLAŞILMALIDIR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Barla Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.137Hac 22/47Mearic 70/4Mearic 70/4Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 83Clair Cameron Patterson, “Meteoritlerin ve Dünyanın Yaşı”, Geochimica et Cosmochimica Acta, 1956, cilt 1, sayfa 90036.