Sorular

20

Arkasından Konuşulan Kişinin Kulağının Çınlaması

Bu konuyla alakalı sahih kaynaklarda dini bir bilgiye ulaşamadık. Bununla beraber Allah insanı mükemmel bir donanımla / fıtratla yaratmıştır. Dolayısıyla hiss-i kable'l-vuku' gibi latifelerimizle hakkımızda hayır ya da şer konuşulunca Rabbimizin bize hissettirmesi de mümkündür. Sahih bir rivayet bu hususta bulunmamakla beraber Müslüman toplumda örf ve kültür olarak bu durum söylenegelmiştir.Psikolojik olarak da duymak istenilmeyen veya duymaktan korkulan durumlarda kulak çınlaması olduğu psikologlar tarafından dile getirilmekte. Bizler bu konuda bilgi sahibi değiliz. Kulak çınlaması ile ilgili bir rivayet şöyledir:"Sizden birinizin kulağı çınladığı zaman beni zikretsin, üzerime salavat getirsin ve şöyle desin:  Beni ananı, Allah da hayırla ansın"1Bazı âlimler bu hadisi zayıf olarak nitelendirmiş, bazı âlimler ise daha sağlam bir ifade olan hasen olarak nitelendirmişlerdir.2 Bu hadisten hareketle rivayetlerde kulak çınlaması zamanı Sevgili Peygamberimize (sav) salavat getirmek Müstehab olarak kabul edilmiştir.KaynakçalarTaberani, Sağır, 2/120, Kebir, 1/322Nûreddin el-Heysemî, Mecmeu'z-zevaid, Hadis No: 17096

13

Tavaf Nedir ve Nasıl Yapılır?

Tavaf, lügatta ziyaret etmek ve bir şeyin etrafında dolanmak manasınadır. Tavaf edene taif, tavaf edilen yere de metaf denir.Din deyiminde tavaf; Kâbe'nin etrafında yedi defa dönmekten ibarettir. Şöyle ki: Kâbe'nin güney tarafındaki bir köşesine Rükn-i Hacer ve diğer köşesine Rükn-i Yemenî denir. Rükn-i Hacer'de Hacerülesved denilen mübarek bir taş vardır ki tavafa buradan başlanır. Beyt-i Muazzama sola alınarak Kâbe'nin kapısına doğru gidilmek suretiyle Beyt'in çevresinde dolaşılır. Böylece Hacerülesved'den başlayarak yapılan bir dolaşım yine orada tamamlanmış olur. Buna bir "Şavt" denir. Aynı şekilde yedi defa yapılan şavt ile tavaf biter.Tavaf, bir nevi namazdır. Allahü Teâlâ'ya heyecan ve muhabbetle yapılan tâzimin bir nişanesidir. Allah'ın Arş'ı etrafında dolaşan kutsal meleklerin hâllerine bir benzeyiş şeklidir. Kâbe-i Muazzama, bu yaşanılan âlemde, göremediğimiz melekler âlemindeki İlâhî makamın bir görüntüsü yerindedir. Bu maddî Beyt'in çevresindeki beden hareketleri, melekler âleminde Arş çevresinde yapılan ruhânî hareketlerin birer işaretidir.Gerek tavafa başlarken gerek tavaf esnasında Hacerülesved'in önüne her geldikçe ona karşı durulur. Namaza durur gibi eller kaldırılır, tekbir ve tehlil getirilir. Mümkünse öpülür veya eller sürülür. Bu da mümkün değilse yalnız ona karşı eller yukarı kaldırılır, işaret yapılır ki buna "İstilâm" (selâmlamak) denilmektedir. Hacerülesved'e böyle el koymak, Yüce Allah'a ibadet ve itaat etmek üzere söz vermenin ve bunda kararlı olmanın bir nişanı demektir.Tavafın Çeşitlerine Gelince: Bunlar aşağıda yazıldığı şekilde beş kısımdır:Kudûm Tavafı: Taşradan Mekke-i Mükerreme'ye varılınca ilk yapılan tavaftır. Bu tavaf, âfâkîler (mikat dışında gelenler) için sünnettir. Buna Tavaf-ı Lika da denir. (İmam Mâlik'e göre bu tavaf vaciptir.)Ziyaret Tavafı: Arafat'tan döndükten sonra yapılan tavaftır. Buna "Tavaf-ı İfâze" de denir. İşte haccın iki rüknünden biri bu tavaftır ki dört şavtı farzdır.Sader Tavafı: Hac esnasında Mina'da taşlar atıldıktan sonra Mekke'ye inilince yapılan tavaftır. Buna "Veda Tavafı" da denir. Bu tavaf, mikat dışından gelenler (âfâkîler) için vaciptir. Bununla hac işleri (menâsik) tamamlanmış olur. Hacılar bu tavafla Kâbe'ye veda ederek vatanlarına dönmeye başlarlar. (Bu tavaf, Şâfiîler'de vacip veya sünnettir.)Nafile Tavaf: Mekke'de bulunan Müslümanların Kâbe etrafında zaman zaman yaptıkları nafile tavaftır. Böyle bir tavaf, mikat dışından gelenler için nafile namaz kılmaktan daha faziletlidir. Çünkü onlar her zaman bu şerefi elde edemezler.Umre Tavafı: Bunun dört şavtı, umrenin rüknünden olan tavaftır ve farzdır. Bunun yerine başka bir şey geçemez. Umre'de kudûm tavafı ile sader tavafı yoktur. Umre'ye ihramla başlanır, tıraş olmak veya saç kısaltmakla umreye son verilir.Tavaf esnasında tekbir ve tehlil getirilir, salât ve selâm okunur. Tavaf şavtlarını arka arkaya yapmak şart değildir. Bu tavaf, henüz tamamlanmadan namaz için veya abdesti tazelemek için bırakılırsa tavaf bozulmaz. Geri kalan kısım sonra tamamlanabilir. Tavaf sırasında kadınların erkeklerle aynı hizada bulunmaları tavafı bozmaz.1Hac, Hazret-i Peygamber'in (sav) hicretlerinin dokuzuncu yılında farz kılınmıştır. Bu sene Resûlüllah Efendimiz (sav) tarafından Ebû Bekir es-Sıddık (ra) hac emîri tayin buyurulmuştu. Hicretin onuncu yılında da Peygamber Efendimiz (sav) Mekke'ye yönelerek hac farizasını yerine getirmişlerdi.2Müslümanlar da, hac ibadetinin farzlarını, sünnetlerini ve âdâbını, Hz. Peygamber'in (sav) bizzat uygulayıp öğrettiği şekilde yerine getirirler.Ayrıca BakınızHAC İBADETİNİN MADDİ VE MANEVİ FAYDALARIUMRENİN ŞARTLARI / YAPILIŞ ŞEKLİKaynakçalarÖmer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Harf yayınevi, s. 382.Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali, Harf yayınevi, s. 389.

3.554

Müslüman Îsevî Ne Demektir? Bediüzzaman Hazretleri Bu Tabiri Hangi Anlamda Kullanmıştır?

Evet, Üstad Bediüzzaman bu tabiri kullanmıştır; fakat burada asıl mühim olan, ifadenin geçtiği bağlamdır. İlgili yer şöyledir:Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccâl komitesini, Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın dîn-i hakîkîsini İslâmiyet'in hakîkatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedâkâr bir Îsevî cemâati nâmı altında ve Müslüman Îsevîleri ünvânına lâyık bir cem'iyet, o Deccâl komitesini, Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın riyâseti altında öldürecek ve dağıtacak. Beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.1Yukarıda 29. Mektup'tan alıntıladığımız kısmı nazara alırsak, dinsizlik fikrini insanlığın başına musallat eden bir grup olduğu aşikârdır. Hiçbir değeri tanımayan, hiçbir dine saygısı olmayan bir toplum inşa etme fikirleri esasen çok eskilere dayanır. Bununla beraber burada ifade edilen "İsâ Aleyhisselâm'ın dîn-i hakîkîsi" ifadesi önemlidir. Bu kavram esasında şu anlama gelmektedir: İsâ Aleyhisselâm'a vahyedilen; şirkten ve teslis akidesinden uzak din kastedilir ki bu da tevhid inancı demektir. Bütün semavî dinler nazara alındığı zaman, esasında insan bozması kanun ve kurallar sâfileştirilince geriye hepsinin ortak referansı olan tevhid kalır. Dolayısıyla böylesine bir dönüşüm yaşandığı zaman artık Hristiyan değil; üstadın "Müslüman Îsevî" demesi de İsâ Aleyhisselâm'a olan muhabbetin bâkî kalmasından dolayıdır. Burada ifade edilen iş birliği ve dayanışmanın, dinsizlik akımlarının olduğu bir düzlemde olması dikkatlerden kaçmamalıdır.Bediüzzaman Hazretleri âhir zamanda ortaya çıkacak olan Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın vazifesini nasıl ve ne suretle yapacağını şöyle izah etmiştir:Âhirzamanda Hazret-i Îsâ aleyhisselâm gelecek. Şerîat-ı Muhammediye (asm) ile amel edecek; meâlindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabîiyenin verdiği cereyân-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, Îsevîlik dini tasaffî ederek ve hurâfâttan tecerrüd edip İslâmiyet'e inkılâb edeceği bir sırada; nasıl ki Îsevîlik şahs-ı ma'nevîsi vahy-i semâvî kılıcıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı ma'nevîsini öldürür. Öyle de Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm Îsevîlik şahs-ı ma'nevîsini temsîl ederek dinsizliğin şahs-ı ma'nevîsini temsîl eden Deccâl'ı öldürür. Yani inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.2Kıyamete doğru inkâr ve küfrün zemin bulması aslında bütün semavî dinler için tehlike demektir. Hristiyanların içinden bir grubun, âhir zamanda ortaya çıkacak olan İsâ Aleyhisselâm'la birlikte dinsizlik fikrine karşı mücadelesinde galip geleceği ve bu galibiyetin ancak ve ancak tevhid esaslı bir akidenin etrafında olacağı da anlaşılmaktadır. Hristiyanlığın hurafelerden arınmasını ise Üstad Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir:....İşte böyle bir sırada o cereyân pek kuvvetli göründüğü bir zamanda Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i ma'neviyesinden ibâret olan hakîkî Îsevîlik dini zuhûr edecek. Yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzûl edecek. Hâl-i hâzır Hristiyanlık dini, o hakîkate karşı tasaffî edecek. Hurâfâttan ve tahrîfâttan sıyrılacak. Hakāik-i İslâmiye ile birleşecek. Ma'nen Hristiyanlık bir nevi' İslâmiyet'e inkılâb edecektir. Ve Kur'ân'a iktidâ ederek o Îsevîlik şahs-ı ma'nevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbû' makamında kalacak. Dîn-i hak bu iltihâk neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.3"Hristiyanlığın tasaffi etmesi" demek, ana umdesi olan tevhid akidesine dönmesi olarak anlaşılmalıdır. Teslis denilen şirk modelinden uzak, arı duru bir tevhid inancına dönülmesi demektir ki bu da İslâmiyet'in dışında bir din olamaz. İslâmiyet ile hakîkî Îsevîliğin dinsizlik akımına karşı birleşeceğini Hz. Üstad şöyle haber verir:Dinsizlik cereyânına karşı ayrı ayrı iken mağlûb olan Îsevîlik ve İslâmiyet; ittihâd neticesinde dinsizlik cereyânına galebe edip dağıtacak isti'dâdında iken âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı Îsâ Aleyhisselâm, o dîn-i hak cereyânının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sâdık, bir Kadîr-i Küll-i Şey'in va'dine istinâd ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır.4İslâmiyet ve Hristiyanlık, ayrı ayrı kaldıklarında dinsizlik cereyanları karşısında zayıf düşebilmektedir. Fakat Îsevîler, Hazret-i Îsâ'ya gelen vahyin aslî esaslarına yönelip Müslümanlarla birleşirlerse, küfür ve dinsizlik fikirleri o kadar kolay üstünlük sağlayamaz.Burada asıl dikkat edilmesi gereken ifade “dîn-i hak”tır. Bununla kastedilen, bütün ilâhî dinlerin temelinde bulunan tevhid hakikatidir. Bu hakikat ise nihayetinde İslâmiyet'e tâbi olmayı gerektirir.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA GEÇEN "DİNSİZLİĞE KARŞI İSEVÎLERİN HAKİKİ DİNDARLARIYLA İTTİFAK ETMEK" NE DEMEKTİR?HRİSTİYANLIĞIN TASAFFÎSİ VE İSLÂMİYET'E İNKILÂBI NASIL ANLAŞILMALIDIR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2023, c. 2, s. 98.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 2.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 42.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 46.

4.528

Risale-i Nur Divitle mi Yazılmalı, Başka Kalemle de Yazılabilir mi?

Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur'ları yazmanın önemi ile ilgili şu hadis-i şerifi delil getirmektedir:Mahşerde ulemanın hakikat için sarf ettikleri mürekkep, şehitlerin kanıyla tartılır. O değerde olur.1Hadis-i şerifte, ibadet sayılması için mürekkep ibaresi geçiyor. Risale-i Nur, divit yerine dolma kalemle veya başka bir kalemle yazılabilir. Çünkü burada esas olan, kullanılan kalemin türü değil, yazma hizmetinin kendisidir. Bediüzzaman Hazretleri'nin döneminde talebeler genellikle divit ve mürekkeple yazıyorlardı. Asıl maksat, Kur'an hattıyla yazmak, çoğaltmak ve iman hizmetine katkıda bulunmaktır. Fakat yazının daha güzel olması için divit tercih edilmektedir.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR YAZISININ SÜNNET OLMASI İLE İLGİLİ DELİLLERKaynakçalarKenzül Ummal, c. 10, s. 141.