Evet, Üstad Bediüzzaman bu tabiri kullanmıştır; fakat burada asıl mühim olan, ifadenin geçtiği bağlamdır. İlgili yer şöyledir:Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı ulûhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesât-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccâl komitesini, Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın dîn-i hakîkîsini İslâmiyet'in hakîkatiyle birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedâkâr bir Îsevî cemâati nâmı altında ve Müslüman Îsevîleri ünvânına lâyık bir cem'iyet, o Deccâl komitesini, Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın riyâseti altında öldürecek ve dağıtacak. Beşeri inkâr-ı ulûhiyetten kurtaracak.1Yukarıda 29. Mektup'tan alıntıladığımız kısmı nazara alırsak, dinsizlik fikrini insanlığın başına musallat eden bir grup olduğu aşikârdır. Hiçbir değeri tanımayan, hiçbir dine saygısı olmayan bir toplum inşa etme fikirleri esasen çok eskilere dayanır. Bununla beraber burada ifade edilen "İsâ Aleyhisselâm'ın dîn-i hakîkîsi" ifadesi önemlidir. Bu kavram esasında şu anlama gelmektedir: İsâ Aleyhisselâm'a vahyedilen; şirkten ve teslis akidesinden uzak din kastedilir ki bu da tevhid inancı demektir. Bütün semavî dinler nazara alındığı zaman, esasında insan bozması kanun ve kurallar sâfileştirilince geriye hepsinin ortak referansı olan tevhid kalır. Dolayısıyla böylesine bir dönüşüm yaşandığı zaman artık Hristiyan değil; üstadın "Müslüman Îsevî" demesi de İsâ Aleyhisselâm'a olan muhabbetin bâkî kalmasından dolayıdır. Burada ifade edilen iş birliği ve dayanışmanın, dinsizlik akımlarının olduğu bir düzlemde olması dikkatlerden kaçmamalıdır.Bediüzzaman Hazretleri âhir zamanda ortaya çıkacak olan Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın vazifesini nasıl ve ne suretle yapacağını şöyle izah etmiştir:Âhirzamanda Hazret-i Îsâ aleyhisselâm gelecek. Şerîat-ı Muhammediye (asm) ile amel edecek; meâlindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabîiyenin verdiği cereyân-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, Îsevîlik dini tasaffî ederek ve hurâfâttan tecerrüd edip İslâmiyet'e inkılâb edeceği bir sırada; nasıl ki Îsevîlik şahs-ı ma'nevîsi vahy-i semâvî kılıcıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı ma'nevîsini öldürür. Öyle de Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm Îsevîlik şahs-ı ma'nevîsini temsîl ederek dinsizliğin şahs-ı ma'nevîsini temsîl eden Deccâl'ı öldürür. Yani inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.2Kıyamete doğru inkâr ve küfrün zemin bulması aslında bütün semavî dinler için tehlike demektir. Hristiyanların içinden bir grubun, âhir zamanda ortaya çıkacak olan İsâ Aleyhisselâm'la birlikte dinsizlik fikrine karşı mücadelesinde galip geleceği ve bu galibiyetin ancak ve ancak tevhid esaslı bir akidenin etrafında olacağı da anlaşılmaktadır. Hristiyanlığın hurafelerden arınmasını ise Üstad Bediüzzaman şöyle ifade etmektedir:....İşte böyle bir sırada o cereyân pek kuvvetli göründüğü bir zamanda Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i ma'neviyesinden ibâret olan hakîkî Îsevîlik dini zuhûr edecek. Yani rahmet-i İlâhiyenin semâsından nüzûl edecek. Hâl-i hâzır Hristiyanlık dini, o hakîkate karşı tasaffî edecek. Hurâfâttan ve tahrîfâttan sıyrılacak. Hakāik-i İslâmiye ile birleşecek. Ma'nen Hristiyanlık bir nevi' İslâmiyet'e inkılâb edecektir. Ve Kur'ân'a iktidâ ederek o Îsevîlik şahs-ı ma'nevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbû' makamında kalacak. Dîn-i hak bu iltihâk neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır.3"Hristiyanlığın tasaffi etmesi" demek, ana umdesi olan tevhid akidesine dönmesi olarak anlaşılmalıdır. Teslis denilen şirk modelinden uzak, arı duru bir tevhid inancına dönülmesi demektir ki bu da İslâmiyet'in dışında bir din olamaz. İslâmiyet ile hakîkî Îsevîliğin dinsizlik akımına karşı birleşeceğini Hz. Üstad şöyle haber verir:Dinsizlik cereyânına karşı ayrı ayrı iken mağlûb olan Îsevîlik ve İslâmiyet; ittihâd neticesinde dinsizlik cereyânına galebe edip dağıtacak isti'dâdında iken âlem-i semâvâtta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı Îsâ Aleyhisselâm, o dîn-i hak cereyânının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sâdık, bir Kadîr-i Küll-i Şey'in va'dine istinâd ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır.4İslâmiyet ve Hristiyanlık, ayrı ayrı kaldıklarında dinsizlik cereyanları karşısında zayıf düşebilmektedir. Fakat Îsevîler, Hazret-i Îsâ'ya gelen vahyin aslî esaslarına yönelip Müslümanlarla birleşirlerse, küfür ve dinsizlik fikirleri o kadar kolay üstünlük sağlayamaz.Burada asıl dikkat edilmesi gereken ifade “dîn-i hak”tır. Bununla kastedilen, bütün ilâhî dinlerin temelinde bulunan tevhid hakikatidir. Bu hakikat ise nihayetinde İslâmiyet'e tâbi olmayı gerektirir.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA GEÇEN "DİNSİZLİĞE KARŞI İSEVÎLERİN HAKİKİ DİNDARLARIYLA İTTİFAK ETMEK" NE DEMEKTİR?HRİSTİYANLIĞIN TASAFFÎSİ VE İSLÂMİYET'E İNKILÂBI NASIL ANLAŞILMALIDIR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2023, c. 2, s. 98.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 2.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 42.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 46.