Bağış Yap

Sorular

Rüya Ahiretin Varlığına Nasıl İşaret Eder? İslam'da Rüya ve Ahiret İlişkisi

Rüyalar, İslam düşüncesinde, kelamında ve tasavvuf geleneğinde insanın yalnızca fiziki/maddesel bir bedenden ibaret olmadığını; bedenden bağımsız bir ruha, bilince ve duyular üstü bir idrake sahip olduğunu gösteren en somut ve gündelik delillerden biri olarak kabul edilir. İnsanın her gece tecrübe ettiği uyku ve rüya halleri; gayb alemine ve ruha doğrudan, öldükten sonra yeniden dirilişi kapsayan ahiret hayatının varlığına ise dolaylı olarak işaret eder.Uykunun "Küçük Ölüm" (El-Mevtü'l-Asgar) Olması ve Dirilişe (Ba's) İşaretiRüyaların ahiret hayatıyla olan ilk ve en temel bağı, rüyanın gerçekleştiği zemin olan uyku halinin kendisidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de uykunun bir tür ölüp yeniden dirilme tecrübesi olduğu bildirilir.1 Hz. Peygamber'in (s.a.v.) de gece yatağına girdiğinde ve sabah uykudan uyandığında okuduğu dualar, uykuyu doğrudan ahiretteki dirilişin bir provası olarak anlamlandırmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yatağına girip sağ tarafına yattığında,"Allah'ım! Senin isminle ölür ve senin isminle dirilirim (yaşarım)" duasını okurdu. Uykudan uyandığında ise doğrudan ahiretteki dirilişe vurgu yaparak şu duayı ederdi: "Bizi öldürdükten (uyuttuktan) sonra dirilten ve öldükten sonra dirilip toplama (nüşur) ancak kendisine olacak olan Allah'a hamdolsun."2Hz. Peygamber (s.a.v.), insan zihnine her gece ve her sabah "uyku bağlamında" ölüm ile ahiretteki diriliş fikrini işlemektedir. İnsanın uykuya dalarken ruhunun elinden alınabileceğini, uyandığında ise kendisine yeni bir ömür verildiğini hissetmesi; öldükten sonra bedenin çürümesi ve ardından kıyamet günü tekrar diriltilmesi hakikatinin her gün yaşanan canlı bir kopyasıdır. Yukarıda zikredilen ve benzeri rivayetlere dayanılarak İslam literatüründe uyku "küçük ölüm" (el-mevtü'l-asgar), uyanmak ise "yeniden diriliş" (ba's ve nüşur) olarak adlandırılmıştır. Dolayısıyla uyku zemininde gerçekleşen "rüya" da bu açıdan dolaylı olarak ahirete işaret etmektedir.Gayb Âlemine (Âlem-i Misal) Açılan Pencere ve Salih Rüyalar (Mübeşşirat)İnsan uykudayken beden pasif hale gelir, gözler kapanır, kulaklar dış seslere tıkanır. Ancak insan rüyada görmeye, duymaya, hissetmeye, sevinmeye veya korkmaya devam eder. Bu durum, insan algısının sadece duyu organlarıyla sınırlı olmadığını, fiziki evrenin ötesinde bir "Âlem-i Misal" veya "Gayb Âlemi" bulunduğunu gösterir. Ebu Hüreyre'den (r.a.) nakledilen rivayette Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:"Benden sonra nübüvvetten geriye ancak 'mübeşşirat' kalacaktır" buyurmuştur. Ashab-ı kiramın: "Mübeşşirat nedir ey Allah'ın Resulü?" diye sormaları üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.): "Salih rüyalardır" cevabını vermiştir.3Yine Müslim ve Buhari'de yer alan birçok sahih rivayette Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:Müminin/Salih kişinin gördüğü rüya, peygamberliğin kırk altı cüz'ünden (bölümünden) bir cüzdür.4İslam alimleri bu hadisin bağlamını şöyle izah ederler: Hz. Peygambere (s.a.v.) vahiy gelmeden önce 6 ay boyunca gördüğü tüm rüyalar sabah aydınlığı gibi aynen gerçekleşmiştir (sadık rüyalar). 23 yıllık nübüvvet süresinin 6 ayı, 46'da 1 oranına denk gelir. Rüyanın peygamberlikten bir cüz sayılması; fiziki duyuların ötesinde, zamandan ve mekandan münezzeh ilahi bir bilgi kaynağının ve gayb âleminin var olduğunu gösterir. Gayb âleminin varlığı ise doğrudan gaybın en büyük hakikati olan ahiret hayatının imkanını ve gerçekliğini teyit etmektedir. Rüya, bu bağlamda ahirete dolaylı olarak işaret etmektedir.Berzah ve Kabir Âleminin Rüyalarda Tezahür EtmesiHz. Peygamber'in (s.a.v.) bizzat gördüğü ve ashabına anlattığı kapsamlı rüya hadisi, ahiretin ilk konağı olan berzah âlemini ve orada yaşanacak ceza ile mükafat durumlarını gayb penceresinden gözler önüne sermektedir. Semure b. Cündüb'ün (r.a.) naklettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), her sabah namazından sonra cemaate dönerek rüya gören olup olmadığını sorar ve anlatılanları tabir ederdi. Bir sabah kimse rüya görmediğini belirtince kendisi, Cebrail ve Mikail (a.s.) rehberliğinde yaşadığı berzah tecrübesini ashabıyla paylaşmıştır. Resulullah (s.a.v.) bu manevi seyahatte günahkârların kabirde çektiği azapları, Hz. İbrahim'in (a.s.) bulunduğu cennet bahçesini, çocukları ve şehitlerin makamlarını, vakti gelince kendi ulaşacağı makamı görmüştür.5 Bu nebevi beyan, rüya vasıtasıyla berzah ve kabir azabının hayali birer tasavvur değil, bizzat somut birer hakikat olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla bu yönüyle rüya, ahirete doğrudan delil olmaktadır.Özetle; uyku ve rüya, insanın sadece bedenden ibaret olmadığını gösterir. Uykunun “küçük ölüm”, uyanmanın ise yeniden dirilmeye benzetilmesi, ahiretteki dirilişi anlamaya yardımcı olur. Salih rüyalar da gözle görülmeyen bir âlemin varlığına işaret eder. Berzah, kabir, mükafat ve ceza ile ilgili nebevi beyanlar ise rüyanın ahiret hakikatlerine açılan bir pencere olduğunu gösterir. Bu yönüyle rüyalar, ahiretin varlığına doğrudan bir delil olmaktan ziyade, ölümden sonra hayatın hak olduğuna işaret etmektedir.Ayrıca BakınızRÜYANIN DİNİMİZDEKİ YERİ VE ÖNEMİRÜYA-YI SADIKA İLE LEVH-İ MAHFUZ ARASINDAKİ MÜNASEBETKaynakçalarRum, 30/23.Ebu Davud, Edeb, 98, 101.Buhari, Tabir, 5; Müslim, Rüya, 1.Buhari, Ta'bir, 4; Müslim, Rüya, 6.Buhari, Ta'bir, 48.

"Kesret Tabakatının En Dağınık Tasarrufatına Kadar, Meşiet ve Takdir-i İlahi İledir. Tesadüf Karışamaz" Ne Demektir?

İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Hem meselâ, قُلِ اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِی الْمُلْكَ مَنْ تَشَٓاءُ İşte şu âyet, Cenâb-ı Hakk'ın nev'-i beşerin hayat-ı ictimâiyesindeki tasarrufâtını şöyle gösteriyor ki: İzzet ve zillet, fakr ve servet doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'ın meşîetine ve irâdesine bağlıdır. Demek, kesret tabakâtının en dağınık tasarrufâtına kadar, meşîet ve takdîr-i İlâhî iledir. Tesâdüf karışamaz. Şu hükmü verdikten sonra, insaniyet hayatında en mühim iş onun rızkıdır. Şu âyet, beşerin rızkını doğrudan doğruya Rezzâk-ı Hakîkî'nin hazîne-i rahmetinden gönderdiğini bir-iki mukaddeme ile isbat eder. Şöyle ki, der: Rızkınız yerin hayatına bağlıdır. Yerin dirilmesi ise bahara bakar. Bahar ise, şems ve kameri teshîr eden, gece ve gündüzü çeviren zâtın elindedir.1“Kesret tabakâtının en dağınık tasarrufâtına kadar” ifadesi, insan toplumu içindeki insanların ve grupların çok farklı seviyelerdeki, birbirinden uzak ve çeşitli hayat şartları ve dünyevi durumları demektir. "Kesret", çokluk ve çeşitlilik. "Tabakât" ise tabakalar, sınıflar ve farklı dereceler anlamındadır.İnsanlar zengin-fakir, güçlü-zayıf, makam sahibi-makamdan uzak, itibarlı-itibarsız gibi pek çok farklı durumda bulunmaktadırlar. Metin bağlamında "tasarrufât" ise bu insanların hayatlarında meydana gelen değişimler ve sahip oldukları imkanların el değiştirmesi anlamındadır. Metinde geçen ayet ve ayetin işaret ettiği mana şudur:Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “Ey mülkün (gerçek) sâhibi olan Allah! Dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın! Hem dilediğini azîz edersin, dilediğini de zelîl kılarsın! (Her) hayır (ancak senin) elindedir! Şübhesiz ki sen, herşeye hakkıyla gücü yetensin!”2İnsanların hayatındaki mülk, makam, izzet, zillet, fakirlik ve servet gibi farklı hallerin tamamı Allah'ın meşîet (dilemesi) ve iradesi dahilindedir. Allah dilediğine mülk ve imkan verir, dilediğinden alır. Dilediğini izzetli ve güçlü bir hale getirir, dilediğini ise zillet ve zayıflık haline düşürür. Dolayısıyla insan hayatındaki bu çeşitli değişimler tesadüfün eseri olmayıp Allah'ın kudret, irade ve takdiriyle meydana gelir. Nitekim Rabbimiz bir ayette şöyle buyurmaktadır:Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab'da (Kur'ân'da) bulunmasın!3Dolayısıyla “tesadüf karışamaz” denilirken, kâinatta ve özellikle insanın hayatındaki bu çok çeşitli neticelerin başıboş, sebepsiz ve Allah'ın iradesinden bağımsız şekilde meydana gelmediği ifade edilmektedir.Tabi burada şu nota önemlidir: İnsan sebeplere uymak ve sebepleri sonuna kadar zorlamak ile yükümlüdür. Bu bağlamda insanın iradesi ve yaptığı tercihler önemlidir, bu inkâr edilmiyor. İnsan çalışır, tercih eder ve sebeplere başvurur. Fakat bu tercihlerin neticelerini yaratan, sebepleri bir araya getiren ve sonunda izzet, zillet, fakirlik, servet gibi durumları meydana getiren Allah'ın kudret ve iradesidir. Bu yüzden Bediüzzaman Hazretleri, insan hayatındaki en küçük ve en dağınık değişikliklerin dahi Allah'ın meşîet (dilemesi) ve takdirinin dışında kalmadığını vurgulamaktadır.Ayrıca Bakınız“ALLAH DİLEMEDİKÇE SİZ DİLEYEMEZSİNİZ” ÂYETİ CÜZ'İ İRADE İLE ÇELİŞİR Mİ?"ALLAH'IN DİLEDİĞİ OLUR, DİLEMEDİĞİ OLMAZ" HADİS-İ ŞERİFİNİN KAYNAĞITEVEKKÜLDE ÖLÇÜ NEDİR? ALLAH'IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAKSEBEPLERE RİAYETTEN SONRA NETİCEYİ ALLAH'TAN BEKLEMEK (TEVEKKÜL)KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Zülfikar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 126.Âl-i İmrân, 3/26.En'am, 6/59.