Risale-i Nur'da Mükemmeliyetçilik ve Erteleme Alışkanlığının (Tesvif) Manevi ve Pratik Çözümleri Nelerdir?
Mükemmelliyetçilik, her işi en kusursuz şekliyle yapma arzusu olarak faydalı görünebilir; fakat insanı hayırdan alıkoyar, başlatmaz veya devamını kırarsa zararlı bir hal alır. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle buyurmaktadır:Ey talib-i hakikat! Madem hakta ittifak, ehakta ihtilaftır. Bazen hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen. 1Bu ölçü gösteriyor ki, her meselede “ehak” yani en hakkı aramak veya “ahsen” yani en güzelin peşinde koşarken mevcut hakkı ve haseni (güzelliği) terk etmek doğru değildir. Yani bir kişi “en mükemmel ibadet düzenini kuramadım”, “en iyi şekilde hizmet edemeyeceğim”, “eksiksiz yapamayacağım” diyerek bugünkü hayrı erteliyorsa, bu doğru bir hassasiyet değil; vazifeyi geciktiren bir aldanıştır. Bu da ancak şeytanın bize bir vesvesesidir.Erteleme alışkanlığı da burada ortaya çıkar. Nefis ve şeytan, insanı çoğu zaman açık bir inkarla değil, “daha hazır değilim”, “daha uygun zamanda yaparım”, “tam olsun, sonra başlarım” gibi düşüncelerle oyalar. Halbuki bu noktada bizim üzerimize düşen şey, neticeyi ve kemal derecesini tayin etmek değil; üzerimize düşen vazifeyi o anda yapmaktır. Bu konuda da Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Tarik-i hakta çalışanlar ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmeleri lazım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekatlarını ona bina ederek hataya düşerler... insan kendi vazifesini yapmalı, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamalıdır. 2Bu cümle, hem mükemmelliyetçiliğin hem de ertelemenin ilacıdır. Çünkü mükemmelliyetçilikte insan bazen kendi vazifesini bırakıp neticenin kusursuz olmasını ister. Ertelemede de yine aynı şekilde, henüz gelmemiş bir zamanı, hazır olmayan şartları veya ideal neticeyi bekler. Oysa kulun vazifesi başlamak, gayret etmek, sebat etmektir; tesir yaratmak, neticeyi tamamlamak ve kemale erdirmek ise Cenab-ı Hakk'ın takdirine bakar.Manevi ve Pratik ÇözümlerHak olan işi, daha mükemmelini bekleyerek terk etmemek gerekir. Her zaman “ahsen” yani en güzel mümkün olmayabilir; fakat “hasen” olan da çok kıymetlidir.Vazifeyi neticeye bağlamamak gerekir. “Tam olmayacaksa hiç olmasın” düşüncesi, kulluğun ruhuna uygun değildir.Bugünün vazifesini yarına bırakmamak gerekir. Çünkü insan bugüne memurdur; yarın ise insanın elinde değildir.Kusur ederim korkusuyla hayrı engellememek lazım. İhlasla yapılan eksik bir amel, gururla bekletilen kusursuz amelden daha hayırlıdır.Manevi çözüm, insanın aczini bilip kendini vazifenin sahibi değil, vazifedar bir kul olarak görmesidir. Böylece “ben kusursuz yapmalıyım” baskısını kırabiliriz. “Ben yapayım, kabul ve tevfik Allah'tandır” diyebilmeliyiz.Pratik çözüm ise işi büyütmeden hemen başlamaktır. Az da olsa devamlı bir amel, zihinde büyütülüp ertelenen büyük planlardan daha verimlidir. Bir ders okunacaksa bir miktar okunur; bir ibadet yapılacaksa o günün imkanı kadar yapılır; bir hizmet varsa eldeki şartlarla başlanır. Çünkü terakki, beklemekle değil, fiilen yürümekle olur.Netice olarak, Risale-i Nur'da bu meselelerin çaresi ehak peşinde hakkı terk etmemek ve neticeyi düşünerek vazifeyi geciktirmemek şeklinde görünür. Kul, elindeki hayrı yapar; daha mükemmeli nasip olursa ona da şükreder. Fakat mükemmeli beklerken mevcut vazifeyi terk etmez.Ayrıca BakınızHAKKI BULDUKTAN SONRA EHAK İÇİN İHTİLÂFI ÇIKARMA / LEMAATTEVEKKÜLDE ÖLÇÜ NEDİR? ALLAH'IN VAZİFESİNE KARIŞMAMAKKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.343Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.137

