3.926
Zamanda Yolculuk Mümkün müdür?
Bu meselede önce tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân kavramlarını bilmek faydalıdır.Tayy-ı zaman, zamanın daralması, dürülmesi veya kısa hissedilmesidir. Ashâb-ı Kehf'in yaşadığı hâdise buna misal olarak gösterilir. Çünkü onlar üç yüz dokuz mağarada sene kaldıkları hâlde, bu uzun zaman onlara kısa bir uyku gibi gelmiş ve bir gün kadar kaldıklarını zannetmişlerdir. Bu durum Kur'an'da şöyle ifade edilmektedir:İşte böyle uyuttuğumuz gibi onları uyandırdık da birbirlerine sormaya başladılar; içlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. (Diğerleri) “Bir gün ya da günün bir parçası kadar kaldık” dediler; ve eklediler, “Kaldığınız müddeti rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz içinizden birini şu gümüş paranızla şehre gönderin de baksın, hangisinin yiyeceği daha temiz ise size ondan erzak getirsin; ayrıca çok dikkatli davransın da sakın varlığınızı kimseye sezdirmesin.1Yine Kehf suresi 25. ayet de şöyle buyurulmaktadır:Onlar mağaralarında üç yüz sene kaldılar ve buna dokuz sene daha ilave ettiler2Bu iki âyet birlikte düşünüldüğünde, çok uzun bir zamanın çok kısa hissedilmesine bir misal görülür. Ashâb-ı Kehf uyandıklarında mağarada uzun süre kaldıkları hâlde bunu bir gün veya günün bir parçası kadar zannetmişlerdir. Hâlbuki Kur'ân'da onların mağarada üç yüz, hattâ buna ilâveten dokuz yıl daha kaldıkları bildirilmektedir. Bu hâdise, tayy-ı zamana bir örnek olarak zikredilir.Tayy-ı mekân ise, uzun bir mesafenin kısa bir zamanda aşılmasıdır. Burada zamanın hissedilişinden çok, mekânın kısa sürede geçilmesi öne çıkar.Hz. Üstad, denizlerde meydana gelen med ve cezir gibi, evliya arasında da bast-ı zaman ve tayy-ı mekân meselesinin meşhur olduğunu ifade eder. Kitab-ı Yevakit'in rivayetine göre, İmam-ı Şaranî bir günde iki buçuk defa Fütuhat-ı Mekkiye gibi büyük bir eseri mütalaa etmiştir. Bu gibi hâdiseler garip görülerek hemen inkâr edilmemelidir.Yine bu hakikati anlamayı kolaylaştıran misaller vardır. Meselâ insan rüyada bir saat içinde bir senelik hâlleri görebilir, birçok iş yapabilir. Hattâ o vakit içinde uzun okumalar yapmış gibi bir hâl yaşayabilir. Demek ki insanın zaman algısı her zaman aynı ölçüde işlememektedir.Bediüzzaman Hazretleri, ruhun dairesine yaklaşan hâllerde zamanın genişlediğini bildirir. Çünkü ruh zaman ile kayıtlı değildir. Ruhu cismine galip olan evliyanın işleri ve fiilleri de ruh süratiyle cereyan eder. Bast-ı zamanın evliyalar arasında çok defa vuku bulduğunu da ifade eder. Bazı evliyanın bir dakikada bir günlük işi gördüğü, bazılarının bir saatte bir senelik vazifesini yaptığı, bazılarının da bir dakikada bir hatme-i Kur'âniye okuduğu rivayet edilmiştir. Bu tür nakiller, hak ve doğruluk ehli kimselerden geldiği için bütünüyle inkâr edilmez.Kısaca ifade etmek gerekirse:Tayy-ı zamanda esas olan, zamanın kısa hissedilmesi, daralması veya genişlemesidir.Tayy-ı mekânda esas olan, uzun mesafenin kısa sürede aşılmasıdır.Yani iki kavram arasındaki temel fark, birinde zamanın, diğerinde ise mesafenin öne çıkmasıdır.Bununla beraber Cenâb-ı Hak insanın yaratılışına da böyle hâlleri anlamaya elverişli bazı işaretler yerleştirmiştir. Bu konuda Hz. Üstad şöyle söylemiştir:Zemin ile gökler, bir hükûmetin iki memleketi gibi birbirine alâkadardırlar. Ortalarında ehemmiyetli irtibat ve mühim muameleler vardır. Zemine lâzım olan ziya, hararet ve bereket ve rahmet gibi şeyler semadan geliyor, yani gönderiliyor. Vahye istinad eden bütün edyan-ı semaviyenin icmaı ile ve şuhuda istinad eden bütün ehl-i keşfin tevatürüyle, melaike ve ervah semadan zemine geliyorlar. Bundan, hisse karib bir hads-i kat'î ile bilinir ki: Sekene-i arz için, semaya çıkmak için bir yol vardır. Evet nasıl herkesin akıl ve hayal ve nazarı her vakit semaya gider. Öyle de: Ağırlıklarını bırakan ervah-ı enbiya ve evliya veya cesedlerini çıkaran ervah-ı emvat, izn-i İlahî ile oraya giderler.3Bu paragrafa göre yer ile gök birbirinden kopuk değildir. Aralarında Allah'ın kurduğu sürekli bir bağ ve işleyiş vardır. Işık, ısı, yağmur, bereket ve rahmet gibi yeryüzünün muhtaç olduğu birçok nimet semadan gelmektedir. Ayrıca vahye dayanan semavî dinlerin ortak haberiyle ve ehl-i keşfin nakilleriyle, meleklerin ve ruhların sema ile arz arasında gidip geldikleri bildirilmektedir. Bundan da, yeryüzünde yaşayanlar için semaya çıkmaya bir yol bulunduğu anlaşılmaktadır.Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, zamanda yolculuk denilen meselenin bir yönüyle mümkün olduğu anlaşılır. Ancak bu, herkes için sıradan ve kolay bir iş değildir. Bugün bu konuda bilim dünyasında bazı teoriler bulunsa da, fiilî olarak ortaya konmuş bir durum mevcut değildir.İslâmî kaynaklarda bildirilen şekliyle bu hâller, daha çok Allah'ın bir ikramı olarak değerlendirilir. Allah'ın emir ve yasaklarına riayet ederek hayatını O'nun rızasına uygun yaşamaya çalışan kimselere böyle olağanüstü hâller ihsan edilebilir. İslâm tarihinde bunun misalleri zikredilmiştir.Fakat zamanda ileriye veya geriye gidip o zamanlarda tasarrufta bulunmak, geçmişi veya geleceği değiştirmek ayrı bir meseledir. Buna dair güvenilir bir bilgi bilinmemektedir. Ayrıca Allah'ın buna izin vereceğine dair de elimizde açık bir bilgi yoktur.Sonuç olarak, zamanın farklı hissedilmesi veya Allah'ın izniyle olağanüstü bazı hâllerin yaşanması mümkündür.Ayrıca BakınızTAYY-İ MEKAN VE TAYY-İ ZAMAN NEDİR?BAST-I ZAMAN İLE TAYY-I MEKÂN ARASINDAKİ FARK NEDİR?KaynakçalarKehf, 18/19Kehf, 18/25Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.47

