Çocuklara Küçük Yaşta Kur'an Öğretmenin Önemi Nedir?
Çocukların küçük yaşta Kur'an öğrenmeleriyle ilgili hadis ve rivayetler nelerdir?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
Çocukların küçük yaşta Kur'an öğrenmeleriyle ilgili hadis ve rivayetler nelerdir?
1.022
Eğer bir erkek hayırlı işlerde değil de dünya menfaatlerinde koşturuyorsa, burada hanımın ona itaatı nasıl olmalı? Hayırda koşturan bir eşin sevabını hanımı da alıyorsa, dünyaya koşan bir eş için hanımının durumu ne olur?
4.371
"İşte şu üç misâl gibi, insanlar, insana verilen cihâzât-ı ma'neviyeyi eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla isti'mâl etse ve dünyada ebedî kalacak gibi gāfilâne davransa, ahlâk-ı rezîleye ve isrâfât ve abesiyete medâr olur. Eğer hafiflerini dünya umûruna ve şiddetlilerini vezâif-i uhreviyeye ve ma'neviyeye sarf etse; ahlâk-ı hamîdeye menşe', hikmet ve hakîkate muvâfık olarak saadet-i dâreyne medâr olur." (9. mektup) Burada "hafif" kelimesini nasıl anlamalıyız?
Emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker nedir? Nasıl yapılır? Farz mıdır? Farz ise iletişim kurduğumuz her insanı İslam'a davet etmeye çalışmamız gerekir mi? Yapmazsak sorumluluğumuz nedir?
İbn Teymiyye taraftarları, İbn Teymiyye'nin tevhidi dörde ayırmasını meşrulaştırmak amacıyla Bediüzzaman Hazretleri'nin de tevhidi yediye ayırdığını söylüyorlar. Bediüzzaman Hazretleri gerçekten tevhidi yedi kısma mı ayırmıştır? Bu konudaki görüşünü ve meseleyi nasıl değerlendirmek gerektiğini açıklayabilir misiniz?
9.119
Bediüzzaman hazretleri bir yerde "“Vicdanın ziyası ulum-u diniyedir. Aklın nuru fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder." demektedir. Ancak 11. recada "ulûm-u felsefiyeyi, ulûm-u İslâmiye ile beraber havsalama doldurmuştum. O ulûm-u felsefiyeyi pek yanlış olarak ma'den-i tekemmül ve medâr-ı tenevvür zannetmiştim. Halbuki o felsefî mes'eleler, ruhumu çok fazla kirletmiş ve terakkıyât-ı ma'neviyemde engel olmuştu." demektedir.İikinci cümle ile birinci cümle nasıl birlikte düşünülecek?
1- Pencereler Risalesi için neden bir cihette 33. Söz denilmiş?2- Risale-i Nur'da Pencereler Risalesi'nin tevafukatından bahsediliyor, bu tevafuk sadece Hüsrev Üstadın yazmış olduğu tevafuklu risalelerde mi görülüyor?3- Bütün Külliyat tevafuklu olarak Hüsrev Üstad tarafından yazılmış mı?4- Hayrat Vakfı bunların hepsini neşriyata dahil edecek mi?
4.699
Allah kul hakkını affeder mi? Eğer Affetmezse neden tevbe diye bir şey var? Zaten her günah kul hakkına bağlı değil mi?
Sevgili Peygamberimiz (sav) Hz. Ömer Efendimize bu sözü neden söylemiştir?
4.165
Yirmi Beşinci Söz'de: "Âyetü´l-Kürsîde on cümle ile on tabaka-i tevhidi ayrı ayrı renklerde ispat etmekle beraber,.." ifadesi geçmektedir. Bu kısmı açıklayabilir misiniz? Âyetü´l-Kürsi on cümle ile tevhidi nasıl ispat eder?
4.255
Benim sıkıntı yaşadığım bir konu var hocam. Bir olayla karşılaştığımda, bir yanım bana o olaya Allah'ın isimleri açısından bakmamı söylerken diğer yanım Allah'ın bana verdiği fıtratın gerektirdiği şekilde bakmam gerektiğini söylüyor.Mesela sevdiğim bir kişi vefat ettiğinde, fıtratım gereği üzülüyorum. Ancak diğer yandan, “Neden üzülüyorsun? Bu, ilahî bir kanundur.” diye düşünüyorum. Bu iki bakış açısı arasında nasıl bir denge kurmam gerektiği konusunda kararsız kalıyorum. Bu durumda nasıl hareket etmeliyim?
4.818
Diyelim ki birisi geçmişte çalıştığı bir iş yerinden bir miktar para yada bir eşya aldı. Daha sonra Allah'a tevbe ettikten sonra, o insana uğrayıp bu meseleyi ona da anlatmalı mı, yoksa sadece helallik dilemesi kâfi gelir mi?
Risale-i Nur Külliyatı'ndan “Lahika'ya Parlak Bir Zeyl” mecmuası, divan edebiyatındaki münşeat türüne girer mi? Ya da münşeat tarzı eserlere benzediği söylenebilir mi? Açıklar mısınız?
11.701
Allah bizi kulluk etmemiz için yarattı. Melekler zaten ona en güzel şekilde kulluk ediyor. Neden günah işlemeye meyilli olan insanlar yaratıldı?
7.393
Bediüzzaman'ın Eski Said döneminde Avrupa felsefesiyle ilgilenmesinin sebebi nedir?
1.018
Hayrat vakfı camiası olarak Üstad Bediüzzamanın yolu olan hatt-ı Kuran üzerinde kararlılıkla durduğunuzu biliyoruz. Ancak neşriyat olarak Osmanlıca-Latince eserde bastığınızı görüyoruz. Nur cemaatine mensup bazı gruplar bu konuda ilk önce taviz verilmediğini sonra ise latince basma noktasında bir yol izlendiğini söylüyor. Hayrat neşriyatın Latince mukayeseli eser basmasındaki sebep nedir?
4.954
Lokman suresi 34. ayetin, "Hem hiçkimse hangi yerde öleceğini bilmez." kısmında yalnızca mekan mı kasdedilmektedir, yoksa zamanı da bu kapsamda düşünebilir miyiz?
5.450
'Allah insanı niye yarattı' sorusuna cevaben 'Allah insana özgür irade verdi ve kendi özgür iradesiyle kendisine ibadet edecek ve kendisine gelecek bir varlık olarak insanı yarattı' diyorlar. Meleklerin kötülüğe yönelecek nefisleri olmadığı için imtihana tabi değil' deniyor. Aynı olay cinlerde de var. O zaman bu olay böyle olmamalı. Çünkü cinlerde de irade var. Peki, bu duruma bir açıklık getirmeniz mümkün mü?
3.594
Kâinatta matematik, fizik, kimya ve biyoloji gibi her bir fen, kendi çalışma alanı içerisinde kâinatı incelediğinde Allah'ın varlığını ve birliğini gösteren birçok delille karşılaşır. Çünkü bu ilimler, farklı yönlerden kâinata baktıklarında canlı ve cansız bütün varlıkların belli ölçüler, kanunlar, dengeler ve sistemler içerisinde hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Bu düzenin kendiliğinden veya tesadüfen meydana geldiğini söylemek ise, görülen sistemin kendisini açıklamaz. Nasıl ki bir köy muhtarsız, bir kitap kâtipsiz ve bir iğne ustasız düşünülemezse aynı şekilde son derece düzenli ve birbirine bağlı bir şekilde işleyen şu kâinatın da ilim, irade ve kudret sahibi bir Yaratıcısı olması gerektiği anlaşılır. Burada fenlerin yaptığı şey, kâinatta gözlenen düzen, ölçü, uyum ve kanunları ortaya koyarak insanın aklını bu düzenin arkasındaki Yaratıcı'ya yöneltmektir.MatematikMatematik, kâinatı ölçü, oran, sayı, düzen ve hesap yönüyle okur. Mesela gezegenlerin birbirlerine olan uzaklıkları, yörüngelerindeki hareketleri, fiziksel büyüklükler arasındaki matematiksel ilişkiler ve insan vücudundaki sayısız oran matematiksel olarak ifade edilebilir. Örneğin insan kalbinin dakikada belirli bir ritimle çalışması, vücuttaki organların birbirleriyle belirli oranlarda bulunması veya gezegenlerin hareketlerinin matematiksel denklemlerle ifade edilebilmesi, kâinatta rastgele ve başıboş bir yapı olmadığını gösterir. Matematik, sayıların, oranların ve ölçülerin kendisini göstererek “Bu kadar ölçülü bir sistem nasıl meydana gelmiştir?” sorusunu sordurur. Bir varlığın üzerinde görülen hassas ölçü ve oranların, o varlığın kendisindeki şuursuz maddeler tarafından bilinip kurulamayacağı düşünüldüğünde, bu ölçülerin arkasında ilim ve irade sahibi bir zatın bulunduğu neticesine ulaşılır.FizikFizik ise kâinatı kuvvet, hareket, enerji, madde ve bunlar arasındaki kanunlar açısından inceler. Yerçekimi, elektromanyetik kuvvetler, enerji dönüşümleri ve atom-altı parçacıkların davranışları gibi çok farklı olayların belirli fiziksel yasalar çerçevesinde gerçekleştiğini görürüz. Örneğin Dünya'nın Güneş etrafındaki hareketi veya elektronların atom içerisindeki davranışları rastgele bir hareket olarak değil, belirli fiziksel ilişkiler içerisinde gerçekleşir. Enerjinin korunumu gibi temel prensipler de fiziksel olayların belirli bir sistem içerisinde gerçekleştiğini gösterir. Fizik bu düzenin nasıl işlediğini açıklar. İman nazarı ise bu düzeni meydana getiren ve devam ettiren sonsuz ilim, kudret ve iradeyi düşünür. Dolayısıyla fizik, kendi diliyle “kâinatta kanun, düzen ve ölçü hâkimdir” der. İnsan da bu kanunların kendiliğinden yaratıcı olamayacağını anlayarak onları koyan ve işleten bir Yaratıcı'nın varlığını düşünür.Ayrıca BakınızALLAH'IN VARLIĞININ DELİLLERİALLAH'I TANITAN EN BÜYÜK DELİLLER/RABBİMİZİ BİZE TA'RÎF EDEN ÜÇ BÜYÜK, KÜLLÎ MUARRİFKUR'ÂN'IN ALLAH KELAMI OLDUĞUNUN DELİLLERİİNANMAK İSTEMEYENE ALLAH'I NASIL İSPATLARIZ?(HAŞA) ALLAH'I KİM YARATTI SORUSA CEVAPALLAH'IN VARLIĞI HAKKINDA GELEN VESVESE
3.646
İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Îmâna girmeyen hâdisât-ı kevniye ve vukūât-ı istikbâliyeye dâir hadîsler gibi. Bu kısımda Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, belâgatiyle temsîller sûretinde sırr-ı teklîf hikmetine muvâfık olarak tafsîl ve tasvîr eder. Meselâ bir sohbette derin bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: Bu gürültü, yetmiş seneden beri cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın, bu dakîkada cehennemin dibine yetişip düşmesinin gürültüsüdür. Bu garîb haberden beş altı dakîka sonra birisi geldi. dedi: Yâ Resûlallâh, Yetmiş yaşında bulunan filan münâfık vefât etti. Cehenneme gitti. Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yüksek belîğāne kelâmının te'vîlini gösterdi.İhtâr: Hakāik-i îmâniyeye girmeyen cüz'î hâdisât-ı istikbâliye, nazar-ı nübüvvette ehemmiyetsizdir.1Yani iman esaslarıyla doğrudan ilgili olan kıyamet, ahiret, cennet, cehennem gibi hakikatler önemlidir ve bunların bildirilmesi peygamberlik nazarında önemlidir. Fakat mesela “şu tarihte şu kişi ölecek”, “şu olay şu şekilde gerçekleşecek” veya "şu doğa olayı şu zamanda gerçekleşecek" gibi iman esaslarına girmeyen küçük ve cüz'î gelecek olaylarının ayrıntıları, nübüvvetin asıl maksadı değildir ve peygamberlik nazarında ehemmiyetsizdir. Çünkü Peygamber Efendimizin (sav) temel vazifesi insanların gelecek hakkında meraklarını gidermek değildir. Onun amacı Allah'ı, imanı, ibadeti ve ahireti öğretmektir. Bu sebeple böyle cüz'î hadiseler bazen doğrudan haber verilmek yerine, temsil, mecaz veya belâgatlı bir ifade ile anlatılabilir.Mesela metindeki “yetmiş seneden beri cehennem tarafına yuvarlanan bir taşın şimdi cehennemin dibine düşmesi” ifadesi, görünen anlamıyla gerçekten yetmiş yıl yuvarlanan bir taştan söz etmek zorunda değildir. Sonrasında yetmiş yaşındaki bir münafığın öldüğünün bildirilmesi, bu sözün belâgatlı bir anlatım olduğunu göstermektedir. Başka bir ifadeyle Peygamberimiz (sav), iman hakikatlerini anlatırken kullandığı temsil ve tasvirlerde muhatabın anlayışına ve “sırr-ı teklif” denilen imtihan hikmetine uygun bir üslup kullanabilir.Netice olarak buradaki ihtarın amacı şudur: İman esaslarına dair kesin hakikatlerle, iman esaslarından olmayan cüz'î gelecek hadiselerini aynı seviyede görmemek gerekir. Birincisi dinin temelidir. İkincisi ise nübüvvetin asıl maksadı olmayan, bazen temsili ve belâgatlı şekilde ifade edilen tali meselelerdir.Ayrıca BakınızPEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAV) PEYGAMBERLİK DELİLLERİRİSALE-İ NURDAKİ RİSALET DELİLLERİİSLAMİ HER KONU KESİN DELİL İSTER Mİ?PEYGAMBERİMİZİN MUCİZELERİNİN KURANIN HAKKANİYETİNE DELİL OLMASITEVRAT VE İNCİL'DE PEYGAMBERİMİZ/ÖNCEKİ PEYGAMBERLERİN PEYGAMBERİMİZ'E DELİL OLMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 72.
5.164
cümlesini açıklar mısınız?