"Bezm" kelimesi, Farsça'da sohbet meclisi anlamına gelir. "Elestü", Arapça'da “ben değil miyim” anlamında çekimli bir fiildir. Bu ikisinin birleşiminden oluşan Bezm-i Elest; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” hitabının yapıldığı ve ruhların da “evet” diye cevap verdikleri meclisi ifade eder. Aynı zamanda bu ezelî ahid, misak ve yemini de ifade eder. Kur'ân-ı Kerîm'de bu hakikat şöyle bildirilir:Hani Rabbin, Âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkarıp da onları kendilerine karşı şâhid tutmuştu (ve buyurmuştu ki:) “(Ben) sizin Rabbiniz değil miyim?” (Bütün ruhlar) قاَلُوا بَلٰي (dediler ki:) “(Evet! Sen bizim Rabbimizsin!) Şâhid olduk!” Tâ ki kıyâmet günü: “Doğrusu biz bundan habersiz kimselerdik!” demeyesiniz.1Bezm-i elest, dolaylı olarak Rûm suresinde şöyle geçer:(Ey Resûlüm!) Öyle ise hakka yönelmiş olarak yüzünü (hak) dîne doğrult! Allah'ın, insanları onun üzerine yarattığı (İslâm) fıtratına! (Ki her çocuk, İslâm fıtratı üzere doğar.) Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte doğru din budur! Fakat insanların çoğu bilmezler.2İslam âlimleri bu meseleyi hakiki ve temsili olmak üzere iki şekilde açıklamışlardır. Birinci izaha göre ruhlar gerçekten toplanıp konuşmuşlardır. İkinci izaha göre ise bu ayetler, insanın fıtratına, yaratılışına konmuş olan Cenab-ı Hakk'ı bulma ve tanıma kabiliyetine işaret etmektedir. İnsanın Rabbi'ni tanımaya kabiliyetli olduğunu, kulluğun ve marifetullahın insan fıtratına yerleştirildiğini gösterir.Risale-i Nur'da bu kavram doğrudan geçmemektedir. Fakat "Bezm-i Elest"in izahı olan Cenab-ı Hakk'ı tanıma kabiliyeti ise, külliyatın pek çok yerinde karşımıza çıkar. Bediüzzaman Hazretleri, insanın vicdanında ve fıtratında marifet ve ubûdiyet (Allah'ı tanıma ve kulluk) istidatlarının yerleştirildiğini anlatır. İnsanın mahiyetinde, Rabbini tanıyacak, O'na yönelecek ve O'nu tasdik edecek çekirdekler bulunduğunu beyan eder. Yani Bezm-i Elest, yalnız geçmişte olmuş bir hitap değil aynı zamanda insan vicdanında her zaman hissedilen marifet ve ibadet bilincidir. Risale-i Nur'dan bu hakikate misal olacak bazı yerleri aşağıya balıyoruz:Hem dahi ey bedbaht ehl-i dalâlet ve gaflet. "Gayr-i meşrû' bir muhabbetin netîcesi, merhametsiz azâb çekmektir" kāidesi sırrınca, siz fıtratınızdaki Cenâb-ı Hakk'ın zât ve sıfât ve esmâsına sarf edilecek muhabbet ve ma'rifet isti'dâdını ve şükür ve ibâdât cihâzâtını, nefsinize ve dünyaya gayr-i meşrû' bir sûrette sarf ettiğinizden bilistihkāk cezâsını çekiyorsunuz. 3Beşer fıtraten, şu kâinâtın Hâlik'ına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine yaratılmıştır.4Cenâb-ı Hak, hadsiz kudretini ve nihâyetsiz rahmetini göstermek için, insanda hadsiz bir acz ve nihâyetsiz bir fakr derc eylemiştir. 5Ayrıca BakınızELEST BEZMİ'NDE/ KALU BELA'DA ALLAH'A VERİLEN SÖZÜN HATIRLANMAMASIKaynakçalarA'râf, 7/172.Rûm, 30/30.Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 303.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 58.Bediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 9.