Bu hususta Risale-i Nur'da şöyle bir ifade yer almaktadır:Hem tarih şahiddir ki, ehl-i İslam ne vakit dinine tam temessük etmiş ise, o zamana nisbeten terakki etmiş. Ne vakit salabeti terk etmiş ise, tedenni etmiş. Hristiyanlık ise bilakistir. Bu da mühim bir fark-ı esasiden neş'et etmiş.1Terakki, ilerleme, yükselme anlamlarına gelir. İslamiyet terakki dinidir. Çünkü İslamiyet, insanı tembelliğe, dağınıklığa ve cehalete değil; ilme, çalışmaya, güzel ahlaka, yardımlaşmaya ve adalete sevk eder. Terakki yalnızca zenginleşmek veya teknik ilerleme değildir. Asıl terakki; insanın hem kalben, hem ahlaken, hem ilmen hem de cemiyet hayatında yükselmesidir. İslamiyet bu yükselişin esaslarını getirmiştir.Tarihimize baktığımızda bunun birçok örneğini görürüz. En başta Asr-ı Saadet, bunun en parlak misalidir. İslamiyet gelmeden önce Arap Yarımadası'nda kabile kavgaları, zulüm, cehalet ve düzensizlik hakimdi. İnsanlar, güçlü olanın zayıfı ezdiği bir hayat yaşıyordu. Fakat Kur'an'ın nüzulü ve Peygamber Efendimiz aleyhissalatü vesselamın terbiyesiyle kısa zamanda büyük bir değişim oldu. O dağınık kabileler kardeş oldular; adalet, merhamet, ilim ve hukuk yerleşmeye başladı. Bu, İslamiyet'in insanı ve toplumu nasıl yükselttiğini açıkça gösterir.Daha sonra Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali Efendilerimizin devirlerinde de bu terakki devam etmiştir. Devlet idaresinde adalet esas alındı, kamu düzeni kuruldu, insanların hakları korundu. Özellikle Hz. Ömer zamanında idare, hukuk ve sosyal düzen bakımından çok güçlü bir sistem kurulmuştur. Zira İslamiyet yalnız ferdi ibadetlerle alakalı değildir; devlet, toplum ve insanlık hayatına da nizam vermiştir.Bu terakki, sonraki İslam devletlerinde de farklı sahalarda devam etmiştir. Abbasîler döneminde ilim ve kültür büyük bir gelişme göstermiştir. Bağdat, dönemin en önemli ilim ve kültür merkezlerinden biri haline gelmiş; matematik, astronomi, tıp, kimya, felsefe, coğrafya ve edebiyat gibi birçok sahada önemli çalışmalar yapılmıştır. Beytülhikme gibi ilim merkezlerinde farklı dillerdeki eserler Arapçaya tercüme edilmiş, Müslüman alimler mevcut bilgileri sadece nakletmekle kalmayıp geliştirerek yeni çalışmalar ortaya koymuşlardır. Böylece İslam medeniyeti, ilim ve düşünce alanında dünya tarihinin en önemli medeniyetlerinden biri haline gelmiştir.Selçuklular döneminde de bu terakki devlet teşkilatından eğitime, mimariden ticarete kadar birçok alanda kendisini göstermiştir. Büyük Selçuklu Devleti geniş bir coğrafyada güçlü bir siyasi ve idari yapı kurmuş; Nizamiye Medreseleri gibi eğitim kurumlarıyla ilmin sistemli bir şekilde yayılmasına büyük önem vermiştir. Medreselerde dinî ilimlerin yanında çeşitli akli ilimler de okutulmuş, şehirlerde camiler, medreseler, kervansaraylar, hastaneler ve diğer sosyal müesseseler kurulmuştur. Ticaret yollarının güvenliği sağlanmış, şehirler gelişmiş ve İslam dünyasında ilim, eğitim ve kültür hayatı daha da güçlenmiştir.Osmanlılar döneminde ise bu terakki, asırlar boyunca devam eden büyük bir medeniyet tecrübesine dönüşmüştür. Osmanlılar yalnızca geniş topraklara sahip olmakla kalmamış; devlet teşkilatı, hukuk, eğitim, mimari, sanat, şehircilik, vakıf sistemi ve sosyal yardımlaşma alanlarında da önemli eserler ortaya koymuşlardır. Medreseler ilim merkezleri haline gelmiş, vakıflar sayesinde camiler, imarethaneler, hastaneler, köprüler, çeşmeler, kütüphaneler ve birçok sosyal müessese meydana getirilmiştir. Böylece toplumun ihtiyaçları sadece devlet eliyle değil, vakıf medeniyetiyle de karşılanmıştır.İslam tarihindeki bir başka önemli misal, ilim sahasındaki yükseliştir. Müslümanlar, Kur'an'ın ilme verdiği ehemmiyet sebebiyle yalnız tefsir, hadis ve fıkıh gibi dini ilimlerde değil; tıp, matematik, astronomi, fizik ve coğrafya gibi alanlarda da büyük çalışmalar yapmışlardır. Medreseler kurulmuş, kütüphaneler açılmış, rasathaneler inşa edilmiş, hastaneler yapılmıştır. Bu da gösteriyor ki İslamiyet, ilimle çatışan değil; hakiki ilmi teşvik eden bir dindir.Bu sahada yetişen Müslüman alimler, ilim tarihine silinmeyecek izler bırakmıştır. Matematikte Harizmi, kimyada Cabir bin Hayyan, mekanikte Ebu'l-İzz İsmail el-Cezeri, astronomide Fergani ve Battani, tıpta İbn Sina gibi nice Müslüman deha, kendi sahalarında çok mühim keşif ve teliflere imza atmıştır. Astronomide Uluğ Bey ve Ali Kuşçu'nun rasathaneleri ve gökyüzü hesapları da ilim tarihinde öncü gayretler arasında yer alır. Optik sahasında İbnü'l-Heysem'in çalışmaları, sonraki asırlarda başka isimlere nisbet edilen birçok gelişmeden çok daha önce ortaya konulmuştur. Keza trigonometri sahasında Nasirüddin Tusi'nin çalışmaları, bu ilmin müstakil bir hüviyet kazanmasında son derece mühimdir. Bu misaller, Müslümanların ilme yalnız katılmadığını, pek çok sahada öncülük ettiğini gösterir.Coğrafya ve seyahat alanında da İslam medeniyeti çok dikkat çekici örnekler vermiştir. Dünyanın pek çok bölgesini dolaşan Evliya Çelebi'nin Seyahatname'si, yalnız bir gezi kitabı değil; aynı zamanda tarih, kültür ve coğrafya hazinesidir. Yine uzun yıllar diyar diyar gezen İbn Battuta'nın seyahatleri de geniş bir İslam ve dünya coğrafyasını tanıtan çok kıymetli bir mirastır. Biruni'nin coğrafya ve yer ilimleriyle ilgili çalışmaları, İdrisi'nin dünya haritaları, Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye'si ve meşhur haritaları; Müslümanların yeryüzünü tanıma, kaydetme ve ilim haline getirme hususunda ne kadar ileri gittiklerini göstermektedir.Bir başka ilim dalında, İbn Haldun çok müstesna bir yere sahiptir. Mukaddime isimli eseriyle toplumların yükseliş ve çöküş sebeplerini incelemiş; tarih, içtimaiyat ve medeniyet meselelerinde derin ölçüler ortaya koymuştur. Bu sebeple bugün dahi sosyoloji ve tarih felsefesi sahasında en seçkin isimlerden biri kabul edilmektedir.Endülüs medeniyeti bu hakikatin çok dikkat çekici örneklerinden biridir. Müslümanlar İspanya'da sadece ibadet hayatı kurmamışlar; ilim, sanat, mimari ve şehircilikte de büyük bir medeniyet meydana getirmişlerdir. Kurtuba gibi şehirler, o dönemde dünyanın en ileri ilim merkezleri arasında yer almıştır. Avrupa'nın uzun zaman bu ilim ve medeniyetten istifade ettiği bilinmektedir. Bu da İslamiyet'in terakkiye engel değil, bilakis vesile olduğunu gösterir.Mimari ve şehircilik sahasında da Müslümanlar büyük eserler vermiştir. Mimari denilince akla gelen en büyük isimlerden biri Mimar Sinan'dır. Onun inşa ettiği camiler, köprüler, külliyeler ve su yolları; yalnız estetik değil, aynı zamanda hesap, plan, denge ve mühendislik harikasıdır. Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde kurulan camiler, medreseler, köprüler, kervansaraylar, imaretler, darüşşifalar ve vakıflar da İslamiyet'in çalışmayı, hizmeti ve toplum faydasını nasıl teşvik ettiğini açıkça göstermektedir.Burada önemli bir noktayı da unutmamak gerekir: Müslümanların her dönemde aynı seviyede kalamamış olması, İslamiyet'in eksik olduğunu göstermez. Bilakis Müslümanlar, İslamiyet'in hakikatlerine ne kadar sarılmışlarsa o kadar yükselmişler; ne kadar uzaklaşmışlarsa o kadar zayıflamışlardır. Yani geri kalmanın sebebi İslamiyet değil, İslamiyet'in emrettiği ahlak, ilim, çalışma, birlik ve adalet esaslarından uzaklaşmaktır.Müslüman, zamanın ihtiyaçlarını görmeli; tembellik, taassup ve dağınıklık içinde kalmamalıdır. Fakat yenilikten maksat, dinin esaslarını terk etmek değildir. Asıl mesele, Kur'an ve Sünnet-i Seniyye rehberliğinde ilimde, ahlakta, fikirde ve hizmette ilerlemektir.Sonuç olarak; İslamiyet insanı hem dünyada çalışkan, adaletli ve üretken olmaya çağırır hem de ahirette saadeti kazanmaya yönlendirir. Tarihimizde İslamiyet'in esaslarının yaşandığı güzel dönemler, bunun canlı misalleridir. Nerede gerçek manada İslamiyet yaşanmışsa orada ilim, adalet, huzur, dayanışma ve medeniyet gelişmiştir.İslamiyet, insanı yalnız ahirete hazırlayan bir din değildir. Aynı zamanda dünya hayatını adalet, ilim, ahlak, çalışma ve yardımlaşma esasları üzerine düzenler. İslam medeniyetinin farklı dönemlerinde ortaya çıkan ilim merkezleri, medreseler, hastaneler, kütüphaneler, vakıflar, şehirler, mimari eserler ve sosyal müesseseler bunun tarihî misalleridir.Dolayısıyla İslamiyet'in terakki anlayışı sadece maddi kalkınmadan ibaret değildir. Hakiki terakki; insanın Allah'ı tanıması, güzel ahlak sahibi olması, ilim öğrenmesi, çalışması, başkalarının hukukuna riayet etmesi ve içinde yaşadığı topluma faydalı olmasıyla gerçekleşir. İslamiyet, ferdi ve cemiyeti bu esaslar üzerine yükseltmeyi hedeflediği için hakiki manada bir terakki dinidir.Ayrıca BakınızİSLAMİYETİN AKIL DİNİ OLUŞU VE TESLİMİYETBU ZAMANDA İ'LÂYI KELİMETULLAH, MADDETEN TERAKKİYE MÜTEVAKKIFTIRİSLAMİYET SELM VE MÜSALEMETTİR; DAHİLDE NİZA' VE HUSUMET İSTEMEZ / LEMAATKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s.323