7.096
Muhabbet ve Diğer Hisler
"Hatta insanın mütenevvi' hissiyât-ı şedîdesi, o isti'dâd-ı muhabbetin istihâleleridir." Ne demek. Misalle izah eder misiniz?
Destek olunİlmi çalışmalarımıza destek olun, bu hizmetlerin kesintisiz sürmesine katkıda bulunun.
Bağış Yap
7.096
"Hatta insanın mütenevvi' hissiyât-ı şedîdesi, o isti'dâd-ı muhabbetin istihâleleridir." Ne demek. Misalle izah eder misiniz?
Yaklaşık yedi aydır okuduğum üniversitede memur olarak çalışıyorum. Spor tesisleri, havuz ve fitness salonunun bulunduğu birimde görev yapıyorum. Mesaim bazı günler 08.00-17.00, bazı günler 14.00-22.00 arasında oluyor; hafta sonları da bir gün çalışıyorum.Müdürüm, iş olmadığı sürece derslere gidip gelebileceğimi söyledi. Akşam mesaisinde de ara sıra etrafı kontrol etmemi, göze batmamamı yeterli gördüğünü belirtti. Bu nedenle bazen odamda ders çalışarak vakit geçiriyorum. Ancak diğer memurlar yoğun çalışırken benim ders çalışarak maaş almam vicdanımı rahatsız ediyor.Mesai saatlerinde derslere gitmemin ve boş vakitlerimde ders çalışmamın dinî hükmü nedir? Memurluktan elde ettiğim gelir açısından takvaya aykırı bir durum söz konusu mudur? Bu konuda nelere dikkat etmeliyim?
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin hayatı boyunca defalarca maruz kaldığı ağır zehirlenmeler ve esaret/hapis yıllarının getirdiği şiddetli sıkıntılar, vücudunda büyük tahribatlara yol açmış ve dişlerinin dökülmesine sebep olmuştur. Nitekim kendisi bir mektubunda bu durumu şöyle ifade eder:Dokuzuncu sene-i esaretimde sıkıntıdan o sene dokuz dişim düştüler. O münasebetle Isparta'ya me'zuniyetle gitmek, o senede oldu.1Bediüzzaman Hazretleri, dökülen dişlerinden bir tanesini Hüsrev Efendi'ye hediye etmiştir. Hüsrev Efendi, bu manidar hediye karşısında sevincini şu şekilde dile getirmiştir.Hususuyla bu çok kusurlu Hüsrev'in en büyük sevinçlerinden birisi: Cenab-ı Hakk'ın perişaniyet sinesine çökmüş olan şu asır insanlık deryasının korkunç dalgalar içerisinde cehennemi bir ölümle pençeleşen zavallı beşeriyeti sahil-i selamete isale vesile ettiği Risale-i Nur'un mazharı olan sevgili Üstadımız'ın kalb-i mübareklerinden fışkıran feyizlerin fem-i saadetine akmasına yardım ettiği mübarek dişlerinden birisini, hiç de layık olmayan talebesi Hüsrev'e, mübarek sevgili Üstadı ihda ediyorlar ki, iman ve İslam'dan sonra Risale-i Nur'a ve siz sevgili Üstadıma intisab ile iftihar eder. Hakikaten çok kusurlu talebeniz Hüsrev, bu mübarek dişe mazhariyetten dolayı cihan dolu bir süruru kalbinde bulmuştur.2Görüldüğü üzere Hüsrev Efendi, Üstadının diş hediyesine karşı memnuniyetini ifade etmektedir. Ayrıca çok büyük bir şeref ve sevinç duyduğunu ve bu hediyeyi yalnız şahsi bir hatıra değil; Risale-i Nur hizmetine intisabının, Hz. Üstad'a muhabbet ve bağlılığının çok kıymetli bir nişanesi olarak gördüğünü ifade etmektedir.Hüsrev Efendi, Bediüzzaman Hazretleri'yle tanıştıktan sonra çalışmakta olduğu memuriyetten ayrılarak kendisini Risale-i Nur'un neşrine adamıştı. Adeta bu hizmet için manen seçilmiş ve ona göre hazırlanmış gibi büyük bir hızla ilerlemeye başladı. O sıralarda gayet manidar bazı rüyalar gördü. Bu rüyalardan birisinde Hüsrev Efendi, Bediüzzaman Hazretlerinin dişlerini görür. Hüsrev Efendinin gördüğü rüyanın dişle alakalı kısmı şu şekildedir.Bir gün bir vakıada (rüyada) sevgili Üstad'ım sizi görüyorum. Yanınızdabeş altı kişi vardı... Sevgili Üstad'ım, boyunuz benden yüksek olduğu için konuşurken ağzınızı görüyordum. Ağzınızın içinde ve üst çenede birbiri içinde üç sıra dişiniz vardı. Uyandım; gece vakti idi, tekrar uyudum.3Bediüzzaman Hazretleri bu manidar rüyaya şu şekilde cevap verir:Hakikatli, sıddık kardeşim Ahmed Hüsrev!Yazdığın Kur'an cüzleri bizlere kanaat verdi ki, senin kalemin Kur'an'a hizmet için memurdur. Sizi tebrik ediyoruz… Sen Üstad'ının ağzında gördüğün üç sıra diş ise, o ağzın mecrasıyla çıkan Sözler'de üç sıra hasiyet vardır ki hem şeriata, hem tarikata, hem hakikate hizmet ettiği gibi; hem marifetullaha, hem i'caz-ı Kur'aniye'ye, hem risalet-i Ahmediye'ye dair burhanları nesceden (dokuyan) ve tahlil eden manevi dişler var olduğuna işarettir...El-Baki Hüve'l-Baki. Said-i Nursi”4Hz. Üstad'ın ağzından çıkan hakikatler çok kuvvetlidir; o hakikatler hem şeriata, hem tarikata, hem hakikate hizmet etmektedir. Ayrıca marifetullahı, Kur'an'ın i'cazını ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın risaletini isbat eden kuvvetli delilleri içinde taşımaktadır. Burada diş, hakikati öğüten, işleyen, kuvvetlendiren ve beyan eden manevi bir vasıta manasında kullanılmıştır.Bu sebeple rüyada görülen dişler, doğrudan doğruya manevi ilim, kuvvetli beyan, hakka hizmet ve Kur'an hakikatlerini neşretme vazifesine işaret eder.Gerçek hayatta Hz. Üstad'ın kendi dişini Hüsrev Efendi'ye hediye etmesi de bu manaya uygun şekilde anlaşılabilir. Yani denilebilir ki Hz. Üstad, kendi ağzından çıkan iman ve Kur'an hakikatlerini temsil eden bir alameti Hüsrev Efendi'ye vermiştir.KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 194Bediüzzaman Said Nursi, Lahikaya Parlak Bir Zeyl, Hayrat Neşriyat, Isparta 2026, s.120Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1s.424Heyet, Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1s.427
Zina nedir? Zinanın çeşitleri (düşünce zinası, göz zinası vb.) ve mertebeleri nelerdir? Her zina türünün günah derecesi aynı mıdır? Örneğin, biriyle sevgili olup fiziksel temasta bulunmamak hangi kapsamda değerlendirilir?
3.577
Aklımızdaki bilginin vucud-u haricisi var mıdır? Eğer varsa, şirk düşüncesi de bir bilgidir. Fakat hakikati olmadığına göre nasıl vücud-u haricisi olur?
Evet, abdest esnasında veya abdest bittikten sonra bir uzvun yıkanması unutulup sonradan hatırlanırsa, sadece o unutulan kuru yerin yıkanması yeterlidir. Abdesti en baştan almak gerekmez. Hanefi mezhebine göre abdest organlarını sırayla yıkamak (tertip) ve ara vermeden peş peşe yıkamak (müvalat) sünnet olduğundan, aradan zaman geçmiş olsa dahi hatırladığı an sadece unutulan kuru yeri yıkamak abdesti tamamlamak için yeterlidir1Ayrıca BakınızABDEST ALIRKEN BOĞAZA SU KAÇMASI ORUCU BOZAR MIKUR'AN'I KERİM'E ABDESTSİZ DOKUNMAK VE OKUMAKGUSÜL ABDESTİ ALIRKEN KONUŞMAKABDEST ALIRKEN BOYNU MESHETMEKABDESTTE UZUVLARI OVMAK ŞART MIDIR?ŞAFİİ MEZHEBİNDE ABDEST NİYETİ KALPTEN YAPILIR MI?KaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 163.
Annemin rahatsızlığı sebebiyle şifa niyetiyle bir yetim çocuğun hamiliğini üstlenmek ve benim de bir katkımın olmasını istedim. Altı aylık ücretini ödedim. Ancak eşimin zekât borcu olduğunu öğrendim. Daha önce ödediğim bu ücreti zekât olarak değerlendirebilir miyim? Bundan sonraki ödemelerimi de zekât niyetiyle yapabilir miyim?
Hanefî mezhebinde namazları cem etmek yalnızca belirli şartlarda caiz görülür. Cem-i takdimde, birinci namaz henüz kılınmadan cem etmeye niyet edilmesi gerekir. Cem-i tehirde ise birinci namazın vakti içinde, namazı ikinci namazın vaktine bırakmaya niyet edilmelidir.Bir sonraki vaktin ezanı başlamışsa önceki vaktin farz namazı artık kaza olarak kılınır; bu durum cem-i tehir sayılmaz. Cem-i tehir, ancak şer'an caiz görülen mazeretler sebebiyle belirli namazların sonraki vakitte birlikte kılınmasıdır. Dolayısıyla vakti çıkmış bir namaz, yeni vakit girdikten sonra cem-i tehir niyetiyle değil, doğrudan kaza niyetiyle kılınmalıdır.Detaylı bilgi için lütfen bakınız:Ayrıca BakınızNAMAZLARI CEM ETMENİN (BİRLEŞTİRMENİN) HÜKÜMLERİ
3.513
Ben çok teganni yapıyorum.Bunu yenmem için ne yapabilirim?
Evet, insanları incitmek, kalplerini kırmak, umutlarıyla oynamak ve onları üzmek de kul hakkı kapsamına girer. Kul hakları; insanların canları, bedenleri, manevi şahsiyetleri ve saygınlıklarıyla ilgili kişilik haklarının yanı sıra mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklarını da kapsar1Kul hakkı denildiğinde genellikle bir kimsenin malını veya parasını haksız yere almak, borcunu ödememek, diyet hakkını ihlal etmek ya da bir başkasının maddî zarara uğramasına sebep olmak gibi durumlar akla gelir. Hâlbuki kul hakları maddî ve mânevî olmak üzere ikiye ayrılır. Mânevî kul hakları, çoğu zaman göz ardı edilen, yeterince önemsenmeyen ve ihlal edildiğinde helalleşilmesi gerek görülmeyen haklardandır. Hak kavramı, öncelikle korunması ve gözetilmesi gereken değerleri ifade eder. Bu çerçevede insanın bedenine ve malına yönelik haksız müdahaleler maddî hakların, kalbine ve ruhuna verilen zararlar ise mânevî hakların ihlali olarak değerlendirilmektedir.2Dolayısıyla bir kimsenin duygularıyla bilerek oynamak, onu kırmak, incitmek veya zor durumda bırakmak da başkasının hakkını ihlal etme kapsamına girer. Sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), insanlara karşı güzel ahlaklı olmayı, onların haklarını gözetmeyi ve incitici davranışlardan kaçınmayı öğütleyen pek çok hadis buyurmuştur. Bunlardan birkaçını zikretmekle yetineceğiz. Bu hadislerden bazıları şöyledir:(İyi) Müslüman, dilinden ve elinden müslümanların emin olduğu kişidir. (Asıl) muhâcir de Allah'ın yasakladıklarını terkedendir.3Kim, cehennemden uzaklaştırılıp cennete konulmayı isterse, ölümünü, Allah'a ve âhirete inanmış olarak karşılasın. Bir de başkalarına karşı, kendisine nasıl davranılmasından hoşlanıyorsa öyle davransın.4Mü'min; insanları kötüleyen, lânetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir.5Muâz b. Cebel şöyle anlatır: “Bir gün, "Ey Allah"ın Resûlü, beni cennete koyacak ve cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana söyle." dedim. Buyurdu ki, "Büyük bir şey sordun ama o, Allah Teâlâ"nın kolaylaştırdığı kimse için kolaydır. Allah"a ibadet eder, O"na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, Ramazan orucunu tutar ve Kâbe"yi haccedersin." Sonra da dedi ki, "Sana hayır kapılarını göstereyim mi? Oruç, bir kalkandır. Suyun ateşi söndürdüğü gibi sadaka da günahları söndürür. Geceleyin bir kimsenin namaz kılması da böyledir." Daha sonra, "Onların vücutları (gece namaz kılmak için) yataklarından uzaklaşır, korku ve ümitle Rablerine dua ederler, kendilerine verdiğimiz rızıklardan hayra harcarlar. Onların yaptıkları amellere mükâfat olarak kendileri için göz aydınlığı olacak nimetlerden neler gizlenmiş olduğunu şimdi kimse bilmez." 67 mealindeki âyetleri okudu. Ondan sonra, "Dinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?" buyurdu. "Evet, ey Allah"ın Resûlü." dedim. "Dinin başı teslimiyet, direği namazdır, zirvesi de cihaddır." buyurdu. Ondan sonra da "Bu dediklerimin hepsini kemale erdiren ve tamamlayan şeyin ne olduğunu sana söyleyeyim mi?" diye sordu. "Evet, ey Allah"ın Resûlü." dedim. Mübarek dilini eliyle tutup, "İşte şunu tut." buyurdu. "Ey Allah"ın Resûlü, biz söylediğimiz sözler sebebiyle de mi sorgulanacağız?" dedim. Resûl-i Ekrem, "Annen hasretine yansın ey Muâz! İnsanları yüzükoyun burunları üzerinde sürünerek cehenneme götüren, dilleriyle kazandıkları değil midir? " buyurdu.”6Bu hadisler son derece güçlü bir mesaj vermektedir. Nitekim hadislerde, insanların onurunu, şerefini ve saygınlığını zedelemenin basit bir davranış olarak görülemeyeceği; mânevî hakların da can ve mal hakları gibi korunması gereken önemli haklar olduğu açıkça ortaya konulmuştur.Ayrıca BakınızKUL HAKKINDA SADECE HELALLİK İSTEMEK YETERLİ MİDİR? KUL HAKKI NASIL TELAFİ EDİLİR?KUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI? KUL HAKKI İLE ALLAH'IN HAKKI ARASINDAKİ FARK NEDİR?KUL HAKKI İLE İLGİLİ AYET VE HADİSLER NELERDİR?KUL HAKKI VE TEVBEKUL HAKKINA GİREN NE YAPMALI? KUL HAKKI İLE ALLAH'IN HAKKI ARASINDAKİ FARK NEDİR?KaynakçalarMustafa Çağrıcı, “Kul Hakkı”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 2Ocak 2020).Sancaklı, Saffet. “Hadisler Bağlamında Kul Hakkı Açısından Trafik Olgusunun Analizi / Değerlendirilmesi.” İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 6/2 (Güz 2015), 11-12.Buhârî, Îmân 4, 5, Tirmizî, Kıyâmet 52, Îmân 12; Nesâî, Îmân 8, 9, 11Müslim, İmâre 46. İbni Mâce, Fiten 9Tirmizî, Birr,48Tirmizî, “İmân”, 8.
İki ateistten biri 25 yaşında tövbe etmeden vefat ediyor. Diğeri ise 40 yaşında tövbe ederek 75 yaşına kadar düzgün bir Müslüman olarak yaşayıp vefat ediyor. İlk kişi yaşasaydı tövbe etme ihtimali de bulunacağından, bu durumda ilahî adalet açısından bir haksızlık söz konusu olur mu?
2.791
"Evet, nasıl ki hüsün elbette bir âşık ister. Taam ise aç olana verilir." 29.sözde geçen bu ifadeyi konuyla bağlayamadık halbuki üstad kainattaki bu tezyinatın, mehasinin ve kemalatın enzarı için meleklerin insanların ve cinlerin gerekliliğinden bahsederken yukarıdaki cümlede sanki bizim enzarımız için de kainatın varlığı gerekli görülmüş gibi bir mana çıkıyor.
Evvabin kelimesi, tövbe edip Allah'a yönelenler anlamına gelmekte olup İslam fıkhında, akşam namazının farzı ve sünneti eda edildikten sonra kılınan nafile namaz için kullanılmaktadır. Evvabin namazı, genel kabul gören görüşe göre altı rekattır. Bu namaz, isteğe göre ikişer rekat halinde üç selamla, dörder ve ikişer rekat olarak iki selamla ya da altı rekatın tamamı tek bir selamla kılınabilir. Fıkıh alimlerinin çoğunluğu ve faziletli kabul edilen uygulama, ikişer rekat kılınarak her iki rekatta bir selam verilmesi yönündedir.1İkişer Rekat Halinde ve Üç Selamla Kılınacak Evvabin Namazının Kılınışı Şu Şekildedir: İlk iki rekata, "Niyet ettim Allah rızası için Evvabin namazı kılmaya" diye niyet edilerek tekbir alınır ve eller bağlanır. Birinci rekatta Sübhaneke duası okunduktan sonra Euzü-Besmele çekilir, Fatiha suresi ve ardından zamm-ı sure (en az üç kısa ayet veya bir sure) okunur. Rüku ve secdeler yapıldıktan sonra ikinci rekata kalkılır. İkinci rekatta sadece Besmele çekilip Fatiha ve zamm-ı sure okunduktan sonra rüku ve secdelere gidilir. İkinci secdeden sonra oturuşa geçilerek sırasıyla Tahiyyat, Salli-Barik ve Rabbena duaları okunup sağa ve sola selam verilir. Aynı şekilde ikişer rekatlık kılınış iki defa daha tekrarlanarak altı rekat tamamlanmış olur.Eğer Evvabin Namazı Dört Veya Altı Rekat Olarak Tek Bir Selamla Kılınacak Olursa; ikinci rekatın sonundaki ilk oturuşta Tahiyyat duasıyla birlikte Salli ve Barik duaları da okunur. Üçüncü rekata ayağa kalkıldığında namazın başına dönülmüş gibi tekrar Sübhaneke okunur, Euzü-Besmele çekilir, Fatiha ve zamm-ı sure okunarak kılınışa devam edilir. Nafile bir namaz olduğu için evvabin namazının her rekatında Fatiha suresinden sonra zamm-ı sure okumak vaciptir.2Ayrıca BakınızTEHECCÜD VE EVVABİN GİBİ NAFİLE NAMAZLAR SESLİ KILINABİLİR Mİ?NAFİLE NAMAZ VE VESVESENAFİLE NAMAZLARDA İHLAS SURESİ'Nİ BİRDEN FAZLA OKUMAKİSLÂM'DA NAFİLE SÜNNETLERİ DEĞİŞTİRMENİN / BEĞENMEMENİN HÜKMÜNAFİLE NAMAZ KILINAMAYAN VAKİTLERKaynakçalarHeyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 189-190.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 493.
3.262
Evet, ekseriyet-i mutlaka ile, hayır ve mehâsin ve kemâlât, vücuda istinad eder ve ona râci olur. Sureten menfi ve ademî de olsa, esası sübutîdir ve vücudîdir. Dalâlet ve şer ve musibetler ve mâsiyetler ve belâlar gibi bütün çirkinliklerin esası, mayası ademdir, nefiydir. Onlardaki fenalık ve çirkinlik, ademden geliyor. Çendan suret-i zâhirîde müsbet ve vücudî de görünseler, esası ademdir, nefiydir. (Lem'alar,13. Lema, osmn. 73) Burada geçen “hayrın sureten menfi ve ademi olması” ile “şerrin de sureten vücudi esasının da ademi olmasını” nasıl anlayabiliriz”
Emirdağ Lahikasında ilgili yer şu şekilde geçmektedir:Bu enâniyetli zamandaki hizmet-i îmâniyede en büyük tehlikem ve ma'nevî en büyük suçum ve cinâyetim, bu zamanda hizmet-i Kur'âniyemi şahsıma âit maddî ve ma'nevî terakkiyâtıma ve kemâlâtıma âlet yapmak imiş.Cenâb-ı Hakk'a hadsiz şükrediyorum ki, bu uzun zamanlarda, ihtiyârım hâricinde hizmet-i îmâniyemi, değil maddî ve ma'nevî terakkiyâtıma ve kemâlâtıma ve azâbdan ve cehennemden kurtulmama ve hatta saâdet-i ebediyeme vesîle yapmama, belki hiç bir maksada kat'iyen âlet etmemekliğime gāyet kuvvetli, ma'nevî bir mâni' görüyordum. Hayret, hayret içinde kalıyordum.1İbadet, Allah emrettiği için yapılır. Sonucunda da sadece Allah'ın rızası beklenir. "(Ben) cinleri ve insanları, ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım!"2 âyetinin sırrıyla insanın yaratılmasının en önemli gayesi Allah'ı tanımak ve ona ibadet etmektir. İhlasa ve kulluğa yakışan sadece Allah için ibadet etmektir. Buna tam ihlas denilir. Bu hususta Kur'ân-ı Kerim'de yer alan şu ayetler, bize ihlasla nasıl ibadet ve hizmet etmemiz gerektiğini öğretmektedir:Şüphesiz ki biz, sana bu Kitâb'ı hak ile indirdik; öyle ise (sen de) dinde O'na (karşı) ihlâslı (samîmî) bir kimse olarak Allah'a kulluk et!3 De ki: (Ben,) Allah'a dînimde O'na (karşı) ihlâslı (samîmî) bir kimse olarak ibadet ederim.4 Bununla birlikte bir kimsenin cennete girmek arzusuyla veya cehennem korkusuyla ibadet etmesi câizdir. Çünkü Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerim'de hem cennete teşvik ediyor hem de cehennemle tehdit ediyor. Demek ki bir kimse, cennete gideceğini düşünerek veya cehennemden çekinerek şerleri, kötülükleri terk edip iyiliklere yönelebilir, ibadete ve hizmete koşturabilir.Bediüzzaman Hazretleri, enaniyetin ön plana çıktığı bu zamanda, iman ve Kur'ân hizmetinde zayıf imanları takviye edip kuvvetlendirecek ve kesin kanaat verecek derslerin ancak Allah'ın rızasını esas maksat yapmakla tesir göstereceğini ifade etmektedir.Bu anlamda Bediüzzaman Hazretleri, hiçbir şeye alet edilmeyen iman ve Kur'ân hizmetinde bulunanların, manevi ve uhrevî makamları dahi gaye ve maksat hâline getirmemeleri gerektiğini ifade etmektedir. Şu ifadeler konumuza ayrıca ışık tutmaktadır:Şimdi bu zamanda hiç bir şeye âlet ve tâbi' olmayan ve her gāyenin fevkinde olan hakāik-i îmâniyeyi, fıtrî ubûdiyet ile muhtâçlara te'sîrli bir sûrette bildirmenin bu dehşetli zamanda çâre-i yegânesi ve îmânı kurtaracak ve kanâat-ı kat'iye verecek bu tarzda, yani hiç bir şeye âlet olmayan bir ders-i Kur'ânî lâzımdır ki, küfr-ü mutlakı ve mütemerrid ve inatçı dalâleti kırsın ve herkese kanâat-i kat'iye verebilsin.5Yani bu zamanda insanlara iman hakikatlerini tesirli şekilde anlatmanın yegane yolu, onları hiçbir dünyevi maksada alet etmeden, safi bir Kur'an dersi olarak anlatmak ve izah etmektir. Böyle bir hizmet, küfr-ü mutlakı ve inatçı dalaleti kırar; muhtaç olanlara kuvvetli bir iman ve kesin kanaat kazandırır.Ayrıca BakınızKONUŞAN YALNIZ HAKİKATTİRKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.248Zâriyât, 51/56Zümer, 39/2Zümer, 39/14Bediüzzaman Said Nursi, Emirdağ Lahikası, Hayrat Neşriyat, Isparta 2021, c.4, s.249
İlgili yer şöyle geçmektedir:Cenab-ı Hakk tecelli-i zatıyla ve esma-yı hüsnanın a'zami mertebede nev'-i insanın ma'nen en a'zam bir ferdine tecelli-i a'zam tezahür eder ki, bu tezahür ve tecelli, Mi'rac-ı Ahmedi asm sırrıdır ki onun velayeti, risaletine mebde' olur. 1Velayet, kulun Allah'a kulluğuyla yakınlık kazanmasıdır. Risalet ise, Allah'ın nebi olarak isimlendirdiği seçkin kullarını hususi bir surette vazifelendirerek dünya ve ahirete dair insanlığın ihtiyaçlarını bildirmek üzere onlar vasıtasıyla yürüttüğü elçilik vazifesidir. 2“Velayetin risalete mebde olması”, Mi'rac hakikatinde Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın ubudiyet, kulluk, dua, zikir ve tam teslimiyetle Cenab-ı Hakk'a yönelmesinin; yani velayet cihetinin, risalet vazifesine ait büyük tecellilere bir başlangıç olması demektir.Peygamber Efendimiz'in (asm) Mi'rac'ı, velayet cihetiyle bir seyr ü süluk ve kurbiyet yolculuğudur. Bu yolculuğun nihayetinde Cenab-ı Hakk'ın hususi iltifat ve hitabına mazhar olmuş; ardından bu velayeti, risalet vazifesine medar olan ilahi ihsanlarla ümmetine yönelmiştir. Başta beş vakit namaz olmak üzere, Bakara Suresi'nin son iki ayeti gibi büyük hediyeler, bu nübüvvet ve risalet vazifesinin ümmete bakan semereleri/meyveleri olarak tebliğ edilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle söylemektedir:Velayet, kurbiyet meratibinde süluktür. Çok meratibin tayyına ve bir derece zamana muhtaçtır. Nur-u a'zam olan risalet ise, akrebiyet-i İlahiyenin inkişafı sırrına bakar ki, bir an-ı seyyale kafidir. Onun için hadiste denilmiş: Bir anda dönmüş gelmiş.Ayrıca sorduğunuz kısım ile ilgili Bediüzzaman Hazretleri, Miraç Risalesi'nin farklı yerlerinde şöyle buyurmaktadır:Mi'rac ise, velayet-i Ahmediyenin keramet-i kübrası, hem mertebe-i ulyası olduğundan, risalet mertebesine inkılab etmiş.Netice olarak; velayet, kulun kendi kulluğu ve gayretiyle Allah'a yönelmesi, yani Hakk'a yaklaşmasıdır. Bu ise zaman içinde yol almayı ve derece kazanmayı gerektirir.Bu yolculuğun sonunda Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, Cenab-ı Hakk'ın özel iltifat ve hitabına mazhar olmuş; ardından bu velayetin meyveleri, risalet vazifesine vesile olan ilahi ihsanlar şeklinde ümmetine yönelmiştir. Başta beş vakit namaz olmak üzere, Bakara Suresi'nin son iki ayeti gibi pek büyük hediyeler, nübüvvet ve risalet vazifesinin ümmete bakan meyveleri olarak tebliğ edilmiştir.Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam, Mi'rac'dan önce de peygamber idi. Fakat yüce kulluğuyla en yüksek velayet derecesine çıkmış ve Mi'rac'a layık hale gelmiştir. Mi'rac'dan dönüşü ise risalet vazifesinin bir tecellisidir. Risalet ise Hakk'ın kuluna yönelmesidir. Yani Allah'ın akrebiyet ile kuluna yakın olmasının bir tecellisidir.Ayrıca BakınızVELAYET-İ KÜBRA, VELAYET-İ VUSTA VE VELAYET-İ SUĞRAMİRAC MUCİZESİNİN RİSALET VE VELAYET YÖNÜVELAYETTE MAKAMLARKURBİYET VE AKREBİYET YOLUNUN FARKI VELAYET MERTEBELERİNDE NASIL GÖRÜNÜR?MİRAC MUCİZESİNİN RİSALET VE VELAYET YÖNÜAYET VE HADÎSLERLE İSRÂ VE MİRAC MUCİZESİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.244YUSUF ŞEVKİ YAVUZ, "NÜBÜVVET", TDV İslam Ansiklopedisi,2007,33. cildinde, s.286
"Hiç mümkün müdür ki , gökte , yerde , karada , denizde , yaş kuru , küçük büyük , âdî âlî her şeyi , kemâl-i intizâm ve mîzân içinde muhâfaza edip , bir türlü muhâsebe içinde netîcelerini eleyen bir hafîziyet..." Bu parçada geçen "kendilerine mahsus bir muhasebe içinde neticelerini eleyen bir hafiziyet" ifadesini hangi açılardan ele alabiliriz? Örnek vererek izah eder misiniz?
21. Lem'a'nın 2. Düsturu'nun haşiyesinde geçen “O rûhlar vâsıtasıyla sevâb cihetinde yaşıyorum, yalnız günâh cihetinde ölüyorum.” ifadesiyle ilgili üç sorum var:Bu sözün kaynağı nedir?Bu manevi ihsan bütün Ehl-i sünnet toplulukları için geçerli midir? Herhangi bir Ehl-i sünnet topluluğuna mensup kişi bu ifadeyi kullanabilir mi?Bu ihsandan faydalanmak için mutlaka bir topluluğa mensup olmak gerekir mi? Kendini ümmete ait hisseden, Müslümanlarla beraber olup onlara hizmet eden, ancak belirli bir topluluğa katılmak istemeyen bir kişi de ümmetin sevabından hissedar olabilir mi?
Peygamber Efendimizin (sav) ilk torunu Hz. Hasan (ra), Peygamber Efendimizin (sav) sevgili kızı Hz. Fâtıma ile Ali b. Ebî Tâlib'in büyük oğludur. Hicretin 2. yılında doğduğu rİvâyet edilmekte ise de, kaynakların çoğunluğu hicretin 3. yılı Ramazan ayının ortasında doğmuş olduğunda birleşirler.Hz. Ali'nin şehadetinden sonra kısa bir süre halifelik yapmış, ardından Müslümanlar arasında kan dökülmesini önlemek ve ümmetin birliğini sağlamak amacıyla hilafetten Hz. Muaviye lehine feragat etmiştir. Hayatının kalan kısmını Medine'de ibadetle geçiren Hz. Hasan Efendimiz, hicretin 49. yılında haince yapılan bir suikast neticesinde zehirlenerek 46 yaşında şehit edilmiş ve Medine'deki Cennetü'l-Baki kabristanına, annesi Hz. Fatıma'nın yanına defnedilmiştir. Bu durumu Kadı İyaz şu şekilde izah eder:Resul-i Ekrem Efendimiz'in (sav), diğer torunu Hz. Hüseyin ile birlikte “Cennet gençlerinin efendisi” olduklarını söylediği Hz. Hasan, torunları içinde kendisine en çok benzeyendi. Medine'de yaşadı ve hicretin 49. yılında (miladi 669), kırk altı yaşındayken orada zehirlenerek vefat etti. Cennetü'l-Baki'ye annesi Hz. Fatıma'nın yanına defnedildi. 1İsmail Hakkı Bursevi de tefsirinde şu açıklamaları yapar:Şeyh Üftade Hazretleri (ks) demiştir ki: Hz. Hasan (ra) zehirlenerek, Hz. Hüseyin de (ra) boğazı kesilerek şehit edilmiştir. 2İslam Ansiklopedisi'nde ise şu bilgiler yer alır:Hz. Hasan rivayete göre Yezid b. Muaviye ile evlendirilmek vaadiyle kandırılan eşlerinden Ca'de bint Eş'as b. Kays tarafından zehirlendi ve 28 Safer 49 tarihinde vefat etti. 3Resulullah'ın (sav) gözbebeği iki torunundan ikincisi olan Hüseyin b. Ali b. Ebî Tâlib, 5 Şaban 4 tarihinde, Medine'de doğmuştur. Peygamber Efendimizin (sav) ikinci torunu Hz. Hüseyin (ra), Kufelilerin daveti üzerine Irak'a doğru ilerlerken, Yezid b. Muaviye'nin Kufe valisi Ubeydullah b. Ziyad'ın sevk ettiği ordu tarafından Kerbela mevkiinde etrafı sarılmıştır. Günlerce susuz bırakılan Hz. Hüseyin ve beraberindeki Ehl-i Beyt mensupları, Ubeydullah b. Ziyad'ın ordusuyla çarpışmışlardır. Hz. Hüseyin, hicretin 61. yılı Muharrem ayında 57 yaşında şehit edilmiştir. Bu durum kaynaklarda şu şekilde açıklanmıştır:Hz. Hüseyin'e Şemir b. Zülcevşen'in emriyle her taraftan hücum edildi. Sinan b. Enes en-Nehai önce bir harbe saplayıp onu yere düşürdü, sonra da atından inerek saçlarını ve daha sonra başını kesti; oradakiler de cesedini soyup her şeyini, ardından da çadırları yağmaladılar. Bu arada Hz. Hüseyin'in hasta yatağındaki oğlu Ali Zeynelabidin öldürülmek istendiyse de Ömer b. Sa'd buna engel oldu (10 Muharrem 61 / 10 Ekim 680).4Ayrıca BakınızPEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAV) HZ. HASAN VE HÜSEYİN EFENDİLERİMİZE HUSUSİ İLGİ VE ALAKA GÖSTERMESİHZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN HAKKINDA HADİS-İ ŞERİFLERHZ. HÜSEYİN EFENDİMİZİ ŞEHİT EDEN YEZİD'İN ÖLÜMÜ NASIL OLMUŞTUR?KaynakçalarKadı İyaz, Şifa-i Şerif Şerhi, Tahlil Yayınları, İstanbul 2017, c. 2, s. 190.İsmail Hakkı Bursevi, Ruhul Beyan, Erkam Yayıncılık, İstanbul 2013, c. 7, s. 314.Ethem Ruhi Fığlalı, "Hasan", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1997, c. 16, s. 282-285.Ethem Ruhi Fığlalı, "Hüseyin", Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1998, c. 18, s. 518-521.
Bu vecizeyi nasıl anlamalıyız? Hangi olaya binaen Hüsrev Efendi Hazretleri böyle demiştir? Risale-i Nur'da buna benzer vecizeler var mıdır?
Erkeğin altın takması hangi koşullarda haramdır? Mesela kullandığı bir kol saatinin görünmeyen yüzeyinde cüz'i miktarda altın bulunması da haram mıdır?