19
“Kaka” Kelimesi Bir Sahabe İsmi mi?
Kaka kelimesi sahabe ismiymiş ve Yahudiler ona hakaret için günümüzde kullanılan anlamını yaymışlar deniliyor. Bu doğru mudur?
Hayrat Yardım, dünya genelinde ihtiyaç sahiplerine ulaştırdığı bağış ve yardımlarla bir iyilik köprüsü kurar. Siz de bu hayra ortak olun.
Hayrat Yardım'a Bağış Yap
19
Kaka kelimesi sahabe ismiymiş ve Yahudiler ona hakaret için günümüzde kullanılan anlamını yaymışlar deniliyor. Bu doğru mudur?
9
*Günümüzde matbaa ve teknoloji bu kadar ilerlemişken Risale-i Nur'lar neden el ile yazılıyor, *Risale-i Nur'ları yazmanın manevi olarak hikmeti nedir, 100 şehit sevabı olduğuna dair delil nedir, Ayrıca Ahmet Hüsrev Üstadımızın yazmış olduğu tevafuklu Kur'ân-ı Kerim'in levh-i mahfuzdaki ile aynısı olduğuna delil nedir?
9
Zümer Suresi 53. âyette geçen “Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” ile başka bir surede geçen “Şeytan sizi Allah'ın rahmetiyle kandırmasın” âyeti arasındaki ilişkiyi nasıl anlamam gerekir? Büyük günahlar işleyen biri olarak Allah'ın rahmetine güveniyorum ancak ibadetlerde tembellik ediyorum. Bir de tembellik konusunda yapılacak dualar nelerdir? Özellikle namaz konusunda tembelliğe çok düşüyorum. Tavsiyeleriniz neler olur?
13
İmâm-ı Gazâlî (ks), Risale-i Nur'da anlatıldığına göre aynen Abdülkādir-i Geylânî (ks), İmâm-ı Rabbânî (ks) vb. İslâm âlimleri gibi kendi zamanında fen ve felsefeden gelen küfre karşı Kur'ân-ı Kerim'i ve hadîs-i şerîfi tefsîr etmiş ve küfrün yayılmasını önlemekle beraber yüz binlerle kişinin İslâmiyet'e girmesine vesile olmuştur. Bediüzzaman Hazretleri şöyle demektedir:Bin dört yüz sene evvel, beşeriyet, zulmet, cehâlet içinde vahşi örf ve âdetlerin bulunduğu Arabistan'da doğan nûrlu bir güneş, altmış üç sene yükselmiş ve yirmi üç senede inzâli hitâm bulan fermân-ı Kur'ânla her şey aydınlanmış, fenâ, abes örfler ve âdetler anlaşılmış, sa'y-i Muhammedî (asm) ile saadete çevrilmiş, bu sebeble bütün yabancı nazarlar gıbta ile Kur'ân'a dikilmişti. Asırlar geçmiş, İslâmiyet üç yüz elli milyona yükselmiştir. Abdülkādir-i Geylânî (ks), İmâm-ı Gazâlî (ks), İmâm-ı Rabbânî (ks) misillü sâir İslâm allâmeleri, zamanında fen ve felsefeden neş'et eden küfre karşı Kur'ân-ı Azîm'i ve hadîs-i şerîfi tefsîr etmişler ve küfrün yayılmasını önlemekle beraber, yüz binlerle kişi İslâmiyet'e girmişlerdir.1İmâm-ı Gazâlî hazretleri, velâyet-i kübrâda bulunan ve makam-ı rızâya yetişen Eimme-i Erbaa (Ebu Hanife, İmam-ı Şâfii, İmam-ı Mâlik, Ahmed b. Hanbel (r.a)), Şâh-ı Geylânî (ks), İmâm-ı Rabbânî (ks) gibi zâtlarla birlilte anılmaktadır. Risale-i Nur'da bu manada şu metin oldukça dikkat çekicidir:Sahâbe-i Kirâm Hazerâtı'na 'Radıyallâhü Anh' denildiğine binâen, başkalara da bu ma'nâda söylemek muvâfık mıdır?”Elcevab: Evet, denilir. Çünkü Resûl-ü Ekrem'in bir şiârı olan “Aleyhissalâtü Vesselâm” kelâmı gibi, “Radıyallâhü Anh” terkîbi Sahâbeye mahsûs bir şiâr değil; belki Sahâbe gibi verâset-i nübüvvet denilen velâyet-i kübrâda bulunan ve makam-ı rızâya yetişen Eimme-i Erbaa, Şâh-ı Geylânî, İmâm-ı Gazâlî, İmâm-ı Rabbânî (ks) gibi zâtlara denilmeli. Fakat örf-ü ulemâda Sahâbeye radıyallâhü anh, tâbiîn ve tebe'-i tâbiîne rahimehullâh, onlardan sonrakilere gafarallâhü leh ve evliyâya kuddise sırruhû denilir.2Risâle-i Nûr'un üstâdlarından bir üstâdı İmâm-ı Gazâlî (ra) ve birisi de Abdülkādir-i Geylânî'dir (ra).3Demek Risale-i Nur'a göre İmam-ı Gazali Hazretleri ümmet-i Muhammed (asm) tarafından hüsn-ü kabul görmüş makbul bir zattır. Bediüzaman Hazretleri, İmâm-ı Gazâlî'yi (ks), İmâm-ı Rabbânî (ks), Muhyiddîn-i Arabî (ks), Abdülkādir-i Geylânî (ks) gibi muhakkikîn-i asfiyâ ve sıddîkîn arasında saymaktadır.4KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 273-274.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 1, s. 123.Bediüzzaman Said Nursi, Şua'lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 310.Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c. 2, s. 579.
4
Haşir Risalesi'nde 12. Hakikat'ten önceki Elhasıl kısmı, anladığım kadarıyla bir hikâyeden bahsediyor. Öncelikle, bu on ikinci surette geçen hikâye doğru mudur? Eğer doğru ise 12. surette anlatılan zabit konusuna ani bir giriş yapılmış ve konunun bağlamını anlayamadım. Açıklayabilir misiniz? Tüm temsiller (bunun haricinde), "saltanat bunu ister, bunsuz olmaz; hikmet böyle olmalı, böyle olur" nevinden. Ama zabit ve reis örneğini günlük hayat ile bağdaştıramadım. Bana yaklaştıracak şekilde misallendirebilir misiniz?
19
Moğol istilâsı, İslâm dünyasında çok büyük bir tahribata sebep oldu; fakat İslâm'ı mağlûp edemedi. Şehirler yıkıldı, kütüphaneler harap edildi, milyonlarca insan öldürüldü. Hususan Bağdat'ın düşmesi, hilâfet merkezinin sarsılması bakımından çok ağır bir darbe oldu. Fakat bu yıkım, İslâm'ın hakikatini ortadan kaldırmadı; bilâkis maddî merkezler yıkılsa da îman ve Kur'ân hakikatleri yaşamaya devam etti.Tekrar yükselişin sebebi, İslâm'ın yalnız bir devlet veya coğrafya ile kaim olmamasıdır. İslâm'ın kuvveti, Kur'ân'a dayanır. Devletler zayıflasa da medreseler, âlimler, tasavvuf mektepleri, halkın îmanı ve ümmet şuuru İslâm hayatını yeniden ayağa kaldırdı. Nitekim bir müddet sonra Moğolların bir kısmı da İslâmiyet'i kabul etti. Böylece başlangıçta yakıp yıkan kuvvet, daha sonra İslâm dairesine girdi.Bu hâdise, bâtıl kuvvetlerin geçici; hakikatın ise bâkî olduğunu gösterir. Tarihte bazen ehl-i hak büyük musîbetlerle sarsılır; fakat bu, nihâî mağlûbiyet değildir. Kur'ân'ın nuru söndürülmez. Moğol istilâsından sonra Memlükler, Anadolu'daki İslâm merkezleri ve daha sonra Osmanlı gibi büyük yapılarla İslâm dünyası yeniden kuvvet bulmuştur. Yüce Rabbimiz İslam'ın her daim galip geleceğini şöyle müjdelemiştir:Allah'ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar; hâlbuki Allah, kâfirler hoşlanmasa da nûrunu tamamlayıcıdır!1Netice olarak, Moğol istilâsı İslâm dünyasını siyasî, askerî ve ilmî bakımdan çok yaralamış; fakat İslâm'ın özünü yıkamamıştır. Çünkü İslâm'ın hakikati ilâhîdir; geçici mağlûbiyetler onun nurunu söndüremez.KaynakçalarSaf, 61/8.
14
Risale-i Nur'da “asrın hastalığı imansızlıktır” tespiti Hz. Üstad'ın hangi gözlemlerine dayanır?
14
Bir kişinin işlediği günahlara rağmen başka birinin (peygamber, evliya vb.) ricası veya referansı ile affedilmesi (şefaat), "herkesin kendi ameliyle yargılanacağı" yönündeki ilahi adalet ilkesini zedelemez mi?
52
Namazdayken birisi önümüzden fark etmeden veya fark ederek geçerse bunu önlemek amacıyla, hiçbir şekilde gözümüzü oynatmadan, yönümüzü kıbleden çevirmeden elimizi kaldırarak (uzunlamasına kolumuzu kaldırarak) önümüzden geçmesini önleyebilir miyiz? Yoksa hiçbir şey yapmadan dursak da olur mu? Bu konu ile alakalı fıkhi ölçüler nelerdir?
4.264
Tevhiddeki kolaylık, şirkteki zorluk nasıl oluyor. İzah eder misiniz?
5.499
On Beşinci Şuanın 6. Kelimesinde ki "اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ" ayetinin, hüccet-i tevhide ve bir ders-i hikmete ve bir tâlim-i ahlâka işaret etmesini izah eder misiniz?
3.616
Mirac Risalesi'nde geçen şu cümlede ne anlatılmak isteniyor? "Bütün fünûn, bütün desâtîriyle şu kitâb-ı kâinâtı, zaman-ı Âdem'den beri mütâlaa ediyor. Hâlbuki o kitap, esmâ ve kemâlât-ı İlâhiyeye dair ifade ettiği ma'nâların ve gösterdiği âyetlerin öşr-ü mi'şârını daha okuyamamış."
5.451
Küfür iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder. İkincisi, bildiği hâlde inkâr eder. Bu da birkaç şubedir. Birincisi, bilir, lakin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lakin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lakin vicdanî iz'an yoktur. Küfrün ikinci kısmını oluşturan ve bildiği hâlde inkâr edenlerin sayıldığı bu üç grubu izah eder misiniz?
5.909
"Bekârlık bîkârların kârıdır. Bâkire, iki sülüs kadın, bir sülüs erkektir. Bekâr, iki sülüs erkek, bir sülüs çocuktur. İzdivac, tasfiye tehzib eder." Bediüzzaman Hazretlerine ait bu cümleleri kısaca açıklar mısınız?
151
Elbette o Kadîr-i Hakîm bu kusursuz kudretiyle, bu noksansız hikmetiyle; nur gibi, esîr gibi ruha yakın ve münasib olan sair seyyalat-ı latîfe maddeleri ihmal edip hayatsız bırakmaz, camid bırakmaz, şuursuz bırakmaz. Belki madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esîr maddesinden, hattâ manalardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halkeder ki; hayvanatın pekçok muhtelif ecnasları gibi pekçok muhtelif ruhanî mahlukları, o seyyalat-ı latîfe maddelerinden halkeder. Onların bir kısmı melaike, bir kısmı da ruhanî ve cin ecnaslarıdır. 29 sözde geçen bu metinde; zulmetten, mânâdan, kelimelerden ruhani mahlûkların yaratılması ne demektir, nasıl olur, bilgisine mazhar olabildiğimiz örneği var mıdır? İzah eder misiniz?
4.432
"Demek esbâbın te'sîri yok. Müsebbibü'l-esbâbdan başka bir melce' olamadığını aynelyakîn gördüğünden, sırr-ı ehadiyet, nûr-u tevhîd içinde inkişâf ettiği için, şu münâcât birdenbire geceyi, denizi, hûtu musahhar etmiştir." Risale-i Nur'da geçen bu cümlede, sebeplerin tesirinin olmaması ve müsebbibü'l-esbâb tabirlerini açıklayabilir misiniz?
5.917
Risale-i Nur'un çeşitli yerlerinde bahsedilen nefse muhabbet ne demektir? Nefse muhabbeti nasıl anlamalıyız?
5.692
"Ve dilenciye gelince, sakın (onu) azarlama!" (Duha, 10) ve "Onların mallarında, dilenen ve (iffetinden dolayı dilenmeyen) yoksul için bir hak vardır (verirler)!" (Zâriyât, 19) bu gibi âyetlerden anlaşıldığı üzere Rabbimiz, dilencilere de bir şeyler verilmesini istiyor. Maalesef bu zamanda dilenenlerin büyük bir kısmı, ihtiyaçtan değil, meslek edindikleri için dileniyorlar. Bu meselede ölçü ne olmalıdır?
4.458
Risale-i Nur'da geçen "Bu mücessem Kur'ân-ı ekber-i âlem" tabirini nasıl anlamamız lazım? Âlem nasıl Kur'ân'ın cisimleşmiş şekli olur? İzah eder misiniz?
3.241
Ben doğduğumdan beri bir dominant elim yoktu, yani iki elimle de herşeyi yapabiliyorum. Ben ne kadar İslamın söylediği gibi bazen sağ elle yemek yesemde arada sırada refleks olarak sol elimle de yemek yiyiyorum. Acaba günah işlemiş olur muyum?
407
İnsanlar bir ortamın manevî havası ve gayb âlemi hakkında konuşurken çoğu zaman cinlerle ilgili konulara yöneliyor; ancak bu konuşmaların önemli bir kısmı hurafelere dayanıyor ve çoğu zaman faydadan çok zarar veriyor. Oysa bir ortamın manevî atmosferi yalnızca cinlerle ilgili değildir; meleklerin varlığı da bu atmosferin önemli bir parçasıdır. Her ortamın manevî durumuna göre şeytanların, cinlerin ve meleklerin etkisi farklılık gösterebilir. Ayrıca orada bulunan insanların ihlası, amelleri ve konuşmaları da o ortamın manevî havasını etkileyebilir. Bu çerçevede bir ortamın manevî atmosferi nasıl oluşur? Meleklerin, cinlerin ve şeytanların bu ortamlardaki varlığı ve etkileri hakkında sahih kaynaklara dayalı doğru bilgi nedir?