Sorular

6.539

Risale-i Nur'ları Yazarken Abdestli Olmak Şart mıdır?

Bir kitapta veya sayfada yarısından fazlası Kur'an veya Kur'an'dan ayet ve ibareler varsa o zaman o metne abdestsiz dokunmak caiz değildir. Kuranın tercüme ve tefsirine abdestsiz dokunmak mekruhtur. Rabbimiz bununla ilgili Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:Ona ancak temizlenmiş olan kimseler dokunur.1Fahreddin Razi bize bu ayeti şöyle izah etmektedir:Kur'an-ı Kerim abdestsiz olarak ele alınamaz, ama ezbere okunabilir. Ancak cünüb olan kimse Kur'ana el süremediği gibi, ezbere de okuyamaz.2Risale-i Nur, Kur'an-ı Kerim'in bu asra bakan manevi bir tefsiri olmasından dolayı, içerisinde pek çok ayet ve hadis barındırmaktadır. Aynı zamanda bu eserlerin asıllarının Kur'an hattı ile yazılmış olması, onlara karşı gösterilecek hürmetin derecesini artırmaktadır. Bu noktadan hareketle, Risale-i Nur eserlerinin abdestli, yazılması veya okunması hususu, hem fıkhi bir mesele hem de yüksek bir manevi edep çerçevesinde ele alınmalıdır.İslam fıkhına göre, içerisinde ayet bulunan tefsir kitaplarına dokunmak, doğrudan Mushafa dokunmak gibi kesin bir yasak teşkil etmese de, özellikle ayetlerin üzerine temas edilecekse abdestli olmak genel kabul görmüş bir edep kuralıdır. Bediüzzaman hazretleri, bu eserlerin Kur'anın manevi bir mucizesi ve bu zamanda Allah'ın bir ihsanı olduğunu vurgulamış, talebelerini yazma ve mütalaa esnasında daima abdestli olmaya teşvik etmiştir. Nur talebeleri arasında bu hizmet, bir nevi ibadet ve yüksek bir tefekkür mesaisi olarak görüldüğünden, risaleleri yazma işleminin abdestli yapılması manevi feyizden azami derecede istifade etmek adına sarsılmaz bir düstur haline gelmiştir.Sonuç olarak; bir zorunluluktan ziyade, bu nurlu hakikatlerin kutsiyetine duyulan hürmetin gereği olarak abdestli bulunmak, kalbin ve ruhun o hakikatlere daha şeffaf bir ayna olmasını sağlayan ince bir davranıştır. Risale-i Nur'ları yazmanın rızıkta berekete, kalpte sürura ve dünya işlerinde muvaffakıyete vesile olduğu gerçeği göz önüne alındığında, bu kudsî vazifeyi abdest gibi nurani bir zırh ile ifa etmek, hakiki ihlasın ve sadakatin en bariz göstergesidir.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR TALEBELİĞİNDE KUR'AN HATTINI MUHAFAZA ETMENİN ÖNEMİKaynakçalarVakıa 56/ 79.Razi, c. 15/ s. 195.

3.903

Risale-i Nur Talebeliğinde Kur'an Hattını Muhafaza Etmenin Önemi

Risale-i Nur'u neden Kur'an hattıyla okuyor ve neşrediyoruz? Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nur talebesi olmanın en önemli sebeplerinden birinin hatt-ı Kur'anı muhafaza etmek ve neşretmek olduğunu ifade ettiğini duymuştum. Bu konuda Risale-i Nur'da açık bir ifade var mıdır? Varsa metnin aslı nedir? Ayrıca Risale-i Nur'un Latin alfabesiyle okunması durumunda kişi Risale-i Nur talebesi sayılmaz mı?

670

Vitir Namazı Nasıl Kılınır?

Vitir namazı vacibdir. Yatsının vaktinde ve yatsı namazından sonra kılınır. Üç rekât olan vitrin her rekâtında Fâtiha ve sure okunur. Bundan başka üçüncü rekâtta sure okunduktan sonra eller kaldırılarak “Allâhu Ekber” denilip bağlanır ve Kunut duası okunur, ondan sonra rükûa varılır. Cemaatle kılarken imama uyan cemaat da Kunut duasını okur. Kunut duasını okuyamayan kimse, “Rabbenâ Âtinâ fi'd-dünya haseneten ve fi'l-ahireti haseneten ve kınâ âzabe'n-nâr” veya üç kere “Allahümmeğfirlî” okur yahut da üç kere “Ya Rabbi” der.Vitir Namazının KılınışıBirinci Rekât“Niyet ettim Allah rızası için bu gecenin vitir namazını kılmaya” diye niyet edilir. “Allâhu Ekber” diyerek iftitah tekbiri alınıp eller bağlanır. Ayakta sırasıyla; Sübhâneke, Eûzü Besmele, Fâtiha ve bir sure okunur. “Allâhu Ekber” diyerek rükûa varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'lazîm” denilir. “Semiallâhü limen hamideh” diyerek kalkılır ve ayakta “Rabbenâ leke'l-hamd” denilir. “Allâhu Ekber” diyerek secdeye varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'l-âlâ” söylenir. “Allâhu Ekber” diyerek secdeden kalkılıp oturulur. Yine “Allâhu Ekber” diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'l-âlâ” denilir. “Allâhu Ekber” diyerek ayağa (ikinci rekâta) kalkılır ve eller bağlanır.İkinci RekâtAyakta Besmele, Fâtiha ve bir sure okunur. “Allâhu Ekber” diyerek rükûa varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'l-azîm” denilir. “Semiallâhü limen hamideh” diyerek kalkılır ve ayakta “Rabbenâ leke'l-hamd” denilir. “Allâhu Ekber” diyerek secdeye varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'l-âlâ” söylenir. “Allâhu Ekber” diyerek secdeden kalkılıp oturulur. Yine “Allâhu Ekber” diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'l-âlâ” denilir. “Allâhu Ekber” diyerek oturulur. Bu oturuşta, Ettehiyyâtü, okunur. “Allâhu Ekber” diyerek ayağa (üçüncü rekâta) kalkılır ve eller bağlanır.Üçüncü RekâtAyakta Besmele, Fâtiha ve bir sure okunur. “Allâhu Ekber” diyerek eller yukarıya kaldırılır ve tekrar bağlanır. Kunut Duaları okunur.“Allâhu Ekber” diyerek rükûa varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'lazîm” denilir. “Semiallâhü limen hamideh” diyerek kalkılır ve ayakta “Rabbenâ leke'l-hamd” denilir. “Allâhu Ekber” diyerek secdeye varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'l-âlâ” söylenir. “Allâhu Ekber” diyerek secdeden kalkılıp oturulur. Yine “Allâhu Ekber” diyerek ikinci defa secdeye varılır ve üç kere “Sübhâne Rabbiye'l-âlâ” denilir. “Allâhu Ekber” diyerek oturulur. Otururken sırasıyla: Ettehiyyâtü, Allahümme salli, Allahümme Bârik, Rabbenâ Âtinâ... duaları okunur. Önce başı sağa çevirerek “Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh” denir. Sonra başı sola çevirerek “Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh” denir.1Ayrıca BakınızŞAFİ İMAM ARKASINDA HANEFİ BİRİSİ VİTİR NAMAZINI NASIL KILAR?KUNUT DUASI OKUNUŞU NASILDIR? BİLMEYEN NE OKUMALIDIR?MEZHEPLERE GÖRE VİTİR NAMAZININ REKATLARIVİTİR NAMAZINI GECENİN SONUNA ERTELEMEKVİTİR NAMAZINDA GEÇ KALAN KİMSENİN (MESBUK) DURUMUKUNUT DUALARINI OKUMANIN HÜKMÜKaynakçalarLütfi Şentürk, Seyfettin Yazıcı, İslâm İlmihali, Diyanet İşleri Yayınları, Ankara 2019, s.161-162.

9.357

Sünnete Göre Namazda Rükûnun Yapılışı ve Rükûda Dikkat Edilecek Hususlar

Rükû sözlükte “eğilmek” anlamına gelir. Namazın ana unsurlarından olan rükû, eller dizlere erecek şekilde öne doğru eğilmek demektir. Rukü namazın farzlarındandır.1 Farz oluşu âyet ve hadislerle sâbittir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin ve Rabb'inize kulluk edin.2Kur'an'da, Hıristiyanlığın aslında da rukû ve secdeli namaz bulunduğu şöyle bildirilir: Ey Meryem! Rabb'ine ibadet et, secdeye kapan ve rükû edenlerle birlikte sen de rükû et.3Rükunun en azı kişinin elleri dizlerine kavuşacak şekilde eğilmesidir. En mükemmeli de, kişinin sırtı ile boynunu dümdüz yapmasıdır.4 Nitekim bir hadiste Sevgili Peygamberimizin (sav) namazını tarif eden sahabe efendilerimiz (ra) şöyle aktarmışlardır: Hz. Peygamber rükûa gidince, sırtı üzerinde bir bardak su bulunacak olsa, hareket etmezdi.5Rükuda kişi baldırlarını ve uyluklarını dik tutar, başı ile kuyruk sokumunun düzgün ve aynı seviyede olmasına dikkat eder. Namaz kılan kişiye, rükuda elleri ile dizlerini tutması ve kıble yönünde ellerinin parmaklarını açık tutması yeterlidir.Kişi rükuda başını ne yükseltir, ne de alçaltır. Erkekler dirseklerini böğürlerinden ayırır, kadınlar ise bu uzuvlarını birbirine bitiştirirler. 6Nitekim bir hadiste şöyle denilmiştir:Resulullah (sav) rüku yapınca itidali muhafaza eder, başını (yukarı) dikmez, (aşağı da) eğmezdi. Ellerini diz kapaklarının üzerine koyardı. Secde için yere eğilince adalelerini koltuk kısmından yana açardı. Ayaklarının parmaklarını da aralardı.7Rüku yaparken, bir süre beklemek (tuma'nîne) ve yine rükûdan doğrulunca, uzuvlar sâkin oluncaya kadar bir süre ayakta durmak (kavme) Ebû Yûsuf'a ve Hanefîler dışındaki üç mezhebe göre farzdır.8 Bunun süresi “sübhânellah'il-azîm” diyecek kadardır. Ebû Hanîfe'ye göre tuma'nîne ve kavme vâciptir.9Bununla birlikte rukûda üç kere, “sübhâne Rabb'iye'l-azîm (Yüce olan Rabb'imin adını tesbih ve tenzih ederim.)” demek sünnettir.Ayrıca BakınızKADINLARIN RÜKU VE SECDESİ NASIL OLMALIDIR?NAMAZDA RÜKU VE SECDE TESBİHLERİNİN SAYISINAMAZ KILARKEN SECDEYİ UNUTMAKSECDENİN GEÇERSİZ OLDUĞU DURUMLARNAMAZDA SECDEYİ İKİ, RÜKÛYU TEK YAPMANIN HİKMETİKaynakçalarVehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.Hac, 22/77.Âl-i İmrân, 3/43.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.Buhârî, Ezân, 120,Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.Nesai, İftitah, 96.Buhârî, Ezân, 95, 122; Müslim, Salât, 45; Ebû Dâvud, Salât, 164; Tirmizî, Mevâkît, 110.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 518.

3.997

Risale-i Nur'da "İntizam-Tanzim-Tevzin-Tavzif" Kavramlarının Manaları ve Birbirinden Farkları

Bediüzzaman Hazretleri kâinattaki harika işleyişi anlatmak için sıkça bu kavramları kullanmaktadır. Bu kavramların manalarına değinecek olursak;İntizam: Düzenli olma hâli, tertipli ve sistemli şekilde devam etme anlamına gelir. Düzenin uygulanması ve sürdürülmesi gibi düşünülebilir.1 Örneğin bir sınıfın sıralı ve temiz olması intizamı gösterir. Burada dikkat edilen nokta, düzenin aktif bir şekilde korunmasıdır. İntizam biraz daha “düzenli davranma” ve “düzene uygun hareket etme” anlamı taşır.Tanzim: Dağınık olan şeyleri bir plana göre düzene koymak, sıralamak ve organize etmektir. İntizam bir durumsa, tanzim o durumu kurma eylemidir.2Tavzif: Birine bir görev (vazife) vermek, onu bir iş için görevlendirmektir. Örneğin, güneşin dünyayı ısıtmakla görevlendirilmesi bir tavziftir.3Tevzin: Bir şeyi ölçülü yapmak, tartmak ve dengede tutmaktır. Her şeye ihtiyacı kadar olanı tam ölçüsünde vermektir.4Bu dört kavramın arasındaki farkı bir saat fabrikası örneğiyle anlatacak olursak;Fabrikadaki çarkların her birinin kendi yerinde tıkır tıkır çalışması intizamdır. Bu çarkları oraya belirli bir planla yerleştiren mühendisin yaptığı iş ise tanzimdir. Çarkların her birine "sen akrebi döndüreceksin, sen yelkovanı" denilerek bir iş yüklenmesi tavziftir. Son olarak, bu çarkların ne çok hızlı ne de çok yavaş dönecek şekilde milimetrik bir hassasiyetle ayarlanması, yani sistemin dengelenmesi ise tevzin kavramıyla ifade edilmektedir. Bu kavramlar Risale-i Nur'da ise şöyle geçmektedir:Meselâ her bir çiçekte, her bir meyvede bir mîzân var. Ve o mîzân, bir intizâm içinde; ve o intizâm, tazelenen bir tanzîm ve tevzîn içinde; ve o tevzîn ve tanzîm, bir ziynet ve san'at içinde; ve o ziynet ve san'at, ma'nîdâr kokular ve hikmetli tatlar içinde bulunduğundan, her bir çiçek o ağacın çiçekleri adedince Hakîm-i Zülcelâl'e işaretler ediyor. Ve bu bir kelime olan bu ağaçta ve bir harf hükmünde olan bir meyvede bulunan bir çekirdek noktası, bütün o ağacın fihristini ve programını taşıyan küçük bir sandukçadır.5Bir çiçeğe veya bir meyveye bakıldığında önce mizan, yani ölçü ve denge görülür. Bu ölçü tesadüfen oluşmamıştır. Her yaprak, her renk, her oran yerli yerindedir. İşte bu ölçünün sürekli ve uyumlu bir şekilde devam etmesine intizam denir. İntizam, varlıkların gelişi güzel değil, belirli bir düzen içinde yaratıldığını göstermektedir. Fakat bu düzen sabit ve donuk değildir. Her bahar yeniden kurulmakta, her mevsim yeniden ortaya çıkmaktadır. İşte tanzim, varlıkların belli bir plan ve programla yerleştirilmesi, düzenlenmesi ve tertip edilmesi demektir. Bir ağacın dallarının, yapraklarının ve çiçeklerinin belli bir sisteme göre ortaya çıkması bu tanzimin açık bir göstergesidir. Bununla beraber yalnızca düzenlemek yeterli değildir. Her şeyin miktarının da tam yerinde olması gerekir. İşte bu da tevzin, yani ölçerek dengeleme ve uygun miktarlarda taksim etme demektir. Bir çiçekteki renklerin ne fazla ne eksik oluşu, kokusunun tam gerektiği kadar verilmesi veya bir meyvedeki şeker oranının dengesi tevzinin bir sonucudur. Böylece intizam düzeni, tanzim o düzenin kurulmasını, tevzin ise o tertip içinde her şeyin ölçüyle dağıtılmasını ifade etmektedir.Ayrıca BakınızNİZAM İLE İNTİZAM ARASINDAKİ ANLAM FARKIKaynakçalarhttps://www.lugatim.com/s/intizamhttps://sozluk.gov.tr/?ara=tanzimhttps://www.lugatim.com/s/tavzifhttps://lugatim.com/s/TEVZİNBediüzzaman Said Nursi, Asa-yı Musa, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 156.