4.800
Borç Musibeti
Üzerimizdeki borç yükünden, helal yollarla çaba göstermemize rağmen kurtulamıyor; aksine bu yük giderek artıyor. Bunun bir hikmeti var mıdır? Bu durumdan çıkmanın bir yolu var mıdır?

4.800
Üzerimizdeki borç yükünden, helal yollarla çaba göstermemize rağmen kurtulamıyor; aksine bu yük giderek artıyor. Bunun bir hikmeti var mıdır? Bu durumdan çıkmanın bir yolu var mıdır?
1.408
Kuddüs ne demektir? Allah'ın bu güzel ismini, kâinattan, insandan ve hayvandan örnekler vererek anlatabilir misiniz?
4.822
15. Şua'da geçen, "kudsî yedi sıfattan (sübûtî sıfatlardan), bir cihette en birincisi olan ilim dahi..." denilmektedir. İlim sıfatı ne cihetle birincidir?
4.384
Tevazu ve Niyet kelimeleri birbirinden farklı kavramlardır. Tevazu; alçakgönüllü olmaktır. Kendini beğenmişlikten ve böbürlenmekten uzak durmaktır. Gurur ve kibirden arınmış bir hayatı benimsemektir. Yaratılmış her bir canlıya saygı, şefkat ve merhamet göstermek, kibar davranmaktır. Rabbimiz bir ayetinde tevazu ile ilgili şöyle buyurur:Rahmân'ın kulları ise, öyle kimselerdir ki, yeryüzünde tevâzû' (ve vakar) içinde yürürler; câhiller onlara bir lâf attıkları zaman, “Selâm (Allah selâmet versin)!” derler (geçerler).1Peygamber Efendimiz (sav) en tevazu sahibi insandı. O, daima sade bir hayat sürmüş, insana, insan olduğu için değer vermiş, mütevazı olmanın, cennet ehlinin özelliklerinden biri olduğunu bildirmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde tevazu sahibi olmanın insanı Allah katında yücelten bir vasıf olduğunu şu şekilde bildirir:Allah, bir kulun hoşgörülü olması sebebiyle izzetini artırır, Allah için tevazu gösteren kişiyi ise yüceltir.2Sözlükte “yönelmek, ciddiyet ve kararlılık göstermek” gibi anlamlara gelen niyet kelimesi ise dini bir terim olarak ele alındığında “Allah'ın rızasını kazanma arzusuyla ve O'nun hükmüne tabi olmak üzere fiile yönelen irade” şeklindeki tariftir. Bununla ilgili Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde şöyle buyurur:Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlü"nedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.3İslam'da amelin değerini belirleyen asıl unsurun niyet olduğu görülmektedir. Dışarıdan bakıldığında yapılan iş aynı olsa bile -örneğin hicret gibi büyük ve zahmetli bir amel- onu Allah rızası için yapanla, dünyevi bir fayda için yapan arasında büyük bir fark vardır. Allah ve Resulü (sav) için yapılan hicret, yapanı İlahi rızaya ve sevaba ulaştırır. Mal, makam ya da evlilik gibi dünyevi bir amaç için yapılan hicret ise sadece o amaçla sınırlı kalır ve ahirette bir karşılığı olmaz. Fiil aynı ama neticeleri farklıdır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri de bu hakikatten şu şekilde bahseder:Ve kezâ, nazar ile niyet, mâhiyet-i eşyâyı tağyîr eder. Günahı sevaba, sevabı günaha kalb eder. Evet, niyet, âdî bir hareketi ibâdete çevirir. Ve gösteriş için yapılan bir ibâdeti, günaha kalb eder. Maddiyâta esbâb hesabıyla bakılırsa cehâlettir. Allah hesabıyla olursa maârif-i İlâhiyedir.4Yani bir işe bakışımız ve o işi yaparken içimizde taşıdığımız niyet, yapılan fiilin değerini tamamen değiştirir. Aynı hareket, niyete göre ibadet de olabilir, günah da. Eşyanın ve olayların hakikati yalnızca dış görünüşüyle değil, hangi amaçla ve kimin hesabına yapıldığıyla anlaşılır. Mesela, birine sadaka vermek, Allah rızası için yapıldığında büyük sevap kazandırırken, insanların takdirini kazanmak ve övülmek için verilirse sevabı gider, hatta riya sebebiyle günaha dönüşür. Yine Üstad Bediüzzaman Hazretleri niyetin tevazuyu fesada verdiği ile ilgili şöyle der:Niyet, a'mâli tam kuvvetleştirir. Meselâ tevâzuu fesâda verir, tekebbürü izâle eder. Ferah ve sürûru uçurur, gam ve kederi tahfîf eder. 5Tevazu fıtri ve kendiliğinden olunca ihlaslı, saf ve güzel bir hal iken, ona özellikle insanların nazarını hedefleyen bir niyet karıştığında kişinin yapmış olduğu tevazu bozulup yapmacık bir hal alır. Tevazu aslında kalbi bir haldir. Kişi zayıf, güçsüz ve fakir olduğunu hisseder, başkasının meziyetini görünce samimiyetle takdir eder, kendini öne çıkarmaktan çekinir.Fakat insan mütevazı görüneceğim diye tevazuyu bilinçli biçimde üretmeye başlarsa, tevazu bir fazilet olmaktan çıkıp bir gösteriş veya bir taktik haline gelebilir. O zaman davranışın içine gizli bir beğenilme arzusu girer. Beni ne kadar mütevazı bulacaklar? düşüncesi fark edilmeden bile kalbi yönlendirebilir. Böylece tevazu Allah rızasına bakan bir kulluk hali olmaktan çıkıp, insanların takdirine bakan bir vitrine döner.Sonuç olarak, tevazunun değerini dış görünüş değil, içteki maksad belirler. Tevazu, Allah rızası niyetiyle olursa fazilettir; insanların nazarını kazanmak, övülmek, mütevazı görünmek gibi bir niyet karışırsa, aynı tevazu görünümü riya ile bozulur ve fesada gider.Ayrıca BakınızNİYET NASIL GÜNAHI SEVABA DÖNÜŞTÜRÜR?"AMELLER NİYETLERE GÖREDİR" HADİSİNİN GÜNLÜK HAYATTAN ÖRNEKLERLE İZAHIKaynakçalarFurkân, 25/63.Müslim, Birr, 69.Müslim, İmâre, 155.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 48.Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 193.
5.046
Üstad Bediüzzaman diyor ki, "Yanlış anlaşılmasın, Avrupa ikidir: Birisi, İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyz ile hayat-ı içtimaiye-i beşeriyeye nâfi' san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takib eden bu birinci Avrupa'ya hitab etmiyorum." Buradaki Avrupa'nın iyi tarafı ile anlatılmak istenen nedir?
24
Hayrat İnsani Yardım Derneği ile Hayrat Vakfının bağı nedir? Ortak kuruluş mu?
22
Nurcular genelde bu asrın kurtarıcı kitabının Risale-i Nur olduğu, ancak bu eserle insanlığın hidayete ereceği ve Risale-i Nur'un koca İslam literatüründen üstün olduğu yönünde bir algıya sahiptir. Bunun dayanağı nedir? Bediüzzaman Hazretlerinin Risaleler hakkındaki övgü içeren sözlerine yanlış mana mı veriliyor?
3
Sözlükte düşünmek manasınadır. Tefekkür, imanı takviyeye, marifetullâha, gafletten kurtulmaya ve ibâdet şuurunun kuvvetlenmesine, kalbin huzuruna, şükrün artmasına, hikmetin artmasına vesile olan önemli bir ibadettir. Kâinataki olaylara ve insanın kendi nefsine bakıldığında, her şey Allah'ın isim ve sıfatlarına birer ayna olur. Böylece kalp ve akıl birlikte nurlanır. Tefekkürün genel anlamda dört şey üzerine olması gerektiği ifade edilmiştir:1) Allah'ın azametini tefekkür etmektir. Bu tefekkürden marifetullah doğar.2) Cenab-ı Hakk'ın yarattığı varlıkları tefekkür etmektir. Bu tefekkürden Allah'a karşı sevgi ve şevk doğar.3) Cenab-ı Hakk'ın saltanatını ve O'nun kudretini tefekkür etmektir. Bu tefekkürden İlahî heybetin gönülde artması doğar.4) Kulun kötü işlerini, amellerini tefekkür etmesidir. Bu tefekkürden kulun Rabbine karşı olan hayâsı (utanma, edep) doğar.Bediüzzaman Hazretleri mesleğini “acz, fakr, şefkat, tefekkür” olarak dört ana sütun üzerine bina etmiştir. Görüldüğü üzere tefekkürü, mesleğinin dört ana esasından biri yapmıştır. Bu sayede tefekkürü kendisini takip edenler için bir meslek/meşrep/yol haline getirmiştir. Hazret-i Üstad tefekkürün rast gele değil bir metot dâhilinde olması gerektiğini de şöyle açıklamaktadır:İ'lem eyyühe'l-aziz! Tefekkür, gafleti izale eder. Dikkat, teemmül, evham-ı zulümatı dağıtır. Lâkin nefsinde ve bâtınında ve hususî ahvâlinde tefekkür ettiğin zaman, derinden derine tafsilât ile tetkikat yap. Fakat âfakî ve haricî ve umumî ahvâlâtı teemmül ettiğin vakit, sathî ve icmâlî düşün, tafsilâta geçme. Çünkü icmalde, ve fezlekede olan kıymet ve güzellik tafsilâtda yoktur. Hem de âfakî tefekkür, dipsiz denize benzer, sahili yoktur. İçine dalma, boğulursun. Arkadaş! Nefsî tefekkürü tafsilâtlı, âfâkî tefekkürü ise icmâlî yaparsan, vahdete takarrüb edersin. Aksini yaptığın takdirde, kesret fikrini dağıtır. Evham seni havalandırır, enâniyetin kalınlaşır. Gafletin kuvvet bulur, tabiata kalb eder. İşte insanları dalâlete isâl eden kesret yolu budur.1Yani, tefekkür gafleti giderir. Dikkatli düşünmek de kuruntuları dağıtır. Fakat düşünmenin yolu, kişinin kendi iç dünyasında ve dış dünyada aynı değildir. İnsan kendi nefsi ve iç âlemi üzerinde düşünürken derine inmeli, ayrıntılı inceleme yapmalıdır. Çünkü burada hakikate ulaşmak için ayrıntı gerekir. Ama dış dünya, yaşanan olaylar ve geniş alanlar düşünülürken kısa ve öz düşünmek gerekir. Çünkü o geniş sahalardaki kıymet ve güzellik çoğu zaman özette görünür, ayrıntıda aynı şekilde görünmez. Ayrıca dış âleme ait tefekkür dipsiz deniz gibidir. Ayrıntıya dalan, sınır bulamaz ve boğulabilir. Kişi, kendi içinde yaptığı düşünmeyi ayrıntılı, dış dünyaya dair düşünmeyi ise kısa ve toplu yaparsa Allah'ın varlığına ve birliğine ulaşır. Bunun tersini yaparsa, kalabalıklar içerisinde zihin dağılır. Kuruntular insanı savurur, benlik kalınlaşır, gaflet güçlenir ve bakış tabiata döner. İnsanları dalâlete götüren yol da bu kesret (kalabalıkta boğulma) yoludur.Tefekkürün temel esasları ise kâinata başıboş ve kendi hesabına değil, Allah hesabına bakabilmektir. Görünen nimetlerde Mün'im'i (nimet veren Allah'ı) tanıyabilmektir. Her şeyde olduğu gibi tefekkürde de niyet çok önemlidir. Bununla birlikte tefekkür, Kur'an rehberliğinde olmalıdır. Çünkü Kur'an'daki ayetler tefekkürün en doğru istikametini gösterir. Tefekkürün en önemli türlerinden biri de ölümü düşünmektir. Çünkü ölümü tefekkür eden kişi, dünyanın geçici olduğunu her an hatırlayarak, dünya-ahiret dengesini diri tutar. Ayrıca insan nefsini ve davranışlarını da düşünmesi, tefekkürün önemli bir parçasıdır. Çünkü hatalarını görüp ders çıkaran bir kişi, o hatalara tekrar girmemeye çalışır.Ayrıca BakınızBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN TEFEKKÜR ÜZERİNDE DURMASIKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 138.
7
Bediüzzaman Said Nursî ile Muhammed Zahid el-Kevserî'nin muhabbetleri var mıdır? Varsa eğer bunu anlatır mısınız?
5.490
Risale-i Nur'u sözlü ve yazılı anlamda şerh ve izah etmek hangi esaslara dayanmalıdır?
5.816
Bediüzzaman Hazretleri, İmam-ı Rabbânî'den naklen, "En parlak evliyaların, Sünnet-i Seniyye'yi esas yapan tarikatlarda yetiştiğini" söylüyor. Sünnet'i esas yapmayan tarikattan veli yetişir mi?
5.603
1915'te gerçekleşen Ermeni Tehciri (sürgünü) konusunda Bediüzzaman Hazretlerinin düşüncesi nedir? Konuya nasıl yaklaşmıştır?
11
"Hece harflerinin adedi, elif-i sâkine hariç kalmak şartıyla yirmi sekiz harftir. Kur'ân-ı Azîmüşşân, sûrelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terk etmiştir." Bu paragrafta anlatılmak istenen nedir? Elif harfini mi terk ediyoruz?
4.917
Sebeplerin yaratıcı olamayacağını izah eder misiniz?
1.896
Katılımevim, Eminevim, Birevim ve benzeri tasarruf finansman sistemleriyle ev veya araba almak dînen câiz midir? Bu sistemlerde taksitlerin enflasyon veya maaş artışına göre değişmesi, organizasyon ücreti alınması, satın alınan mala ipotek konulması ve gecikme hâlinde fark talep edilmesi fıkhen faiz veya akdi bozan bir durum sayılır mı? Ayrıca bu uygulamalar, meçhul mal satışı, haksız kazanç veya câiz olmayan rehin kapsamında değerlendirilir mi? Bu tür kurumlarla işlem yapmak helâl kabul edilir mi?
7.310
Müminin ölümü nasıl olacak, azap çekecek mi?
15
Çocuklarımızın küçülen kıyafetlerini saklayıp daha sonra kardeşi olursa giydiririz diyerek belki bir sene, belki 5-6 sene bekletmek dinimizde istifçiliğe girer mi? Çünkü eğer tekrar çocuk olursa aynı şekilde harcama yapman gerekecek ama tabii zaman nasip, bilmediğimiz için bekletmekte sakınca var mı, yoksa imkânı olmayan başka kişilerle paylaşmak daha mı doğru olur? Bu eşyalar ihtiyaç fazlasına mı giriyor?
6
Her kim boynunda bir biat olmadığı hâlde ölürse, cahiliyet ölümü ile ölür. Bu şekilde bir hadis-i şerif var mıdır? Varsa nasıl anlaşılabilir?
13
Meleklerin kıyamet günündeki ve ölümden sonraki süreçteki rolleri nelerdir? Ahirette de vazifelerini sürdürecekler mi?
5
"Bazı Nur talebeleri, 'Risale-i Nur izah edilemez, Üstad bunu yasaklamış.' gibi sözler söylüyorlar. Bunun bir aslı var mıdır? Üstad'ın ya da talebelerinin bu yönde sözleri mevcut mudur? Ayrıca, 'Risale-i Nur'u anlamasan da oku.' mantığı doğru mudur?"
6.562
Sarığın anlamı nedir? Hadislerle sarık ne ifade eder? Açıklayabilir misiniz?