Soru

Allah'ın İbda' ve İnşa Suretindeki Yaratmasına Örnekler

Allah'ın ibda ve inşa suretinde yaratmasını izah eder misiniz? Bu konuda hangi örnekleri verebiliriz? 

Tarih: 22.12.2023 04:05:07
Okunma: 222

Cevap

“Mevcûdât iki vecihle îcâd ediliyor. Biri; ibdâ‘ ve ihtirâ‘ ta‘bîr edilen, hiçten îcâddır. Diğeri; inşâ ve terkîb ta‘bîr edilen, mevcûd olan anâsır ve eşyâdan toplamak sûretiyle ona vücûd vermektir. [1]

Bediüzzaman Hazretleri varlığın iki şekilde halk edildiğini/yaratıldığını ifade etmektedir. Birincisi: Örnek ve aslı yok iken hiçten yaratmaktır. Bu mana için ibda’ ve ihtira’ kelimelerini kullanmaktadır. İkincisi: Mevcud olan unsurlar ve eşyadan toplamak suretiyle yaratmaktır. Bu manayı da inşâ ve terkib (birleştirerek yapma) ile ifade etmektedir.

İbda’; Örneksiz olarak bir nesneyi yaratmak, daha önce örneği olmayan bir şeyi yaratmak, örneksiz yapmak anlamında kullanılmaktır. Herhangi bir örnekten yararlanmadan, başka birine uymadan ve onunla yetinmeden, hiç kimseyi taklit etmeden bir şeyi icad etmeye, ortaya çıkarmaya denir. [2]

İbda’, Cenab-ı Hakk için kullanıldığında âletsiz ve maddesiz, zaman ve mekâna ihtiyaç hissetmeksizin yaratması demektir. Cenab-ı Hak’tan başkası için kullanıldığında ibda’, muhteri’ yani örneksiz yapması demektir.

Yukarıda geçen ifadelerden anlaşıldığına göre Bediüzzaman Hazretlerine göre ibda’, bir şeyi hiçten, yoktan yaratmak ve ona lazım olan her şeyi de hiçten icad etmek anlamındadır. Bu manada ibda’, İlâhî kudrete mahsustur.

İnşâ; terkip ederek yapma, unsurlarını bir araya getirerek yaratma, bir şeyi var olan maddelerden toplayarak meydana getirme demektir.  Rabbimiz isterse eşyayı inşa’, terkip ve san’at ile yaratır. Yani yeni bir varlığı daha önceden yarattığı mevcut unsurlardan toplayarak/birleştirerek yaratır. Örneğin; canlılar hücrelerden, hücreler atomlardan, moleküllerden inşa edilir. Hücrelerden dokular, organlar ve çeşitli sistemler yaratılır. Sonuçta bir canlı inşa edilmiş, yani yaratılmış olur.

“Meselâ, nasıl ki terzi gibi bir sanatkâr, birçok külfetler ve mahâretler ile harika sanatlı bir şey îcâd eder ve ona bir model yapar. Sonra onun misallerini külfetsiz çabuk yapabilir… Öyle de, Rabbimiz şu kâinat sarayını müştemilatıyla beraber harika bir sûrette yaptıktan sonra küçük büyük her şeye bir model hükmünde bir kader ölçüsü ile belirli bir miktar, ölçü, oran vermiştir.”[3]

Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği bu örneğe göre terzinin hiç yoktan, örneksiz bir şeyi icad etmesi misali ile irtibatlandırdığı, Rabbimizin kâinatta bulunan her şeyi örneği olmaksızın yoktan yaratması ibda'; terzinin bir model oluşturup onu ilk defa icadından sonra devamlı aynı ölçü ve model ile yapması misali ile irtibatlandırdığı, kâinatta yaratılan her bir şeyin belirli ölçüler, oranlar doğrultusunda tekrardan yaratılması ise inşâdır.

İbda' ve inşa her zaman devam etmektedir. Ancak ibda’ inşaya nispeten daha mükemmel, daha büyük, daha geniş manalar içeren bir yaratmadır.

Örneğin, ilk insanın ilk olarak benzersiz, numunesiz, daha önce örneği görülmemiş bir varlık olarak ilm-i İlahî'den vucûd sahasına çıkması ibda’dır. Fakat onun daha sonra belli elementler, unsurlar, sebepler vb. şeylerden terkip edilerek yaratılma yönü inşa’dır. İnsanın ana rahminden vefatına kadar hücreleri vesilesiyle oluşan her bir gelişim, her bir yeni hal de inşa’ ile yaratmaya örnektir.

Diğer bir pencereden ibda’ ile yaratma sadece ilk olarak, benzersiz bir surette, örneği bulunmayan bir tarzda vucûd sahasına çıkartılmasına münhasır değildir. Belki her insanın gerek şekli itibariyle gerek siması itibariyle gerek sesi itibariyle gerek fıtratı ve karakteri itibariyle eşsiz, benzersin, numunesiz bir surette yaratılması da yine ibda’dır.

Yukarıda ki insan örneğinde olduğu gibi her bir varlığın benzeri, örneği bulunmaksızın yokluk âleminden vücud sahasına ilk defa çıkması ibda’, yaratılan bu ilk numunenin bir model olması ile, maddelerin terkibi neticesinde oluşan her bir yeni varlık, yeni hal, yeni yaratma da inşa’dır. Yani varlığın, yaratılırken tealluk eden sebeplerle, biyolojik olarak ona temas eden unsurlarla terkib edilerek tedricen yaratılması inşa’dır. Bununla beraber her bir varlığın, bütün yaratılış merhalelerinde kendine has, özel olan ve benzersiz yaratılan yönleri de ibda’dır.

Bir diğer örnek olarak; kâinatta benzeri bulunmadan evvel, ilm-i İlâhî ve kudret-i İlâhî’nin tecellisi ile yaratılan ilk kar tanesi ibda’ olduğu gibi; her kar tanesinin birbirine benzemeden, kendine munhasır ve özel bir vaziyette, surette, şekilde yaratılması da ibda’dır. Kar tanesinin oluşması için gereken maddelerin, unsurların terkip edilerek sebepler dairesinde yaratılması ise yaratmanın inşâ yönüdür.

Özetle; Allah'ın ilk kaplanı, ilk kartalı, ilk insanı, ilk elmayı, ilk fasulyeyi yaratması, bunların ilk numuneleri ibda'; bu varlıkların daha sonra aynı modeller üzerine, elementlerin, unsurların, sebeplerin bir araya gelmesi ile yaratılması ise inşâdır. Ancak her inşâ ile beraber ibda' da devam etmektedir. İbda', varlıkların ilk teşekkülünde olmuş, bitmiş bir yaratma değildir. Her eşyanın varlığından bulunan, onun diğerinden ayırt edilmesine sebep olacak her bir fark, eşsizlik de ibda'dır. 

İnsanın parmak izi, gözü, aklı, siması, duyguları; her bir bakliyatın, meyvenin, sebzenin sureten, şeklen, gıdaen farklılığı terkible inşa edilmekle birlikte bunların her birinde onu diğer numunesinden ayıran benzersizlik ibda'dır.

Öyleyse ibda’ ve inşâ ile yaratma beraberce, her varlıkta devamlı bir surette kâinatta cari olmaktadır.


[1] Said Nursi, Lemalar, s. 381

[2] Cevherî, eṣ-Sıhâh, “bdʿa” md.; Lisânü’l-ʿArab, “bdʿa” md.

[3] Said Nursi, Tılsımlar, s. 23


Yorum Yap

Yorumlar

Bugüne kadar sorduğum sorulara verdiğiniz cevaplar için teşekkürler
Gönderen: SELCUK SENOL
Tarih: 24.12.2023 22:37:09