Burayı daha iyi anlamak için Hüdhüd kuşunun Kur’ân’da geçen kıssasından kısaca bahsedelim. Neml Suresi'ndeki ayetlerde anlatıldığına göre kuşlardan oluşan ordusunu teftiş eden Hz. Süleyman (a.s.) Hüdhüdü göremez, onun nerede olduğunu sorar ve ondan izinsiz kaybolduğu için onu cezalandıracağını söyler. Daha sonra Hüdhüd çıkagelir ve Hz. Süleyman’ın (a.s.) bilmediği bir şeyi öğrendiğini, Sebe kavminden çok mühim ve doğruluğu kesin haberler getirdiğini söyler. Sebe halkından bahseder ve o kavmin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini, şeytanın onları saptırdığını anlatır. Daha sonra Hüdhüd kuşu, Sebe melikesi Belkıs'a Hz. Süleyman'dan (a.s.) mektup götürmek suretiyle elçilik yapar. Soruda bahsedilen yer ise Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Geçen nükteden bahsederken Hüdhüd-ü Süleymânîden bahis açıldı. Israrcı ve suâlci bir kardeşimiz, Hüdhüd’ün, Cenâb-ı Hakk’ı tavsîfte 〚یُخْرِجُ الْخَبْءَ فِی السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ〛 (Göklerde ve yerde gizli olanları (ortaya) çıkarır.)1 demesiyle, en mühim makamda, mühim evsâf-ı İlâhiye içinde, nisbeten hafîf olan bu vasfın zikrine sebeb nedir?2
Geçen nükteden kasıt şudur: "Kur'ân-ı Kerîm'de demirden bahseden bir ayette "indirdik" kelimesi kullanılmış. Halbuki demir topraktan çıkarılıyor. Neden bu kelime kullanılmış?" tarzındaki bir soru ve itiraza karşı Bediüzzaman Hazretleri, ikna edici güzel bir izah yapmış. (Bu izahla alakalı soru ve cevaba aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.) Sonra bir talebesi, Neml Suresi'ndeki bir ayette geçen ifadelerin hikmeti hakkında yukarıdaki soruyu sormuş.
Soruya göre Hüdhüd, Cenâb-ı Hakk’ı vasıflandırırken zatî ve subûtî sıfatları içinde Mütekellim, Kâdir, Alîm, Rahîm gibi birçok önemli, büyük ve kapsamlı sıfatları olmasına rağmen “Göklerde ve yerde gizli olanı açığa çıkaran” vasfını öne çıkarmış, Kur’ân da bunu böylece aktarmıştır. Hâlbuki bu vasıf diğer vasıflara kıyasla hafif görünmektedir. Bu kadar önemli bir makamda bu sıfatın zikredilmesinin sebebi ve hikmeti nedir?
Bediüzzaman Hazretleri bu soruyu şu şekilde cevaplamıştır:
[Elcevab] Belîğ bir kelâmın bir meziyeti şudur ki, söyleyenin ziyâde meşgul olduğu san‘atını ve meşgalesini ihsâs ettirsin. Hüdhüd-ü Süleymânî ise, suyu az olan sahrâ-yı Cezîretü’l-Arab’da gizli su yerlerini ferâsetleriyle, kerâmetvârî keşfeden bedevî arîfleri gibi, hayvanât ve tuyûrun arîfi olarak Süleyman Aleyhisselâm’a küngânlık eden ve su buldurup çıkarttıran mübârek vazîfedâr bir kuş olmakla, kendi san‘atının mikyâsçığıyla Cenâb-ı Hakk’ın, semâvât ve arzdaki mahfiyâtı çıkarmakla ma‘bûdiyetini ve mescûdiyetini isbat ettiğini, kendi san‘atçığıyla bilip ifade ediyor.3
Hâle uygun ve güzel söylenen sözün bir özelliği de, o sözü söyleyenin en çok meşgul olduğu sanatı ve işi hissettirmesidir. Hz. Süleyman’ın (a.s.) Hüdhüd kuşu da, Arabistan’ın suyu az çöllerinde, gizli su yerlerini ferasetiyle bulan bedevî bilginler gibi; hayvanları ve kuşları tanıyan, Hz. Süleyman’a (a.s.) yol gösteren, su buldurup çıkarttıran mübarek bir kuştur. İşte bu kuş kendi sanatından yola çıkarak “Allah da semâvât ve arzda gizli olanı açığa çıkarandır” diyor. Cenâb-ı Hakk’ın göklerde ve yerde gizli şeyleri ortaya çıkarmakla, kendisinin ibadet ve secde edilmeye layık bir zat olduğunu ispat ettiğini bildiriyor.
Evet, Hüdhüd pek güzel görmüş. Çünkü, toprak altındaki had ve hesaba gelmeyen tohumların, çekirdeklerin, mâdenlerin muktezâ-yı fıtrîsi, aşağıdan yukarıya çıkmak değildir. Çünkü ecsâm-ı sakîle ihtiyarsız, ruhsuz olduğu için, kendi yukarıya çıkamaz; yukarıdan kendi kendine aşağıya düşebilir. Aşağıdan, hususan toprak sıkleti altında gizlenen bir cisim, câmid omuzundaki ağır yükü silkip çıkmak, kat'iyyen kendi kendine olamaz. Demek bir kudret-i hârika ile çıkarılıyor.
İşte, Hüdhüd, berâhîn-i mâbûdiyet ve mescûdiyetin en gizlisini ve en mühimmini kendi arîfliğiyle bilmiş, bulmuş; Kur'ân-ı Hakîm onun hakkındaki ifadesine bir i'câz vermiştir.4
Evet, Hüdhüd çok güzel anlamış. Çünkü, toprağın altındaki sayısız tohumların, çekirdeklerin ve madenlerin doğal halleri aşağıdan yukarı çıkmak değildir. Çünkü ağır ve cansız cisimler, iradesiz ve ruhsuz oldukları için kendi kendilerine yukarı çıkamaz, ancak yukarıdan aşağıya düşebilirler. Özellikle toprağın ağırlığı altında gizlenen bir cismin kendi kendine o yükü kaldırarak yukarı çıkması kesinlikle mümkün değildir. İşte bu, ancak bir kudretin müdahalesiyle gerçekleşmektedir.
Netice olarak, Hüdhüd kuşu ibadet ve secde etmeye en layık olan Rabbinin delillerini kendi arifliğiyle bilmiş ve vazifesine uygun bir pencereden Cenâb-ı Hakk'ı anlatmıştır. Kur'ân da onun Allâh hakkındaki ifadesini mucizeli bir tarzda nakletmiştir.
Neml, 27/25.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 297.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 297.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 297.

