İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:
Zâten mesleğimizin esası uhuvvettir. Peder ile evlâd, şeyh ile mürîd mâbeynindeki vâsıta değildir. Belki hakîkî kardeşlik vâsıtalarıdır. Olsa olsa bir üstâdlık ortaya girer. Mesleğimiz halîliye olduğu için, meşrebimiz hıllet tir. Hıllet ise, en yakın dost; ve en fedâkâr arkadaş; ve en güzel takdîr edici yoldaş; ve en civânmerd kardeş olmak iktizâ eder. Bu hılletin üssü’l-esâsı, samîmî ihlâstır. Samîmî ihlâsı kıran adam, bu hılletin en yüksek kulesinin başından sukūt eder. Gāyet derin bir çukura düşmek ihtimâli var. Ortada tutunacak yer bulamaz.1
Risale-i Nur mesleğinin temelinde kardeşlik, samimiyet ve Allah rızası için hizmet etmek vardır. Bu kardeşliğin ayakta durmasını sağlayan en önemli esas ise ihlastır. Yani yapılan hizmetleri yalnızca Allah’ın rızasını kazanmak için yapmak, insanların takdirini, makamını veya üstünlüğünü hedeflememektir. Bir insan bu samimiyeti kaybeder ve hizmet içinde kendi nefsini, şöhretini veya şahsi menfaatini öne çıkarmaya başlarsa, kardeşlik bağının en güçlü olduğu noktadan düşme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.
“Çukur” ifadesi, ihlasın kaybedilmesiyle ortaya çıkan manevi hale bir benzetmedir. Bu kişi artık kardeşlik ruhunu kaybedebilir, başkalarının kusurlarına bakmaya, kendini üstün görmeye, hizmeti şahsına mal etmeye veya insanların nazarını önemsemeye başlayabilir. Böyle bir durum, insanın manevi yükselişten uzaklaşmasına ve kalbinin zarar görmesine sebep olabilir.
“Ortada tutunacak yer bulamaz” sözü ise, bu kişinin artık hiçbir şekilde kurtuluş ümidi olmadığı anlamına gelmemektedir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri burada, ihlasını kaybeden kişinin içinde bulunduğu tehlikenin büyüklüğünü anlatmaktadır. Çünkü ihlas kırıldığı zaman, insanı yeniden ayağa kaldıracak olan kardeşlik, samimiyet ve hizmet ruhu da zayıflayabilir. Sanki yüksek bir yerden düşen insanın tutunacak dal araması gibi, böyle bir kimse de manevi olarak zor bir duruma düşebilir.
Ancak İslam’da insan için ümitsizlik kapısı yoktur. Kişi hatasını fark eder, nefsini sorgular, samimiyetle Allah’a yönelir ve ihlasını yeniden kazanmaya çalışırsa tekrar toparlanabilir. Dolayısıyla Bediüzzaman Hazretlerinin bu ifadesi, “İhlâsı kaybeden kişinin artık kurtuluşu yoktur” demek değildir. Buradaki maksat, ihlasın ne kadar önemli olduğunu ve onu kaybetmenin insanı ne kadar büyük bir manevi tehlikeye sürükleyebileceğini nazara vermek için söylenmiştir. İhlas, bu hizmet yolunda insanı ayakta tutan en sağlam dayanaklardan biridir. Onu korumak ise kardeşlik ve kulluk yolunda en büyük vazifelerden biridir.
Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 170.

