Bağış Yap

RİSALE-İ NUR

20.11.2024

720

"İnsanı Büyütsek Kainat, Kainatı Küçültsek İnsan Olur" Sözü Ne Demektir? Risale-i Nur'dan Açıklama

Sesli Dinle

Yapay zeka ile seslendirilmiştir

Bediüzzaman Hazretleri, insan büyütüldüğünde kâinat olduğunu söylüyor; bunu maddi anlamda nasıl anlamalıyız? Mesela her bir gezegen, insanda neyi ifade eder? Niçin bu kadar çok gezegen var? Bu gibi sorulara insan üzerinden çıkarım yapabilir miyiz?

01.12.2024 tarihinde cevaplandı.

Cevap

Bahsi geçen yer Risale-i Nur'da şu şekilde geçmektedir:

İnsan küçük bir alem olduğu gibi, alem dahi büyük bir insandır. Bu küçük insan, o büyük insanın bir fihristi ve bir hülasasıdır. İnsanda bulunan numunelerin büyük asılları, insan-ı ekberde bizzarure bulunacaktır. Mesela, nasıl ki insanda kuvve-i hafızanın vücudu, alemde Levh-i Mahfuz’un vücuduna kat‘i delildir. Öyle de, insanda kalbin bir köşesinde lümme-i şeytaniye denilen bir alet-i vesvesenin ve kuvve-i vahimenin telkinatıyla konuşan bir şeytani lisan ve ifsad edilen kuvve-i vahime, küçük bir şeytan hükmüne geçtiklerini ve sahiplerinin ihtiyarına zıt ve arzularına muhalif hareket ettiklerini, herkes nefsinde hissen ve hadsen görmesi, alemde büyük şeytanların vücuduna kat‘i delildir. Ve bu lümme-i şeytaniye ve şu kuvve-i vahime, bir kulak ve bir dil olduklarından, ona üfleyen ve bunu konuşturan harici bir şahs-ı şeririn vücudunu ihsas ederler.1

Burada kastedilen, insan büyütülünce gezegenlere ve galaksilere dönüşen maddi bir beden değildir. Bediüzzaman Hazretleri, insanın kâinatın küçük bir özeti, fihristi ve çekirdeği olduğunu ifade etmektedir. Yani kâinatta dağınık halde bulunan pek çok hakikat, insanda küçük ölçekte bir araya getirilmiştir.

Bunu büyük bir kitabın başındaki "içindekiler-fihrist" sayfasına benzetebiliriz. O birkaç sayfada kitabın tamamının özeti bulunur. İnsan da aynı şekilde kâinat kitabının fihristi gibidir. Kâinatta görülen birçok hakikatin küçük numuneleri insana yerleştirilmiştir. Bu sebeple insanı hakkıyla tanıyan kimse, bir derece kâinatı da tanımaya başlar.

Bu hakikati birkaç madde halinde değerlendirebiliriz:

1. İnsan, maddi yönüyle kâinatın küçük bir örneğidir.

İnsanın bedeninde, yeryüzünde bulunan birçok elementten numuneler bulunmaktadır. Ayrıca insan bedenindeki düzen, ölçü ve denge; kâinattaki nizam ve intizamın küçük bir yansımasıdır.

2. İnsan, manevi alemlerin de küçük bir numunesidir.

Ruh, hayal, kalp, vicdan, sır ve diğer manevi latifeler, farklı manevi âlemlerden insana ihsan edilmiş cihazlardır. Bu yönüyle insan yalnız maddi değil, manevi âlemlerin de bir özeti hükmündedir.

3. İnsan, Allah'ın bütün isimlerine ayna olabilecek bir kabiliyette yaratılmıştır.

Kâinatta tecelli eden İlahi isimler farklı varlıklarda ayrı ayrı görünürken, insanda bu isimlerin tamamına bir derece ayna olabilecek kapsamlı bir istidat bulunmaktadır. İnsanı kâinatın çekirdeği haline getiren en önemli sır da budur. Çünkü insana verilen akıl, kalp, vicdan ve özellikle ene, onu bütün İlahi isimleri tanıyabilecek ve onlara ayna olabilecek bir mahiyette yaratmıştır.

4. İnsan, bütün varlıklar adına kulluk edebilecek bir istidada sahiptir.

İnsan, külli niyeti ve geniş kabiliyeti sayesinde bütün varlıkların tesbih ve ibadetlerini kendi namına Allah'a takdim edebilecek bir temsil makamına sahiptir. Bu da onun kâinat içindeki seçkin konumunu gösterir.

Buradan hareketle, "İnsanı büyütsek kâinat olur." sözü sadece maddi anlamda anlaşılmamalıdır. Maksat, insanın mana bakımından kâinatın özeti olmasıdır.

Bu sebeple "Her gezegen insanda hangi organa karşılık gelir?" şeklinde bire bir maddi eşleştirmeler yapmak doğru değildir. Bediüzzaman Hazretleri'nin amacı astronomik bir tablo kurmak değil, insan ile kâinat arasındaki mana benzerliğini göstermektir. Mesela insanda hafıza bulunduğu gibi kâinatta da Levh-i Mahfuz hakikati vardır; insanda düzen bulunduğu gibi kâinatta da kusursuz bir nizam vardır; insanda kalp bulunduğu gibi kâinatın da hayat ve düzenini gösteren merkezî hakikatler vardır. Fakat "Güneş kalptir, Satürn şudur, Jüpiter budur." şeklinde kesin karşılıklar kurmak isabetli değildir.

Kâinatta bulunan sayısız yıldız ve gezegen de gereksiz bir kalabalık değildir. Her biri Allah'ın kudretini, ilmini, hikmetini ve rububiyetini gösteren birer memur hükmündedir. Nasıl insan bedenindeki milyarlarca hücre ve damar vazifeli ise, kâinattaki gök cisimleri de aynı şekilde hikmetli bir düzen içerisinde görev yapmaktadır.

Netice olarak insan, çok cihetlerle kâinatın çekirdeği, özeti ve fihristidir. İnsana bakıldığında kâinat, kâinata bakıldığında ise insan hatırlanır. Bu benzerlik de insanı, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ı tanımaya götüren en önemli delillerden biridir.

Kaynakçalar
  1. Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.84

Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Kanallarımız

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun.

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız