12.115
Devamlı Günah İşlemek
Sürekli işlediğimiz bir günahı tekrar işleyeceğimizden korkup tevbeden kaçındığımız zamanlar oluyor. Böyle durumlarda nasıl davranmak gerekir? Alışkanlık haline gelmiş bu günahlardan nasıl kurtulabiliriz?

12.115
Sürekli işlediğimiz bir günahı tekrar işleyeceğimizden korkup tevbeden kaçındığımız zamanlar oluyor. Böyle durumlarda nasıl davranmak gerekir? Alışkanlık haline gelmiş bu günahlardan nasıl kurtulabiliriz?
4.487
Bediüzzaman Hazretleri'nin İhlas Risalesi'nde “ihlası kıran kişinin düşeceği çukur” ifadesiyle ne kastedilmektedir? “Ortada tutunacak yer bulamaz” sözü, ihlasını kaybeden kişinin artık hiçbir ümit ve kurtuluş imkânının kalmadığı anlamına mı gelir?
5.778
Ateistlerin dayandığı Sümer ve Babil mitolojilerinde bulunan, Hz. Adem (as), Hz. Musa (as), Hz. Eyyub (as), Hz. İsa (as), Hz. İbrahim (as) kıssalarına yüksek oranda benzeyen hikayelerin bulunması nasıl açıklanabilir?
5.260
Allah'ın varlığı ve tevhid konusunu risalelerden, mütalaa ederek en güzel şekliyle anlayabileceğimiz yerler nelerdir?
5.977
İlgili yer Risale-i Nur'da şöyle geçmektedir:Cemîl-i Zülcelâl'in bütün isimleri esmâ-yı hüsnâ ta'bîr-i Samedânîsiyle gösteriyor ki, güzeldirler. Mevcûdât içinde en latîf, en güzel, en câmi' âyîne-i Samediyet de hayattır.1Metinde geçen “Mevcûdât içinde en latîf, en güzel, en câmi' âyîne-i Samediyet de hayattır.” ifadesi, hayatın Allah'ın es-Samed isminin en kapsamlı ve en parlak tecellilerinden (yansıma) biri olduğunu anlatmaktadır. Çünkü canlı bir varlık, Allah'ın kudret, ilim, irade, rahmet, hikmet, Rezzâk, Muhyî ve Hafîz gibi pek çok ismini aynı anda üzerinde gösterir. Bir taş veya toprak Allah'ın bazı isimlerine ayna olurken, hayat sahibi bir varlık bu isimlerin çok daha fazlasını birlikte yansıtır. Bu sebeple hayat, varlıklar içinde en ince, en değerli, en güzel ve Allah'ın isimlerini en kapsamlı şekilde gösteren bir ayna olarak nitelendirilmiştir. Canlıların doğması, büyümesi, beslenmesi, korunması ve düzen içinde yaşamlarını sürdürmesi, Allah'ın sonsuz kudret ve rahmetinin açık delilleri olarak görülür.Hayat sahibi varlıklar içinde ise bu aynalığın en mükemmel örneği insandır. Çünkü insan, aklı, iradesi, vicdanı ve sahip olduğu kabiliyetler sayesinde Allah'ın isimlerini diğer canlılardan daha geniş bir şekilde tanıyabilir ve yansıtabilir. İnsanın ilim öğrenmesi, merhamet göstermesi, adaletle davranması, sanat üretmesi ve Allah'a kulluk etmesi, Allah'ın ilim, rahmet, adl, cemâl ve hikmet gibi isimlerinin tecellilerini anlamasına ve hayatında göstermesine vesile olur. Bu yönüyle insan, hayat nimetinin en kapsamlı temsilcisi ve Allah'ın esmâsına en câmi' kapsayıcı ayna olma özelliğine sahip bir varlıktır.Ayrıca BakınızSAMED AYNASI OLAN KALBALLAHIN SAMED İSMİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Lem'alar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s. 223.
5.715
Çocuklara namazı sevdirmek, onları zorlamadan, sevgi, örneklik ve teşvik yoluyla mümkün olur. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:Kolaylaştırın zorlaştırmayın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin!1Özellikle 6-7 yaş dönemi, ibadet alışkanlığının temellerinin atıldığı, çocuğun anne ve babasını model aldığı önemli bir dönemdir. Bu yaşlarda asıl hedef, namazı bir görevden önce Allah'a yakınlaşmanın huzur veren bir ibadeti olarak tanıtmaktır. Çocuğun zaman zaman anne ve babasıyla birlikte namaza durması, kısa sureleri öğrenmesi, küçük hediyelerle teşvik edilmesi ve güzel bir aile ortamında namazı görmesi, bu sevgiyi kazanmasına yardımcı olur. Hz. Peygamber (sav), çocukların namaza alıştırılması hususunda şöyle buyurmuştur:Çocuklarınıza yedi yaşına geldiklerinde namazı emredin. On yaşına geldiklerinde (kılmazlarsa) bu konuda onları daha ciddi şekilde uyarın ve yataklarını ayırın.2Bu hadis, namaz eğitiminin yedi yaşından itibaren başlamasını tavsiye etmektedir. Dolayısıyla 6,5 yaşındaki bir çocuk için namazı sevdirmeye yönelik hazırlık yapmak, zaman zaman anne ve babasıyla birlikte namaza durmasını sağlamak ve ibadet atmosferini yaşatmak oldukça uygun bir yaklaşımdır. Bir başka rivayette Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmaktadır:Allah'ın en çok sevdiği amel, az da olsa devamlı olanıdır.3Yani çocuğu bir anda bütün vakit namazlarına alıştırmaya çalışmak yerine, kısa ve düzenli uygulamalarla namaza ısındırmak daha kalıcı sonuç verir.Sabah namazına gelince: 6,5 yaşındaki bir çocuğu her gün düzenli olarak sabah namazına kaldırmayı bir zorunluluk haline getirmek uygun değildir. Çünkü bu yaşlarda çocuğun sağlıklı büyümesi için yeterli uyku büyük önem taşır. Ancak hafta sonlarında veya tatil günlerinde, çocuğun dinlenmesini olumsuz etkilemeyecek şekilde ara sıra sabah namazına kaldırılması, birlikte namaz kılınması ve sonrasında güzel bir kahvaltı gibi hoş hatıralarla bu vakti özendirmek faydalı olabilir. Burada önemli olan, namazı sevdirerek alışkanlık kazandırmak, ibadeti yorgunluk ve zorlanmayla özdeşleştirmemektir.Netice itibarıyla, 6,5 yaşındaki bir çocuk için sevgi dolu bir aile ortamında örnek olmak, namazı güzel sözlerle tanıtmak ve küçük adımlarla alışkanlık kazandırmaktır. Hadis-i şeriflerde de görüldüğü gibi, namaz eğitiminin esas başlangıç yaşı yedi olarak belirtilmiş, on yaşına kadar ise sevdirme ve alıştırma süreci öne çıkarılmıştır. Bu sebeple sabah namazı da dahil olmak üzere bütün ibadetlerde çocuğun yaşını, gelişimini gözeten ve sevdirmeye esas alan dengeli bir eğitim metodu en isabetli yoldur.Ayrıca BakınızÇOCUKLARA NAMAZ KILMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMANIN YOLLARIÇOCUKLARIN YALAN SÖYLEYEN ANNE BABAYA KARŞI YAKLAŞIM TARZI NASIL OLMALI? KÜÇÜLEN ÇOCUK KIYAFETLERİNİ SAKLAMAK CAİZ MİDİR?PEYGAMBER EFENDİMİZİN (SAV) EŞLERİNE VE ÇOCUKLARINA KARŞI TUTUMU NASILDI?KaynakçalarBuhârî, İlim, 11.Ebû Dâvûd, Salât, 26.Buhârî, Rikāk, 18; Müslim, Müsâfirîn, 218.
3.477
Kuran okunurken hangi şekillerde dinlemeliyiz? Adap ölçüsü nedir?
5.496
Dinimizde durugörü var mıdır? Birinin resmine bakarak veya durugörü denilen teknikle yorum yapılıp öngörü de bulunulabilir mi?
5.483
1- Allah'ın zatını tefekkür etmek doğru mudur? 2- Allah gökte midir? Arş'a İstiva olayının nasıl anlamalıyım?3- Kalu Bela'da Allah'a verilen söz nedir? Neden hatırlamıyoruz?
4.909
Abdestliyken haram olan bir şeyi yemek, tek başına abdesti bozmaz. Abdestin bozulmasına sebep olan hususlar arasında haram bir yiyecek veya içecek tüketmek bulunmamaktadır. Ancak yenilen veya içilen şey sebebiyle sarhoşluk meydana gelirse, kişinin şuurunu kaybetmesi sebebiyle abdesti bozulur.1 Bununla birlikte, “Abdestimi bozmuyor.” düşüncesiyle Allah'ın kesin olarak haram kıldığı bir şeyi hafife almak doğru değildir. Zira abdest ve namaz nasıl Allah'ın birer emri ise, haramlardan uzak durmak da Allah'ın emridir. Özellikle günahların yaygınlaştığı ahir zamanda, haramlardan sakınmaya azami dikkat etmek ve günahlardan uzak durmak, müminin en önemli vazifelerindendir.Ayrıca BakınızABDESTİ BOZAN ŞEYLERİÇKİ NEDEN HARAMDIR?HARAMA BAKMANIN HÜKMÜHARAM VE ŞÜPHELİLERHARAMA BAKMA ALIŞKANLIĞINDAN KURTULUŞ YOLLARIZARURET DURUMLARINDA HARAMLARIN MÜBAH OLMASIKaynakçalarHeyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 173.
Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?
176
“Acemlerin / Arap olmayanların birbirine karşı saygı göstermek için kalktıkları gibi kalkmayın.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 165) hadisi nasıl anlaşılmalıdır? Büyüklerin veya saygı duyulan kimselerin karşısında ayağa kalkmak bu hadise aykırı mıdır? Günümüzde büyük zatlara ve hocalara saygı göstermek amacıyla ayağa kalkmanın hükmü nedir?
Lemaat Risalesi'nde geçen ilgili cümleyi devamıyla birlikte izah eder misiniz?
Sekizinci Söz'de mütefekkir şahıs, yalnızca bir incir ağacında birbirinden farklı birçok meyvenin bulunmasından nasıl bu ağacın bir “sergi”, “fihriste” ve “liste” olduğu sonucuna ulaşmıştır? Daha önce yaşadığı olaylar ve gördüğü işaretler, bu sonuca ulaşmasında nasıl bir rol oynamıştır?
Cenab-ı Hakk'ın yaratmasından bahsederken "icat etmek" ifadesi kullanılıyor, günümüzde ise "icat etmek"; var olan bir şeyi bulmak, ortaya çıkarmak manasındadır. Yalnız Allah yoktan var edendir, "icade" kelimesi günümüze yanlış bir manada mı gelmiştir?
Şu dünyada hiç kimsenin kaçamadığı en büyük hakikat ölüm hakikatidir. Hayatımızın en büyük gayesi ise bu fani dünyadan iman ile göç edebilmektir. Ancak bu zaman ve zeminde iman ile ahirete göçmeye çok maniler vardır. İçinde bulunduğumuz çağda maddeci ve dinsiz bakış açısı (maddiyyûnluk) bir salgın hastalık gibi insanların imanına saldırmaktadır. Bediüzzaman Hazretleri bu tehlikenin dehşetini şu şekilde ortaya koyar;Eğer îmân vesîkasını sağlam elde etmezse, kaybedecek! Ve bu asırda maddiyyûnluk tâûnuyla çokları, o da'vâsını kaybediyor. Hatta bir ehl-i keşif ve tahkîk, bir yerde kırk vefeyâttan yalnız birkaç tanesi kazandığını, sekerâtta müşâhede etmiş. Ötekiler kaybetmişler.1Metinde geçen “vefat eden kırk kişiden yalnızca bir kaç kişinin imanla kabre gitmesi” ifadesi özel bir hale işaret etmektedir. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri burada özellikle “bir yerde” demektedir. Bu ifade, sözü belli bir yerle ve belli bir hadiseyle sınırlandırmaktadır. Yani burada kastedilen şey, o dönemde belirli bir ilde, ilçede veya kasabada görülen bir haldir.Bu sebeple, bu sözü “ahirzamanda vefat eden her kırk kişiden yalnızca biri imanla kabre gider” şeklinde genellemek doğru olmaz. İfade, umumi değil özeldir. Üstad Hazretleri hadisenin dehşetini ortaya koymak için bir numune bir misal vermektedir. Belirli bir yerdeki dehşetli bir hali dikkatlere sunarak meselenin ehemmiyeti vurgulanmaktadır.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR'DA ASRIN EN BÜYÜK HASTALIĞI NEDEN İMANSIZLIK OLARAK GÖSTERİLİR?KaynakçalarBediüzzaman Said Nursi, Asâ-yı Mûsâ, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, s. 14.
5.032
Kutub makamında olan evliyanın özellikleri nelerdir?
Seferde Sünnet Namazlar Kıslatılabilir mi?Şâfiî ve Hanbelîler'e göre seferdeyken farz namazları kısaltarak kılmak ruhsat olup tam kılmaktan daha faziletlidir. Mâlikî fakihlerinin çoğunluğuna ve Hanefîler'e göre ise azîmettir; ancak Mâlikîler'in çoğunluğu kısaltarak kılmayı sünnet-i müekkede sayarken1 Hanefîler yolcunun tercih hakkı bulunmayıp kısaltmasının vâcip olduğu kanaatindedir.2 Sünnet namazlara gelince sünnetlerin hiç biri kasredilmez. Çünkü kasr ancak farz namazlar hakkında câri bir hükümdür.3 Mehmet Zihni Efendi bu konuda şöyle demektedir:Misafir (yolcu) olan kimse, erkek olsun, kadın olsun ve mûtî, yahut âsî bulunsun, dörtlü farzları kasr eder. Üçlü farz (akşam namazı), ikili farz (sabah namaz), için kasr (kısaltma) olmadığı gibi vitir için ve sünnetler için dahi kasr (kısaltma) yoktur.4Seferde Sünnet Namaz Terkedilebilir mi?Fukahanın bir kısmına göre, seferde meşakkat olduğundan dört rek'atli farzlar iki rek'at olarak kılınır, sünnet namazlar da terkedilir. Ama bu konuda muhtar olan şudur: Yolculukta korku ve fazla sıkıntı varsa sünnetler terkedilir, bu durumlar olmadığında kılınması daha iyi olur.5 Bu hususta Mehmet Zihni Efendi şöyle demektedir:Misafir (yolcu) konmakta, karar ve emniyet hallerinde, olursa sünnetleri kılar. Karar ve emniyyet (yerleşme ve güvenlik) halinde değilse kılmaz. Muhtar (tercih edilen görüş) olan budur.Onları, alâ kavle (bir görüşe göre) tekarrüben (Allah'a yakınlaşmak niyetiyle) kılmak ve alâ kavle (başka bir görüşe göre) terahhusan (ruhsattan faydalanarak) terketmek efdâldir (daha faziletlidir). Alâ kavle (bir görüşe göre), fecir ve mağripten mâadâsı (dışındakiler) öyledir.6Ayrıca BakınızSEFERİLİK NEDİR? SEFERİ OLMANIN ŞARTLARI?SEFERİLİKTE NAMAZI KISALTMAK ŞART MIDIR?SEFERİLİKTE 18 SAAT YOLCULUK ŞARTIYOLCULUKTA NAMAZI BİRLEŞTİRME (CEM-İ TAKDİM / CEM-İ TEHİR)NAMAZLARI CEM ETMENİN (BİRLEŞTİRMENİN) HÜKÜMLERİKaynakçalarBâcî, I, 260; İbnü'l-Arabî, I, 490; Haraşî, II, 56-57Atar, Fahrettin. “Sefer.” TDV İslâm Ansiklopedisi. 36: 294-298. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 2009.Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y.,c.1, s. 461.Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam İlmihali, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul yy, s. 218Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı: İbâdât-Muâmelât-Ferâiz. Uysal Kitabevi, Konya t.y.,c.1, s. 461.Mehmet Zihni Efendi, Nimet-i İslam İlmihali, Salah Bilici Kitabevi, İstanbul yy, s. 219
Vakit namazlarının farzı ile sünneti arasında, herhangi bir ihtiyaç bulunmaksızın konuşmak, yemek veya içmek gibi namazla bağdaşmayan davranışlarda bulunmak, Hanefî mezhebinde tercih edilen görüşe göre tenzihen mekruhtur. Zira bu tür davranışlar namazın sevabını azaltır.1Buna karşılık, sünnet ile farz arasında tesbih, zikir veya Kur'ân-ı Kerîm tilavetiyle meşgul olmakta herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Aynı şekilde sünnet namazın evde kılınması durumunda, evden mescide gidinceye kadar geçen süre de fasıla (ara verme) kabul edilmediğinden, bu süre içinde yapılan işler sünnet ile farz arasındaki bağlantıyı bozmaz.2Kaynakçalarİbn Nüceym, Bahru'r-râik Şerh-u Kenzi'd-dekâik (İbn Âbidin, Minhatü'l-Hâlik şerhi ile beraber), Daru'l-Kütübü'l-İslamî, ts., c. 2, s. 53; Tahtâvî, Hâşiye, s. 313Heyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 249.
Sekarât hâline giren kimseye telkin vermek farz mıdır? Özellikle hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde bulunan, yalnız olan veya bilinci kapalı hâlde vefat eden hastalar için telkin verilememiş olmaktadır. Hastanın yakınlarının son anlarında yanında bulunamaması ve bu sebeple telkin verememesi, hasta veya yakınları açısından bir sorumluluk doğurur mu? Böyle bir durumda ne yapılmalıdır?
Haram ve günah işleyen insanlara karşı bir Müslümanın bakış açısı ve takınması gereken tavrı nasıl olmalıdır?