Sorular

Molla Hamid Ekinci Kimdir? Risale-i Nur Talebesi midir?

Molla Hamid Ekinci, 1900 Van doğumlu, ilim ehline olan hürmeti ve muhabbetiyle bilinen bir şahsiyettir. Ağabeyi, o dönemde memurluk vazifesi yapan Abdullah'tır. Ailesindeki herkes ilim ehline hürmetlidir. Özellikle annesi, Bediüzzaman Hazretlerine karşı ciddi bir hürmet beslemekte ve elinden geldiğince hizmetlerine destek olmaya çalışmaktadır. Öyle ki kimseden hediye kabul etmeyen Bediüzzaman Hazretleri, bu saliha kadının getirdiği yemeği kabul ederdi. Molla Hamid, Bediüzzaman Hazretleriyle lise dönemlerindeyken tanışır. Her fırsatta kendisini ziyaret edip hizmet eder ve derslerinden istifade ederdi.1 Adına Molla unvanının eklenmesi hadisesi dikkat çekicidir. Molla Hamid'in ağabeyi olan Abdullah Ekinci, Bediüzzaman Hazretlerinin son Van hayatı ile ilgili hatıralarını şöyle anlatıyor:Cumhuriyet'ten az önceydi. Kardeşi Abdülmecid Efendi, Van'da Arapça hocasıydı. Üstad'ın tekrar Van'a geldiğini kardeşinden öğrendim. O zaman Nurşin Camii'nde kalıyordu. Küçük kardeşim Hamid'e Üstad'dan bahsettim. Gidip hizmet etmesini, odun götürmesini söyledim. Üstad bizi yabancı saymazdı. Annem de kardeşime: 'Git, sen Üstad'dan, Seyda'dan ders oku.' diyordu. Kardeşim Hamid Üstad'a gidip, kendisine elifba'dan ders vermesini söylemiş. Üstad kendisine: 'Ben mezun hocalara ders vermiyorum. Bu olur mu, Molla Hamid?' diyor. İşte bu hâdiseden sonra kardeşimin adı Molla Hamid oldu.2Molla Hamid Ağabey, 1984 yılında vefat etmiştir. Rahmetullahi Aleyh.Nur talebesi kavramı daha çok "Risale-i Nur'ların telifiyle beraber belirli şartları sağlamak şartıyla hizmet eden kişiler" için kullanılmaktadır. Her ne kadar bu dönemde bilinen bir hizmeti olmasa da kendi ifadeleriyle "Bediüzzaman Hazretlerine hizmet etmeyi şeref addeden"3 ve bu kadar hürmet ve muhabbet besleyen bir şahsiyet için "Nur talebesi değildir" demek uygun düşmeyecektir. Çünkü Bediüzzaman Hazretleri, bazı şartları sağlamadığı halde davasına dolaylı da olsa destek olmuş birçok şahsiyeti dualarına "Risale-i Nur talebesi unvanıyla" dahil etmiştir.Ayrıca BakınızRİSALE-İ NUR TALEBESİ OLMANIN ŞARTLARIRİSALE-İ NUR TALEBELİĞİBEDİÜZZAMAN HAZRETLERİNİN ESKİ SAİD VE YENİ SAİD DÖNEMİKaynakçalarBediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 119.Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 203Bediüzzaman Said Nursi ve Hayru'l-Halefi Ahmed Hüsrev Altınbaşak, Hayrat Neşriyat, Isparta 2013, c. 1, s. 119.

10.275

İmanı ve İstikameti Muhafaza

Ben yirmili yaşlarda bir gencim. İmanımın gereği olarak; namaz kılmak, Kur'ân okumak, cevşen okumak, Risale-i Nur yazısı vb. ibadetlerde belirli bir süre aksatmadan çok güzel bir şekilde devam ediyor iken aradan fazla bir süre geçmeden imanımda zayıflama, çok fazla günahlara ve haramlara dalma, malayani işlerde çok vakit geçirmek gibi bir durum meydana geliyor. Ben bu durumdan nasıl kurtulabilirim? İmanımı nasıl zinde tutabilirim? İbadetlerimi nasıl sürekli kılabilirim? İstikameti nasıl muhafaza edebilirim?

3.242

Akılsız Acemi

"Garâibden olarak o şimendiferin iki tarafında pek câzibedâr çiçekler, lezîz meyveler görünüyordu. Ben de akılsız acemiler gibi, onlara bakıp elimi uzattım. O çiçekleri koparmak, o meyveleri almak için çalıştım. Fakat o çiçekler ve meyveler, dikenli mikenli, mülâkātında elime batıyor, kanatıyor. Şimendiferin gitmesiyle mufârakatinden elimi parçalıyorlar, bana pek pahalı düşüyorlardı." Yukarda geçen akılsız acemi ne demektir?

5.595

Nur Nedir? Kur'an ve Sünnette Nur ile Zulmet Ne Anlama Gelir?

Sözlükte “aydınlık, ışık” anlamına gelen nûr kelimesi Kur'an'da ve hadislerde “insanların önünü aydınlatıp doğru ve gerçek olanı görmelerini, hak ile bâtılı, hayır ile şerri ayırt etmelerini sağlayan mânevî ve ilâhî ışık” manasında kullanılmıştır. Bunun karşıtı zulmettir (karanlık). Konu ile alakalı ayetlerde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:Allah, îmân edenlerin dostudur, onları zulümâttan (küfür karanlıklarından) nûra(îmâna) çıkarır. İnkâr edenlere gelince, onların dostları ise tâğuttur (Allah'ın yerine tuttukları şeylerdir), onları nûrdan zulümâta çıkarırlar. İşte onlar ateş ehlidirler. Onlar orada ebedî olarak kalıcıdırlar.1Rızâsına uyanları Allah onunla selâmet yollarına eriştirir, onları izni ile zulümâttan (küfür karanlıklarından) nûra (îmâna) çıkarır ve onları dosdoğru bir yola hidâyet eder.2Yani mecazi anlamda hidayete nur, dalâlete zulmet denilmiştir. Peygamber gönderilmesinin ve İlâhî kitaplar indirilmesinin esas amacı karanlıkta kalan ve yollarını şaşıran insanlara doğru yolu göstermek olduğundan nur ve zulmet kavramlarına önemle vurgu yapılmıştır. Nitekim bir ayette şöyle buyrulmaktadır:Elif, Lâm, Râ. (Bu öyle) bir Kitab(dır) ki, onu sana, insanları Rablerinin izniyle zulümâttan (küfür karanlıklarından) nûra (îmâna), Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Hamîd (hamd edilmeye yegâne lâyık) olan (Allah')ın yoluna çıkarman için indirdik.3Böylece hakka giden yola nur, ondan sapmaya zulmet denilmiş, vahyin amacının hidayet olduğu açıkça belirtilmiştir. Esas itibariyle hidayet eden ve yol gösteren Allah olduğundan O'nun isimlerinden biri de el-Nur'dur. Nitekim “Allah semaların ve arzın nurudur”4 mealindeki ayet genellikle, “Semaları ve yeryüzünü ışıklandıran ve süsleyen Allah'tır” veya, “Allah nurun yaratıcısıdır” şeklinde yorumlanmakla beraber Allah'ın nur olduğu da ifade edilmiştir. Bir hadiste Allah'a nur denilmiştir. Hz. Peygamber'e (sav) Mi'rac gecesi Allah'ı nasıl gördüğü sorulduğunda, “O'nu bir nur olarak gördüm”, diğer bir rivayette ise, “O bir nurdur, nasıl görebilirim” demiştir5Ayrıca dünyevi ve maddi nurlar olduğu gibi uhrevi ve manevi nurlar da vardır. Güneşin, ayın ve yıldızların ışıkları gibi dünyevi nurların bir kısmı gözle, Kur'an gibi İlâhî kaynaklı nurlar ise basiret ve akılla algılanır. Bu konuda bazı ayetler şöyledir:Ey insanlar! Şübhesiz size Rabbinizden bir delil (peygamber) geldi ve size apaçık bir nûr (olan Kur'ân'ı) indirdik.6O hâlde Allah'a ve Resûlüne ve indirdiğimiz o nûra (Kur'ân'a) îmân edin! Çünki Allah, ne yaparsanız hakkıyla haberdar olandır.7Bu ayetlerde nurdan maksat Kur'an'dır. Kur'an'ın isimlerinden biri de nurdur. Kur'an'dan önce indirilen suhuflar, Tevrat, Zebûr ve İncil gibi kutsal kitaplar da Allah'ın kelâmı olmaları bakımından birer nur ve hidayet kaynağıdır.Ey ehl-i kitab! Muhakkak Resûlümüz (Muhammed) size geldi; Kitab'dan(Tevrât'tan, âhir zaman peygamberinin sıfatları ve recim âyeti gibi) gizlemekte olduğunuz şeylerin birçoğunu size açıklıyor, birçoğunu da (açıklamıyor) affediyor. Doğrusu size Allah'dan bir nûr ve apaçık bir Kitab (Kur'ân) gelmiştir.8Bu ayette nur Hz. Peygamberdir (sav). Başka bir ayette:Öyle ya, Allah'ın, göğsünde Müslümanlık için inşirah verdiği bir kimse ki o, Rabbinden bir nur üzerindedir — (kalbini mühürlediği kişi gibi) midir? Artık kalbler Allahın zikrinden (bomboş ve) kaskatı kalmış olanlar (ın) vay (haaline)! Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler.9Burada ise takva sahibi müminlerin İlâhî nurdan nasip aldığını vurgulamaktadır.10Netice itibarıyla, Kur'an ve sünnette nur, insanı hakka, imana ve hidayete ulaştıran İlâhî aydınlığı ifade etmektedir. Zulmet ise küfür, dalâlet ve manevi karanlığı ifade etmektedir. Allah müminleri zulmetten nura çıkaran el-Nûr'dur. Kur'an, peygamberler ve vahiy insanlığa bu İlâhî nuru ulaştıran hidayet vesileleridir. Mümin de iman, takva ve Allah'ın zikriyle bu nurdan nasibini almaktadır. Böylece insan hak ile batılı ayırt ederek dosdoğru yolda yürür.Ayrıca BakınızESMAYI HÜSNANIN SAYISIYETMİŞTEN FAZLA ESMAALLAH'IN İSİMLERİNİN İNSAN ÜZERİNDE TECELLİSİKaynakçalarBakara 2/257.Mâide 5/16.İbrâhîm 14/1.Nûr 24/35.Süleyman Uludağ, "Nur", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007, c. 33, s. 244.Nisâ 4/174.Tegābün 64/8.Mâide 5/15.Zümer 39/22.Süleyman Uludağ, "Nur", TDV İslâm Ansiklopedisi, 2007, c. 33, s. 245.

50.037

"Ey insan! Kat'iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi..." Devamıyla Beraber İzah Eder Misiniz?

"Ey insan! Kat'iyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, îmân-ı billâhtır. Ve insaniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, îmân-ı billâh içindeki ma'rifetullâhtır. Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı ni'meti, o ma'rifetullâh içindeki muhabbetullâhtır. Ve rûh-u beşer için en hâlis sürûr ve kalb-i insan için en sâfî sevinç, o muhabbetullâh içindeki lezzet-i rûhâniyedir."10. Hüccet-i imaniyenin mukaddemesinde geçen şu kısmı izah eder misiniz?