Bağış Yap

Sorular

Bediüzzaman Hazretlerinin Babil Misali Üzerinden Osmanlı'nın Dağılmasında Menfi Milliyetin Rolü

"Hem bizde ibtidâ-yı hürriyette, Bâbil Kal'ası'nın harâbiyeti zamanında tebelbül-ü akvâm ta'bîr edilen teşa'ub-u akvâm ve o teşa'ub sebebiyle dağılmaları gibi, menfî milliyet fikriyle, başta Rûm ve Ermenî olarak pek çok (kulüpler) nâmında sebeb-i tefrika-i kulûb, muhtelif milletçiler cem'iyetleri teşekkül etti. Ve onlardan şimdiye kadar ecnebîlerin boğazına gidenlerin ve perişan olanların hâlleri, menfî milliyetin zararını gösterdi."Bu kısmı açıklar mısınız? Teşa'ub-u akvâm ne demek? Dillerin ortaya çıkışıyla alakalı ifade edilen bu hadise sahih mi? Bu hadiseyle, Osmanlı'nın dağılmasının irtibatı nedir?

Hz. Ömer'in Ebu Hüreyre'ye “Allah'ın Düşmanı” Demesi Nasıl Anlaşılmalı?

Bahsi geçen olay, Hakim en-Nisaburi'nin el-Müstedrek isimli eserinde şu şekilde geçmektedir.O, Ebu Hureyre (r.a)'den şöyle dediğini nakletti: Ömer bana, "Ey Allah'ın düşmanı ve İslam'ın düşmanı! Sen Allah'ın malına hainlik ettin." dedi. (Ebu Hureyre) dedi ki:- Ben ne Allah'ın düşmanıyım ne de İslam'ın düşmanıyım ama ben onlara düşmanlık edenlerin düşmanıyım. Allah'ın malına da hainlik etmedim ama (elimdeki) bu paralar, develerimin ve bana düşen ve bir arada bulunan paylarımın parasıdır, dedim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Aynı sözleri bana tekrar söyledi, ben de bu sözlerimi ona tekrar söyledim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Bana on iki bin (dirhem) tazminat ödetti. Ben de sabah namazında kalkıp (kunut duamda): "Allah'ım! Müminlerin emirine mağfiret buyur." dedim.Bundan sonra yine beni bir işe (zekat tahsilatı işine) görevlendirmek istedi. Ben de kabul etmedim. Bana: "Neden? Halbuki Yusuf işin kendisine verilmesini istemişti ve senden hayırlı idi." dedi. Ben de şöyle dedim:- Şüphe yok ki Yusuf, nebi oğlu nebi oğlu nebi oğlu nebi idi. Ben ise Humeyme'nin oğluyum ve ben üç şeyden ve iki şeyden korkuyorum, dedim. Ömer: "Ne diye beş şeyden korkuyorum demiyorsun?" dedi. Ben, "Hayır (beş demem)." dedim. O, "Peki bunlar nedir?" deyince, şöyle dedim:- Bilgisizce söylemekten korkuyorum,- bilgisizce fetva vermekten korkuyorum.- sırtıma vurulmasından,- şerefime sövülmesinden ve dövülerek malımın alınmasından korkuyorum, dedim.1Bu rivayet, Hz. Ömer'in (r.a) Ebu Hüreyre'ye (r.a) karşı şahsi bir düşmanlık veya tahkir içerisinde olduğunu göstermez. Nitekim Hz. Ömer, Ebu Hüreyre'yi gerçekten —haşa— “Allah'ın düşmanı” veya “İslam'ın düşmanı” olarak görmüş olsaydı, rivayetin devamında görüldüğü üzere onu yeniden bir vazifeye tayin etmek istemezdi. Bilakis hadise, Müminlerin Emiri'nin Beytülmal hususundaki son derece titiz ve hassas tutumunun bir neticesi olarak anlaşılmalıdır. Hadiseye dikkatlice bakıldığında, bu iki büyük sahabinin fazilet ve takvası daha iyi anlaşılabilir.Ebu Hüreyre'nin (r.a) Takvası: Kendisine yeniden görev teklif edildiğinde bunu kabul etmekten kaçınması, makam ve mevki arzusundan uzak olduğunu göstermektedir. Kendisini yönetici konumuna getirecek bir vazifeyi dahi sırf dünya menfaati için talep etmemiştir. Bununla beraber, Hz. Ömer'in (r.a) kendisini sorgulamasına ve mali bir tazminat ödemesine rağmen, sabah namazındaki duasında “Allah'ım, Müminlerin Emiri'ni mağfiret eyle” diye dua etmesi, Ebu Hüreyre'nin şahsi kin ve düşmanlık taşımadığını da net bir şekilde göstermektedir.Hz. Ömer'in (r.a) Beytülmâl Hassasiyeti: Hz. Ömer (r.a), kamu malı konusunda son derece titiz davranmış, vazife verdiği kimseleri mali yönden denetlemiş ve hak bildiği hususta hiçbir kimseye iltimas göstermemiştir. Buradaki sertlik, şahsi bir düşmanlığın değil, kamu hakkını koruma sorumluluğunun bir tezahürüdür. Öte yandan Hz. Ömer (r.a) Efendimizin şahsi düşmanlık taşımadığının en açık göstergesi, olaydan sonra Ebu Hüreyre'ye yeniden görev teklif etmesidir. Bu durum, Hz. Ömer'in (r.a) onu İslam düşmanı veya güvenilmez bir kimse olarak görmediğini; aksine onun liyakatine ve güvenilirliğine değer verdiğini ortaya koymaktadır.Dolayısıyla bu rivayet, iki sahabi arasında şahsi bir husumet veya tahkir bulunduğuna değil; Beytülmalın korunması, idarecinin sorumluluğu, görevlinin hesaba çekilmesi ve buna rağmen tarafların birbirlerine karşı kalbi kin taşımamaları gibi önemli ahlaki ve idari esaslara işaret etmektedir.Ayrıca BakınızHZ. ÖMER'İN EBU HUREYRE'YE HADİS RİVAYETİNİ YASAKLADIĞI YÖNÜNDEKİ İDDİALARIN ASLI VE İZAHIKaynakçalarHAKİM, el-Müstedrek, Tefsir-2, 3380

Peygamber Efendimiz (sav) Münafık Olan Abdullah bin Übey'in Cenaze Namazını Niçin Kıldırmıştır?

Abdullah bin Übey, münafıkların başı olarak Peygamber Efendimiz ﷺ ve Müslümanlara karşı çeşitli münafıkça ve haince faaliyetlerde bulunduğu hâlde, Peygamber Efendimiz ﷺ neden onun cenaze namazını kıldırmıştır? Tevbe Sûresi 84. âyette “Onlardan ölen hiçbirinin namazını asla kılma ve kabri başında durma” buyurulmasına rağmen bu olay nasıl anlaşılmalıdır?

1.241

Kur'an Meali Okumak Hatim Yerine Geçer mi?

Kur'an-ı Kerim, Yüce Allah tarafından Hz. Peygambere (sav) Cebrail aracılığıyla hem lafzı hem de manasıyla Arapça olarak indirilmiş İlahi kelamdır. Bizzat tilaveti ibadet olan ve lafızlarıyla sevap kazanılan metin, Kur'an'ın kendi asli Arapça lafızlarıdır. Kur'an-ı Kerim mealleri ise onun manasını aktarmak üzere insanlar tarafından yazılmış tercüme ve yorumlar olup bizatihi Kur'an hükmünde değildir.Bu çerçevede hatim, Kur'an-ı Kerim'in tamamının Arapça metni üzerinden Fatiha suresinden başlanarak Nas suresine kadar yüzünden veya ezbere okunmasıdır. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim'in Türkçe mealini veya tefsirini okumakla hatim yapılmış olmaz. Aynı şekilde Kur'an metnini Latin harflerinden okuyarak da hatim gerçekleşmez.Bununla birlikte, bir Müslümanın Yüce Allah'ın emirlerini, öğütlerini ve buyruklarını öğrenip anlamak amacıyla meal ve tefsir okuması, Kur'an'ın indiriliş gayesine uygun, son derece kıymetli ve sevaba vesile olan bir ibadettir. Bu sebeple Kur'an'ın hem Arapça lafzını tilavet etmeye hem de manasını anlamak için meal ve tefsirini okumaya gayret edilmelidir.1Ayrıca BakınızKUR'ÂN TEK OLDUĞU HALDE MEALLERİN VE TARİKATLARIN FARKLILIĞI NEDENDİR?KUR'AN'I MEALİNDEN OKUMAKKUR'ÂN MEALLERİNDEKİ FARKLILIĞIN SEBEBİOSMANLI DÖNEMİNDE MEAL ÇALIŞMALARIHATİM DUASINDAN ÖNCE OKUNAN SURELERHATİM SEVABIMUKABELE DİNLEMEK HATİM YERİNE GEÇER MİKaynakçalarHeyet, Fetvalar, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 2024, s. 488-489.

1.279

Yatsı Namazını Geciktirerek Gece Geç Vakitlerde Kılmak Doğru mudur?

Yatsı namazını hemen vaktin başında kılmayıp gecenin ilk üçte birlik dilimine kadar ertelemek müstehap (faziletli) kabul edilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur:Ümmetime zorluk vermeyecek olsaydım, yatsı namazını gecenin üçte birine veya yarısına kadar geciktirmelerini onlara emrederdim.1Yatsı namazını gecenin ortasına (yarısına) kadar geciktirmek ise mubah ve caizdir. Fakat geçerli bir mazeret olmaksızın yatsı namazını gecenin yarısından sonraya, tan yerinin ağarmasına (imsak / ikinci fecir vaktine) yakın saatlere kadar geciktirmek mekruhtur. Bu mekruhluğun temel sebebi, kişinin uyuyakalıp namazı tamamen kaçırma riskiyle karşı karşıya kalmasıdır.Ayrıca gece uyanma imkânı olan kimseler için vitir namazını teheccütten sonraya (gecenin son vakitlerine) ertelemek faziletli kabul edilirken, yatsı namazının farzını mazeretsiz olarak gecenin yarısından sonraya bırakmamak esastır.2Kaynakçalarİbn Mâce, Salât: 8.Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Risale Yay., İstanbul 1990, c. 1, s. 397.

4.186

Faizsiz Tasarruf Finansman Sistemleriyle Ev veya Araba Almak Caiz midir?

Eminevim ve benzeri tasarruf finansman sistemleriyle ev veya araba almak dînen caiz midir? Bu sistemlerde taksitlerin enflasyon veya maaş artışına göre değişmesi, organizasyon ücreti alınması, satın alınan mala ipotek konulması ve gecikme hâlinde fark talep edilmesi fıkhen faiz veya akdi bozan bir durum sayılır mı? Ayrıca bu uygulamalar, meçhul mal satışı, haksız kazanç veya câiz olmayan rehin kapsamında değerlendirilir mi? Bu tür kurumlarla işlem yapmak helâl kabul edilir mi?