RİSALE-İ NUR

26.02.2022

2181

İslam’a Göre Dünya Düz mü Yuvarlak Mı?

Dünyanın şekli ile ilgili Kur'ân'a bazı eleştiriler var. Bu konuya cevap olarak Kur'an'dan bazı deliller ya da bazı hadisler var mıdır? Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki görüşleri nelerdir?

28.02.2022 tarihinde cevaplandı.

Cevap

İslâm tarihinde Dünya’nın şekli meselesi, yakın dönemde sıkça tartışılan bir konu olmasına rağmen geçmiş dönem İslâm ilimleri içerisinde ikincil bir konu olarak ele alınmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de Dünya’nın düz ya da yuvarlak olduğuna dair açık ve kesin bir ifade bulunmamaktadır. Nitekim Kur'an bir coğrafya kitabı olmadığı için her bilimsel konunun teknik detaylarını aktarmamıştır. Bazı kısımları insanın aklına havale etmiştir.

Kur'ân'a Göre Dünya Düz mü? Yuvarlak mı?

Bu konuyu değerlendiren Müslüman âlimlerinin neredeyse tamamı Dünya’nın küre şeklinde olduğu kanaatini benimsemiştir. Azınlık olan bir kısım ise düz olduğunu savunmuştur. Bu konuda İslâm'a yöneltilen eleştirilerde genelde azınlık olan grubun görüşleri alınıp çoğunluk olan grubun görüşleri ise değerlendirmeye alınmamaktadır. Bu durumda taraflı bir yaklaşımın açık bir göstergesidir. Dünya’nın yuvarlak olduğunu söyleyen erken dönem âlimlerinin isimlerini sayacak olursak;

Câbir b Hayyân (ö. 200), Hârizmî (ö. 232), Fergânî (ö. 247), Kindî (3. yy), Ebû Bekir er Râzî (ö. 313), Fârâbî (ö. 339), İhvân-ı Safâ (h. 4. yy), İbn Sînâ (ö. 432), İbn Heysem (ö. 432), Bîrûnî (ö. 453), İbn Hazm (ö. 456), Cüveynî (ö. 478), Gazzâlî (ö. 505), İbn Tufeyl (ö. 581), İbnü’l-Cevzî (ö. 597), Fahreddin er-Râzî (ö. 606), Nasîrüddin Tûsî (ö. 672), Beydâvî (ö. 685), Ebü’l-Berekât Nesefî (ö. 710), Takıyyüddin İbn Teymiyye (ö. 728), Ebû Hayyân el-Endelüsî (ö. 745), İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751), İbn Haldûn (ö. 808), Cürcânî (ö. 816).

Bunlardan bir kısmı sadece yuvarlak olduğunu söylemekle kalmamış ileri çıkarımlar, deliller, Dünya’nın çevresinin hesaplanması vb. işlemler de yapmıştır. Hatta konuya dair Müslüman âlimlerin fikir birliği ettiğini (icma) iddia edenler mevcuttur.

Örneğin hicrî 456 yılında vefat eden ansiklopedik âlim İbn Hazm, kendisinden önceki dönemi değerlendirirken kendisine ilim adamı denilen hiç kimsenin Dünya’nın yuvarlaklığını inkâr etmediğini ifade ediyor. İbn Hazm bir mezhepler tarihi klasiğinin yazarı olarak kendisinden önceki âlimlerin kanaatlerini ifade etmek noktasında çok geniş bir ilmi kültürü tarama imkânı bulmuş birisidir. Sadece felsefe ve diğer dinlerle tartışma usulü konularında değil, klasik fıkıh, hadis gibi ilimlerde de önemli bir birikime sahiptir. Bu anlamı ile bu branşlardaki âlimlerin kanaatlerini de özetlediği düşünülebilir.

Yine kendisinden önceki tarih hakkında icma nakleden âlimlerden bir diğeri İbn Teymiyye’dir. Hicrî 728’de vefat eden müellif, kendisinden önceki 700 yıla ait görüşler hakkında “Dünya’nın küre olduğu konusunda âlimler arasında bir ihtilaf yoktur.” der. Yine o, İbnü’l-Cevzî’nin (ö. 597) bu konuda icma (âlimlerin fikir birliği) iddiasında bulunduğunu ifade eder. Ayrıca daha eski dönemdeki fıkıh âlimlerinin kutuplarda namaz vakti tayin etme ile ilgili fetvalarından Dünya’yı yuvarlak olarak kabul ettikleri anlaşılmaktadır.1

İmam Gazzâli, felsefecilerin kabul ettiği prensiplerin bir kısmının İslâm dininin temel esasları ile çelişmediğini söyler. O, felsefecilerin ay tutulması olayını, arzın güneşle ay arasına girmesiyle ay ışığının görünmemesi şeklinde tarif etmesi ve ayın, ışığını güneşten aldığını, arzın ise yuvarlak olduğunu ve göğün her taraftan onu çevrelediğini söylemiştir. Gazzâli, Matematik hesaplarla ispatlanmış bu çeşit gerçekleri din namına inkâr etmenin dine karşı bir cinayet olduğunu ifade ederek, dünyanın yuvarlak olduğu fikrini kabul etmektedir.2

Âlimlerin çoğunluğunun görüşü yukarıda yazdığımız gibi olmakla beraber düz Dünya’yı savunanlar da olmuştur. Lügatten mana çıkaran bu âlimler Abdulkâhir el-Bağdâdî, İbn Atıyye, Kurtubî, Hâzin, Mâverdî, Suyûtîdir. Dünya'nın düz olduğunu söyleyen âlimlerin, dünya hakkındaki bu açıklamaları, o dönem ve yakın döneme kadar inanılan coğrafi tecrübî bilgi birikimlerine ait tanımlamalardır.

Dünya’nın düz olduğunu söyleyen 6-7 âlimin, bu konuda icmâ dışında kalmışlardır. Bir dine iman etmek için “kimsenin yanlış anlamaması” gibi bir zorunluluk olmadığından buradan yola çıkılarak din çürütme bağlamına geçilemez. Zira “Bir dinin doğru olabilmesi için, hiçbir cüzünde hiç kimse tarafından yanlış anlaşılamamalı.” gibi bir varsayım temellendirilmiş değildir. Temellendirilebilir gibi de durmamaktadır. Dünya’nın düz olduğunu savunanlar tarafından şu âyet delil olarak öne sürülür:

(O,) sizin (ikamet ve istirâhatiniz) için yeri bir döşek, göğü ise (üstünüze) bir tavan yapandır. 3

Âyetteki döşek lafzından bir çeşit düzlük hayal ediliyor. Hâlbuki bu âyetin tefsiri yapıldığında âlimlerin çoğunluğu bu anlamı vermiyorlar hatta Beydâvî gibi âlimler bu âyetten Dünya’nın düz olduğunu çıkarmaya çalışanların delillerini çürütmektedir.4 İmam Nesefî buradaki “firâş” (döşek) kelimesinden maksadın üzerinde rahatça oturuyor, yürüyor ve uyuyabiliyor olduğumuzu ifade ettiğini, bu kelimeden dünyanın küre veya düz bir zemin olduğu neticesinin çıkamayacağını söyler. Molla Abdurrahman Câmî de bu ayetin tefsirinde şöyle demektedir: “Yeryüzünün firâş, (döşek) bisât (yaygı) ve mihâd (beşik) olarak var edilmesinin manası, yeryüzünün bazı taraflarının -tabiatının aksine- su yüzeyinden çıkıntılı olması, oturmaya ve serilmiş bir yatak gibi üzerinde uyumaya elverişli olması için sert ve yumuşak arasında bir yapıda olmasıdır. Bir şeyin serilmesi, düz bir satıh (yüzey) olmasını gerekli kılmaz. Çünkü cismen büyük bir küre, onun üzerinin serilmiş/yayılmış olmasına engel teşkil etmez.5 Dünyanın küre şeklinde olduğuna dair ise şu âyetler delil getirilmektedir:

O, geceyi gündüzün üstüne, gündüzü gecenin üstüne sarıp örtüyor.6

“Sarıp örtüyor” diye tercüme edilen yukevviru ifadesi dairesel bir hareketi işaret etmektedir. Dilimize geçen küre kelimesi ile aynı kökten gelir.7

Ardından yeri düzenleyip döşedi.8

Bu ayetteki “dehâ” (döşedi) kelimesi için döşedi, yaydı, düzenledi gibi manalar verilmişse de kelimenin köküne indiğimizde sıradan bir döşeme olmadığını görmekteyiz. Zira devekuşlarının yumurtlayacakları yeri hazırlamak için yaptıkları harekete Araplar bu kelimeyi kullanmaktadır. Aynı şekilde mutlak olarak bir taşı atmaya “ramâ”, yuvarlak olan bir taşı atmaya da “dehâ” fiili kullanılmaktadır.9

Ayrıca Fahreddin Râzî dünyanın şekli ile ilgili şu ifadelerde bulunur:

Ay tutulması meydana geldiğinde bunun ne zaman olduğu doğudakilere sorulduğunda gecenin başında olduğunu, batıdakilere sorulduğunda ise gecenin sonunda olduğunu söylerler. Bundan anlıyoruz ki -tutulmayı görme zamanları- doğuda gecenin başı, batıda gecenin sonundadır. Bu da dünyanın küre şeklinde olduğunu gösterir.10

Bu konuda açık bir âyet olmadığı için bu tarz bir iki âyettin lafzından bazı çıkarımlar yapılmıştır. Ayrıca Müslüman âlimlerin bu meseleyi bilimden aldıkları verilerle yorumlaması ile birlikte Dünya'nın küre şeklinde olduğuna dair bir icmâ oluşmuştur.11

Bediüzzaman Hazretleri ise dünyanın şekli konusunda kendisine sorulan bir soruya şöyle cevap vermektedir:

“Suâl: Küre-i arzın kürevî olduğuna dâir bir âyet var mı ve hangi sûrededir? Müstevî veya kürevî olduğunda tereddüdüm vardır! Her hükûmetin bulunduğu arâzî deniz ortasındadır. Bu denizlerin etrafını muhâfazakâr neler var? Lütfen beyânını ricâ eder, ellerinizden öperim.”

Risâle-i Nûr bu çeşit mesâili hâl etmiş. Küreviyet-i arz ulemâ-yı İslâmca kabûl edilmiş. Dine muhâlefeti yoktur. Âyetteki satıh demesi, kürevî olmadığına delâlet etmiyor. Müctehidlerce istikbâl-i kıble namazda şart olması; ve şart ise, bütün erkânda bulunması sırrıyla, secde ve rükû‘da istikbâl-i kıble lâzım geliyor. Bu ise yerin zeminin küreviyeti ile ve şer‘an kıble, Ka‘be-i Mükerreme’nin üstü -tâ arşa kadar- ve altı -tâ ferşe kadar- bir amûd-u nûrânî olması küreviyetle istikbâl erkânda bulunabilir.12

Bediüzzaman Hazretleri, bu konuda İslâm âlimleri arasında Dünya’nın küre şeklinde olduğu yönünde bir icma bulunduğunu kabul eder ve bunun dinle hiçbir çelişkisinin olmadığını açıkça ifade eder. Kur’ân’da geçen “yerin satıh olması” gibi ifadelerin, Dünya’nın düz olduğunu zorunlu olarak göstermediğini belirtir. Ayrıca namazda kıbleye yönelmenin her durumda geçerli olması, secde ve rükû gibi hâllerin de buna dâhil bulunması, ancak Dünya’nın küre olmasıyla tam anlamıyla izah edilebilir. Şöyle ki insan secdeye vardığında ya da rükûya eğildiğinde, yüzü yere doğru yöneliyor. Kıyamda ve teşehhüdde yüzü kıbleye gelse de rükû ve secde de yönü yere bakıyor. İstikabâl-i kıble farz olması ve farzın her rükünda zorunlu olması sebebiyle bu iki rükünda da yönün kıble olması gerekiyor. Eğer dünya düz olsaydı, rükû ve secde de yönü kıbleye denk gelmezdi. Ama dünya yuvarlak olunca, başın, yüzün ve bedenin aşağıya doğru yönelmesi yine Kâbe'ye isabet ediyor. Çünkü Kâbe kendi bulunduğu yerden ve kapladığı alandan ibaret değildir. Nurani bir direk gibi yer yüzünden yerin aşağısına ve semaya doğru gider. Yani kıble aslında dünyanın merkezinden de geçer. Böylece secde ve rükûda bile dünyanın yuvarlak olmasından dolayı yüzümüz kıbleye yönelmiş olur. Çünkü insan nerede olursa olsun dünya yuvarlak olduğu için dünyanın merkezine, en orta kısmına yönelmiş oluyor, dünyanın merkezine doğru secde ediyor. O nurani direk yani kıble yerin altına merkeze uzandığı için denk geliyor. Secde ve rükûda kıbleye yönelmek farzsa ve bu yöneliş ancak dünya yuvarlak olursa mümkünse, o zaman kıbleye yönelme farzı dolayısıyla dünyanın yuvarlak olması gerekir.

Neticede, sadece âyetlerden çıkarımla Dünya’nın düz olduğunu söyleyen çok az kişi var. Onlarla sayısal anlamda kıyas edilemeyecek kadar çok büyük bir âlim grubu ise Dünya’nın yuvarlak olduğunu söylemektedir.

Bu bağlamda Dünya’nın düz olduğu iddiası geçmişte de günümüzde de tüm Müslümanlar için genellenebilecek yahut Kur’ân’a ait olduğu iddia edilebilecek bir söylem değildir.

Kaynakçalar
  1. Altay Cem Meriç "İslam'a İtirazlar ve Cevapları Muhteli-2" Tin Yayınları, İstanbul, 2025, s. 79-80.

  2. Mehmet Kubat, "Kur’ân’ın Öğretisi ve Modern Bilimin Verileri Işığında Düz Dünya Teorisi”nin Tartışılması", Mesned İlahiyat Araştırmaları Dergisi, s. 340-342.

  3. Bakara 2 / 22.

  4. Meriç, a.g.e., s. 82.

  5. https://telif.ismailaga.org.tr/kurana-gore-dunya-duz-mudur

  6. Zümer, 39 / 5.

  7. Meriç, a.g.e., s. 82.

  8. Nâziât, 79/ 30.

  9. https://telif.ismailaga.org.tr/kurana-gore-dunya-duz-mudur

  10. Fahruddîn er-Râzî, "Tefsir-i Kebir Mefatihu'l-Gayb", c. 31, s. 46.

  11. Meriç, a.g.e., s. 81-84.

  12. Bediüzzaman Said Nursi, Şua’lar, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, c.2, s. 539-540.


Paylaş

Facebook'ta paylaş

Whatsapp'da paylaş

Hesaplarımıza abone olun sorularımızdan ilk siz haberdar olun

Yorumlar (0)

Yorumunuz

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız