Soru

Cismaniyat ve Esma-yı İlahiye

"Esma-i ilahiyenin en cemiyyetli ayinesi cismaniyattadır." Cümlesini izah eder misiniz.

Tarih: 2.10.2020 15:52:34

Cevap

 

“Esmâ-i İlâhiyenin en cemiyetli âyinesi cismâniyettedir. Ve hilkat-i kâinattaki makàsıd-ı İlâhiyenin en zengini ve faal merkezi cismaniyettedir. Ve ihsanat-ı Rabbâniyenin en çok çeşitleri ve rengârenkleri cismaniyettedir. Ve beşerin ihtiyacat dilleriyle Hâlıkına karşı dualarının ve teşekküratının en kesretli tohumları yine cismaniyettedir. Mâneviyat ve ruhâniyat âlemlerinin en mütenevvi çekirdekleri yine cismaniyettedir”

(Şualar, On Birinci Şua, Sekizinci Meselenin Bir Hülasası.)

“Esma-i ilahiyenin en cemiyyetli ayinesi cismaniyattadır”. Cümlesini izah eder misiniz?

Bildiğimiz gibi Allah’u Zülcelal’in (c.c) isimlerini bu dünyada ancak onun tecellileri ile müşahede etmekteyiz. Bu tecelliler eşyanın kabiliyetine göre birtakım farklılıklar arzetmektedir. Yani bu tecelliler farklı şekil ve derecelerde oralarda bulunmaktadır.

Kâinatta bu tecellilerin en yüksek en parlak olduğu yer ise dünyamızdır. Dünya içinde de bu isimlerin en parlak ve en yüksek şekilde tecelli ettiği yer ise insanın cismaniyatıdır. İnsan maddi ve kesif bir varlık olmakla birlikte kendisine verilen cihaz ve aletlerle kainattaki bu tecellileri anlayacak, bilecek, görecek ve tadacak bir şekilde yaratılmıştır. İnsan kendi cismaniyatına baktığında bu tecellilerin ne kadar üst düzey olduğunu görecektir. Ruh ise dünyadaki bu tecellilerden cesetteki alet ve cihazlar vasıtasıyla istifade etmektedir.

Allah’u Teâlâ (c.c) nün “Gizli bir hazine idim istedim ki bilineyim” hadisi şerifi mucibince kendisini akıl ve şuur sahibi insanlara tanıttırmak istemiştir. Bunun içinde kendini tanıttıracak ev bildirecek sanatını gösterecek bir sergi açmıştır. Bu serginin en paha biçilmez, en nadide eseri ise insandır.

“Her cemâl ve kemâl sahibi, kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o sultan-ı zîşan dahi istedi ki, bir meşher açsın, içinde sergiler dizsin; tâ nâsın enzârında saltanatının haşmetini hem servetinin şâşaasını hem kendi san ’atının harikalarını, hem kendi marifetinin garibelerini izhâr edip, göstersin.” (11. Söz)

Bu tanıttırmanın maksat ve gaye olduğu yer, tanıttırmaya ait unsurların en çok olduğu bir yer olmalıdır. Yani tanıttırma gayesi için açılan bir sergide sanatkâr, elbetteki sanatını en yüksek düzeyde tecelli ettirdiği eserleri sergileyecektir. Burada seçim sanatkara aittir. Yani sanatını hangi şeyde daha çok göstermek istiyorsa iradesiyle onu seçmiş ve onun üzerinde  göstermiştir. Allah(c.c.) isteseydi başka nesneler üstünde de tecellisini daha çok gösterebilirdi. Eşyanın parlak veya kesif veya yapısının ne olduğu onun kudreti için bir engel teşkil etmez. O istediği varlıkta istediği şekilde esmasını tecelli ettirir.

Fakat biz biliyoruz ki Allah’u Teala (c.c) tecellilerini daha kesif daha katı olan şeylerde göstermiştir. Parlak cisimler eşyaları daha iyi yansıttığını görüyoruz. Fakat Allah’u Teala (c.c) kudreti ile en katı ve en kâşif olan şeylerde de hem daha çok daha çeşitli tecellilerini bizlere göstermiştir. İşte insan buna hayret etmeli ve toprağa yüz sürmelidir.

Mevzunun daha iyi anlaşılması için aşağıdaki kısımları okuyabilirsiniz.

“Arz, âlemin kalbi olduğu gibi, toprak unsuru da arzın kalbidir. Ve tevazu, mahviyet gibi maksuda isal eden yolların en yakını da topraktır. Belki toprak, en yüksek semâvattan Hâlık-ı Semâvata daha yakın bir yoldur. Zira, kâinatta tecellî-i rububiyet ve faaliyet-i kudrete ve makarr-ı hilâfete ve Hayy-u Kayyûm isimlerinin cilvelerine en uygun, topraktır. Nasıl ki arş-ı rahmet su üzerindedir; arş-ı hayat ve ihya da toprak üstündedir.”

"Toprak, tecelliyat ve cilvelere en yüksek bir ayinedir. Evet, kesif birşeyin ayinesi ne kadar lâtif olursa, o nisbette suretini vâzıh gösterir. Ve nurânî ve lâtif birşeyin de ayinesi ne kadar kesif olursa, o nisbette esmânın cilvelerini cilâlı gösterir.

Meselâ, hava ayinesinde, yalnız şemsin zayıf bir ziyası görünür. Su ayinesinde şems ziyasıyla görünürse de elvân-ı seb’ası görünmüyor. Fakat toprak ayinesi, çiçeklerinin renkleriyle, şemsin ziyasındaki yedi rengi de gösterir. 1 اَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ olan Hadîs-i Şerif, bu sırra işareten şehadet eder. Öyleyse, arkadaş, topraktan ve toprağa inkılâp etmekten, kabirden ve kabre girip yatmaktan tevahhuş etme!" (Osmn. Mesnevi Nuriye Şule 230)

BİTTİ 


Yorum Yap

Yorumlar