Mİ'RAC
Mi`rac kelimesi sözcükte “yukarı çıkmak, yükselmek” anlamındaki "urûc" kökünden türemiştir. İsm-i âlet olan mi‘râc kelimesi yukarı çıkma vasıtası ve merdiven anlamına gelir. Terim anlamı olarak ise Hz. Peygamber’in göğe yükselişini ve Allah katına çıkışını ifade eder. 1
Mi'rac'ın ne zaman gerçekleştiği ile ilgili birkaç görüş olmakla birlikte en kuvvetli görüş, Peygamberliğin 11. Yılında Miladi 621 yılında Receb ayının 27. gecesinde gerçekleşmiştir.
İSRÂ
Gece yürüyüşü, geceleyin gitmek, yürümek, anlamlarına gelen ve "s-r-y” kökünden türeyen "isrâ" sözcüğü, Kur’ân'da farklı anlamlarda birçok defa geçmektedir. Ancak ‘‘Geceleyin yürümek, yürütmek ve gitmek’’ anlamlarında üç yerde kullanılmaktadır. Konumuz ile ilgili olan "isrâ" kelimesi ise İsrâ Sûresi'nin birinci âyetinde geçmektedir. Anlaşılacağı üzere bu kelime sûreye de ismini vermiştir. Terim olarak; Hz Peygamber’in bir gece Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya yaptığı yolculuğa denir. 2
Hatırlatma
Bediüzzaman Hazretleri Mi'rac Risalesinin girişinde konuyu izah etmeden önce şöyle bir hatırlatma yapar:
Mi‘râc mes’elesi, erkân-ı îmâniyenin usûlünden sonra terettüb eden bir neticedir. Ve erkân-ı îmâniyenin nûrlarından meded alan bir nûrdur. Erkân-ı îmâniyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı, elbette bizzât isbat edilmez. Çünkü Allah’ı bilmeyen, Peygamberi tanımayan ve melâikeyi kabul etmeyen veya semâvâtın vücûdunu inkâr eden adamlara Mi‘râc’dan bahsedilmez. Evvelâ o erkânı isbat etmek lâzım geliyor. 3
Mi'rac meselesi, imanın 6 esasının sağlam olarak halledilip olgunlaştırılmasından sonra bu 6 esas üzerine bina edilen bir konudur. Nitekim Mi'rac, Allah'a, Meleklere, Kitaplara, Peygamberlere, Ahiret gününe ve Kaza-Kadere iman esaslarının hepsini içine alan bir kapsamdadır. İman esaslarının herhangi birisinden şüphesi olana bu konu anlatılmaz, anlatılırsa onun daha çok kafasının karışmasına ve vesveselerinin artmasına sebep olabilir. Öyle bir insana önce iman esasları delilleriyle sağlam bir şekilde anlatılıp bu esaslar aklında ve kalbinde yerleştikten sonra Mi'rac meselesi anlatılmalıdır.
KUR'AN'I KERİM'DE İSRÂ
Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescid-i Harâm'dan, etrâfını mübârek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya isrâ (gece yürüyüşü) ile götüren (Allah, her türlü noksanlıktan) münezzehtir. Şübhesiz ki Semî'(herşeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören) ancak O'dur. 4
KUR'AN'I KERİM'DE Mİ'RAC MUCİZESİ
Battığı zaman necm’e (o yıldıza) and olsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve azmadı!
Ve o, arzusundan konuşmuyor! O (söyledikleri) bildirilen vahiyden başka bir şey değildir. 5
Kendisine (o vahyi), kuvveleri şiddetli, mükemmel bir akla sâhib olan (Cebrâîl) öğretti. Bunun üzerine (göğe) doğruldu. Ve o, (bu mi‘râcında) en yüksek ufukta idi. Sonra (çok perdeler geçerek Rabbine) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki, kāb-ı kavseyn (iki yay) kadar veya daha da yakın oldu! 6
İşte (Allah) kuluna vahyettiğini, vahyetti. (Gözleriyle) gördüğünü, kalbi yalanlamadı. Onun görmekte olduğu şeyler hakkında, şimdi kendisi ile mücâdele mi ediyorsunuz? 7
And olsun ki, onu (Cebrâîl’i aslî sûretinde) diğer bir inişte de (mi‘râc gecesi), Sidretü’l-Müntehâ’nın yanında (iken) gördü. Ki Cennetü’l-Me’vâ onun yanındadır. O zaman Sidre’yi bürümekte olan, bürüyordu. (O haşmetli makamda Muhammed’in) göz(ü) ne kaydı, ne de haddini aştı. And olsun ki, Rabbisinin delillerinden en büyüğünü gördü. 8
Mİ'RAC OLAYI GERÇEKLEŞMEDEN ÖNCE PEYGAMBERİMİZ'İN (SAV) YAŞADIKLARI
Mekkeli Müşriklerin Boykotu
Müşrikler, Peygamberimiz (sav)'e peygamberliğinin 7. Yılında kendisine iman edenlere ve onun akrabaları olan "Haşim ve Muttalib" oğullarına 3 yıl sürecek büyük bir boykot ve ambargo uyguladılar. Böylelikle onların açlık ve hastalıktan telef olmalarını sağlayacaklardı. Bu kararlarını da bir kağıda yazarak Kabe'nin içine astılar. 3 Yıl sonra İlahi mucizeyle kurtçuklar o kağıdı yediler. Sadece mektubun başındaki "Bismike Allahümme" (Allah'ın ismiyle) kısmı kalmış geri kalan kısmı kurtçuklar yemişlerdi. Böylelikle boykot kırıldı, Müslümanlar ve onları himaye eden "Haşim-Muttalib" oğulları büyük bir rahatlık elde ettiler. 9
Oğulları Kasım ve Abdullah'ın Vefatı
Fakat kısa bir süre sonra Peygamberimizin (sav) erkek çocukları vefat etti. Önce büyük oğlu 4 yaşındaki Kasım arkasından diğer oğlu Abdullah vefat etti.
Amcası Ebu Talib ve Eşi Hz. Hatice (ra)'ın Vefatı
Henüz oğullarının hüznü taptaze iken önce amcası Ebu Talib'in vefatı, ve hemen arkasından en sevdiği biricik eşi ve hayat arkadaşı Hz. Hatice (ra) annemizin arka arkaya vefatları gerçekleşiyor. Onun için o dönem "hüzün yılı" olarak ifade edilmiştir. 10
Taif Hadisesi
Müşriklerin her türlü baskı ve sıkıntılarına rağmen Peygamberimiz (sav)'i koruması altına alan amcası Ebu Talib'in vefatından sonra Mekkeli müşriklerin baskı ve işkenceleri daha da artınca Peygamberimiz (sav) yanına manevi evladı Zeyd bin Harise'yi (ra) alarak Mekke'ye 80 km uzaklıktaki "Taif" şehrine tebliğ için gitti. On gün boyunca orada İslam'ı tebliğ etmesine rağmen hiç bir olumlu netice alamadı. Bazı gözü dönen Taif'li müşrikler Peygamberimiz (sav)'i ve Hz. Zeyd'i (ra) taşlamaya başladılar. Ayakları yaralanan ve kanayan Peygamberimiz (sav) Mekke'den uzaktan akrabaları ulan iki kardeşin (Utbe-Şeybe bin Rebia)'nın bahçesine sığınarak kendilerini kurtardılar. Bu olay üzerine Cebrail (as) Peygambermiz'e (sav) gelerek:
"Ya Resulullah Taif'lilerin bu zulmü üzerine Allah beni sana gönderdi Allah Teâlâ kavminin sana ne söylediğini ve seni himaye etmeyi nasıl reddettiğini duymuştur. Onlara dilediğini yapması için de sana Dağlar Meleği’ni göndermiştir, dedi. Bunun üzerine Dağlar Meleği bana seslenerek selam verdi. Sonra da: "Ey Muhammed! Kavminin sana ne dediğini Cenab-ı Hak işitti. Ben Dağlar Meleği’yim. Ne emredersen yapmam için Allah Teala beni sana gönderdi. Ne yapmamı istiyorsun?" Eğer dilersen şu iki dağı onların başına geçireyim, dedi. O zaman: - Hayır, ben Cenab-ı Hakk’ın onların soylarından sadece Allah’a ibadet edecek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim, dedim.” 11
Köle Addas'ın Müslüman Olması
Bağ sahiplerinin “Addas” isminde Hristiyan bir köleleri vardı. Ona bir tabak üzüm vererek Peygamberimiz’e (sav) ikram etmesini söylediler. Addas, tabaktaki üzümleri alıp Peygamberimiz’e (sav) getirdi. Peygamberimiz (sav) üzümleri “Bismillâh” diyerek yemeye başlayınca bu durum Addas’ın dikkatini çekti. “Vallahi, bu sözü bu beldenin halkı bilmez ve söylemez.” dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (sav): “Ey Addas, sen hangi beldedensin, hangi dine mensupsun?” diye sordu. Addas, “Ninovalıyım ve Hristiyanım.” diye cevap verdi. Peygamberimiz (sav), “Demek ki kardeşim Yunus b. Metta’nın hemşehrisisin.” buyurunca Addas, “Sen Yunus b. Metta’yı nereden biliyorsun?” diye sordu. “Onu bana Rabbim bildirdi; o bir peygamberdi, ben de peygamberim.” cevabını alınca Addas kendini tutamadı; gözyaşları içinde Peygamberimiz’in (sav) el ve ayaklarını öptü ve Müslüman oldu. Olayı uzaktan izleyen bağ sahibi müşrikler, köleye “Yazıklar olsun sana! Bu adamın el ve ayaklarını nasıl öpersin?” diyerek çıkıştılar. Addas ise şöyle karşılık verdi: “Yeryüzünde bu Zât’tan daha hayırlı kimse yok! Bana öyle bir şey bildirdi ki onu ancak bir peygamber bilebilir.” 12
Peygamberimiz'in (sav) Taif'ten Mekke'ye Geri Dönmesi
Peygamberimiz (sav) Mekke’ye geri döndü. Müşriklerin kendisini kolay kolay şehre sokmayacaklarını biliyordu. O dönemin âdetlerine göre Mekke’de kalabilmek için müşriklerden birinin himayesine girmesi gerekiyordu. Bu sebeple Hîra’ya varınca bir haberci göndererek müşrik Mut‘im b. Adî’den himaye talep etti. Mut‘im isteği kabul etti; oğullarını silahlandırıp kendisi de yanlarına katılarak Peygamberimiz’i (sav) Hîra’dan alıp Mekke’ye getirdi. Müşrikler Mut‘im’in bu himayesine çok kızdılar; fakat ses çıkaramadılar. 13 Böylesine ağır imtihanların yaşandığı bir zamanda Cenâb-ı Allah, Âlemlerin Sevgilisi ve Efendisi Peygamberimiz’i (sav) teselli etmek ve katındaki yüce derecesini göstermek için onu önce Kudüs’e, oradan da yedi kat semaya yükseltti; ardından Sidre-i Müntehâ’da, Kab-ı Kavseyn makamında huzuruna kabul buyurdu.
HADÎS-İ ŞERİFLERDE İSRÂ VE Mİ'RAC
Enes b. Malik'ten rivayet ettiğine göre Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:
''Bana beyaz renkli uzun, eşekten yüksek, katırdan alçak, gözünün değdiği son noktada ayağını koyan bir binek olan Burak getirildi. Ben buna binerek Beytu'l-Malkdis'e geldim. O'nu Nebilerin bağladığı halkaya bağladım. Sonra Mescid'e girdim, iki rek'at namaz kıldım sonra çıktım. Cebrail (a.s.) bana içinde şarab bulunan bir kap ile süt bulunan bir kap getirdi. Ben sütü seçtim. Bunun üzerine Cebrail: Fıtratı seçtin dedi. Sonra bizi semaya çıkardı. Cebrail kapının açılmasını istedi. Sen kimsin diye soruldu, Cebrail dedi. Seninle birlikte kim var denildi. O: Muhammed, dedi. Ona davet gönderildi mi, denildi. O: Ona gönderildi, dedi. Bu sefer bize (kapı) açıldı. Adem'i karşımda buldum. Bana hoş geldin, merhaba dedi ve hayırla dua etti. Sonra bizi ikinci semaya çıkardı. Cebrail (as) kapının açılmasını istedi. Sen kimsin denildi, O: Cebrail dedi. Seninle kim var denildi. O: Muhammed, dedi. Ona (gelmesi için davet) gönderildi mi, diye soruldu. O: Evet, ona gönderildi, dedi. Bunun üzerine bize kapı açıldı, bu sefer iki teyze çocuğu Meryem oğlu İsa ile Zekeriya oğlu Yahya ile (as) karşılaşıverdim. İkisi de bana hoş geldin dedi, bana hayırla dua etti. Sonra bizi üçüncü semaya çıkardı. Cebrail kapının açılmasını istedi, sen kimsin denildi. Cebrail, dedi. Seninle beraber kim var denildi, Muhammed dedi. Ona davet gönderildi mi denildi. O: Evet, ona gönderildi dedi. Bunun üzerine bize (kapı) açıldı. Orada da Yusuf (as) ile karşılaşıverdim. Bir de ne göreyim, güzelliğin yarısı ona verilmiş bulunuyor. O da beni güzel karşıladı ve bana hayırla dua etti. Sonra beni dördüncü semaya çıkardı. Cebrail kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, Cebrail dedi. Seninle beraber kim var denildi. Muhammed dedi. Ona davet gönderildi mi dedi. Cebrail: Evet ona gönderildi dedi. Bize kapı açıldı. İdris (as) ile karşılaşıverdim. O da beni hoş karşıladı ve bana hayırla dua etti. Aziz ve Celil Allah da: "Ve biz onu yüksek bir yere kaldırdık." (Meryem, 57) buyurmaktadır. Sonra bizi beşinci semaya çıkardı. Cebrail kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, Cebrail dedi. Seninle birlikte kim var denildi. Muhammed, dedi. Ona davet gönderildi mi, denildi. O: Ona gönderildi dedi. Bunun üzerine bize (kapı) açıldı. Bu sefer Harun (as) ile karşılaşıverdim O da beni hoş karşıladı ve bana hayırla dua etti. Sonra bizi altıncı semaya çıkardı. Cebrail (a.s.) kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, Cebrail dedi. Seninle beraber kim var denildi. Muhammed (as)' dedi. Ona davet gönderildi mi denildi. O: Evet, ona gönderildi dedi. Bunun üzerine bize (kapı) açıldı. Musa (as) ile karşılaşıverdim. Beni hoş karşıladı ve bana hayırla dua etti. Yanından ayrılıp gidince ağlamaya başladı. Ona niçin ağlıyorsun diye soruldu, şöyle dedi: Ağlayışımın sebebi şu ki, benden sonra Nebi olarak gönderilen bir delikanlının ümmetinden cennete gireceklerin sayısı benim ümmetimden daha fazla olacaktır. Sonra yedinci semaya Çıktı. Cebrail kapının açılmasını istedi. Kim o denildi, o Cebrail dedi. Seninle beraber kim var denildi. Muhammed (Sav) dedi. Ona gönderildi mi denildi. O: Evet, ona gönderildi dedi. Bu sefer bize (kapı) açıldı. İbrahim (as) ile sırtını el-Beytu'I-Ma'mur'a dayamış olduğu halde karşılaşıverdim. Bir de baktım ki ona her gün yetmiş bin melek giriyor ve bir daha ona geri dönmüyorlar. Sonra beni Sidretu'l-Münteha'ya kadar götürdü. Yapraklarının fillerin kulakları gibi olduğunu gördüm, meyveleri de küpler gibi idi. Allah'ın emrinden o ağacı bürüyen bürüyünce değişikliğe uğradı. Yüce Allah'ın yarattıklarından hiçbir kimse onun güzelliğini anlatamaz. Yüce Allah bana vahyettiklerini vahyetti. Bir gün bir gecede bana elli namazı farz kıldı. Musa'nın yanına indim. Rabbin ümmetine neyi farz kıldı, dedi. Ben: Elli namaz dedim. O: Rabbine dön, ondan hafifletmesini dile, çünkü senin ümmetinin buna gücü yetmez. Ben İsrailoğullarını sınadım ve onları iyice tanıdım, dedi. (Allah Resulü devamla) buyurdu ki: Bunun üzerine Rabbime döndüm. Rabbim ümmetimin yükünü hafiflet, dedim. Benden beş vakit indirdi. Musa'nın yanına döndüm. Benden beş vakit indirdi, dedim. O: Ummetinin buna gücü yetmez. Rabbine dön ve ondan hafifletmesini dile, dedi. (Allah Resulü) buyurdu ki: Şanı yüce ve mübarek Rabbim ile Musa (aleyhisselam) arasında gidip gelmeye devam ettim. Nihayet: Ey Muhammed, bir gün ve bir gecede onlar beş namazdır, her bir namaz için de on (kat sevap) vardır. İşte böylece elli namaz oldular. Her kim bir iyilik yapmak ister de onu yapmazsa ona bir hasene olarak yazılır. Eğer onu yaparsa, bu sefer ona on hasene olarak yazılır. Kim bir kötülük yapmak ister de onu yapmazsa ona hiçbir şey yazılmaz. Şayet onu yaparsa ona bir günah olarak yazılır buyurdu. (Allah Resulü devamla) dedi ki: Sonra indim ve nihayet Musa (aleyhisselam)'ın yanına varıp, ona (durumu) haber verdim. O: Rabbine dön, ondan hafifletmesini dile, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: Bu sefer: Rabbime o kadar çok gidip geldim ki artık ondan haya ediyorum dedim. "14
Sidretü’l-Müntehâ’dan Sonrası
Cebrail (as) bana "Ey Allâh’ın Rasûlü! Buradan öteye yalnız gideceksin!” dedi. Peygamberimiz (sav) Niçin ey Cibrîl?” diye sordu. O da cevâben: Cenâb-ı Hak bana buraya kadar çıkma izni vermiştir. Eğer buradan ileriye bir adım atarsam, yanar kül olurum!..” dedi. 15
Peygamber Efendimizin (sav) Sütü Tercih Etmesi
Ebû Hüreyre’den (r.a.) rivâyet ediyor:
İsrâ gecesi Resûl-i Ekrem’e, birinde şarap diğerinde süt bulunan iki kâse getirildi. Hz. Peygamber -aleyhissalâtü vesselâm- şöyle bir baktıktan sonra süt kâsesini tercîh etti. Bunun üzerine Cebrâîl (a.s.): “−Seni, insanın yaratılış gâyesine uygun olana yönlendiren Allâh’a hamd olsun. Şâyet içki dolu bardağı alsaydın, ümmetin sapıklığa düşerdi.” dedi. 16
Bütün Peygamberlere Namaz Kıldırması
Enes b. Malik’in rivayet ettiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: "Bana eşekten yüksek, katırdan alçak, adımını gözünün gördüğü son yere atan bir binek getirildi. Beraberimde Cebrail (a.s) olduğu halde bindim ve yola koyuldum. Bana: İn ve namaz kıl, dedi. Ben de onun dediğini yaptım, sonra: Nerede namaz kıldığını biliyor musun? Sen Taybe’de namaz kıldın ve hicret edeceğin yer burasıdır, dedi. Daha sonra tekrar, in ve namaz kıl, dedi, ben de inip namaz kıldım. Nerede namaz kıldığını biliyor musun? Sen Tur-i Sina’da Aziz ve Celil Allah’ın Musa (a.s) ile konuştuğu yerde namaz kıldın, dedi. Sonra bir daha, in namaz kıl, dedi. Ben de inip namaz kıldım. Nerede namaz kıldığını biliyor musun? dedi. Sen İsa’nın (a.s) doğduğu yer olan Beyt Lahim’de namaz kıldın. Sonra Beytü’l Maktis’e girdim. Nebiler (selam onlara) benim için bir araya getirilmiş idi. Cebrail beni öne geçirdi, ben de onlara imam oldum. 17
Mİ'RAC GECESİ GÖRDÜĞÜ CENNET VE CEHENNEM EHLİ
Yetim Malı Yiyenler
Allâh Resûlü, Miraç’ta bir topluluğa uğradılar ve gördüler ki, onların dudakları deve dudağı gibidir. Birtakım vazîfeli memurlar da onların dudaklarını kesip ağızlarına taş koyuyor. Ey Cibrîl! Bunlar kimlerdir?” diye sordu. Cebrâîl aleyhisselâm: “Bunlar, yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenlerdir!” dedi. 18
Gıybet Edenler
Resûlullâh (sav) başka bir topluluğa rastladı. Onlar da bakırdan tırnaklarla yüzlerini ve göğüslerini tırmalıyorlardı. “Ey Cebrâil! Bunlar kimlerdir?” diye sordu. Cebrâil aleyhisselâm şu cevabı verdi: “Bunlar, (gıybet etmek sûretiyle) insanların etlerini yiyenler ve onların şeref ve nâmuslarıyla oynayanlardır.” 19
Zinâ Edenler
Peygamber Efendimiz orada; zinâkârları, leş yiyen bedbahtlar olarak; fâiz yiyenleri, karınları iyice şişmiş ve şeytan çarpmış rezil bir vaziyette; zinâ edip çocuklarını öldüren kadınları da, bir kısmını göğüslerinden, bir kısmını baş aşağı asılı hüsrâna dûçâr olmuş bir hâlde gördü. 20
Borç Sadakadan Üstündür
“Miraç gecesinde Cennetin kapısı üzerinde şu ibârenin yazılı olduğunu gördüm: "Sadaka on misliyle, borç vermek ise on sekiz misliyle mükâfâtlandırılacaktır."
Ey Cibrîl! Borç verilen şey niçin sadakadan daha üstün oluyor? diye sordum. Çünkü, sâil (çoğu kere) yanında para olduğu hâlde sadaka ister. Borç isteyen ise, ihtiyâcı sebebiyle talepte bulunur.» cevâbını verdi.” 21
Cennete Girenlerin Çoğu
(Mîrâc esnâsında) Cennetin kapısında durup içeri baktım. Oraya girenler çoğunlukla fakirler idi. Zenginler de (hesap vermek için) mahpus idiler. Bunlardan cehennemlik olanların ise ateşe atılmaları emredilmişti. Cehennemin kapısında da durdum. Oraya girenlerin çoğunluğu kadınlardı.” 22
Kaderi Yazan Kalem
“(O gece) göğe yükseltildim. Öyle bir makâma çıktım ki, orada kalemlerin gıcırtılarını duyuyordum.” 23
İSRÂ VE MİR'AC SABAHI MÜŞRİKLERİN ALAY ETMESİ
İbn Abbas, Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in:
"İsra (Mirac) gecesi yolculuğa çıkarılıp sabah Mekke'ye döndüğüm zaman bulunduğum durumdan korktum ve halkın beni yalanlayacağını anladım" buyurduğunu bildirir. Resulullah (Sav) üzüntülü bir şekilde tek başına otururken Allah'ın düşmanı Ebu Cehil gelip oturdu ve alay eder bir şekilde: "Bir şey var mı?" diye sordu. "Evet" karşılığını verince, Ebu Cehil: "Yeni olan şey nedir?" diye sordu. Resulullah (Sav): "Bu gece yolculuğa çıkarıldım" cevabını verince, Ebu Cehil: "Nereye?" diye sordu. "Beytu'l-Makdis'e" (Kudüs) karşılığını verince Ebu Cehil: "Sonra aramızda mı sabahladın?" diye sordu. Allah'ın• Resulü (Sav): "Evet" karşılığını verdi. Ebu Cehil, Resulullah (Sav)'in söylediklerini inkar etmesinden, korkarak onu yalanlamadan kavmini çağırdı ve: "Eğer kavmini çağırırsam bunu onlara da anlatır mısın?" diye sorunca Resulullah (Sav): "Evet" dedi. Bunun üzerine Ebu Cehil: "Ey Ka'b b. Luey topluluğu geliniz!" diye seslenince etrafta oturanlar kalkıp yanlarına oturdular. Ebu Cehil: "Bana anlattığın şeyi kavmine de anlat" deyince, Nebi (Sav): "Bu gece yolculuğa çıkarıldım" dedi. Oradakiler: "Nereye?" diye sorunca, Resulullah (Sav): "Beytu'l-Makdis'e" karşılığını verdi. Oradakiler: "Sonra aramızda mı sabahladın?" diye sorunca ise Resulullah (Sav): "Evet" cevabını verdi. Bunun üzerine kimi ellerini birbirine vurdu, kimi bu kadar büyük yalan olmaz diye elini başına koydu. Orada bulunanlar içinde Kudüs'e gitmiş ve Mescid-i Aksa'yı görmüş olanlar vardı. Onlar: "Bize Mescid-i Aksa'yı tarif edebilir misin?" dedi. Resulullah (Sav): "Bunun üzerine ben onlara Mescid-i Aksa'yı tarif etmeye başladım ve sonunda bazı şeyleri tarif etmede zorlanınca Mescid-i Aksa karşıma getirildi ve ben de ona bakarak tarif etmeye başladım" buyurdu. Bunun üzerine daha önce Kudüs'e gitmiş olanlar: "Mescid-i Aksa'yı doğru tarif etti" dediler. 24
Müşriklerin Hz. Ebubekir'e (ra) Koşmaları Ve Sıddık Ünvanını Alması
"Yâ Ebâ Bekir!" dediler. "Arkadaşının işinden haberin var mı? O, bu gece Beytü'l-Makdis'e gittiğini, orada namaz kılıp Mekke'ye döndüğünü söyledi." Hz. Ebû Bekir, (ra) "Siz bunları ondan mı duydunuz?" "Evet," dediler, "aynen ondan duyduk." Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir, "Vallahi," dedi, "O söylediyse, doğrudur." Siz buna hiç şaşırmayın!" Sonra da, kalkıp doğruca Peygamberimiz'in (sav) yanına gitti, "Yâ Resûlallah! Sen, şu halka bu gece, Beytü'l-Makdis'e gittiğini söyledin mi?" diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.), "Evet" deyince Hz. Ebû Bekir, "Doğru söylüyorsun, senin Allah'ın resûlü olduğuna şehâdet ederim." dedi. Peygamber Efendimiz de, bunun üzerine, "Yâ Ebâ Bekir, sen zâten "sıddıksın" buyurdu.25
Kudüsten Gelen Kervanlar
Müşrikler, bu defâ da yoldaki bir kervandan ve o kervandaki bâzı husûsiyetlerden sordular: “Ey Muhammed! Sen bize, bizim için Beytüʼl-Makdisʼten daha önemli olan kervanımızdan haber ver!” dediler. Allâh Resûlü: “Şu vâdide filân oğullarının kâfilesine rastladım. Onları bir hayvanın gizli sesi ürkütmüş, bir develeri kaçmıştı. Ben kaçan develerinin yerini onlara gösterdim.” buyurdu. Daha sonra şöyle devam etti: “Dacnân mevkiine geldiğimde filân oğullarının kervanına rastladım. İnsanlar uyuyorlardı. İçinde su bulunan bir kapları vardı, onun üzerine bir şey örtmüşlerdi. Örtüsünü açtım ve içindeki suyu içtim. Sonra üzerini yine eskisi gibi kapattım. Onların kâfilesi, şimdi Beyzâʼdan, Tenʼim yokuşundan iniyordur. Kâfilenin önünde boz erkek bir deve, devenin üzerinde de birisi siyah, birisi de alaca iki çuval vardır.” Aldıkları cevaplarla şaşkına dönen müşrikler: “Lât ve Uzzaʼya yemin olsun ki işte bu, tam bir işarettir.” dediler. “Belki son söylediği doğru çıkmaz.” düşüncesiyle Tenʼim yokuşuna doğru hızla gittiler. Kervanı gözlemeye başladılar. Kervan görününce: “Vallâhi işte kervan geliyor! Boz deveyi de en öne sürmüşler!?” dediler. İlk karşılaştıkları deve, kendilerine târif edildiği gibi idi. Kâfileye su kabını sordular. Onlar da kabı dolu olarak bıraktıklarını, üzerini örttüklerini, fakat sonradan örtüsünü açtıkları zaman içinde su bulamadıklarını söylediler. (Allah Reûlüʼnün bu su içmesi mesʼelesi aynı zamanda Mîrâcʼın hem bedenen hem de rûhen birlikte tahakkuk ettiğine delâlet eden hususlardan biridir.) Kureyş müşrikleri, diğer kâfilelere de soracaklarını sordular: “Doğrudur! Oʼnun bahsetmiş olduğu vâdide bir sesle irkildik ve bir devemiz de kaçtı. Bir kimse bizi devemize çağırıyordu! Deveyi Oʼnun çağırdığı yerde bulduk ve yakaladık.” dediler. Hattâ bâzıları bu sesin sahibini de tanımışlar ve; “Bu Muhammedʼin sesidir.” demişlerdi. Kureyş müşrikleri, kervanlarındaki develerin ve çobanların sayısına varıncaya kadar, sormadık bir şey bırakmadılar. Resûlullah de hepsinin doğru cevâbını verdi. Çünkü kervan da, o an tıpkı Mescid-i Aksâ gibi Resûlullâhʼın gözlerinin önüne getirilmişti. Lâkin kalpleri kilitli olanlar, inatlarında devâm ederek: “–Bu apaçık bir sihirdir!” dediler. 26
Mİ'RACIN HEDİYELERİ
Abdullah b. Mesud’dan nakletmektedir:
“Resulullah İsra'ya gittiği zaman Sidretü’l-Münteha’ya vardı. Sidretü’l-Münteha yedinci semadadır. Yerden yükselen her amel oraya gelir ve oradan alınır. Yukarı taraftan inen ameller oraya gelir ve oradan alınır. Resulullah’a şu üç şey hediye edildi:
1) Beş vakit namaz,
2) Bakara suresinin son iki ayeti.
3) Ümmeti içerisinden Allah'a ortak koşmayanların affedilmesi.” 27
DEĞERLENDİRME
İslam âlimleri, Kur’an-ı Kerim’de “İsra” olayı açıkça anlatıldığı için bunu inkâr edenin kâfir olacağını belirtmişlerdir. Çünkü bu, açıkça Kur’an ayetini inkâr olur. 28 Miraç olayı ise Necm suresinde bir derece kapalı olarak anlatılmıştır. Bu ayetlerde, Peygamberimiz’in (s.a.v) ismi açıkça zikredilmediğinden ve mevzu bir derece kapalı olduğundan, İslam âlimleri Mirac’ı inkâr eden kâfir olmaz, fakat ehl-i bid’at 29 olur ve doğru yoldan sapmış olur, 30 demişlerdir.
İsra ve Miraç olayı 45 sahabe tarafından bize nakledilen, 31 inkârı mümkün olmayan ilahî bir mucizedir. Hz. Peygamber’in (sav) İsra ve Miraç gecesinde karşılaştığı olaylar, gördüğü ayetler ve manevi âlemlerde gördüğü muamele onun Allah katında ne kadar büyük bir değere sahip olduğunu ortaya koyması bakımından da ayrıca önemlidir. Allah-u Teala, Peygamber Efendimiz’e (sav) bu seyahatle hiçbir varlığa nasip olmayan sırları ve mekânları bizzat göstererek onu tüm âlemlere üstün tutmuş ve onun tüm âlemler için gönderildiğini de bizzat huzuruna alarak tescillemiştir. Maalesef bazı ehl-i bid’a, Allah’ın ona (sav) bahşettiği mucizeleri inkâr ediyor ve onun peygamberliğine gölge düşürmeye çalışıyor.
Abdulkadir Ertaş, Risale-i Nur’da İsra, Mirac ve Şakk-ı Kamer, Süeda Yay., Isparta 2023, s.64
Abdulkadir Ertaş, Risale-i Nur’da İsra, Mirac ve Şakk-ı Kamer, Süeda Yay., Isparta 2023, s.63
Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Hayrat Neşriyat, Isparta 2016, s.241
İsrâ 17/1
Necm 53/1-4
Necm 53/5-9
Necm 53/10-12
Necm 53/13-18
Salih Suruç, Kâinatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Mekke Dönemi, s.282-284
Salih Suruç, Kâinatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Mekke Dönemi, s.292-293
Buhârî, Bed’ü’l-halk 7; Müslim, Cihâd 111
Salih Suruç, Kâinatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Mekke Dönemi, s.308-309
Salih Suruç, Kâinatın Efendisi Peygamberimizin Hayatı, Mekke Dönemi, s.310-311
Buhari, Bed'u'l-Halk 6, Enbiya 22, 43, Menakibu'l-Ensar 42; Muslim, Iman 264 (164); Tirmizi,
Tefsir, İnşirah, (3343); Nesai, Salat 1, (1, 217-218)Râzî, XXVIII, 251
Müslim, Îman, 272; Eşribe, 92
Nesai, Salat, 5/2115
Taberî, XV, 18-19
Ebû Dâvûd, Edeb, 35/4878
Taberî, XV, 18-19
İbn-i Mâce, Sadakât, 19
Buhârî, Rikâk, 51; Müslim, Zühd, 93
Buhârî, Salât, 1
Nesai, Tefsir, 215/2798
İbni Hişâm, Sîre: 2/40; İbni Sa'd, Tabakât: 3/170.
İbn-i Hişâm, II, 10; İbn-i Seyyid, I, 243; Heysemî, I, 75; Beyhakî, Delâil, II, 356
Müslim, Muhtasar, İman, 84
Kadı İyaz, Şifa-i Şerif, trc. Mehmet Yaşar Kandemir, 7. Baskı (İstanbul: Tahlil Yayınları, 2017), 1: 372.
Ömer en-Nesefi, İslam İnancının Temelleri Akaid, trc. M. Seyyid Ahsen, 17. Baskı ( İstanbul: Bayrak Yayınları, 1995), 228.
Beyâzîzâde Ahmed Efendi, İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin İtikadî Görüşleri(el- Usûlü’l-münîfe li’l-İmam Ebî Hanîfe), trc. İlyas Çelebi 6. Baskı (İstanbul: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 2017), 117.
Kettâni, Mütevatir Hadisler (Nazmul Mütenasire Minel Hadisil Mütevatire), trc. Hahifi Akın, 1. Baskı, (İstanbul: Karınca Yayınları, 2003), 489.

